bu rüya serisine yer rüyaları ya da mekan tasvirli rüyalar adı veriyorum zira olay örgüsünden veya işittiğim sözlerden çok garip, gerçeküstü görüntüler bu rüyaların bende en çok iz bırakan özellikleri. etrafına fazla bakmadığı halde görüntü aşığı bir kızım bazen. evet, okuyalım artık:
(regina spektor'ın rüyasını anlattığı chemo limo eşliğinde yazıldı)
BORNOVA VE KOCA LACİVERT BLOKLAR
bu tür rüyalarda gördüğüm yerin hep gerçek yaşamdan alınma bir adı olur. burasının adı da izmir, bornova. fakat ortasında özgürlük heykelinin küçük ve kalitesiz bir imitasyonunun bulunduğu, tek bir açıklığa veya yeşilliğe ya da doğal bir şeye, toprağa ya da doğal olmayan bir şeye asfalta bile yer bırakmamış o kocaman, lacivertli koyu pembeli bloklar. denizin bittiği yerde başlıyorlar ve upuzuun uzanıyorlar. öyle göz yorucu ve sevimsizler ki... ama yine de onlardan bir şekilde hoşlanıyorum, hoşlanma ve korku bir arada beliriyor içimde bu garip, kalitesiz ve tek çim bırakmamış bloklara bakarken. hoşlanma çünkü bu çok yenilikçi bir şey, yepyeni ve garip bir semt. evet garip bir semt, aslında bildiğimiz uydukent ama sanki gelecekten gelmiş gibi. korkuyorum çünkü sanki alıştığımız bornova'nın içine etmişler gibi geliyor bana. bu arada bornova'ya hayatımda sadece 1 kere gittim:)
bu tür rüyalarda bilinmeyen yerlerin verdiği o garip korku ve heyecanı duymamak imkansız:
İSTANBUL RÜYALARI
1) ÇİÇEK PASAJI
rüyamda evimin önünden çiçek pasajına çabuk gidebilmek için otostop yapıyorum. arabada 30 yaşlarında işi gücü belirsiz bir adam var. ıhlamurdere caddesinden sonra açıkçası nereye gittiğimiz belli değil. ıhlamurdere caddesi bir ara mons'ta şehri çeviren çemberin parçası olan ve dükkanların bulunduğu o çok nadir geçtiğim caddeyle karışıyor, o kadar benzeyiveriyor ki anlatamam. özellikle en yukarı kısımlarını düşününüz. her neyse ışıklı bir alt geçite geliyoruz. başı tramvay alt geçitlerindeki umumi helalara benziyor, 10 liraya hırka satan tarzda dükkanlar var, ve bir kerhane havası. başta bıyıklı şiman bir adam var elinde kağıt paralar. buanın adı çiçk pasajıymış. beni arabasına alan sürücü arabadan çıkıyor ve beraber içeri giriyoruz. elimde bir okul çantası var ve montlar. korkuyorum korkuyorum fakat bu o kadar garip, karanlık ve heyecan verici hoş bir korku ki anlatamam.
2) NEVİZADE, KARAKÖY, EYÜP
aynı geçidi çok önceden başka bir rüyamda görmüştüm aslında. turist arkadaşlarım, belçika'dan pek de tanımadığım okul arkadaşlarım izcilik klübü arkadaşlarım geliyormuş istanbul'a. hepsi eğlenmek isteyen, alkolik, gözükara, şamatacı tipler. istanbul ise küçücük, ama karmakarışık bir yermiş. öyle ki, bir deniz parçası ve etrafını bir körfez gibi çevreleyen minicik bir kara var. semtler küçülmüş ve içiçe girmiş. ceneviz evleri birleşerek minik kuleler oluşturuyor. ve sivri çatılar her şey bir minyatürdekine benziyor, iki boyutlu. nevizade ve karaköy ise birbirine çok çok yakın iki karanlık yerin adı. tramvay alt geçidine benzeyen ama ondan çok daha dar, eğlenceli, garip ve içinden adeta yıldız gibi kayarak geçilen yerin adı nevizade ve içki evleri & genelevler hep burada. ve ben oralaı pek bilmiyormuşum, arkadaşlarla yeniden öğreniyorum, bi ara onları kaybediyoruum ve nefesim kesiliyor.
3) BORDO KAHVEHANELER
bu rüyayı az öncekilerle birlikte mi gördüm emin değilim aslında. bana bu rüyayı gördürten avrupanın iç içe biraevleri, bizdeki beatles gibi kafeler olmalı. ama özellikle avrupa'nın alabildiğine uzanan biraevleri. rüyamda saat sabahın ikisi filan. liseden iki alt dönemimden çok konuşmadığım ama çok sevimli bir kızı görüyorum. abla diyor, eve gitmem lazım benim, ailem sorun çıkarıyor. anlıyorum diyorum, sen git ve sonra kendime gece için arkadaş aramaya başlıyorum o meydanda. her kahvehane boş, florasan ışığıyla aydınlatılmış zarif iki sandalyesi olan minik bir tanesi var, içinde de iki sevgili. böyle dolaşıyorum ve yapayalnızım, içim üşüyor. sonunda bordo renkli, içi de bordo ışıklı, bordo koltuklu, sıcak bir kafe buluyorum ve içinde liseden arkadaşlarım var. 10 kişilik bir grup, gülüp oynuyorlar. az önceki zevk veren üşüme hissim (pyscologic breeze dediklerinden) geçiyor, kendimi çok çok iyi ve güvende hissediyorum.
4) NEHİR, YEŞİLKÖY, AKBİL VE BOWLİNG TOPLARI
istanbul'da bir nehir varmış. nehrin üstünden kayarak taksiyle gece yolculuğuna çıkıyormuşuz. beyazıt'tan bir vapura biniliyormuş. fakat pahalıymış bu ve binmesi çok zormuş. beyazıt'ta robert kolej varmış kocaman bir yer ve vapurda kokteyl varmış. ve vapurdan inmek istediğim halde bunu nasıl yapacağımı bilemiyormuşum. ve birden kendimi yeşilköy'de buluyorum. evime gitmek istiyorum artık. (evimin arkası yeşil bahçeyle çevrili bir göl, bunu biliyorum) evime gitmek imkansız gibi... metrodayım çünkü. araçta değil, istasyonda. burası bomboş, sadece pis demirde dizilmiş bowling topları var. akbilime bakıyorum ve evime gitmek istiyorum, göle yakın (gerçekte göl yerine park vardı) yeşillikler içindeki evime.
UZAKTA OTURMA RÜYALARI
bu rüyalarda evim ya da gitmek istediğim yer o kadar uzakta oluyor ki otobüslerin oradan geçip
geçmediğinden bile emin olamıyorum. giderken fabrikalar, boş araziler, güneşli ve tozlu yollar görüyorum.
her neyse, filmlerin anlatmak istediği konudan çok bazı görüntülerin güzelliğine takılıyorum, anlamsız bir şekilde güzellik, neden gördüğümü bilmediğim anlamsız rüyalara geri dönmek, orada kalmak istiyorum, neden, sadece daha güzel olduğu için.