çoğu insanı üzen bir şeydir ego, ve en egosuz görünende bile vardır, tahmin ettiğinizden de çok. ben egomun beni içten içe hırpaladığını, üzdüğünü hissederim çoğu kez. bir keresinde talimhane'de babamın yanına gitmiştim. onun arkadaşlarıyla konuşuyordum. babam birden sinirle sözümü kesti ve bana "neden mıymıymıy konuşuyorsun, kedi gibi? her hareketin 'ay ne tatlı kız desinler' diye ayarlanmış" dedi. mıymıylık maskesinin altında ise aç bir köpek besliyorum.işte bu nedenle kendi egomu sevimli, aç bir köpeğe benzetirim. hepimiz istiyoruz, bazı ihtiyaçlarımız var. hepimizin içinde açgözlü bir köpek var.
her zaman egoyu öldürmekten bahsederler. ama biliniz ki, köpeği aç bırakarak öldüremezsiniz. aç kalan köpek saldırganlaşır, ve tüm hayatınız onun oraya buraya saldırmasını engellemeye çalışmakla geçer. aynı şekilde çok beslediğiniz köpek şişmanlar ve kıçını kaldırmaya üşenir, ve oraya buraya sıçar ve temizlemekle uğraşırsınız.
şimdi hiç inkar etmeyin. hepimizin içinde güçlü, saldırgan, aç, başarıya ve sevgiye susamış bir şey var. kendi adıma rekabete bayılıyorum, ama bayılmıyormuş gibi yapıyorum. tarz meselesi.
zavallı biz, öyleyse nasıl yaşayacağız? o köpeği olması gereken yere nasıl bağlayacağız? kırdığımız kalpleri nasıl onaracağız? sevdiklerimize gereken ilgiyi gösterebilecek miyiz başımızı kendi dertlerimizden kaldırıp? onların sessiz çığlıklarını duyabilecek miyiz? kendi koca odamızdan nasıl kaçacağız?
cevap basit: köpeği besleyin, sonra hayatınıza dönün. onu yürüyüşe çıkarın, ve ona diyin ki "benim yapacak başka işlerim var." başka işler kendileri gelir bazen, ve insan o zaman kendini unutur. yaani. açıkçası ben de çok bilmiyorum.












