Pazartesi, Ekim 23, 2017

#Metoo ne demek?

Zaman zaman 27 yasinda nasil buyuk bir bunalima girdigimi aciklamakta zorlanirim. O zamandan beri kendimi duzeltmedim mi, elbette duzelttim. Cumartesi trekking ve piknik, Pazar Sile meydaninda kahvalti sonra Rus konsoloslugundan yukari tirmanirken sararan yapraklarin ve gun isiginin icimde yarattigi sonsuz sessizlik. Bu sessizlik o kadar berrak, o kadar taze, o kadar guzeldir ki. Depresyondan kurtulmak mumkundur diye kamu spotu yapsam yuzde yuz basarili olabilecek bir atmosfer.

Su metoo hastagleri ciktigindan beri aklimi daha da mesgul etti bu konu. Idefixten bir kitap siparis ettim. Icinde siddet sahneleri olan. Sonra olanlar oldu ve aglamaya basladim. Neden, neden bunu kimseye anlatamiyoruz? Neden metoo yazip birakiyor insanlar? Neden: "Bir siddet sarmali hikayesinin icinde yasadim, korkunc seyler yasadim, o zaman anlamamistim ve hatta inkar etmistim ama simdi kime anlatsam suratlari allak bullak oluyor. Evet ben de siddetten hayatta kaldim." diyemiyoruz? Cunku bunu yapmak: "Gelin, gelin, daha cok vurun! Ne de olsa olmedim!" mi demek acaba? Yoksa merakli sorularin hedefi olmaktan mi korkuyoruz, veya aciklamaya gucumuz mu yok? Ya da anlattigimiz kisilerden ne istiyoruz ki? Ne turden bir destek umuyoruz? Veya neyi degistirmek istiyoruz?

Biz duzeltilmesi gereken insanlar miyiz yoksa sadece olagan seyler yasamis kisiler mi? Bu gibi hassas bilgilerle ne yapacagiz? Bunu cikarmak cok zor. 

Yine de dusunmeden edemiyorum, herkes gercekten anlatsaydi, yani her seyi, tum ayrintilariyla anlatsaydi, mustechen siddet hikayeleri, utanc verici hikayeler, o zaman ne olurdu? Acaba ne tur bir hikaye ortaya cikardi ve bu durum, dunyamiz hakkinda ne derdi? Yalnizlik biraz olsun azalir miydi? Bu sorular muhtemelen 23. yuzyila kadar yanitsiz kalacak.

Salı, Ekim 17, 2017

Nerede/ nasil yasamali? Kas, Roma, Strazburg gezilerim.

Insanlarin cogu nerede yasayacagini secemez. Bildigim bir alandan ornek vermem gerekirse, Kirikkale'de siginma basvurusu yapmis bir Iranli mesela, cogu zaman o ilden disari cikamaz. Bu mahpusluk sadece kucuk illere de mahsus degildir. Ulkeden kacma hayali kuran, kamplarda yasayan insanlar gibi bazilarimiza siradisi gelebilecek seyleri bir yana birakirsak, buyuk sehirden kacma hayalleri kuran beyaz yakalilari bile bir dereceye kadar mahpus kategorisine koyabiliriz. Cogu insan istedigi kadar sik hareket edemez.

Son 3 haftadir ise bu konuda benden iyisi yok. Isten 2 hafta izin aldim. Once annemlerle Kas'a gittim. Sonra Ankara'nin ucra bir kosesinde bir egitime katildim. Sonra Roma'da bir dugune gittim, oradan da Strazburg'da bir calisma grubuna katildim.

Kas'a gider gitmez "nerede yasamak" temali dusuncelerim o kadar artti ki heyecanim, atesli hayaller kafamdan fiskiracakti. O berrak, tertemiz, mavi renkli su, Cannes'i, Monacco'yu aratmayacak plajlar, Kekova, Kalkan, denizin hemen ardi sira uzanan daglar, Kalekoy... Tatilimiz boyunca Doris Lessing'in Ispanya'da gecen kitabini okuyup, kafamda Tanpinar'in Antalya tarifini, Vedat Turkali'nin Bodrum'unu, Maupassant'in Normandiyasi'ni aratmayacak guzellikte betimlemeler yazdim. Annem ve babami bir yetiskin gozuyle tekrar inceledikce daha cok seviyor, kafamda tuhaf tuhaf hayaller kuruyordum: 2023'te bireysel emeklilik parasi almak, o parayla ev almak, avukat veya noter olarak Kas'a yerlesmek, dalgic olmak... Once hayalimdeki Rwanda, Senegal veya Fas misyonuna gitmek, hala cocuk olmamisken, cunku cocuk olunca ise bambaska bir yasam olacak, bahceli, kucuk. Ancak cocuk icin 10 sene daha beklemeye karar vermistim. 40 yasinda, en olgun ve deneyimli yasta koruyucu ailelik muessesine basvurarak en dogru cocuk yetistirme metodunu sevgiyle uygulayacaktim. Murakami gibi her sabah kosacak, sik sik yuzecek, organik beslenecektim. Iste tatilde yaptigim hayat plani buydu.

Ankara'ya donunce ucra kosedeki otelde egitime gittik. Ilik Ekim gunesi altinda kahve icip is tartistik. Bir haftasonu daglara ciktik. Daglara bakip "buralarda yasasam mi?" diye dusundum. Gittigim her yere yerlesesim gelir, sonra acaba annemlere uzak olur mu diye endiselenirim. Sonra Cumatesi Roma'da, evlenip oraya yerlesen bir arkadasimin dugunune gittim. 

Bu arkadasim cok geyik biri oldugu icin UFOlara inanan arkadaslari vardi. Dugun boyunca Alfa enerjisi dunyada nerelerden geciyormus bunu dinledim. Istanbul'da en sevdigi yer "Clandestino" sile bezi etek dukkani olan bir kadin gordum. Bir yerlere yerlesme meselesi cok zor cunku is yok. Arkadasim sevdigi icin tasinmisti ve Allah kerim diyordu. Yine de ne kadar mutluydu ben olsam cesaret edebilir miyim bilmiyorum. Hele de bu devirde.

Gerci Ankara'da epey mutluyum, hayat ucuz, insanlar birbirine cok yakin. Canim istediginde Belediye'nin havuzuna gidiyorum. Canim istediginde trekkinge, sinemaya, muzeye. Keyfim cok yerinde. Bu kadar hava atan bir yazi yazmak istemezdim ama oyle yani. Turkiye'de bir yer sececekseniz herkese Ankara'yi tavsiye ederim. Ama alismak 1 yilinizi alir.

Sonra bir genclik calisma grubu toplantisi icin Strazburg'a gittim. Bu geziden once cok buyuk bir huzursuzluk vardi uzerimde: birincisi, Balkanli diplomat cocugu hala ordaydi ve icten ice biraz onu tekrar gormek istiyordum. Hic gerceklesmemis bir askti, bir suru engeller, basta kendi kendime koydugum engeller, ustelik Strazburg, 1 senelik bir donemde, tez yazarken, yavas yavas kafayi yedigim, her seyin baslangici olan sehir. 

Tren garina ilk indigimde kalbim burkuldu, bu kadar guzel bir kucuk sehirde en kotu gunlerimi gecirmis olmam inanilmazdi. Bisikletli insanlari seyrettim, her zamanki gibi ic gecirerek, kiskanclikla. Aradan gecen 3 senede bisiklete binmeyi ogrenmistim ama rahatca surebilir miyim bilmiyordum. X'i arasa miydim? Ne getirecekti ki bana bu? Kendimi daha mi iyi hissedecektim? Hayir. Coktan bitmis, kayiplara karisip kul olmus bir alcaklik duygusunu korukleyecektim o kadar.

Sonuc olarak cok guzel bir hafta gecirdim. X'i filan aramadim. Calisma grubunda edindigim arkadaslarla aksamlari bisiklet turu yaptik. Biraz surunce alistim ve cok da zevk aldim. Her sey bekledigimden de iyiydi.




Çarşamba, Eylül 20, 2017

Hikayenin devami

Metalciden ayrildiktan sonra bir sure yalniz olmanin tadini cikardim. Eve gelip film izlemek, ayaklarimi uzatmak gibi konularla ilgilendim. Bu arada ev arkadasimla da ayrildik. Ama bu konu burada bahsedemeyecegim kadar cetrefilli. Kardesimle guzel bir eve tasindik, camlari yere kadar gelen, buyuk bir eve. Ev Ayranci'daydi. 3 tane de kedimiz vardi. Hayalimdeki evi yapmak icin kollari sivadim. Ev yapmak derken elbette ev yapmadim. Evimi dosemek demek istedim. Bir suru takside girdim. Eskicilerden tablo aldim. Istanbul'daki esyalarimi getirdim. Ama olmuyordu. Ne yaparsam yapayim evim gozume guzel gelmiyordu.

Gunduzleri, ancak filmlerde olabilecek kadar korkunc hikayeler dinliyordum. Oyle hikayeler ki filmini cekseler oturur aglariz. Aksamlari eve gelince ise "evimi istedigim gibi doseyemedim' diye dertleniyordum. Ama elbette biz aglamiyorduk. Bunun yerine surekli bir bikkinlik, ancak humanitarian workerlarda gorulebilecek turden tuhaf bir sucluluk hissi. Biraz bosluk ve inancsizlik da vardi. Yine de isimi seviyordum ve hep iyi yapmaya calisiyordum. Isimi iyi yapmak bir saplanti olmustu bile denilebilir. Hizmet ettigimiz insanlarin her birine yararsiz bir sevgi besliyordum. En ufak elestiride uzuluyordum. Rapor yazarken o rapora ruhumu katasim geliyordu. Hak savunuculugu filan yapmak beni benden aliyordu. Bugun dahi baska bir iste calismak istemiyorum. Her seye ragmen yani. Biliyorum ki birkac yil sonra devam edilmez. Biraz raf omru var gibi insanin.

Ankara'da kendim gibi Istanbullu 3 tane daha kadinla cok yakin dost olduk. Bunlar cok komik tiplerdi. Ankara'da herkes birbirine yakin oturdugundan dostluklar daha da cabuk gelisiyor. Istanbul'daki yillar suren, hafif mesafeli, cok saygili dostluklar gibi degil. Hepsinin ayri bir yeri var gerci.

Bu surede acaba Metalci gibi insanlar Ankara'da var midir diye dusunuyordum. Bu soruya cevap bulmak icin bir suru dating uygulamasi indirdim ve hepsini de 3 gun icerisinde sildim cunku kimse onun gibi iyi degildi. 

Bu arada evimi doserken, o siralarda Turkiye'de savas cikacagindan cok emindim. Ikea mobilyalar mi kacakciya verecek para mi diye geceler boyunca dusundum. Hala da pek bir birikimim yok. Hatta ay sonunu zor getiriyorum. 

Dunyanin ve ulkemizin bu 5 sene icinde nasil degistigini anlatmama gerek yok hepiniz biliyorsunuz. Cember gitgide daraliyordu. Benim icin pek bir sey de fark etmedi aslinda. Yani herkes kadar fark etti. Aklimda ise hep babam vardi. Babamin kanser olmasi birden, bana her seyi sorgulatir olmustu. Onu kaybetme korkusu saplanti gibi bir sey oldu, yine de cabuk atlattik. Ailemi daha cok sever oldum. Bunda bana davranislari da etkili oldu. Annem ben issizken bana cok ama cok iyi davrandi. Kitapciyla evlenmek uzereydim. Bana evlenme teklif etmisti. Ortakoy'de gumuscuden yuzuk almistik. Ikimiz de takiyorduk. Ama bir zindanda gibiydim. Her gun daha da kotu oluyordu. Her gun daha da umutsuzluga kapiliyordum. Bu anlamda beni daha genc bir kadin icin terk etmesi cok iyi oldu bile diyebilirim. Ama nisanimizin bozulacagini da bilmiyor degildim. Hep biliyordum. Babam bu sure icinde bana hep iyi davrandi.

27 yasima Ortakoy'deki baba evinde girdim. Yetistiremedigim Decathlon cevirisi karsisinda 36 saattir hicbir sey yapmadan oturuyordum, zaman zaman agliyordum da. 27 yasinda olup issiz olmak ve evlilige giden ama yurumeyen bir iliski icerisinde olmak cok uzucuydu. Uzun suredir kimseyle gorusmemistim. Neredeyse bilincli olarak kilo aliyordum istikrarli bir sekilde. Ekrana bos bos bakiyordum. Kadinlarkulubu.com'u okuyordum. Babam eve geldi. Bana dedi ki "Hadi gel pizzaciya gotureyim seni". Bu sekilde dogumgunumu kutladik. Beni ne kadar sevdigini, bana ne kadar inandigini soyledi. Istersem evlenebilir, bu konuda deneme yapabilir, olmadi bosanirmisim. Issiz de degilmisim. Bu tur seyleri herkes yasarmis. Sen hasta olmussun kizim, dedi. Bu sekilde devam etmemen lazim. Biz senin icin her seyi yapariz dedi sonra.

O gunleri asla unutamiyorum. Insan gencken anne babasindan nefret ediyor ve onlara katlanamiyor ama zaman icerisinde boyle oluyor iste degisik bir durum.

Bu sure icerisinde cektigim acilarrrrrrrrrr

Yazmak gunumuzde biraz cesaret gerektiren bir sey. Cesaret hep lazimdi gerci cunku evet herkes gunluk tutar ve zaman zaman gunlugunu baskasina okutur ama cogu kisi kotu yazar ve bu kotu yazilari okutmak cesaret ister. Tabi bir de bazi seyleri yazmak icin ciddi gozu kara olmak lazim. O yuzden uzun suredir yazamadim.

Gerci benim hayatimda ne gibi gizli bir sey olabilir? Belki muvekkillerin gizli bilgileri filan. Veya hepimizin icimizde sakli tuttugu bikkinliklar veya elestiriler. Yine de en gizli seyler insanin kafasinin icinde, uykusunda, hayallerinde diye dusunuyorum bu yuzden de bunlari anlatmaktan cekinsem de elimden geldigince anlatmaya calisacagim. Her zaman ozel hayatimi en gizli yonleriyle anlatmaktan buyuk bir zevk almisimdir.

2014'te Ankara'ya ilk geldigimde hava cok sicakti. Doktora mulakati icin gelmistim, ama yanlis doktora mulakatina kaydolmusum. Gunlerdir elimde CMK, Idare Hukuku, anayasa kitaplari, Kamu Hukuku mulakatina hazirlaniyordum. Sabah listede adimi goremeyince enstitu sekreterligine gittim. "Sizin adiniz AB Hukuku listesinde" dediler. Internetten yanlis basvurmusum. Babami aradim. Babam gir bence dedi. Mulakatta AB'nin Konseye uye olma surecini sordular benim de bildigim bir konuydu. Sonra doktoraya kaydoldum ama simdi devam etmiyorum.

2014 Eylulunde Ankara'da ne yapacagimi bilmiyordum. Gitgide kotuye giden bir mental durumum vardi. Disardan pek belli olmuyordu. Yazin kavurucu sicaginda Karanfil Sokakta, Guvenpark'ta, Yargitay'in onunde dolasiyordum.

Ruh sagligi konusu cok degisik. Agir depresyon gibi bir sey gecirenler cok iyi bilir. Sanki icinizden disariya baglanan birtakim ipler kopmus, motor bozulmus gibidir. Sanki bir sigorta atmis da siz serbest kalmissiniz, sanki kontroller ortadan kalkmis gibi basibos yasarsiniz. Ben de bir yandan Decathlon firmasinin cevirilerini yapiyordum. Kafamda trekkinge gitmek, kayak yapmak, gece kosuya cikmak icin kafa lambasi almak, darbe emiciligi yuksek botlar almak fikirleri vardi. Ama hangi parayla? Ve hangi icsel gucle?

Neyseki o gunler geride kaldi. Simdi bambaska bir insana donustugumu hissediyorum. Kaygilardan uzak, kus gibi hafif, hayatin her aninin degerini bilen biri oldum

Istanbul'da AIHM basvurulariyla ilgilenen bir avukata mail attim. Vakiflara gittim. Mulakatlara girdim. Ancak anliyorlarmis gibi geliyordu. Kitabindan alinti yaptigim, yazilarini takip ettigim bir hocadan randevu aldim. Gece hic uyuyamamistim. Adam bana "Neden benimle gorusmek istediginizi anlamadim" dedi. Kipkirmizi olup disari ciktim.

Yazinin burasinda 2000lerin basinda cok meshur olan bir sarki dinletmek istiyorum (Bu gunluk ile pek alakasi yok. Rastgele sectim)


Bu arada hala ask acisi cekiyordum hatta birden fazla ask acisi. Durust olmak gerekirse tam olarak 3 tane ask acisini ayni anda cekiyordum:

1. Beni Felsefe ogrencisi genc bir kiz icin birakan, kitapciyken kitapcisi batan ve seyyar arabayla kofte satmaya baslayan 3 sene boyunca beraber oldugum kisi
2. Strazburg'da tanistigim ve bana hep kotu davranan Balkanli bir diplomat cocugu
3. Kitapcidan ayrildiktan 1 hafta sonra tanistigim uzun sacli metalci.

Ozellikle bu sonuncusu gercekten iyi bir insandi. Hayatim boyunca icten ice erkeklerden biraz korkarim. Her daim beni yargiliyor, not veriyorlarmis gibi gelir. Kiligima, kiyafetime, sozlerime, davranislarima, hepsine tepeden bakiyorlarmis gibi gelir. Asktaki basarisizligimi da bu ozguvensizlige bagliyorum. Erkekler arkadas olarak cok iyiler. Babamla ve erkek kedim Izzet'le de cok iyi anlasiyorum. Ancak nedense ask iliskilerinde epey onyargili biriyim. Bunun sebebi kendi takintili tehayyullerim.

Ozellikle cinsellik, boyle kisilerle korkunc bir sey olur. Sanki bu kisiler, bu otorite sahibi, yuksek insanlar, beni bastirmaya, sondurmeye calisiyorlarmis gibi gelir.

Nedense metalciyle boyle olmadi. Onun bircok arkadasi olmus, tutuklanmis, ailesinden cok kisi iskence gormus. O da benim gibi herkese icten ice gicik oluyordu. Tanistigimizdan birkac gun sonra sabah, uyanir uyanmaz bana gece gordugu bir ruyasini anlatti. Bir nehir varmis. Oraya bebek domuzlari atiyorlarmis ki timsahlar onlari parcalasin. Ve biz, ikimiz de buna seyirciymisiz. Birden Suriyeli bir bebek gelip onun cuzdanini caliyormus. Oglum neden caliyorsun bu yanlis diyormus bebege. Bebek de ben hirsiz degilim acim demis. Bu arada bunlari hep elele izlemisiz.

Simdi dusununce, yasadigimiz ilk yakinlasmadan sonra bu kadar trajik bir ruya gormesi cok komigime gidiyor. Bebek domuzlarin parcalanmasi, Suriyeli bebekler filan. Bir de bu ruya benimle ne kadar da ilgili. Bunu yeni fark ediyorum. Muhtemelen beni biraz yavru domuza benzetti. O zamanlar hizla kilo aliyordum. Ve ne kadar uzgun, ne kadar kalbi kirik oldugumu gordu. Multeci hukukuyla ilgilendigim icin de araya Suriyeli bebegi karistirmis olabilir.

Sonra ondan da ayrildim cunku artik kendim gibi uzucu insanlara tahammulum kalmamisti. Yeter artik dedim yani yeter. Gencligimi yasamak istedigimi fark ettim. Tek basima tatile gittim. Trekking grubuna yazildim. Ve bugunlere geldim. Gerisini daha sonra anlatirim.



.

Perşembe, Eylül 07, 2017

Merhabalarrrrrr

2017 senesi- 5 sene ara verdikten sonra bu günlüğe geri döndüm

Sevgili hayali okurlar, internet bu kadar gelismemisken tutmaya başladığım bu günlüğe yeniden yazma kararı aldım. Çünkü bu gece hiç uyuyamiyordum ve gizlilik sebepleriyle herkesten saklamak istediğim bu sanal sayfanın düşüncelerimi düzenlemeye ve etrafımdaki potansiyel arkadaşlarımla sohbet etmeye eskiden ne kadar yaradığını fark ettim. Elbette hiçbir zaman kitap yazamadim ve yetmezmiş gibi kitap okumayı da tamamen bıraktığım için. Neyse ki murakami roman yazarı olmaya 30undan sonra başlamış ben de belki istesem yapabilirim ama hayvan gibu değişen şu yeni dünyamızda kimsenin benim önemsiz, bunalımlı guncelerimi okuyacağını da sanmıyorum belki eski arkadaşlardan birkaçı okuyabilir. Şimdi 5 sene boyunca yazmaya ara verdikten sonra eminim bütün eski blog dünyası ne oldu diye merak ediyordur. Bu yüzden hemen anlatayım.

1. Başıma ne geldi?

2012 senesinde avukatliga başladıktan sonra hayatımın aşkı olacak olan, bütün gençliğimde acaba kim olacak diye merakla beklediğim kişiye rastladım. Onunla tanıştıktan sonra kendisini türkiye'de bırakarak fransa'ya insan hakları masteri yapmaya gittim. Bu hayatımın aşkı gerçekten de tam bu bunalım köşesine yakışır, mahvedici, yıkıcı, korkunç bir aşktı. Her zaman hafif depresyonda olmuştum ama bu sefer 30 kilo aldım sonra da ayrıldık. Doktora için ankaraya taşındım sonra daha çok kilo alıp iyice kafayı siyirdim sonra iş buldum ve işimi çok seviyorum. İsim gereği her daim acı ve felaketlerin içindeyim. 2011 yılında bir yazı yazmışım. Babam o zaman 2012de kıyametin kopacağını, çünkü maya takviminin bittiğini ve deccal ile mesihin kıyasıya savaşacağini ama sonunda dünyamızın kökten değişeceğini söylemişti. Dünyamızın bu garip haline bakarsak haklı da çıktı. Ancak garip bir şekilde babam bana o şakayı yaptıktan sonra bu inanç benim için her anlamda her şeye temel oldu. Dünyada kıyametler kopar ama düzelir, kişisel anlamda insanlar kafayı siyirir ama sonra ortalık süt liman olur ve ateşkes imzalanır. İsim gereği her daim felaketler yaşamış ama güçlü insanlarla karşılaştığım için her daim bu iyimserlikteyim.

2. Blogda adı geçenler ne yapıyor?

Babam akciğer kanserine yakalandı ama şimdi atlattı.

Bu sene halalarimdan ikisi ve amcam vefat etti.

Kardesimle yaşamaya başladım çok mutluyuz.

Arkadaşlarımı sonra yazarım aklıma geldikçe. Hepsi çok iyi.