Perşembe, Haziran 23, 2011
işte o şarkı!!!
işte o düşündürücü sözler...
i hate studying when it becomes an obligation
im lying on the floor with books of law
i find myself lazy and selfsh and shallow
i didnt even go to school all year just to follow
im only 22 and im thinking of retiring
maybe next year cause i find it really tiring
id like to go out and buy myself an ice cream
without even thinking of contract of venture
id like to go out see a new concert without even wondering about its copyrights...
Perşembe, Mart 31, 2011
muscled man
çirkin şivem, lafları yutmam, cep telefonunun kötü kaydı sebebiyle anlaşılmama ihtimaline karşı sözler:
i get uglier everyday, i get fatter
i didn't even feel like a woman until i met you that evening
for a while
you were shinig in the place, you were shining
oh you looked so cute and ravissant with your fantastic eyes and your fantastic smile
say, why do you keep all these muscles?
do they make you happy?
oh, you're such a, such a pretty boy
i think thaat's what makes you free
from the problems of the world
Perşembe, Ocak 06, 2011
sevgili sürüsüne bereket izleyiciler, sizi yeni bir pre-intermediate ingilizce şarkımla başbaşa bırakıyorum. amerika'ya bir defa gidince bende bir ingilizce şarkı hevesi başladı bir daha da dinmedi. lütfen şarkıyı dinlerken bu dil seviyesine takılmayın! biliyorum, bazı gramer ve "vokabüler" hataları var, ama hangimiz yapmıyoruz ki?
bu şarkıyı yazalı ne kadar oldu hatırlamıyorum. şarkıyı yazarken esinlendiğim şeyler şunlar: "mignonne, alors voir si la rose qui ce matin avait declose" diye bir şiir ezberlemiştik, o. tam hatırlamıyorum şiiri ama "gençliğini tüketme, yapraklarınızı şimdiden kopar" mesajı veriyordu gencecik, güzel bir kıza. o şiiri düşünerek yazdım şarkıyı. aman neyse. hiçbir şey düşünerek yazmadım. her şeyi bir şeyler düşünerek yazsaydık kendi adıma söyleyeyim hiçbir şey yazamazdım. zaten sanırım olan da bu.
ben poliçelerde araya girme suretiyle ödeme adlı ödev konuma geri dönüyorum. hah, keşke porno film çekmeye geri dönüyorum deseydim. iğrenç bir ödevim var. gerçi onun da kendine has zor tarafları vardır.
bu okul beni öldürdü, öldürdü. şöyle lafları duymaya bayılıyorum: "uzun zamandır aklımdaydı x konulu sergiye gitmek, uzun zamandır y konseri olsa da gitsem diyordum, kısmet bugüneymiş." o kadar kıskanıyorum ki böyle konuşanları. çünkü uzun zamandır gitmek istediğim bir sergi, bir konser, bir oyun, bir film yok. bunun yerine televizyon, internet, gazete var. hepsine de sınav dönemlerinde bağlanıyorum ve hepsinden de nefret ediyorum. insan sevmediği bir alışkanlığı da uzun bir zaman sürdürebilir, bu sizi şaşırtmasın. hakikaten sanat ruhun gıdası, o güzel şeyler, o yüce şeyler gerekliymiş, bunu insan ticaret hukuku çalışınca anlıyor. daha doğrusu insan günlerini tv ile, gazetelerin magazin ekiyle geçirince anlıyor. kendini biraz boş ve hantal bulmaya başlıyorsun. etrafında daha güzel bir dekor olsun istiyorsun. reşat nuri'nin bir öyküsü vardı, bir kadın tüccar kocasını yeni tanıştığı ince ve romantik gencin yanında çok hakir görüyor oysa ki ince romantik gencin derdi kadınla yatmak. kadın tüccar kocasına "ay ne kabasın, ne basitsin, ne kadar iğrenç şeyler para işleri!" diye bağırıyor. o kadına benzedim. "ah ne iğrenç şu poliçe, ne berbat şey, fransız kültür sanat kanalı arte'yi, trt2'yi açın bana, günlerce izlesem açığım anca kapanır!" ama vallahi durum bu.
Çarşamba, Mayıs 19, 2010
geçen gün okula nil karaibrahimgil ve jay jy johanson geldi. nil karaibrhimgil her zamanki gibi canayakın ve güzeldi. jay jay johanson ise etrafa "seksi bir hüzün" yayıyordu. evet, sadece şu tamlamayı söylemek için kurdum bebeğim bu cümleyi ben. "seksi bir hüzün."benim şarkılarım ne yayıyor acaba etrafa? bok yayıyor. bir bok yaymıyor. keriz.
Pazartesi, Mart 22, 2010
bu şarkı da öyle bir şarkı işte. ingilizceye merak saldığımı anlamışsınızdır. bunu alçakgönüllü bir merak olarak kabul etmenizi isteyeceğim, zira ne aksan ne de kelime dağarcığı olarak bu dile olan ilgim bir hevesten ileri gitmiş değil. bu şarkım, diğer ingilizce olanlarla beraber yazdığım, fakat gerek melodi gerekse söz olarak beğenmeyip zihnimde geri plana attığım şarkılarımdan biri. benim şöyle bir huyum vardır, yazığım hiçbir süprüntüye kıyamam ve asıl sevdiğim şarkılarım diğerlerinden biraz daha kötü olanlarıdır. onlara utanmadan "butik şarkılar" derim, yani melodisi akılda kalıcı olmayan, arkadaşlarımın duyunca "bunu o kadar sevmedim ben be" dedikleri şarkılar... fakat ben yalnızken bunları söylerim, kendimi eğlendirmek, vakit geçirmek, birazcık duygulanmak için. bu şarkı 500 days of summer filmini izleyenler için de içerik bakımından tanıdık gelecektir.
Cuma, Ocak 22, 2010
bir şarkı daha
yeni bir klip bu. klip çünkü mimik filan yapmaya çalıştım. şarkıyı 2005 yılında yazdım. ya da 2006, bilmiyorum. şu an üniversitede bizim sınıfta olan voleybolcu, aptal bir çocuğa yazmış idim. o da beni reddetmiş idi. şarkıyı hala severim. çocuk ise 85leri 90ları çakıp voleybola devam edip güzel güzel kızlarla çıkıyor. geçen gün bana gelip "ay sen bana aşıktın" dedi. ben de ona "ne var, küçük emrah'a da aşıktım" dedim ve beş yıllık intikamımı aldım allah'a şükür.
Cumartesi, Aralık 26, 2009
Perşembe, Kasım 19, 2009
bu şarkı, 12. sınıfta yazdığım "em d c am" 4 akorlu, fransızca furyasından bir şarkı. bu şarkılara 11. sınıfta başladım. ilkini 2006 temmuz linkindeki "pour elise" başlıklı gönderide bulabilirsiniz. 2006 haziranında ve mayısında da o dönemdeki şarkılarımdan var. şarkının sözlerini serbest çevirirsem kısaca şu eğer merak eden olursa: "sen burdayken, yanımda, rahat edemiyorum derimin içinde. bakışını yakalamaya çalışıyorum, bana bir şey söylesin diye. fakat sen bir şey söylemiyorsun, bir ya da iki sigara yakıyorsun. ben de çaresizce atılıyorum: 'burda bir ya da iki akşam kalabilir miyim? bir ya da iki gece? bir ya da iki öpücük? sen ve ben ikimiz bu kadar imkansız mıyız?' şimdi gitmem lazım, şu iş hep aklımda, sen ve ben ikimiz, sen ve ben ikimiz."
o yıllarda azizim, böyle arabesk şarkılar yazmaktan utanmıyordum, şimdi hiç tarzım değildir, merak eden olursa.
Perşembe, Kasım 05, 2009
Cuma, Ekim 30, 2009
birkaç şarkıcık
iki şarkı var burda. ingilizce olanını bu sabah yazdım. açıkçası yaaani. pek iddialı değilim shy spirits unite adlı bu şarkı konusunda. sözleri: "theres a place for shy sprits, somewhere in the universe where they love eachother. they love eachother so deeply that they feel comfortable now so maybe theyre not shy sprits anymore. shy sprits unite. so they wont hurt us anymore they wont reject us anymore" daha çok ingilizce geliştirme/ yazma isteğimi gideriyor diyelim. diğeri de arkadaşlarımdan çoğunun bilmediği, 2007 senesinde 12. sınıfta yazmış olduğum bir şarkıcık. niçin makarella yella monteyi, aptalı, çetini filan koymadığıma gelince: ya onları söylemek çok içimden gelmiyor bu aralar böyle daha bilinmedik şarkıları koyasım var.
Pazar, Ekim 11, 2009
then you'll go ahead ve başka şarkılarım
düzeltme: 2 kelime yanlış talffuz edilmiş şimdi fark ettim ama salla.
should i move from here? should i change my hair? should i become a lesbian or should i take you away? by the hand, away from the crowd? but i still don't think yes i still don't think it's gonna work between us cause you'll go ahead and break my heart in two equal pieces. hopelessly i fall in love with the most sarcastic man species. i'm feeling ugly and dump at the same time i'm feeling ugly and fat and completely down... you let me down.
EST CE QUE TU M'AİMES? (BENİ SEVİYOR MUSUN?)
oui, ça fait des mois et des mois que je reste noyée dans des pensées, des obsessions des paranoias. oui, ça fait des mois et des mois que je reste bloquée dans une seule possibilité que tu ne m'aimes pas. est- ce que tu m'aimes? il faut que je le sache. est-ce que tu m'aimes? il faut pas que tu te faches. parfois je me sens hyper loin de toi. parfois tu me sembles accesible, parfois pas. tes un homme froid et javoue que jadore ça parfois. mais parfois cest trop. dis moi si tu me deteste pas trop.
DOKUNMAK
saçları güneşte güzel parlıyordu girerken suya. öbürü sadece elini tutmak istiyordu dokunmak ona. dokunmak sen hiçbir şey hissetmeden, içimde üzgün ırmaklar akarken. büyülü bir ormanda gezinirim o zaman, ren geyikleri vurulur.
TA GUEULE (KIÇIN- DEFOL GİT GİBİ BİR ANLAMI VAR)
privée de mes envies (isteklerimden mahrum bırakılmış)si loin de mon aimé (sevdiğimden böyle uzakta) cest cela que j'appelle ma vie:(ben hayatım diye buna diyorum:)attendre que tu me reconnaisse (beni kabul etmeni beklemeye)mais j'ai marre ah oui j'ai marre, putain j'ai marre de subir ça (ama bıktım, allah kahretsin bıktım bunu çekmekten) si tu ne m'imes pas dis le moi(beni sevmiyorsan söyle bana)au début j'aurai trop mal (önce çok kötü olurum) mais apres je me sentirai moins seule (sonra daha az yalnız hissederim kendimi) je vais tappeler pour te dire ta gueule mon amour (seni defol git demek için ararım aşkım)
Son olarak, then you'll go ahead adlı şarkıdaki "should i become a lesbian?" Ifadesini değiştirmii bulunmaktayım. Bunun sebebi çok açık: bu cümle lezbiyenliği karşı cinsten umudu kesince olunan bir şeymiş gibi gösteriyor, bu yanlış. Buna lezbiyenler kızacaktır. Nitekim karşı cins konusunda habire hayal kırıklığına uğruyorum ama seksüel yönelimimde bir değişiklik olmadı. Orda artık "should i run away?" diyorum.
Cuma, Ekim 02, 2009
bir de uzun süredir yüklemek istediğim i saw a dog adlı şarkı var. bu da benim amerika'ya bile gitmeden önce yazdığım pre intermediate seviyesindeki ingilizce şarkımdır. hoş, seviye de atlatmadı bana o 3 ay ya her neyse. (what would you like to drink mam demeyi öğrenmek dışında). bu videoyu yüklemek konusunda çooook kararsız kaldım, çünkü perişan vaziyetteyim ama sonunda yüklemeye karar verdim:
bir ara bahsettiğim şarkı
bir ara makus tarihimin ennn kötü şarkısından bahsetmiştim, if you remember it.
işte bu o. adı:zodyağın tüm burçları. bence astrolojile ilgili yazılmış ilk şarkı. ha, bundan önce teoman "durun tahmin edeyim, balıksınız değil mi?" demişti ama zannetmiyorum ki o sayılsın...
zannetmeyin ki bu şarkıyı yolladım diye neşeliyim. değilim aslında. içimde beni yatırmayan bir korku var. bunun nedeni var mıdır bilmiyorum. açıkçası neden isteyenlere kızmaya başladım. insan nasıl nezle olursa aynı derecede, insan olmanın getirdiği bazı hüzünlerle, korkularla ruhu üşüyebilir... korkmak ne kadar insancıldır ve hiçbir şey yapamayız bunun karşısında. bir adım ötemizdeki dehşetten, bir tık ötedeki vahim durumlardan korkmamak elde midir? ve burçlara sığınırız, depresif balıkla, ukala aslanla tanıdık birer kişilermiş gibi, zeus veya hera gibi vücut bulmuş idealler, (ideal dediysem mükemmel olmayan) hayali kişilermiş gibi avunuruz.
sizi seviyorum.
Pazartesi, Eylül 14, 2009
şarkılar
daha başka bir sürü şarkı var. bunlar en güzelleri değil, sadece rastgele... cesaretimi topladığım, üşenmediğim zaman öbürlerini de koyarım.
geldiğimden beri bir ruh misali evde dolaşıyorum. gecem gündüzüm belli değil. uyumak ne mümkün. bu gece de uyuyamamışım. deniz'in bana tavsiye ettiği son şeyler ülkesi'ni okudum. sonra şişman kızın yaşam rehberi diye bir kitap okudum. uslubunu hiç ama hiç beğenmesem de, anafikrini beğendim. şişman kadınlara yapılan baskı ve saygısızlık, onların her gün maruz kaldığı kişiliğe saldırı, şiddet, sözlü taciz... kadınlara yönelik kötü muamelenin ve ayrımcılığın sadece bir kolu bence. çünkü erkekler güzel kadınlara ayrı, çirkinlere ayrı kötü muamele yapıyor. güzel olmayı hep daha da zorlaştıran bir kültür egemen. kitabın yazarı tuana toksöz adında şişman bir kadınmış. "artık böyle olduğum için kimseden özür dilemeyeceğm." diye bir lafı var. çok beğendim. ama dediğim gibi, uslubunu hiç beğenmedim. ha ingilizce yazıp kitabı sonra çevirdiyse o başka. amerika'da yaşıyorsa o da başka. ama atıyorum istanbul'da yaşıyor ise beğenmedim.
ruh gibi dolaşıyorum, evet. new york'ta son günlerimiz ne kadar güzel geçti... manhattan dışındaki mahalleri de görmek istedim ama öyle bir şey olmadı. istanbul'a geldiğimden beri bir şey yaptığım yok. bir gece ekin geldi. beni sabaha kadar uyutmadı, yeni aldığım küçük gitarı çaldı, komşuları da uyutmadı. balkonumuzda sigara içti. annem ona gelip "yatsana oğlum, bu kız jet lag oldu bilmiyor musun?" diye kızdı. babam havaalanında beni önce soğuk karşıladı, eve gelip yıkanınca da bana dedi ki: "havaalanında domuz gripliydin öpemedin, dur bir daha öpeyim." yani işte böyle. zee ile geçen gün trolley'de karşılaştık. ben onu bizim gibi öğrenci sanıyordum, oysa 7 yıldır amerika'da, göçmenmiş. okumuyormuş. deniz de sırbıstan kökenlidir. bunu duyan zee deniz'in peşini bırakmadı. nerde görse kızı, kolundan tutuyor, konuşuyor da konuşuyor. ermeni sorunundan konuşuyormuş. deniz kaçacak delik arıyordu. yok diyor konuşsun konuşsun da durmuyor ki, bir yerden sonra dinlenmiyor dedi.
Cumartesi, Temmuz 01, 2006
kuçuk ezgi
nolur gitme
Vidéo envoyée par ezgisirin