Çarşamba, Haziran 29, 2011

lan buraya bakın

cumartesi benim doğumgünüm. bana hediye vermek isteyen, kutlamak isteyen olursa mail atsın. evde şeyedeceğim herhalde. belki gelmek istersiniz. ama evde şeyetemeye debilirim. ezgi yaldız. özellikle sen canım...

Pazar, Haziran 26, 2011

annemler "beyaz geceler" turuna çıktı. beni evde tek başıma bıraktılar. ben de 40 yılda bir evde yalnız kalmış her ergen gibi "sabahlar olmasın" turuna çıktım.

geçen sene bana farklı mail adreslerinden farklı kişiliklerin ağzından komik komik mailler atan biri vardı. ben ona cevap vermedim çünkü espriyi anlamamıştım. bugün ona burdan teşekkür ediyorum. çünkü o benim "doğumgünümde bana mail atın" çağrıma kulak vermişti. ne tatlı biriydi o.

Cuma, Haziran 24, 2011

stajyerlik

ofiste çok fazla iş yaptığım söylenemez ama çok önemli şeylere tanık oluyorum. yasal danışmanlar var, onlar mültecilere BMMYK'ya giderken yardım ediyorlar. türkiye'de ancak geçici sığınmacı olabiliyorlar, ancak mülteci statüsü elde edemiyorlar. (1951 szöleşmesine konulan coğrafi çekince sebebiyle avrupa dışında mülteci kabul edilmiyor) bm'ye başvurup yıllarca üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeyi beklemeleri lazım. benim işim telefonlara bakmak ve mültecilerden gelen notları yasal danışmanlara iletmek ve birkaç basit bilgi vermek. bunun dışında çok küçük şeyler. giderek, öğrendikçe belki bir mülakata da girip gözlem yapabilirim, öyle dediler. ancak dosyaları okuyorum bir de ülkeler hakkında internette olan raporları. bir dakika önce telefonda seninle kibar kibar, farsça ile karışık türkçe konuşan adamın işkenceden kurtulmuş olduğunu bu dosyalara bakarak okuyorsun. bu herhalde "insan hakları" denen şeyin somutlaşmış hali. birçok insan bunu bir şefkat meselesi olarak görüyor, bence öyle değil. bunu soyut olarak anlayabiliyor gibiydim, anca şimdi bu anlayış pekişmiş oldu.

bugün değişik bir şey oldu. rafta duran bir dergide, hikayesini kamuya anlatmış, iranlı, genç bir kızın röportajını okumuştum. işkence, tecavüz mağduru, lezbiyen. bm buna inanmıyormuş ve habire reddediyormuş. ben de dedim bir bakayım kızın dosyasına. bir baktım ki yerleşmiş 3. bir ülkeye. sevindim.

geçen gün de rüyamda "sorry your case is closed" diyordum birine, çok üzücüydü.

oha az önce de bir adama "yarın arayın" dedim ama yarın cumartesi. neyse en azından az sonra elif gelirse adamı arayabilir çünkü adam "urgent" dedi... ben de söylerim yanlışlıkla yarın açığız dediğimi.

Perşembe, Haziran 23, 2011

işte o şarkı!!!

evet, işte, bluetooth exchange folder'dan çıkan son şaheser, oxford'dan çıkmış gibi bir ingilizceyle yazılmış o eser!!! adı: i hate studying. şarkının kendisi kadar ismi de yaratıcı hani...XDD


işte o düşündürücü sözler...
i hate studying when it becomes an obligation
im lying on the floor with books of law
i find myself lazy and selfsh and shallow
i didnt even go to school all year just to follow
im only 22 and im thinking of retiring
maybe next year cause i find it really tiring
id like to go out and buy myself an ice cream
without even thinking of contract of venture
id like to go out see a new concert without even wondering about its copyrights...

Cuma, Haziran 17, 2011


dünyanın en güzel, en kişilikli, en nazlı organı bence ayaklardır. topuklar hafifçe nasır tutmuşsa bu güzel bir ayaktır. topuğun kavuniçi, görmüş geçirmiş, fakat temiz rengi yok mu! ben fetişist değilim, ancak ayaklardan utanmanın bir insanın kendine yapabileceği en büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. mahrem olduğu bir yere kadar doğrudur. ancak bu utanma aşılabilir. çıplak ayakla gezmenin verdiği o hazzı hiçbir şey yaşatamaz. ve boşuna oje filan da sürmenize gerek yok. ayaklar, bir insanın en temiz, en nazik ve narin, en sevimli kısmıdır. çocukların el ve ayakları sevilir. sevgilinin elleri sevilir, ayakları beğenilse de itiraf edilmez. fetişist, sapık sanılmaktan korkulur. böyle saçma bir şey olamaz. sapıklık, vücudun tamamını sevmek, saygı duymak demek değildir. siz de vücudunuzun tamamını sevin ve ona saygı duyun.

Salı, Haziran 14, 2011

yazın gelişi

bugün fransız eva bize milletvekilleri dağılımı, 367 vb ile ilgili şeyler sordu. hepsine cevabım: "oh, yes, yeah maybe, actually i don't know." şimdi de terasta annemlerle arkadaşları oturmuş konuşuyor seçimlerden. "bence sırrı süreyya bir feminist." (ibrahim'den kaptım) "hayır çünkü şivan perwer olayında sesi çıkmadı, ikiyüzlü." "hadi ya, öyle miymiş?" "chp'nin kemikleşmiş tayfası ölerek yok olacak." "ee, o zaman heslere ne diyorsun? allah allah yani!" "hesap uzmanları böyle oluyor."

2007'de, 19 yaşında oy kullanırken ne hissettiysem pazar günü de aynı ruh hali içindeydim (bakın şurada yazmaya çalışmışım) demek ki hala siyasetten hiç anlamıyorum. sağolsun bugün bunu eva ile beraber teyit ettik.

stajım ise muhteşem! gerçekten bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar insana. fakat daha çok yeniyim. annemler tatile gidecek diye kendimi, yaz mevsiminin bu zamanlarında hep olduğu gibi boşlukta, sahipsiz, korkunç hissediyorum. geçen yaz da yeraltı sado mazo dünyasını anlatan bir film izliyorduk geceyarısı ekin'le. babam da kanepede uyukluyordu. sonra ekin bana şiddet dolu filmlerle ilgili bir şeyler anlatmaya başladı uyduruk uyduruk. gözlerinde erkek çocuklarının bu tür konulardan bahsederken konunun ciddiyetini kavramamaktan da gelen tuhaf bir zevk pırıltısı vardı. "sus" dedim, "sussana be!" sonra öyle bir bağırmışım ki babam yattığı kanepeden zıplayarak uyandı. o gün ertesi gün, hep içim üşüdü tuhaf tuhaf. annemin koynundan çıkmıyordum. yaz gelince, günler boşalınca böyle oluyorum hep... bir boşluk duygusu, bir tedirginlik. gelecekten korkuş.

Pazar, Haziran 12, 2011

....'de staja başladım. haftada 3 gün, 3 ay sürüyor. iki gün eğitim vardı, iki gün de staj yaptım. insanları sevdim galiba. pek konuşmadım onlarla. iki kişi var bize eğitim veren. ikisi de sakin, sıcak kişiler. bir de tercümanlar var. macid diye bir adam var, güleryüzlü, sıcakkanlı. benimle beraber başlayan eva diye new yorklu bir erasmus öğrencisi kız var. bir de hukuk öğrencisi fransız bir kız, o da eva. aslında yabancı stajyerlerin hepsi biraz birbirine benziyor. new yorklu eva favorim.

Perşembe, Haziran 02, 2011

şu eşşoğlueşeklere bakın hele

çok sevgili blog, şu "mandarins" kitabında camus'nün haytını anlatıyormuş. orada paula var, camus'nün karısıymış. işte bu kadını camus aldattıkça aldatmış ve kadıncağız bu yüzden akıl hastahanelerinde yatıyor, kitapta da var. her neyse, baktım camus bu kadını kimle aldatmış, maria casares diye bir aktris. hatta internette bir filmi var ki orda da 2. kadın olmuş. google'da ilk çıkan şu resme bakın camus ile casares cilveleşiyor: