Cumartesi, Mayıs 19, 2007
HAVALAR
havada baygın bir yasemin kokusu var. içeri girince insanın içi sıkılıyor fena halde. bu havada ancak yanında bir sevgilin olacak tamam mı onunla çimlik bir yerde uzanacaksın, hiçbir şey yapmadan, kolunu bile kıpırdatmadan. dün de hava uzayda marsta ya da 26. yüzyılda gibiydi. beynim şimdi uyuşmuş, gözlerim monitöre bakıyor. sarhoş gibiyim. bacaklarımda bir ağırlık var. ağzım biraz açık ve dudaklarım kurudu. dışarı çıkacağım birazdan, ama şimdi zincire vurdum kendimi. döner koltukların üzerinde sallanıyorum elimde kitaplar. kitapları elimden bırakmamaya zorluyorum kendimi onlarla ilgilenmesem de. iki gün sonrasına dair planlar yapıyorum. ama iki gün sonrası şimdiye benziyor, hem çok yakın hem çok uzak. dünya ısınırken hükümetin bana yaptıklarının hesabını sormak isterdim. ben demek de bana saçma geliyor, öyle bir şey yok, bu ağır külçe ben olamam. ben denen şey de belirsiz. sınırlarım yıvıştı bir amip gibi. ah aslında bu çok güzel. içte bir sıcak sıkıntı, sarhoşluk.
Pazartesi, Mayıs 07, 2007
şimdi de know how çalıyor bilgisayarımda, bu senenin başındaki sonbahar günlerine dönüyorum. insan ne garip, yaşarken sevmediği günleri sonradan seviyor ve özlüyor. öss'ye bir ay kaldı, bu günlere iki üç ay önce ne çok güvenirdim: "evde kalacağım zaman yaparım, çalışırım, o zaman olur." oysa şimdi buna sadece gülüyorum, çünkü ben aynı ben olacağım değil mi, bunu hesaba katsana "yaparım" diyorsun ama o an gelince çuvallıyorsun. ben şimdi bir öğütme makinasına dönüştüm aslında. hayır, bilgi değil yemek öğütme makinası: un kurabiyeleri, kekler, çilek, kuru kayısı, yoğurtlu salça, hepsi ağzımdan içeri giriyor, ben sanki bir ağızdan ibaret oldum, ruhum sanki cılız kalmış da yiyerek bir şeyi sağlamlaştırıp içimi dolgunlaştırmaya çalışıyor gibiyim, ihtiyaç, ihtiyaç. ama ruhum değil de vücudum gerçekten sağlamlaştı, iki geniş omuza sahibim, bunu kimse bilmez ama ben çok gurur duyarım onlarla, şimdi ötesi de sağlamlaştı, yani genişçe bir kız oldum, tabi ben bunun farkında bile değildim, insan fark etmezse zannediyor ki kendisi hep eski kendisi oysa öyle değil işte.
Cuma, Mayıs 04, 2007
uf -yalan izdiva: kendi bokunda debelenmek
ya ben çok sıkıldım en başta kendimden. öyle ki bir yaşıtım arkadaş görsem kollarına atılıcam diyeceğim ki: ayyy hayır hayatta bırakmam seni hadi hadi konuş benimle içmeye gidelim lütfen lütfen çooook sıkıldım spor yapalım dans edelim ya da bilmiyorum... her neyse sıkılmamın nedeni sürekli kafamda kendimle başbaşa olmam ve artık kendim hanımefendi tüm ilginçliğini kaybetti, öyle ki beni eğlendiremiyor hayır, yaptığı tüm espriler önceden yapılmış oluyor, konuşma biçimi de beni çok sıktı hele hele konular baydı beni resmen ay kafayı yiyeceğim sürekli içimde konuşan biri aptal aptal, konuşma konularını size söylesem kıçınızla gülersiniz ki bu konular zaten başlı başına ne kadar sıkılmış olduğumu gösteriyor:
benim meziyetlerim
kilo versem ne kadar güzel olurum
keşke şu bana yazsa belki de yazıyordur
ben keşke patinajcı olsaydım
şarkıcı olsam kimlerle polemiğe girerdim
evet evet hep kendi bokumla oynardım ama kararında. bu artık içinde debelenmek oldu. ne yapsam yapayım kafamdaki salak ses susmuyor. ondan baydım ama içimden bir şey yapmak gelmiyor. elimden hiçbir şey gelmiyor. insanın sonsuza dek içindeki aptal konuşmaları dinlemek zorunda oluşu, içindeki sıkıcı insanı bir başkasıyla değiştiremeyecek oluşu ne kötü. bir turn off tuşuna bile razıyım.
benim meziyetlerim
kilo versem ne kadar güzel olurum
keşke şu bana yazsa belki de yazıyordur
ben keşke patinajcı olsaydım
şarkıcı olsam kimlerle polemiğe girerdim
evet evet hep kendi bokumla oynardım ama kararında. bu artık içinde debelenmek oldu. ne yapsam yapayım kafamdaki salak ses susmuyor. ondan baydım ama içimden bir şey yapmak gelmiyor. elimden hiçbir şey gelmiyor. insanın sonsuza dek içindeki aptal konuşmaları dinlemek zorunda oluşu, içindeki sıkıcı insanı bir başkasıyla değiştiremeyecek oluşu ne kötü. bir turn off tuşuna bile razıyım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)