Salı, Temmuz 14, 2009

bugün bütün gün funnel cake dedikleri şeyden pişirdim. bu amerikalıların yiyeceklere verdikleri oyuncaklı adları çok sevdim: funnel cake, kettle chips vb. funnel cake denen tatlıya 3 isim buldum, onu pişirirken: "döndürmeli lokma tatlısı, çiğ börek, fünel keki" sonuncu isme güldüm de güldüm içimden. kendi esprilerime kendim gülerim ben böyle, ama sessiz. içimden gülerken, dışımdan çalışıyor görünürüm. bu da çalışma hızımı yavaşlatır. ben yavaşlayınca insanlar sinirlenir. vb vb.

kekler bitti, ugandalı supervisorımla, yani süpervizörümle, şaka şaka üstümle dışarı çıktık. ilk defa biriyle bu kadar detaylı konuştum galiba. kimseyle iletişime girmemekten, daha doğrusu kimsenin benimle iletişime girmeye ihtiyacı olmamasından o kadar sıkıldım ki... ben ki, iletişimde kendimi hiç öne sürmemeye çalışırım. ben sadece new york eyaletinde kendi yaşamlarını süren insanların yaşamlarından bir anlığına geçmeyi, iz bırakmadan onların benim belleğimde iz bırakmasını istiyorum şu an için. evlerinin içi nasıl döşeli? sabah kahvaltısında ne yerler? ve her şeyin nedeni nedir? ben sadece bilmek istiyorum ama birine yaşamlarını açmaları saçma olsa gerek...

konuşmak bana temasın getirdiği o güzel doyumu verir her zaman. kız şişmandı, bizim parktaki herkes gibi. ama şişmanlık bana artık çirkin gelmemeye başladı. zayıflıkla şişmanlık arasında fark yok gibi. hatta şişman kadınları daha kadınsı görüyorum artık.

sonra kaldığımız yerde sevimli çinli dostlarım, onur ve ahmet adında iki şaklaban türk ahbabımla takıldık.

Pazartesi, Temmuz 13, 2009

"fattening myself". bu tabiri öyle çok sevdim ki her snickers, kek, dodurma yediğimde içimden, "oh gene fattening myself yapıyoruz iyiymiş" diyor, omuz silkiyorum. ulan kazandığımız para kaç dolar ki gidip onla yiyoruz. sanki çok ihtiyacım var.

ayakta dikilmekten varislerim çıktı. pek mutlu olacak bir ortamda değilim ama içimde garip, güzel bir duygu var, huzur gibi.

Cumartesi, Temmuz 11, 2009

yeah i know i've got an unimproved english but today i would like to express myself in these words.

today, it was like, the first day of my period so working was more painful than ever. i'd been singing to myself "a hard day's night" from beatles. but the difference is, that i've got nobody making me feel "allright" when i come back home. and yes, i'd been working like a dog.

yesterday, i had my day off, so i went to lake george. i met a girl in the trolley and we went to her motel. later, i walked back to the lake, walked in to a taverne and i drank two beers. they somehow caused a big encouragement in me and i decided to walk back to the park. at first, i was walking on the highway and i was scared of the cars. then i found a walking route passing through the forest. after 2 hours i was in the park, but i was miserable. i decided not to drink anymore.

i am tired right now. but i cannot sleep.

Cuma, Temmuz 03, 2009

bugün çok güzel bir gündü. sabah sosyal güvenlik numarası almaya gittik. adam pasaportumdaki doğum tarihimi görüp bana gülümsedi ve bana şirin şirin: "happy birthday" dedi. bu sahte friendly havalarını ben pek yemem, ama bu sefer gerçekten çok mutlu oldum. saat 2de "training" vardı, pazartesiye kadar boşmuşuz. bunu öğrendiğimiz anda deniz bana dönüp "new york'a gidelim." dedi. sonra oteli, otobüsü araştırdık, ayarladık. mutfağa girince en sevdiğim kızlardan biri "bugün ezgi'nin doğumgünü!" dedi, sonra herkes elini çırptı. tanımadığım bir çocuk kek yapmış, ilk keki bana verdiler. sonra beni bir sandalyeye oturtup havaya fırlattılar.

ve sonra hepsine müjdeyi verdim: "biz yarın new york'a gidiyoruz" diyerek. bir kız "siz buraya 3000 dolarla filan geldiniz herhalde, ne bu gelir gelmez new york'a gitmeler?" dedi. korkularım bu sözle biraz daha su yüzüne çıktı.

annem de çok tatlı bir mail atmış. bütün ahbaplar, dostlar atmışlar sağolsunlar. doğumgünleri aşırı güzel. herkes seni kutluyor. insanın her yıl bir defa sevgiyle kutlanması çok hoş. kimse bundan mahrum kalmamalı. ama kalmıyor mu, kalıyor.