Cuma, Temmuz 28, 2006

daniel

şimdi size daniel nasıl bir adamdı onu anlatacağım. bir pamukşekeri kadar yumuşak ve tatlı bir adamdı diyebilirim. hatta siz bu yorumdan benim ona hani şu genç kızların kendinden yaşlı adamlara duydukları flört ve kendini beğendirmeyle karışık yakınlığı duyduğumu çıkarabilirsiniz. oysa ki yazdığım daniel, artık malzemem olmuş bir daniel'dir. bu yüzden kendimi gerçek daniel'e karşı suçlu yahut sorumlu hissetmem.

daniel bizim tiyatro dersinde oluşturduğumuz küçük gruba gelmiş küçük bir adamdı. evsiz serserilere benzerliği ile dikkat çekerdi. kilosu herhalde elli falandır, elmacık kemikleri öyle çıkıktı ki hasta sanırdınız. kısa boyluydu, dalgalı saçları ve tek kulağında küpesi vardı. utangaç oğlan çocuklarına benzeyen sevimli bir gülüşü vardı, çok kibar ama çekingen biriydi. yaşı kırktı. fakat hiç göstermezdi, zayıflığı nedeniyle.

daniel'e başta hiç sokulamadık. onun françoise diye bir arkadaşı vardı ki onu da başka bir yazımda anlatırım. soğuk olmamasına karşın, beni beğenmediğini sanırdım. beni çok ciddi buluyormuş gibime gelirdi. bir oğlu da vardı daniel'in, yaşından 4 yaş küçük gösteren, zayıf, utangaç bir çocuk. sonradan öğrendik ki annesi evi terk etmiş, sonra vefat etmiş. kitapları, okumayı seven, duygulu bir çocukmuş. ben ona ablaca bir yakınlık göstermiş ve onu sinirlendirmiştim.

marie france beni artık arabasıyla bırakamaz olunca, bu iş daniel'e kaldı. akşamları onunla dönmeye başladım. bu yolculuklar boyunca ben hep konuşurdum, daniel de dinlerdi. sonra bana anlatmaya başladı. evsizlere ettiği yardımlardan, ruhsal aydınlanmadan, meditasyondan, acıların insanı olgunlaştırdığından bahsederdi. eve bırakırken beni de sevgiyle gülümserdi, artık kalbini kazanmış gibiydim.

size daniel'i neden anlattım, bilmiyorum ama insanları anlatmayı seviyorum. hele böyle her şey olağanüstüymüş ve çok önemliymişçesine anlatmayı.

Perşembe, Temmuz 27, 2006

babam bugün beni yanına çağırdı. "kızım ne olacak senin bu halin?" dedi. ben de anlamamazlıktan gelerek "hangi halim?" diye sordum. yüzünü acı bir ifade kapladı, bana sevgi ve acımayla karışık baktı. kafasını iki yana salladı "ah kızım, dedi, bize hiç güven veremedin. hep korunmaya muhtaç gibisin. arkadaşlarına, bize, kendini hemencecik teslim ediveriyorsun. hiçbir işini sen kendin yapmıyorsun. etrafına bakmıyorsun. bir gün sana bu halin yüzünden yolda araba çarpacak, öleceksin diye korkar oldum." ben de başımı eğdim. devam etti "çok iyi bir insansın ama bir türlü büyüdüğünü gösteremedin bize be yavrum." dedi. aileleri çocuklarının hayta olamsından çok üzen bir şey varsa bu da çocuklarının pısırık olmasıdır. hele çocuklar erkekse daha büyük bir utançtır bu. fakat bizim evde kız erkek ayrımı yapılmıyor, benden de bir erkek çocuktan beklenen şeyler beklenebiliyordu. bunun başında açıkgöz olmak geliyordu.

oysa olnuyordu. değişmem için epey bir değişmem lazımdı, oysa ki ben halimden memnundum. kendi küçük, bulanık evrenimde yaşamım sürüp gidiyordu. rahatsız edilmek en son isteyeceğim şeydi.

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

orda gerçekten oluyor
http://www.fromisraeltolebanon.org/
sonunda evden çıkmamaya karar verdim çünkü hastayım. bu sefer galiba bedenen değil, ruhen hastayım, bildiğimiz tembellik hastalığına yakalandım, içimden hiçbir iş görmek, yürüme bandında yürümek bile gelmiyor. öyle ki canım kitap okumak istediğinde yeni bir kitaba başlamak için bile çok yorgun olduğumu hissettim, ben de "kürk mantolu madonna" kitabını yıllar sonra tekrar okumaya başladım. onu okurken de uyuyakalmışım. şimdi uyandım ve yazıyorum. benim asosyal olduğum hissine kapılıyorlarmış okurken beni, doğrudur. insanda bir aktif bir de pasif yan varsa ve biri harekete geçtiğinde diğeri alçalıp bitiyorsa bende bu pasif hal üste çıkmaya çok meraklıdır. oysa ki ne kadar gencim, 18 yaşındayım, sağlıklı bir vücudum var, isteseydim eğer daha sağlıklı olur, böyle yağ bağlamazdı. bazen kendi kendimi bir doğal kaynak gibi harcadığımı hissediyorum. fakat tüm bu pasifliğime rağmen hayattan tam olarak kopmadığımı görüyor seviniyorum. sadece etrafıma daha fazla dikkat etmem gerekiyor. ah, şimdi bu dalgınlığın, babaanne geceliğinin ardına saklanmış ezgi'nin seyahat etmekten, müzelere gitmekten ve yeni insanlarla tanışmaktan hoşlandığını söylesem kim inanır? affedin sevgili sürüsüne bereket okurlarım, politikadan bahsetmek yerine size daha çok söz sahibi olduğum konulardan bahsedebiliyorum ancak.
konuşma kurslarına gideceğim çünkü konuşamıyorum. cümlelerimi tamamlayamıyorum, orta yerde cesaretim kırılıyor ve mecburen susuyorum ya da sesimi gittikçe alçaltarak karşımdakinin bozuk cümlelerimi duymamasını sağlıyorum bana diyorlar ki "sen türkçe'yi mi unuttun bakiyim?" aslında unutmadım kelime dağarcığım falan iyi ama konuşma biçimimi bulamıyorum "hangi cümleyi kimin karşısında hangi ses tonuyla söylemek" işte sorun bu. fransızcada yoktu böyle bir şey. aksanlı ama spontane bir konuşma biçimi tutturmuştum, hızlı ve neşeli konuşuyordum, konuşurken mimiklerimi ve bakışlarımı kullanmaktan çekinmiyordum böylece ortaya ferah ve sevimli bir konuşmacı çıkıyordu. üstelik konuşurken böyle şeyleri düşünmezdim bile. ne de olsa değişim öğrencisiyim derdim ve çok rahat olurdu. burda bir şey sorsan diyorlar ki " kendi vatanın, kendi şehrin, nasıl bilmezsin?" bunun sorumluluğu var tabi.

bugün boş boş otururken (evden çıkmam gerek ama çıkmaya üşeniyorum) tembelliğim meyvesini verdi ve ben bir şarkının nakaratını yazdım. şarkım o kadar derin değil ama kız sesine ağırlık veren hüzünlü bir aşk şarkısı:

est ce que je peux rester ici, un soir, ou deux?
une nuit, ou deux?
une moi, ou deux
toi et moi, nous deux, est ce que nous sommes si impossibles?

Pazar, Temmuz 23, 2006

kendinizi salmayın

bu blogun adını alaycı alaycı "ezgi'nin esrarengiz olaylarla dolu bilmemne günlüğü" koyacagıma keşke daha açık sözlü olup "zavallı ezgi'nin heyecansız arayışlarının günü gününe özeti" falan koysaymışım.

Pazartesi, Temmuz 10, 2006

sevgili ezgi,

seni tanıdığım için çok mutluyum, beraber birçok kez vakit geçirdik ve bu zamanları hep hatırlayacağım çünkü komik birisin ve aynı zamanda çok güzel resim yapıyorsun sanatının birinci hayranı benim.

neyse, hoşçakal.

Pazar, Temmuz 09, 2006

- A!!! seni goremeyecegim bir daha. ne kadar uzucu.
- evet, uzucu ama yani. isin suyunu çikartmaya gerek yok.
- A, evliligimiz konusunu dusun. eger 10 sene sonra hala bos olursan ben hep hazirim seninle evlenmeye. bana mail atarsin.
- daccord on va garder le contact.

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

odami bosalttim dun. yarin gelecekmis gibi biraktim, çunku hiç burayi terk edecekmisim gibi gelmiyor. doris ispanya'ya gitti ve bana madrid'den mesaj atti. dogumgunumde tracy champman'i dinlemeye gittim. bruksel'de abimle kaliyorum ve karisiyla. iki avusturalyali'ya belçika'yi tanittik. ben dun ve bugunu hoslandigim insanlarla geçirdim. A. ve iki kiz arkadasiyla bulustum dun. saçlari uzamisti A'nin, agzi burnu kir içindeydi. kiz arkadaslarindan yahudi olan dil okuyormus, bana ural altay dillerinden bahsetti, benim de dil gruplari hakkinda biraz bilgim oldugunu gorunce beni çok sevdi. durmadan A'nin fotograflarini çekiyor bana "çok yakisikli degil mi?" diyordu, ben de "evet" diyordum. sonra A ile bilardo oynayanlari seyrettik bir kosede, baska oglanlarla tanistik, bize yeni bir içki tanittilar. ben de çekingenligimden kurtulayim diye içiyordum. A'ya kendi adindan esinlenerek yaptigim adem ile havva resmimi hediye ettim. bu resimde ikisi de çiplakti, adem havva'yi omzuna oturtmustu ve yasak elmayi çalmaya ugrasiyorlardi. A "çok guzel" dedi. ben A'nin saçlarini oksadim. sarhos bir edaylane kadar sevimli oldugundan bahseden laflar ediyordum, o da oylesine "sen de, sen de" diyordu. daha ileri gitmedim, çunku bu kadar mutluluk bana 3 gun yeterdi. eve gidince bulusmalarini kafalarinda tekrarlayan genç kizlar olur ya, aynen oyleyim. bugun de c ile bulustum, birbirimize yazacagimiza soz verdik. kendisine ondan bahsettim, dedim ki "sakin ve misafirperver bir gol gibisin." o da bana dedi ki "masum ve safsin, ama aptal degilsin." ve son bir bruksel turu yaptim a pied.

Cumartesi, Temmuz 01, 2006

bir gun bir soz biri tarafindan verilmis ise

doris ile konusiyorduk dun aksam. kendi meme ucuna parmaginin ucu ile sert bir darbe indirdi "ne yani, bundan da mi huylaniyorsun?" iki buklum olmustum: "y yapma huylaniyorum, uff çok fena.." guldu. "ayni sey gobek deligi için de geçerli." "ama acitmiyor ki" "aa igrenç, igrenç, uff, kolonoskopi gibi, jinekolog masasi gibi ayni, iyyyy. huylaniyorum iste. yilan fobime benziyor bu." "sana dokunamayacaklar" dedi gulerek. yilanlardan nefret ederim. hayatimda yilan gormedim. ama çok kuçuklukten beri yilanlar hep kabuslarimin bas oyunculari olmustur. ansiklopedide bile resmini gorsem dayanamam. kuçuklugumde her hafta yilan kabusu gorurdum. hediye paketinden çikan yilanlar, degisik, igrenç, buklum buklum yilanlar. ayaklarim çiplak ise yatagimda yilanlar oldugundan kuskulanirdim. "bunlarin hepsi cinsel fobiler aslinda." dedi doris. "ne? dedim. benim neden cinsel fobim olsun ki çok saçma." "yilan neyin simgesi sence?" dedi doris de. "aaa" simdi guluyorduk ikimiz de.

"din yuzunden olmasin?" evet din yuzunden olabilir. kuçukken dini yayin yapan kanallari çok dinledim. "yalvaracaklar. ama çikamayacaklar. su isteyecekler. su yerine irin verilecek onlara." cennet yolcusu olduguna emin konusucu tarafindan alti yasindaki çocuga yapilan bu urkutucu konusmalar, tesbih sesleri ve ilahiler. ilahiler en neseli yayinlari idi aslinda. "oje surmek gunahtir." "annem de suruyor ama." "sen annen gibi olma, olur mu? soz ver? kapanacaksin. anneni bile yola getireceksin." "el sikismak çok haram. sehvet vucuda bir girdi mi. biz kardes gibiyiz diyorlar, oysa bilmiyorlar. ah, bir bilseler!" "peki tamam kapanacagim ben de. hem kapanip hem okuyacagim." "bu sozu sirf bana degil allaha da verdin." çunku ben de soz verdim. hasta yataginin basinda. ve bu sozu sirf kendim için vermedim. anlayin beni. "allahim sen annemi babami beni koru, az sonra dusuneceklerim için ise beni affet." ah altug'u çok seviyorum ama evli degiliz ki. ve en vurucu kismi: "insallah buyumem ben. buyuyunce gunahlar yazilmaya basliyor." her fanteziden sonra ortaya çikan suçluluk duygusu, yilanlarla birlikte vucuda gunahlarin da girmesi.

pr elise


pr elise
Vidéo envoyée par ezgisirin
hey elise salut!! comme promis, je tai enregistre ma chanson. je suis tellement triste de partir... ah la belgique, un beau pays. oui.

kuçuk ezgi


nolur gitme
Vidéo envoyée par ezgisirin
iste gozunuzde tum karizmami yerle bir edecek bir sarki!! arabesk tavirlar, hulyali bakislarla karsinizdayim
her seyden sikayet ettim butun bir yil boyunca. bana sorarsaniz yasamim berbatti. herkesin sahip olduklarini kiskandim, ama anlayamadim ki herkes her seye sahip degil. bugun odami toplarken anladim. ne çok kitabim, brosurum, kart postalim, hediyem, haritam, hatiram hatiram varmis. altta gordugunuz yine benim. insanin bir web cami olmayagorsun, ne yapacagini sasiriyor.