Salı, Eylül 22, 2009
derim ki,bir gün, müzik kanallarının birinde, bir klip çıkacak. izleyenler bu ne ya diye düşünecekler çünkü böyle bir şeyle ilk kez karşılaşmış olacaklar. o ben olacağım. hukuk okumasına rağmen gönlünü müziğe vermiş genç bir kadın. işte böyle düşünürüm. sonra turistin biri yol sorar. istediğim gibi cevap veremem ve tüm fiyakam uçar gider...
Pazartesi, Eylül 14, 2009
şarkılar
daha başka bir sürü şarkı var. bunlar en güzelleri değil, sadece rastgele... cesaretimi topladığım, üşenmediğim zaman öbürlerini de koyarım.
geldiğimden beri bir ruh misali evde dolaşıyorum. gecem gündüzüm belli değil. uyumak ne mümkün. bu gece de uyuyamamışım. deniz'in bana tavsiye ettiği son şeyler ülkesi'ni okudum. sonra şişman kızın yaşam rehberi diye bir kitap okudum. uslubunu hiç ama hiç beğenmesem de, anafikrini beğendim. şişman kadınlara yapılan baskı ve saygısızlık, onların her gün maruz kaldığı kişiliğe saldırı, şiddet, sözlü taciz... kadınlara yönelik kötü muamelenin ve ayrımcılığın sadece bir kolu bence. çünkü erkekler güzel kadınlara ayrı, çirkinlere ayrı kötü muamele yapıyor. güzel olmayı hep daha da zorlaştıran bir kültür egemen. kitabın yazarı tuana toksöz adında şişman bir kadınmış. "artık böyle olduğum için kimseden özür dilemeyeceğm." diye bir lafı var. çok beğendim. ama dediğim gibi, uslubunu hiç beğenmedim. ha ingilizce yazıp kitabı sonra çevirdiyse o başka. amerika'da yaşıyorsa o da başka. ama atıyorum istanbul'da yaşıyor ise beğenmedim.
ruh gibi dolaşıyorum, evet. new york'ta son günlerimiz ne kadar güzel geçti... manhattan dışındaki mahalleri de görmek istedim ama öyle bir şey olmadı. istanbul'a geldiğimden beri bir şey yaptığım yok. bir gece ekin geldi. beni sabaha kadar uyutmadı, yeni aldığım küçük gitarı çaldı, komşuları da uyutmadı. balkonumuzda sigara içti. annem ona gelip "yatsana oğlum, bu kız jet lag oldu bilmiyor musun?" diye kızdı. babam havaalanında beni önce soğuk karşıladı, eve gelip yıkanınca da bana dedi ki: "havaalanında domuz gripliydin öpemedin, dur bir daha öpeyim." yani işte böyle. zee ile geçen gün trolley'de karşılaştık. ben onu bizim gibi öğrenci sanıyordum, oysa 7 yıldır amerika'da, göçmenmiş. okumuyormuş. deniz de sırbıstan kökenlidir. bunu duyan zee deniz'in peşini bırakmadı. nerde görse kızı, kolundan tutuyor, konuşuyor da konuşuyor. ermeni sorunundan konuşuyormuş. deniz kaçacak delik arıyordu. yok diyor konuşsun konuşsun da durmuyor ki, bir yerden sonra dinlenmiyor dedi.
Pazar, Eylül 06, 2009
az sonra zee'yi göreceğim. dün mutfakta zee'nin salaklığından bahsediliyordu. ben de hemen ilgilendim. dedim ki aa o nerde çalışıyor şimdi falan. valerie hemen anladı, ezgi görmek istiyorsan zee'yi alpine'a gel dedi. ve ekledi, gerçi çok aptal bir insan ama yani dedi. şimdi oraya gidiyorum.
Cuma, Eylül 04, 2009
ama ben ölsem sen yaşayamazsın ki... kendini kime öveceksin? kim sözünü kesmeden "hıhı" diyip dinleyecek seni? yine ben. bana ihtiyacın var yavrum.
sana kızmıyorum. kendimi sana ispatlamak da istemiyorum. gitmeni istiyorum. yalnız da kalacak olsam etrafımda seni istemiyorum.