oldukça garip bir buluşmaydı, okuyucu olmayan sevgili insanlar, belki sen onuray mete, buluşmanın kendi değil oluş şekli çok garipti. 135 Ozan Abi'yi gördüğümde normal bir gün geçiriyor olsaydım o ana dek, bu görüşme de oldukça sıradan geçerdi. fakat garipliklerin başladığı yere bakın. eski zavallı günlerime döndüğümün resmidir bu.
sabah dün otobüste beni seven çarşaflı kadın bugün bana seni çok sevdim ben arkandan dedi. ne güzel kızmışsın dedi. keşke herkes böyle düşünse teyze. kıkırdadım. fakat bu aptal düşsel ruh haline nasıl girdim ben? şimdi uzun uzun anlatacak değilim. önceleri şöyle diyordum: eski saf halime ne oldu? konuşurken, akranlarımla aramda onarılmaz bir uçurum hissederdim, onlar ayrı ben ayrıymışım gibi gelirdi, ölsem arayı kapatamayacakmışım gibi gelirdi. bu halime acır ve kendim için üzülürdüm, aynı sözcüklerle konuşamıyorduk bile. ve tabi böyle olunca evimde doğumgünü partisi düzenleyecek halim yoktu, çünkü eve içki sokamazdım ve doğru düzgün bir müzik setim de yoktu. fakat değiştim. ve konuşurken yavaş yavaş kendimi okul insanlarının sözcüsü gibi hissetmeye başladım. bu topluluk ruhunu içimde taşıdığımı görenler toplantılarda bana gitar falan çaldırmaya başladılar, ve böyle olunca da şımardım tabi. kuzenimin ortamcılık akan konuşmalarını kuzu masumluğuyla ve içten içe bir alaycılıkla dinleyen ben, günlüğüne dünkü sabahlamasını yazacak kadar yüzeysel oldu. ve son günlerde bunun için tasalanıyordum biraz da, artık ezik olmamanın verdiği bir suçluluktu bu. ah, çünkü insan ezik günlerinde düşünür ancak. öyle değil mi?
fakat bugün anladım ki, hala aramızda uçurumların olduğu zamanlar olabiliyor, ve hala kimseyi yatıya çağıracak kadar mutlu değilim henüz, aptal şeylerden aptal sonuçlar çıkarabiliyorum. bu da içimi rahatlattı, asla sosyal kuş olmak istemem çünkü.