merhaba, artık ne kadar korkunç bir insan olduğuma dair tek bir yorum bile duymak istemiyorum çünkü... sağ ve sol yanında birer melek dururmuş herkesin ya, günahlarını ve sevaplarını kayda geçirmek için ben her yıl o melekleri değiştirirdim bir yıl o iffetli bir kız olurdu öteki yıl her şeyini ülkesine adamış bir rus işçisi ve son melek salinger. salinger omzumun üstünde dururken (allahım sen affet) size laf söylemek düşmez. okul çıkışı canberk'e rastladım. yürürken yürürken eteğimdeki tüm dertleri döktüm.
insanlar bir şeylerin peşinde hep ve hepsinin suratında hayalkırıklığı asılı. hepsi bir an olmamak istiyor çünkü tatmin olamayacaklarını anlıyorlar kısa bir an bunu hissediyorlar.
öfke doluyum. bugün barbaros'un başında taksiye bindim ve dikilitaş'ın altına gitmek istediğimi rica ettim. adam anlamadı ben de döneceksiniz barbaros'tan gitmek çok kolay dedim. adam gerizekalısı anlamadı zannetti ki dönüp aşağıya kadar inecek. ben de salağın böyle anladığını anlamadım. evet döneceksiniz sonra da yıldız yazan yere sapacaksınız dedim kibar kibar tatlı tatlı. adam gerizekalısı dedi ki ben niye dönüyorum sen karşıya geç trafiğe bak arabamı rahat burak dedi. ARABAMI RAHAT BIRAK DEDİ. ben de dedim ki neden kızıyorsunuz? dedi ki kızmıyorum in arabamdan. gerizekalı oysa ki dikilitaşın altına barbarostan çok kolay gidilir ve daha az para yazıyor ve salak bir boktan anladığı yokken böyle şeyler söylüyor.
indim ve alkım kitabevine doğru yürürken ağlamaya başladım. yolda gördüğüm gerizekalıların hepsini öldürmek istiyordum. hele o ağlıyorum diye öylesine bakan aşağılık kadınları. intikam almak istiyordum. intikam almayı ciddi ciddi düşünmeye başladım. ama o taksiciden değil çünkü bilmiyorum, nedense magazin yazarlarından ve kadınlardan intikam almak istiyordum. fakat ne yapabilirdim? banklara oturdum ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim. uzunca bir süre böyle kaldım.
içimde neden bu kadar öfke vardı? neye ve kime karşı? ağlıyorum diye kızıl saçlı, sarışın, zayıf, tayyörlü, gösterişsiz, genç kadınlar bakıp suratlarında lafıma devam ediyorum gülümsemesiyle geçip giderken onları hiçbir zaman sevemeyeceğim galiba diye düşündüm çünkü onlar iletişim bile kurulamaz varlıklar değil miydi?
başımı kaldırdım ve birazcık suçluluk duydum, ben öfkeli biri olmak istemiyordum, aklım başımdayken bu türden duygularım uçup gidiyordu işte, hiçkimseyle problemi olmayan, sevgi dolu, sağlıklı bir genç kız oluveriyordum. affetmek çirkin yanlarımı alıp götürüveriyordu işte.
bu sene bir çiftle tanıştım, biri oyun yönetiyor biri de evde kolaj yapıyor. onlar hiç kinci insanlar değiller. beni de kendileri gibi sanıyorlar şimdiden. oysa bnim nefret ettiğim insanlar var:
magazinciler, gazete ekleri yazarları, vb.
bir romanın edebi değerinden bahsedilir ya, onların insani değeri olduğuna inanamıyorum. kendimin insani değeri olduğuna da inanmıyorum tabi ki ama benim yoksa onların hiç yoktur diye dşünüyorum. ama karşı karşıya gelirsem bir gün onladan biriyle, nefretim sönüp gidecek. çünkü nefretimin kişisel bir düşmanlığa dönüşme ihtimali beni utandıracak, caydıracak. öfkem uçup gidecek. bu da iyi bir şey aslında.
Pazartesi, Mart 10, 2008
çürüyenler
ah acaba o karanlık kafeye sahibinin sevgilisini tanımayanlar gidiyo mu? yani ne zaman öylesine ne biliyim pek de düşmez ya yolum düşse sıkıntıdan patlayıp çıkıyorum. ya tezgahta kendine bira koyan ya da sarsak sarsak kahve yapan birileri inlerinde pinekleyen kaplumbağalar gibi tartışmalar sürer gider dünyadan soyut akıllı bi grup işte ne bileyim. kaç yıldır o insanlar değişmez birbirleriyle çıkar ayrılırlar eski sevgililerle yenileri öpüşür filan bir yerden mi geldin nasıldı diye sorulmaz çünkü hayat ordadır ne bileyim. bir de özel akşamlar yapılıyor sanki başka biri oraya gelecekmiş gibi:)
yok yok bana ters bana ters böyle şeyler elhamdürillah ben bunlara karşıyım ne ayol bu? oh çıktım ordan mis gibi kantinde yeni tanıştıklarıma uğradığım tacizleri anlattım güldürdüm.
yok yok bana ters bana ters böyle şeyler elhamdürillah ben bunlara karşıyım ne ayol bu? oh çıktım ordan mis gibi kantinde yeni tanıştıklarıma uğradığım tacizleri anlattım güldürdüm.
Pazartesi, Mart 03, 2008
ezel trackenheim
sorumluluklar sorumluluklar... bana yüklendikçe hafifliyordu sanki. şimdi ben de hassas bir cam parçası değilim. ama yine de. insan bunları demez. çay yapmamış zeytin yiyorduk ekmekle. sabah ezanı okunuyordu. uyku akıyordu gözlerimden. o ise karşımda farklı dünyalara girip çıkıyor deliriyordu. bütün bunları film izler gibi izliyordum sadece, içimdeki sıkıntıdan başka ne hissediyordum? onun hoşuna gidecek bir şey yapmak istiyordum, anlamaya çalışıyor, uygun sözleri arıyordum ama ağzımdan dökülenler ne duygusuzdu. ben duygusuz bir ağacım diye düşündüm. ben yaşamıyorum kendi etrafımdaki bulutla dansediyorum diye düşündüm. zavallı ezel tracekenheim ne ise ben tam karşıtıyım diye düşündüm. ezel trackenheim'in beni düşündürmesini sevmedim.
derken ezel delisi iyice coştu. kendini mesih sanmaya başladı. kollarını açıp beni affettiğni ilan etti. aman ne sevindim ezel bu saatten sonra. beni mahvettin. böyle desem de kızar. şöyle sözlerimi sevmiyor: mahvolmak, yorulmak... yutturamadığımı da hissediyorum ona. ben tembel bir tenekeyim. ezel ne? ezel okul kitaplarındaki doğa ana. çöp atarlar umursamaz ağacını keserler bir şey demez. yine de sonra... hepimizi umursamaya davet ettikten sonra biz onun davetini kabul etmezsek bizden uzaklaşıyor.
ezel pırıl pırıl gözlerle bana bakıp beni affettiğini ilan etti ve gelip beni öptü. göğsümdeki düğüm daha da sıkılaştı o anda. ezel konuşmasını bitirmişti, benimki yeni başlıyordu. fakat böyle anlarda beceriksizim. uyumaya gittim çaresiz. yarım saat uykudan sonra daha da mutsuzdum. ezel'e kötü davranmak geliyordu içimden. dalga geçtim onla. insan kendini peygamber sanınca iyi uyuyor herhalde dedim.
fakat ezel konusu kafamda asılı kalmıştı. ezel içimde birden belirmişti. içim eziliyordu ve ağır bir ezel taşıyordum. ve sonra geçmişimizi hatırladım. ezel'in ince dokusunu düşündüm. benim ondan iyi arkadaşım yoktu. aşık bir şekilde yürüdüm bütün gün. aşk mektubu almış film artisti gibi yürüdüm.
akşam içimdeki ağırlığı unuttum gitti. bir keresinde ezel beni aramıyor diye ağlamış annemi babamı üzmüştüm. bunu da hemen unutmuşum. şimdi suratım asık yorgun yorgun gazete okuyordum. dış dünyaya dönmek zordu.
ezel şimdi beni affetti. ne dediysem hoş karşıladı. ama yarın yine bir kusurum gün ışığına çıkacak. yazdığım bir cümlenin altındaki korkunç anlamlar anlaşılacak. ezel yine gerçek düşündüklerini söyleyecek. ezel bunları demesin isterdim. bana her şeyini desin, ama demek istedikleri gerçekten hafif şeyler olsun isterdim biraz.
herkesi seviyorum. kendi sevgisinden sevmediğimi sanıyorlar. herkesi sevmek kolay ama sevdiğini bir kedi gibi hoş tutmak ben daha çok torba gibi özensiz tutuyormuşum. ahh kendi kendine yeten biri olsaydım ezel'in söylediği gibi hayat ne korkunç olurdu... daha çok otobüslerde camdan bakan biri diyelim, öylesine ne iyi ne kötü sıradan bir insan evladı.
derken ezel delisi iyice coştu. kendini mesih sanmaya başladı. kollarını açıp beni affettiğni ilan etti. aman ne sevindim ezel bu saatten sonra. beni mahvettin. böyle desem de kızar. şöyle sözlerimi sevmiyor: mahvolmak, yorulmak... yutturamadığımı da hissediyorum ona. ben tembel bir tenekeyim. ezel ne? ezel okul kitaplarındaki doğa ana. çöp atarlar umursamaz ağacını keserler bir şey demez. yine de sonra... hepimizi umursamaya davet ettikten sonra biz onun davetini kabul etmezsek bizden uzaklaşıyor.
ezel pırıl pırıl gözlerle bana bakıp beni affettiğini ilan etti ve gelip beni öptü. göğsümdeki düğüm daha da sıkılaştı o anda. ezel konuşmasını bitirmişti, benimki yeni başlıyordu. fakat böyle anlarda beceriksizim. uyumaya gittim çaresiz. yarım saat uykudan sonra daha da mutsuzdum. ezel'e kötü davranmak geliyordu içimden. dalga geçtim onla. insan kendini peygamber sanınca iyi uyuyor herhalde dedim.
fakat ezel konusu kafamda asılı kalmıştı. ezel içimde birden belirmişti. içim eziliyordu ve ağır bir ezel taşıyordum. ve sonra geçmişimizi hatırladım. ezel'in ince dokusunu düşündüm. benim ondan iyi arkadaşım yoktu. aşık bir şekilde yürüdüm bütün gün. aşk mektubu almış film artisti gibi yürüdüm.
akşam içimdeki ağırlığı unuttum gitti. bir keresinde ezel beni aramıyor diye ağlamış annemi babamı üzmüştüm. bunu da hemen unutmuşum. şimdi suratım asık yorgun yorgun gazete okuyordum. dış dünyaya dönmek zordu.
ezel şimdi beni affetti. ne dediysem hoş karşıladı. ama yarın yine bir kusurum gün ışığına çıkacak. yazdığım bir cümlenin altındaki korkunç anlamlar anlaşılacak. ezel yine gerçek düşündüklerini söyleyecek. ezel bunları demesin isterdim. bana her şeyini desin, ama demek istedikleri gerçekten hafif şeyler olsun isterdim biraz.
herkesi seviyorum. kendi sevgisinden sevmediğimi sanıyorlar. herkesi sevmek kolay ama sevdiğini bir kedi gibi hoş tutmak ben daha çok torba gibi özensiz tutuyormuşum. ahh kendi kendine yeten biri olsaydım ezel'in söylediği gibi hayat ne korkunç olurdu... daha çok otobüslerde camdan bakan biri diyelim, öylesine ne iyi ne kötü sıradan bir insan evladı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)