
dünyada en güzel şeylerden biri arkadaşlık. arkadaşlarımı o kadar çok seviyorum ki bazen bu sevgiden gözlerim yaşarıyor. günde 25 saat onlarla beraber olmak istiyorum. bugün hangi arkadaş gruplarının, hangi 3lülerin, 2lililerin, 5lilerin arasında olduğumu düşündüm ve ortaya bu ergen satırlar çıktı!!
deniz- ben - sevil: bu eski bir üçlüydü... sevil evden taşındı, benim de yuvam dağılmış oldu. beraber belçika'ya, paris'e, isviçre'ye gitmiştik. fakat benim bu üçlüdeki en güzel anım şudur. bir gün okuldan çıkmıştım, eve gidiyordum. beşiktaş'a doğru yürüyorum, eve yürüyerek gidiyordum çünkü o zamanlar beşiktaş'ta oturuyorduk. ama neden hatırlamıyorum, böyle ağlamaklıydım, moralim aşırı bozuktu. birden karar verip arkamı döndüm ve ortaköy'e yürümeye başladım. iki dakika sonra sevil'le deniz'in evindeydim ve gülüyordum. çay içip tatlı yiyorduk, deniz'in kedisi kaşar'ı seviyorduk. ev sıcacıktı ve benim ruh halim bir anda değişmişti.
yiğit- ben- idil: bu üçlünün temelleri lise sonda atıldı. yiğit'in harbiye'de bir eve taşınması ile güçlendi. ara sıra aramıza yiğit'in güzel ve zarif kız arkadaşı da katıldı. çok seyrek buluştuğumuz için genelde yaşam ve aşk maceralarımızı birbirimize anlatarak vakit geçiriyoruz. anlatma sırası kimdeyse diğerleri onu heyecanla dinliyor. bu ikisi kova burcu olduğu için onları çok benzetiyorum, genelde yeni yeni tırt tırt planlarla dolu oluyorlar.
deniz -ben -kaan -david: deniz ve ben eski bir ikiliyiz, deniz ben kaan ise bu yazın başlarında bir araya geldik. adana seyahatini ve mersin tatilini beraberce yaptık. david ise aramıza yazın ortalarında katıldı, dolayısıyla tam bir dörtlü olamadık... david çok dandik uğraşları olan, biraz boşbeleş bir insana benziyor ama sevimli. daha sık buluşmalıyız, grup gelecek vaat ediyor gibi.
sevil- ben- ezgi yıldız: her zaman bu ikilinin arasına girmeye yatkındım. çünkü dedikoduya ve her şeyden ama her şeyden yakınmaya çok yatkınım. bu iki çirkefe çok iyi üçüncü olabilirim. onları eve davet etmekle işe başladım. bugün de gördüm tipleri.
babam- ben: beraber şarkı söylüyoruz ama aramızda bir hiyerarşi ilişkisi olduğundan arkadaş sayılmayız şimdilik. belki ilerde...
kardeşim- ben: kardeşimden popüler kültürün ve ergenliğin son gelişmelerini öğreniyorum.
şıvgın- ben- x kişisi: türkiye'ye sadece yazları gelen şıvgın, her zaman yanında x değişken kişisini getirir, benimle tanıştırır ve iyi arkadaş oluruz.
osman- ben: bu da iyi bir ikilidir. genelde osman'ın dertlerinden bahsederiz.
ziya- ben: artık ziya ile pek arkadaş değiliz gibi. herhalde tiyatrodan çıkmam, çektiği filmleri izlemem ve hayat şartları sebebiyle. fakat ikiliyi canlandırmaya çalışıyorum. grupta ironik, alaycı, yer yer acımasız bir diyalog hakimdi.
teyzem- ben: teyzemi de arkadaştan sayabilirim. beraber olunca yemek yeriz ardından jimnastik yaparız.
daha çok yakın arkadaşım var fakat onlarla kendimi gruplayamadım. bu kadar ergen hesaplar yapmam kötü ama bir yerlere ait olmak çok hoşuma gidiyor. bir yerlere, birilerine ait olmak!!! çıkar gözetmeden ve hesapsızca. işin içine ne parayı, ne popülerlik hesaplarını ne de seks duygularını karıştırmak! sadece birilerini kabul etmek ve birileri tarafından sevgiyle kabul edilmek. sevginin hep sürmesi, sonsuza kadar sürmesi. ortak bir mizah anlayışı oluşturmak, olabildiğince çok kişiyle mümnkün olduğunca yakın ilişkiler kurmak. lisedeyken daha çok arkadaşım vardı. fakat lise bitince depresyona girip hepsiyle ilişkimi kestim. acaba onları geri kazanmak mümkün mü?
deniz- ben - sevil: bu eski bir üçlüydü... sevil evden taşındı, benim de yuvam dağılmış oldu. beraber belçika'ya, paris'e, isviçre'ye gitmiştik. fakat benim bu üçlüdeki en güzel anım şudur. bir gün okuldan çıkmıştım, eve gidiyordum. beşiktaş'a doğru yürüyorum, eve yürüyerek gidiyordum çünkü o zamanlar beşiktaş'ta oturuyorduk. ama neden hatırlamıyorum, böyle ağlamaklıydım, moralim aşırı bozuktu. birden karar verip arkamı döndüm ve ortaköy'e yürümeye başladım. iki dakika sonra sevil'le deniz'in evindeydim ve gülüyordum. çay içip tatlı yiyorduk, deniz'in kedisi kaşar'ı seviyorduk. ev sıcacıktı ve benim ruh halim bir anda değişmişti.
yiğit- ben- idil: bu üçlünün temelleri lise sonda atıldı. yiğit'in harbiye'de bir eve taşınması ile güçlendi. ara sıra aramıza yiğit'in güzel ve zarif kız arkadaşı da katıldı. çok seyrek buluştuğumuz için genelde yaşam ve aşk maceralarımızı birbirimize anlatarak vakit geçiriyoruz. anlatma sırası kimdeyse diğerleri onu heyecanla dinliyor. bu ikisi kova burcu olduğu için onları çok benzetiyorum, genelde yeni yeni tırt tırt planlarla dolu oluyorlar.
deniz -ben -kaan -david: deniz ve ben eski bir ikiliyiz, deniz ben kaan ise bu yazın başlarında bir araya geldik. adana seyahatini ve mersin tatilini beraberce yaptık. david ise aramıza yazın ortalarında katıldı, dolayısıyla tam bir dörtlü olamadık... david çok dandik uğraşları olan, biraz boşbeleş bir insana benziyor ama sevimli. daha sık buluşmalıyız, grup gelecek vaat ediyor gibi.
sevil- ben- ezgi yıldız: her zaman bu ikilinin arasına girmeye yatkındım. çünkü dedikoduya ve her şeyden ama her şeyden yakınmaya çok yatkınım. bu iki çirkefe çok iyi üçüncü olabilirim. onları eve davet etmekle işe başladım. bugün de gördüm tipleri.
babam- ben: beraber şarkı söylüyoruz ama aramızda bir hiyerarşi ilişkisi olduğundan arkadaş sayılmayız şimdilik. belki ilerde...
kardeşim- ben: kardeşimden popüler kültürün ve ergenliğin son gelişmelerini öğreniyorum.
şıvgın- ben- x kişisi: türkiye'ye sadece yazları gelen şıvgın, her zaman yanında x değişken kişisini getirir, benimle tanıştırır ve iyi arkadaş oluruz.
osman- ben: bu da iyi bir ikilidir. genelde osman'ın dertlerinden bahsederiz.
ziya- ben: artık ziya ile pek arkadaş değiliz gibi. herhalde tiyatrodan çıkmam, çektiği filmleri izlemem ve hayat şartları sebebiyle. fakat ikiliyi canlandırmaya çalışıyorum. grupta ironik, alaycı, yer yer acımasız bir diyalog hakimdi.
teyzem- ben: teyzemi de arkadaştan sayabilirim. beraber olunca yemek yeriz ardından jimnastik yaparız.
daha çok yakın arkadaşım var fakat onlarla kendimi gruplayamadım. bu kadar ergen hesaplar yapmam kötü ama bir yerlere ait olmak çok hoşuma gidiyor. bir yerlere, birilerine ait olmak!!! çıkar gözetmeden ve hesapsızca. işin içine ne parayı, ne popülerlik hesaplarını ne de seks duygularını karıştırmak! sadece birilerini kabul etmek ve birileri tarafından sevgiyle kabul edilmek. sevginin hep sürmesi, sonsuza kadar sürmesi. ortak bir mizah anlayışı oluşturmak, olabildiğince çok kişiyle mümnkün olduğunca yakın ilişkiler kurmak. lisedeyken daha çok arkadaşım vardı. fakat lise bitince depresyona girip hepsiyle ilişkimi kestim. acaba onları geri kazanmak mümkün mü?