onca gözyaşının, stresin sonucu 26 oldu. şimdi ne almam gerekiyor, 70. dün rüyamda resmen yalvarıyordum. devletten aldığım burs kesilirse ne işte çalışırım diye bir sürü rüya gördüm. sonra uyandım ve şöyle diyerek: milletvekili dokunulmazlığı, evet aynen böyle uyandım. göğsümde bir sıkışma var. ders çalışmanın sadece kahve, naneli şeker, keçeli kalem gibi yüzeydeki kısımlarıyla ilgileniyorum. 1 saat sonra kafama, bakıyorum da, hiçbir şey girmemiş.
o rahat, geniş, güleryüzlü, balıketi halimden eser yok şimdi.
bazen çalışmak zorunda olduğumu saatlerce unutuyorum, gitarımı elime alıyor, bülbül gibi şakımaya başlıyorum. karşımda kocaman bir seyirciler topluluğu olduğunu hayal ediyorum. onların aklından geçen övgü dolu düşünceleri hayal etmeye çalışıyorum. kendimi amerika'da ortaya çıkan anti folk- indie akımı içinde bir yerlere yerleştiriyorum. geçenlerde ilk "story teller" şarkımı yazdım. öbür şarkılarımdan çok daha kötü, hem müzik hem söz olarak. 5 yıldır aklımda olan bir şeydi. ama başını ve sonunu bir türlü getiremiyordum. ve birden, şarkıyı bir hikaye biçimde ortaya çıkarmak aklıma geldi. nakaratın sonuna ve başına bir şeyler eklersem, bir sahne yaratmış olurdum. bu, şarkıyı (kötü olmasına karşın) benim için özel kıldı. hikaye çok çok basit, anlamsız bir şey: bir kız var, denize giriyor. onu seven çocuk, ona bakıyor ve bu uzun saçlara, güzel, sağlıklı vücuda dokunmak istiyor. sadece bu:
saçları, güneşte güzel parlıyordu girerken suya
öbürü sadece fiziksel temas istiyordu, dokunmak ona
dokunmak, sen, hiçbir şey hissetmeden
içimde üzgün ırmaklar akarken
büyülü bir ormanda gezinirim o zaman ren geyikleri vurulur
o güzel gözlü, masum geyiklerin hatrına girdi suya.
saçları, güneşte güzel parlıyordu.
valla şarkıda geyiklerin işi ne diye sormayın ben de pek bilmiyorum.