bugün babam kıyamet günü ile ilgili bir kitap okuyordu. o da bu tür şeylere inanıyor. 2012 yılında kıyametin kopacağına inanıyorum dedi.
ben de 2012'de bir şey değişecek ama bu kötü olmayacak dedim. babam da tabi ki dedi. deccal ve mehdi savaşacakmış, deccal bu savaşta yenilecekmiş.
peki bu bizim açımızdan ya iyi olmazsa diye sordum. babam da elbette kısa vadede iyi değil dedi. çok acı çekeceğiz dedi. bütün insanlar gibi biz de bir süre cehennemde kalacağız dedi. ama cehennem ateşli bir yer mi değil mi orasını bilemem dedi. ama sonra uzun vadede daha güzel bir dünyada yaşacağız dedi. tanrı ile bütünleşeceğiz. vahdeti vücut olacağız dedi.
babam da aslını istersen çok şey bildiğinden değil, biraz uyduruyor. ama bu düşünceler bir an beni çok rahatlattı. bir an önce mesih ile mehdi gelsin istedim. sonra da düşününce vazgeçer gibi oldum.
önemli meseleler (burçlar vs:)) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
önemli meseleler (burçlar vs:)) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Eylül 01, 2011
Cumartesi, Nisan 02, 2011
manyaklar
sınıf akadaşlarım staj deneyimlerini paylaştıkça sinirden kudurmamak elde değil. bir tanesi bir adamın yanına görüşmeye gitmiş. çok önemli bir pozisyondaymış kendisi, çok da havalı. görüşmede bahçeşehir hukuktan biri varmış, okul birincisi miymiş neymiş. adam "aptalların arasında birinci olmak kolaydır" demiş buna. bizim kızı da epey aşağılamış. "neden?" diye sordum. "dayanıklılığımızı ölçmek için" dedi.
dayanıklılıkmış. tarzan mıyız biz? sen hakarete tahammül gibi köpekçe bi özelliği ölçmek yerine önce insanca bir ortamdaki iletişim becerilerini, sorumluluk duygusunu filan sınasana. ama bu manyaklar insan değil köpek aradıkları için vahşi koşullarda ne kadar dayanıklısın ona bakacaklar.
bahsi geçen herifin odasında yabancı bir alfabeyle "stayjerler köledir" yazılı bir tabela varmış. aman aman, ne orijinal bir fikir. ne kadar da samimi ve taşaklı oldun sen bunu böyle açık açık yazınca. herkes "abi adamın kim olduğu belli, zorluyor adamı ama hakkıdır yani, stajyerler köledir yazacak kadar açık sözlü ve cool herif yaa" dedi. aferin gerzek.
tamam, iğrenç olduğunuzu biliyoruz ama azıcık "politically correct" olun be!
kariyer günlerine de gitmiyorum. giden arkadaşlarım anlatıyor. ana temaları "sizi çok çalıştıracağız." hadi ya? siktirin gidin.
bir başkası izmir'de kendi deyimiyle "kıçıkırık" bir büroya başvurmuş. kıza görüşmede iq testi yapmak isteyince kız okulunun verdiği güvenle "ben size nasıl bir cv ile geliyorum ve bana iq testi mi yapıyorsunuz? hıh" diyerek gitmiş. yani, daha havalı, tanınmış bir büro olsaydı izin verebilir miydi? yok, sanmıyorum. reddetme mantığı yanlış olsa da, bu prosedüral işlemlerden de tiksiniyorum.
bilgisiyle vs herkesin tartışmasız kabul ettiği bir yere ulaştıktan sonra oradan herkese küçümseyici bakışlar fırlatanları da sevmem. bütün bilgini görgünü çöpe at daha iyi. "ama adamın hakkı şimdi, onun gibi kaç tane var?" bana ne? bana ne yani? önce adam olsun. ben ona önemli bir şahıs olamazsın demedim adam olamazsın dedim.
oh, boşalttım içimi dışımı.
dayanıklılıkmış. tarzan mıyız biz? sen hakarete tahammül gibi köpekçe bi özelliği ölçmek yerine önce insanca bir ortamdaki iletişim becerilerini, sorumluluk duygusunu filan sınasana. ama bu manyaklar insan değil köpek aradıkları için vahşi koşullarda ne kadar dayanıklısın ona bakacaklar.
bahsi geçen herifin odasında yabancı bir alfabeyle "stayjerler köledir" yazılı bir tabela varmış. aman aman, ne orijinal bir fikir. ne kadar da samimi ve taşaklı oldun sen bunu böyle açık açık yazınca. herkes "abi adamın kim olduğu belli, zorluyor adamı ama hakkıdır yani, stajyerler köledir yazacak kadar açık sözlü ve cool herif yaa" dedi. aferin gerzek.
tamam, iğrenç olduğunuzu biliyoruz ama azıcık "politically correct" olun be!
kariyer günlerine de gitmiyorum. giden arkadaşlarım anlatıyor. ana temaları "sizi çok çalıştıracağız." hadi ya? siktirin gidin.
bir başkası izmir'de kendi deyimiyle "kıçıkırık" bir büroya başvurmuş. kıza görüşmede iq testi yapmak isteyince kız okulunun verdiği güvenle "ben size nasıl bir cv ile geliyorum ve bana iq testi mi yapıyorsunuz? hıh" diyerek gitmiş. yani, daha havalı, tanınmış bir büro olsaydı izin verebilir miydi? yok, sanmıyorum. reddetme mantığı yanlış olsa da, bu prosedüral işlemlerden de tiksiniyorum.
bilgisiyle vs herkesin tartışmasız kabul ettiği bir yere ulaştıktan sonra oradan herkese küçümseyici bakışlar fırlatanları da sevmem. bütün bilgini görgünü çöpe at daha iyi. "ama adamın hakkı şimdi, onun gibi kaç tane var?" bana ne? bana ne yani? önce adam olsun. ben ona önemli bir şahıs olamazsın demedim adam olamazsın dedim.
oh, boşalttım içimi dışımı.
Perşembe, Şubat 17, 2011
evlilik ve çocuk
evlenmeye hep iyi gözle bakmışımdır, yine de zorlama bir kurum olduğunu düşünüyorum. erkek de kadın da aynı derecede tembel, sorumsuz ve bencildirler. ayrıca erkek kadın ayrımı olmaksızın hiçbir insan özgürlüğünün kısıtlanmasından hoşlanmaz. koca pasif direniş yolunu seçer, yani evde hiçbir iş yapmaz ve arkadaşlarıyla dışarı kaçar. karının yöntemi mecburen dırdırdır. ben de çocukluğumda aynı bunu gördüm. babam ki çok severim, her zaman sanki kendi isteğiyle yuva kurmamış da zorla kurdurmuşlar gibi davranır. hep bir "bitse de gitsek" havası. ilk söylediğim sözcük "hadi" olmuş. ne anne, ne baba. sadece "hadi". "hadi canlanın ve benimle ilgilenin" der gibi. ne zaman bu söylense hayatın zor olduğunu düşünür ve dertlenirim.
bir gün evlenebileceğimi düşününce karışık duygular içine giriyorum. bir yandan "ya ne yapacaktım?" diye düşünüyorum çünkü sanki bekarlığın sonu yok. hayatın bir yerde sonlanması gerek. evet hayatı bir yerde durdurmak gerek. hep bir belirsizlikle ve olmamışlık duygusuyla yaşanmaz. öte yandan içim sıkılıyor.
yalnız çocuklara çok sıkıntı çektiriliyor. anneler çocuklarla yalnız kalınca tüm hınçlarını bunlardan çıkarıyorlar. onu yapma şunu yapma. sen yalancısın, sen aptalsın, yaramazsın. çocuk dediğin doğası gereği 1 yaşında her şeyi ağzına sokar, çekmeceleri açar elini kıstırır. 7 yaşında ödevini yapmak istemez. bu gürültücü yaratık doğası gereği insan yaşamını ipotek altına alır ne yazık ki. ona doğası gereği kızmak adil midir? o öyle yaratılmıştır. ama tabi onun her dediğine "evet" dememelisiniz. örneğin para vermeyin. ev işi yaptırın. benim dediğim başka.
o değil de ben insana susadım. her gün dışarı çıkmak, insanlarla iç içe olmak, içmek, onlara sorular sormak istiyorum. asosyal olmama rağmen sanırım insansız yaşayamıyorum. insanlar demek benim için yaşamın merkezi demek. insanlardan çok hoşlanıyorum. hepsinin, her grubun bir arka planı var. bir de binaları seviyorum, bahçeleri. onların içinde kimlerin yaşadığını hayal ediyorum.
ve kedileri seviyorum. o pembe patileri. o minik burnu.
o değil de artık spor yapacağım. ve bugün annem telefonunu evde unutmuş, sabah onu vermeye gittim. bu arada beni göz doktoruna götürdü. sonuç? 1.25e 2!! gözlük takmam lazımmış! zaten çirkinim, gözlük de hiç yakışmıyor. kalın kaşların altına gözlük hiç gitmiyor ooof of! yüzümde hiç ama hiç kadınsılık kalmıyor. oysa ki ben güzel olmak isterdim. güzel olmamak o kadar üzüyor ki aslında beni. arkadaşlarım dış görünüşümü umursamadığımı sanıyormuş ama ben umursuyorum aslında. güzel kızlara gözümü dikip bakıyorum, gıpta ile. aman tek dert bu olsun.
bir gün evlenebileceğimi düşününce karışık duygular içine giriyorum. bir yandan "ya ne yapacaktım?" diye düşünüyorum çünkü sanki bekarlığın sonu yok. hayatın bir yerde sonlanması gerek. evet hayatı bir yerde durdurmak gerek. hep bir belirsizlikle ve olmamışlık duygusuyla yaşanmaz. öte yandan içim sıkılıyor.
yalnız çocuklara çok sıkıntı çektiriliyor. anneler çocuklarla yalnız kalınca tüm hınçlarını bunlardan çıkarıyorlar. onu yapma şunu yapma. sen yalancısın, sen aptalsın, yaramazsın. çocuk dediğin doğası gereği 1 yaşında her şeyi ağzına sokar, çekmeceleri açar elini kıstırır. 7 yaşında ödevini yapmak istemez. bu gürültücü yaratık doğası gereği insan yaşamını ipotek altına alır ne yazık ki. ona doğası gereği kızmak adil midir? o öyle yaratılmıştır. ama tabi onun her dediğine "evet" dememelisiniz. örneğin para vermeyin. ev işi yaptırın. benim dediğim başka.
o değil de ben insana susadım. her gün dışarı çıkmak, insanlarla iç içe olmak, içmek, onlara sorular sormak istiyorum. asosyal olmama rağmen sanırım insansız yaşayamıyorum. insanlar demek benim için yaşamın merkezi demek. insanlardan çok hoşlanıyorum. hepsinin, her grubun bir arka planı var. bir de binaları seviyorum, bahçeleri. onların içinde kimlerin yaşadığını hayal ediyorum.
ve kedileri seviyorum. o pembe patileri. o minik burnu.
o değil de artık spor yapacağım. ve bugün annem telefonunu evde unutmuş, sabah onu vermeye gittim. bu arada beni göz doktoruna götürdü. sonuç? 1.25e 2!! gözlük takmam lazımmış! zaten çirkinim, gözlük de hiç yakışmıyor. kalın kaşların altına gözlük hiç gitmiyor ooof of! yüzümde hiç ama hiç kadınsılık kalmıyor. oysa ki ben güzel olmak isterdim. güzel olmamak o kadar üzüyor ki aslında beni. arkadaşlarım dış görünüşümü umursamadığımı sanıyormuş ama ben umursuyorum aslında. güzel kızlara gözümü dikip bakıyorum, gıpta ile. aman tek dert bu olsun.
Çarşamba, Ocak 26, 2011
Pazartesi, Ocak 17, 2011
evlilik ve çocuk
umut sarıkaya demiş bir yazısında. "acaba evleneceğim kadın şu an nerede ne yapıyor?" diye sormuş. ben de düşünürüm bunu, acaba hayatımın aşkı olacak kişi şu an nerede, ne yapıyor? "hayatımın aşkı olacak kişi" de ne demekse... belki böyle bir şey olmayacak. ama öyle zannediyorum ki herkesin hayatının bir aşkı vardır. şu yaşımdan itibaren aşk yaşamayı kesersem benimki ortaokuldan biri olurdu mesela. ama bu çok sıkıcı ve gizemsiz bir durum. meçhulu hayal etmek daha güzel ve umutlu.
hayatımın aşkı derken, evleneceğiz diye de demiyorum. çağımızda sadece evlilik hayli kurulmaz. belki trafik kazasında ölürüz. belki o sonunda evli çıkar, ben onu unutamam. belki çok sarhoşken nefsime yenilip hayatımın aşkını aldatırım ve sonsuza kadar ayrı düşeriz. yine de belirlenebilir biri olur, filmlere konu olabilecek düzeyde bir aşk.
dün gece uyumadan bunu düşündüm. acaba hayatımın aşkı şu an uyuyor mu? uyuyorsa üzerinde ne var? acaba şimdi yanında gelecekteki eski sevgilisi mi yatmakta? bunu düşününce kalbim sıkışıyor. aman bana ne. kiminle yatarsa yatsın. ben şimdi yalnızım, 1-0 gerideyim, ama ilerde onunla karşılaşınca hiç yalnız değildim derim. nerden bilecek?
acaba hali hazırda tanıdığım biri mi ki? aman olmasın. çünkü tanıdıklarımın hepsi normal insanlar. benim hayatımın aşkı ise olağanüstü bir şahıs olmalı. fakat düşündüm de, bu ihtimal de hoşuma gitmedi. ne demek olağanüstü bir kişi? böyle biri mi var? yoktur, sanmıyorum.
ne kadar da önemsiyoruz biz gençler kendi hayatımızı. meçhul, gelecek en önemli şeymiş gibi konuşuyoruz bazen. acaba ne olacak? acaba nasıl biri olacağım? acaba kiminle birlikte olacağım gelecekte? hangi işe gireceğim? biz bunları düşünürken buzullar eriyecek, falan filan. tunus'ta kimbilir neler olacak. çok merak ediyorum.
hayatımın aşkı derken, evleneceğiz diye de demiyorum. çağımızda sadece evlilik hayli kurulmaz. belki trafik kazasında ölürüz. belki o sonunda evli çıkar, ben onu unutamam. belki çok sarhoşken nefsime yenilip hayatımın aşkını aldatırım ve sonsuza kadar ayrı düşeriz. yine de belirlenebilir biri olur, filmlere konu olabilecek düzeyde bir aşk.
dün gece uyumadan bunu düşündüm. acaba hayatımın aşkı şu an uyuyor mu? uyuyorsa üzerinde ne var? acaba şimdi yanında gelecekteki eski sevgilisi mi yatmakta? bunu düşününce kalbim sıkışıyor. aman bana ne. kiminle yatarsa yatsın. ben şimdi yalnızım, 1-0 gerideyim, ama ilerde onunla karşılaşınca hiç yalnız değildim derim. nerden bilecek?
acaba hali hazırda tanıdığım biri mi ki? aman olmasın. çünkü tanıdıklarımın hepsi normal insanlar. benim hayatımın aşkı ise olağanüstü bir şahıs olmalı. fakat düşündüm de, bu ihtimal de hoşuma gitmedi. ne demek olağanüstü bir kişi? böyle biri mi var? yoktur, sanmıyorum.
ne kadar da önemsiyoruz biz gençler kendi hayatımızı. meçhul, gelecek en önemli şeymiş gibi konuşuyoruz bazen. acaba ne olacak? acaba nasıl biri olacağım? acaba kiminle birlikte olacağım gelecekte? hangi işe gireceğim? biz bunları düşünürken buzullar eriyecek, falan filan. tunus'ta kimbilir neler olacak. çok merak ediyorum.
Pazartesi, Aralık 06, 2010
internette gezinirken polisin gençsen gösterisini dağıtırkenki olaylarıyla ilgili milliyet gazetesi haberine yazılan yorumları okudum az önce. ne iğrenç şeyler! o kadar sinirleniyor ki insan. bu kadar iğrenç insanlardan oluşan bir topluluk muyuz diyorsun. kızcağız bebeğini düşürmüş bir tane. (habere konulan resim yanıltıcı, o tekmelenen I.K, bizim ortaokuldaydı, sanki bebeğini düşüren E.A oymuş gibi olmuş)yok ahlaksız, ne işin vardı orda zaten çocuğun kesin garyrımeşrudur falan filan. "ne hak araması" vs. ulan gerizekalılar. gösteri yapma denen şey serbest. sanki suç amına koyiyim. asıl polisin yaptığı hukuka aykırı. biz derste bunun binde biri ihlallerde aihm'in o ülkeyi tazminata mahkum ettiğini görüyoruz. polis isterse sokak ortasında tecavüz etsin bu mallar sevinir oh olsun der. insan değiller. ve yorumların yüzde sekseni böyle.
göbek deliği
ne iğrenç bir organdır göbek deliği... ne rahatsız edici bir organdır. bir de orayı deldirir küpe takarlar! ıyy.
çocukken biri bir şey anlatmıştı göbek deliği ile ilgili. birinin göbek deliği iltihaplanmış, o yüzden çocuğu olmamış. bir daha hiç sevemedim bu garibi, hep huylandım, hep iltihaplanacağından korktum, içine su kaçacağından, hasatalanacağımdan...
çocukken biri bir şey anlatmıştı göbek deliği ile ilgili. birinin göbek deliği iltihaplanmış, o yüzden çocuğu olmamış. bir daha hiç sevemedim bu garibi, hep huylandım, hep iltihaplanacağından korktum, içine su kaçacağından, hasatalanacağımdan...
Cumartesi, Kasım 27, 2010
Pazartesi, Ekim 04, 2010
bazı insanlar vardır mesela çok açık saçık şakalardan rahatsız olurlar. veya bir kişinin konumuna yakışmayacak samimiyetten. veya birinin gelip ansızın sana hayatını anlatmasından. ben olmuyorum. yeter ki başkasına da yer bıraksınlar. "her şeyi anlatıyorsun" benim de karşılaştığım bir eleştiri.
bence biri sınırlarını genişletmek istiyorsa sorun yok. ben de ona uyum sağlarım. bunu ucuzluk olarak görmüyorum nedense. bir hocadan zorla hoca gibi davranmasını istemem, beklemem de. şimdi ben bunları ne için anlattım? bugün bir kıza "ya sen çok güzelsin, biz şunla ve şunla konuştuk hatta aramızda, seni çok güzel buluyoruz" dedim. başka biri de beni arkadaşlarımla aramda konuştuğum her şeyi herkese anlatmakla suçladı. bunun adı samimiyet değilmiş. sosyal yaşamda filtre olmalıymış.
böyle bir suçlama kadar utandırıcı bir şey yok. "her şeyi herkese anlatmamalısın." yalnız herkes sınırlarını biraz kendi çizmez mi? bir de bu sınırlar gençken daha esnek olmaz mı? ben de işe girince belki bu kadar çok bilgi vermeyeceğim kendim hakkında. ya da belki de vereceğim. çünkü belki de o ilişkiler içinde kalmayı seçeceğim, bilmem ki. gençlikte (ve belli bir yaşam tarzını seçenlerde) şöyle değil midir, paylaşım derinliksizdir ve çok fazladır. hatta bazen absürde varır paylaşmak. sarhoşken tanıştıklarına insan tutar da aşklarını anlatır.
ya bir de amaç da önemli, belirlemesi zor olsa da. biri bir şey anlatırken etkilemeye çalışıyorsa farklı, karşılık bekliyorsa veya konuşacak konu çıkarıyorsa özel hayatından, kişisel şeyler hakkınsa karşısındakinin görüşünü merak ediyorsa o farklı bence. yani teşhir yine teşhir ama monolog şeklinde mi diyalog şeklinde mi teşhir? teşhire katılım var mı? ilki basit/adi teşhirken benim gözümde, ikincisi nitelikli teşhir hatta sanat oluyor. yani teşhir bir amaca hizmet ediyorsa bence iyi. uslup da önemli, bunun için ise ne yazık ki zeki olmak gerekiyor, çok zeki...:(
bir de ben şey değilim yani, hani çok seçkin bir çevreden gelmiyorum. belli görgü ve davranış kurallarını bilmiyor olabilirim. gerçi artık kimse bilmiyor.
bence biri sınırlarını genişletmek istiyorsa sorun yok. ben de ona uyum sağlarım. bunu ucuzluk olarak görmüyorum nedense. bir hocadan zorla hoca gibi davranmasını istemem, beklemem de. şimdi ben bunları ne için anlattım? bugün bir kıza "ya sen çok güzelsin, biz şunla ve şunla konuştuk hatta aramızda, seni çok güzel buluyoruz" dedim. başka biri de beni arkadaşlarımla aramda konuştuğum her şeyi herkese anlatmakla suçladı. bunun adı samimiyet değilmiş. sosyal yaşamda filtre olmalıymış.
böyle bir suçlama kadar utandırıcı bir şey yok. "her şeyi herkese anlatmamalısın." yalnız herkes sınırlarını biraz kendi çizmez mi? bir de bu sınırlar gençken daha esnek olmaz mı? ben de işe girince belki bu kadar çok bilgi vermeyeceğim kendim hakkında. ya da belki de vereceğim. çünkü belki de o ilişkiler içinde kalmayı seçeceğim, bilmem ki. gençlikte (ve belli bir yaşam tarzını seçenlerde) şöyle değil midir, paylaşım derinliksizdir ve çok fazladır. hatta bazen absürde varır paylaşmak. sarhoşken tanıştıklarına insan tutar da aşklarını anlatır.
ya bir de amaç da önemli, belirlemesi zor olsa da. biri bir şey anlatırken etkilemeye çalışıyorsa farklı, karşılık bekliyorsa veya konuşacak konu çıkarıyorsa özel hayatından, kişisel şeyler hakkınsa karşısındakinin görüşünü merak ediyorsa o farklı bence. yani teşhir yine teşhir ama monolog şeklinde mi diyalog şeklinde mi teşhir? teşhire katılım var mı? ilki basit/adi teşhirken benim gözümde, ikincisi nitelikli teşhir hatta sanat oluyor. yani teşhir bir amaca hizmet ediyorsa bence iyi. uslup da önemli, bunun için ise ne yazık ki zeki olmak gerekiyor, çok zeki...:(
bir de ben şey değilim yani, hani çok seçkin bir çevreden gelmiyorum. belli görgü ve davranış kurallarını bilmiyor olabilirim. gerçi artık kimse bilmiyor.
Salı, Temmuz 27, 2010
çok ara vermiştik burçlara, geri dönüyoruz
şimdi ben genelde burçların fiziksel özelliklerini pek yakalayamam. ama 2 şey tespit ettim: yay burçlarının bacakları, balık burcu kızlarının yüzü çok güzel. tanıdığım bütün yay burçları ince ve atletik yapılı, uzun bacaklara sahip (zeki, ezgi trak, annemin kankası nüsa teyze, tiyatro klübündeki gizem s. ve gizem k.) herhalde haraketli mizaçları sayesinde. bir diğeri balık burcu kızlarının yüzü. sadece güzel olmakla kalmıyor, hepsi birbirine benziyor. tipik balık burcu kadını yüzünün en güzel tarafı dudaklarıdır. geniş bir ağız ve etli dudakları vardır bunların. ama böyle slikonlu gibi değil. konuşurken şekil değiştiren, biraz mahzun, alaycı, huysuz, çocuksu dudaklar. kemerli burna sahip bir balık burcu kızı tanımadım. hepsinin küçük, düzgün burnu, geniş, güzel dudakları vardı. bunların ciltleri de çoğu zaman pürüzsüz ve yumuşak olup, bu baby faceliği tamamlar.
şimdi bu savımı birtakım fotoğraflarla destekleyelim:
şimdi bu savımı birtakım fotoğraflarla destekleyelim:
tipik balık burcu kızı suratı
lise arkadaşım zeynep. o yıllarda bence güzel olmak= zeynep'e benzemekti. şimdi bu kadar takıntılı değilim:)
tiyatrodan senem. şişmanlığın güzelliği bozamadığı biri.
yine tiyatrodan ve balık burcundan nesli: aynı cinsten surat.
blog yazarı dilay ve balık gibi suratı:)

kendi malakl suratım: onlara benzemek için her yıl düşen burnumu kaldırırken. fakat ne yazık ki balık burcundan değilim.
keşke yayların bacaklarının fotoğrafını da koysaydım.
son olarak ben artık okunan bir blog olmak istiyorum. eğer öyle olursam, kimse benim için tanınınca şımardı filan diyemez çünkü nasıl olsa şimdi de yorumlara cevap yazma huyum yok. ama sor bakalım neden yok? çünkü güzel bir cevap yazacağım diye aklım çıkıyor, ben de yazmayı yarına erteliyorum. sanırım siz okurlarımla paylaştığım bir şey yok. zaten 6 tane izleyicim varmış. 6nızın da gözlerinden öperim, fakat ben artık okunmak istiyorum ne bileyim. kaç yıl oldu başlayalı, hem blogumda yazı var, şarkı var, skeç var... alengirli yani. neyse be, belki geçici bir hevestir bu okunmak hevesi.
Cuma, Temmuz 16, 2010
gündüzleri kendimden o kadar memnunum ki... güzel bir kız değilim, olma isteğim de yok. çok akıllı değilim ama aklımdan memnun oluyorum gündüzleri. annem var, babam var, kardeşim var, arkadaşlarım var, sevebiliyorum onları, aramız da iyi. sevgilim var, onu da kendimce seviyorum, bazen kıskanıyorum, bu da aşkın tuzu biberi. aç değilim açıkta değilim.
gündüzleri bu güzel vaziyet beni yaşama sevinciyle dolduruyor, baktığım her şeyi seviyorum. güzel geliyor bana her şey. yaşamak bir oyun gibi geliyor.
geceleri ise ben geç uyurum. ve durum tersine döner. birden çok sıradan bir insan olduğumu fark ederim. özellikle şunu düşünürüm: düşündüğüm her şey o kadar değersiz ki... bir kendimi gözümün önüne getiririm, bir de önmli kişileri. güzellikleriyle, zekalarıyla, bilgi veya becerileriyle tarihe geçmiş kişileri. düşünürüm de asla onlardan biri olamam. gündüzlei rahatça kabullendiğim bu gerçek geceleri beni mahveder. içim öfkeyle, isyanla dolar. neden bu kadar basitim, neden bu kadar sınırlıyım diye düşünürüm. üstüme sinen miskinliğin altında ezilir gibi olurum. bunları kafamdan atamam. yaşamım bana değersiz gelir. düşündüklerim bu kadar dandikse ben bir yalanı yaşıyorum derim. düşündükçe de içinden çıkamam. baktığım her yerde "yenilgi" görürüm. yenilmemek için ne yapmalıydım? onu da bilmem için başka biri olmalıydım. şu halimden kat be kat akıllı biri. vizyonu daha geniş biri. bunlar beni tüketir.
uyumaya yakın her şeyi kabullenirim ve artık fazla sormamaya karar veririm. "bazı şeyler yaşamadan öğrenilmez." diye telkin ederim kendime. "boşver, vasat biri olursan ol. şimdilik." derim. tam olarak tatmin olmam, düşünmeyi bırakırım.
sabah yine kendimden memnun uyanırım. kendimi süper zannederek gün geçer. belki de kendini aşmanın yolu, kendin hakkında düşünmemektir. belki de yalnızca çalışmaktır. zaten artık...
gündüzleri bu güzel vaziyet beni yaşama sevinciyle dolduruyor, baktığım her şeyi seviyorum. güzel geliyor bana her şey. yaşamak bir oyun gibi geliyor.
geceleri ise ben geç uyurum. ve durum tersine döner. birden çok sıradan bir insan olduğumu fark ederim. özellikle şunu düşünürüm: düşündüğüm her şey o kadar değersiz ki... bir kendimi gözümün önüne getiririm, bir de önmli kişileri. güzellikleriyle, zekalarıyla, bilgi veya becerileriyle tarihe geçmiş kişileri. düşünürüm de asla onlardan biri olamam. gündüzlei rahatça kabullendiğim bu gerçek geceleri beni mahveder. içim öfkeyle, isyanla dolar. neden bu kadar basitim, neden bu kadar sınırlıyım diye düşünürüm. üstüme sinen miskinliğin altında ezilir gibi olurum. bunları kafamdan atamam. yaşamım bana değersiz gelir. düşündüklerim bu kadar dandikse ben bir yalanı yaşıyorum derim. düşündükçe de içinden çıkamam. baktığım her yerde "yenilgi" görürüm. yenilmemek için ne yapmalıydım? onu da bilmem için başka biri olmalıydım. şu halimden kat be kat akıllı biri. vizyonu daha geniş biri. bunlar beni tüketir.
uyumaya yakın her şeyi kabullenirim ve artık fazla sormamaya karar veririm. "bazı şeyler yaşamadan öğrenilmez." diye telkin ederim kendime. "boşver, vasat biri olursan ol. şimdilik." derim. tam olarak tatmin olmam, düşünmeyi bırakırım.
sabah yine kendimden memnun uyanırım. kendimi süper zannederek gün geçer. belki de kendini aşmanın yolu, kendin hakkında düşünmemektir. belki de yalnızca çalışmaktır. zaten artık...
Perşembe, Temmuz 15, 2010
zenginleri hiç sevmiyorum. fakat biliyorum ki bunda haksızım. çünkü dünyada zenginlerden başka güçlü yoktur. ben de güçlü olmak isterim. çocukluktan beri. peki bunu niçin isterim? bunun insanı mutlu etmeyeceğini iyi bilirim. fakat yine de güçlü olma isteğine karşı koyamam. ve bilirim ki dünyada artık zenginlerden başka güçlü yoktur.
bazen hayalimde birçok zenginin benimle alay ettiğini düşünürüm. onlara verecek cevap bulamam. kendimi çok çaresiz hissederim. onları aşağılayacak kelime bulamam.
bu duygudan kurtulmanın yolu kendine ayrı bir dünya kurmaktan geçer. siz de aynı dertten muzdarip iseniz işte bazı yöntemler:
1- görmezden gelin: basında ve internette magazin, moda, şöhret, markalar, lüks tüketim gibi zenginleri ilgilendiren konuları görmek moralinizi bozuyorsa, ki bunlar her yerde, bakmayın, okumayın. bu tür dergileri almayın, bu tür sitelere girmeyin. reklamları zaplayın. elinizin altında başka şeyler bulundurun.
2- başka konularla ilgilenin: zihninizden "güç" konusunu atın. "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" gibi cümleleri unutmaya çalışın. bunun yerine eşitliği koyun.
3- anın tadını çıkarın: mal zevki, tam bir zevk değildir. gücü ede ettiğiniz anları düşünün: nasıl biir zevk aldınız? sonra dua etme veya öğrenme zevkini düşünün. şimdi ilk zevki hayatınızdan çıkarmaya bakın. hayal kırıklıklarını da çıkardınız.
4- zenginlerle arkadaş olmayın.
5- zenginlik sadece para değildir. insana statü kazandıran her şeydir. türkiye'de köklü bir aileden gelmek, tüketilen eşyanın cinsi, mezun olunan okul vs hep bir zenginlik sayılır. ve etrafta bunla övünen insan sayısızdır. kendi hissi, kendi düşüncesi olmayan bir şeyle övünen insanları dikkate almayın.
6- zenginlik ile doğrudan bağlantılı sanatla ilgilenmeyin: bunun başında moda geliyor. sonra tasarım. küçümsyin demiyorum. ilgilenmeyin.
bütün bunları, eğer güç ilişkileri konusunda hassassanız, bunları etrafta görmek yetersizlik hissine, hırsa, öfkeye... sebep oluyorsa uygulayın. yani mutlu olmak istiyorsanız. ha bunlar beni rahatsız etmiyor o kadar manyak değilim diyorsanız o daha iyi.
bazen hayalimde birçok zenginin benimle alay ettiğini düşünürüm. onlara verecek cevap bulamam. kendimi çok çaresiz hissederim. onları aşağılayacak kelime bulamam.
bu duygudan kurtulmanın yolu kendine ayrı bir dünya kurmaktan geçer. siz de aynı dertten muzdarip iseniz işte bazı yöntemler:
1- görmezden gelin: basında ve internette magazin, moda, şöhret, markalar, lüks tüketim gibi zenginleri ilgilendiren konuları görmek moralinizi bozuyorsa, ki bunlar her yerde, bakmayın, okumayın. bu tür dergileri almayın, bu tür sitelere girmeyin. reklamları zaplayın. elinizin altında başka şeyler bulundurun.
2- başka konularla ilgilenin: zihninizden "güç" konusunu atın. "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" gibi cümleleri unutmaya çalışın. bunun yerine eşitliği koyun.
3- anın tadını çıkarın: mal zevki, tam bir zevk değildir. gücü ede ettiğiniz anları düşünün: nasıl biir zevk aldınız? sonra dua etme veya öğrenme zevkini düşünün. şimdi ilk zevki hayatınızdan çıkarmaya bakın. hayal kırıklıklarını da çıkardınız.
4- zenginlerle arkadaş olmayın.
5- zenginlik sadece para değildir. insana statü kazandıran her şeydir. türkiye'de köklü bir aileden gelmek, tüketilen eşyanın cinsi, mezun olunan okul vs hep bir zenginlik sayılır. ve etrafta bunla övünen insan sayısızdır. kendi hissi, kendi düşüncesi olmayan bir şeyle övünen insanları dikkate almayın.
6- zenginlik ile doğrudan bağlantılı sanatla ilgilenmeyin: bunun başında moda geliyor. sonra tasarım. küçümsyin demiyorum. ilgilenmeyin.
bütün bunları, eğer güç ilişkileri konusunda hassassanız, bunları etrafta görmek yetersizlik hissine, hırsa, öfkeye... sebep oluyorsa uygulayın. yani mutlu olmak istiyorsanız. ha bunlar beni rahatsız etmiyor o kadar manyak değilim diyorsanız o daha iyi.
Çarşamba, Temmuz 14, 2010
acımak
acımak, içimde yine baş gösteren bir çıban ve varlığıyla bana batı batıveriyor. her şey, her mini mini şey benim için acıma hissini kendine doğru çeken bir nesne, gözlerimi yaşarma tehlikesi ile karşı karşıya bırakan bir tehdit. daha demin arayan yaşlı bey, annem, babam, uzaklara giden kardeşim, artık kaptan çıkma ümidini yitirmiş kaplumbağam, çok parasız bir arkadaşım... hepsi benim ilgime, şefkatime muhtaç, işte bu yüzden en çok kendime acıyorum. oh, ne kadar miskinim, ne kadar lapacı, işte kendime en çok acıdığım nokta budur. en az acıdığım kimseler, acımak duygusundan yoksun kimselerdir, onlar saadeti her tarafından tutmasını ve saadet havlusuna her yerlerinden sürünmesini iyi bilirler. oysa biz acıma duygusuyla haşır neşir olanlar biliriz ki, saadet alışıldık bir şey değil, vurulması gereken bir kuştur ve biz acınası durumda olanlar ve acıyanlar, biz bu kuşu bir türlü vuramayız. oh, ne acıdır, ne acıdır acıyanların ve kendisine acınanların hali!
Cumartesi, Mart 06, 2010
astrolojik gerçekler
"astrolojik gerçek mi olur?" dedin. dedin değil mi? oysa insanları sınıflayarak tanımak en kolayıdır. ingilizcede "i'm not that kind of girl" derler mesela. aslında kolay ama, yanlış. yani 12 gruptan oluşmuyor ki insanlar. tabi bunun ay burcu, güneş burcu, yükselen burcu var. hım, sonra evler var. öyle olunca tam olarak 12 sınıf yok aslında. uf yine de, batı astrolojisi bir sınıflandırma işi. amerikalı bir iş aslında. "i'm that kind of person" işi. uf, ne kadar yanlış bulsam da, benim en sevdiğim iş yahu. :)
sevdiğim insanlara birer "burç" olarak bakarım. (zaten çok sevdiğim bir avuç insan vardır. kısa yaşamıma girmiş olan ve bir zamanlar çok sevmiş olduklarım da var. ama vefasız olduğum iç onları aramam sormam. yine de hala severim. neyse.) mesela d.a. Oğlak'tır. benim zıt burcum. fakat astrolojide zıtlık, alakasızlık anlamına gelmiyor. ortak birçok yönümüz vardır. ve oğlakları severim. bende kucaklama isteği uyandırırlar. salinger da oğlaktır. fakat kendisini tanımıyorum.
en sevdiğim başka bir burç boğa. boğa, üzerinden çekicilik, sevimlilik akan bir burçtur. o da bir toprak burcudur. özellikle geveze boğa çocukları tadından yenmez. biraz fevri ama çok güvenilir insanlardır. içtendir bunlar.
akrep sizi severse harika olur ama genelde uzak durur. biraz soğuk olur ve çokça kendini çeker. ben akreplerde çokça derinlik, hüzün ve gaddarlık bulurum. bir de deneyimlidirler. çok kayda değer insanlardır. kayda değer derken, çekici, dolu demek istedim. ama kaçınırım onlardan. madem bu amerikanvari bir yazı, ingilizce söylersem: "i avoid them."
yay ise, benim hayran olduğum bir kişidir. ay yay, seni seni. çok sevimli bir keretadır. ben bu burcu çok ilginç, ama duygusal olarak güdük bulurum. yani bence öyle. ama bu güdüklüktür, bu doğrudanlıktır (bu da nasıl bir kelimeyse) onu sevimli yapan. yay hayatımda gördüğüm en kolpa insandır. aynı zamanda en çok vakit geçirmek istediğim insandır çünkü bu tipler benim gibi sıkıcı olmaz.
balık güzeldir. fiziksel olarak. hep güzel ve nazlıdırlar.
ikizler iyi biri gibi geldi bana.
aslan çok süper biri. çok tatlı. çok da seksi.
teraziyi pek tanıma fırsatım olmadı.
kova akıllı. hem de uyumlu.
başak müşkülpesent.
koç sakin, kendine güvenli. zengin bir avukat çocuğu.
ay evet, 11 tane. kendi burcumu unutmuşum. kendi burcum için seksi diyeceğim. bene çok seksi biriyim yani.
sevdiğim insanlara birer "burç" olarak bakarım. (zaten çok sevdiğim bir avuç insan vardır. kısa yaşamıma girmiş olan ve bir zamanlar çok sevmiş olduklarım da var. ama vefasız olduğum iç onları aramam sormam. yine de hala severim. neyse.) mesela d.a. Oğlak'tır. benim zıt burcum. fakat astrolojide zıtlık, alakasızlık anlamına gelmiyor. ortak birçok yönümüz vardır. ve oğlakları severim. bende kucaklama isteği uyandırırlar. salinger da oğlaktır. fakat kendisini tanımıyorum.
en sevdiğim başka bir burç boğa. boğa, üzerinden çekicilik, sevimlilik akan bir burçtur. o da bir toprak burcudur. özellikle geveze boğa çocukları tadından yenmez. biraz fevri ama çok güvenilir insanlardır. içtendir bunlar.
akrep sizi severse harika olur ama genelde uzak durur. biraz soğuk olur ve çokça kendini çeker. ben akreplerde çokça derinlik, hüzün ve gaddarlık bulurum. bir de deneyimlidirler. çok kayda değer insanlardır. kayda değer derken, çekici, dolu demek istedim. ama kaçınırım onlardan. madem bu amerikanvari bir yazı, ingilizce söylersem: "i avoid them."
yay ise, benim hayran olduğum bir kişidir. ay yay, seni seni. çok sevimli bir keretadır. ben bu burcu çok ilginç, ama duygusal olarak güdük bulurum. yani bence öyle. ama bu güdüklüktür, bu doğrudanlıktır (bu da nasıl bir kelimeyse) onu sevimli yapan. yay hayatımda gördüğüm en kolpa insandır. aynı zamanda en çok vakit geçirmek istediğim insandır çünkü bu tipler benim gibi sıkıcı olmaz.
balık güzeldir. fiziksel olarak. hep güzel ve nazlıdırlar.
ikizler iyi biri gibi geldi bana.
aslan çok süper biri. çok tatlı. çok da seksi.
teraziyi pek tanıma fırsatım olmadı.
kova akıllı. hem de uyumlu.
başak müşkülpesent.
koç sakin, kendine güvenli. zengin bir avukat çocuğu.
ay evet, 11 tane. kendi burcumu unutmuşum. kendi burcum için seksi diyeceğim. bene çok seksi biriyim yani.
Perşembe, Mart 04, 2010
ketum insanlar! laftan değil icraattan yana olanlar! hep kısa kesenler! lafım size...
dinleyin. çok az karşılaşılan bir insan tipisiniz, biliyorum. bu yüzden karşılaştığımız zaman, çoğu zaman ne diyeceğimi bilemiyorum. sizi anlamıyorum, kurduğunuz cümlelerden "nasıl bir insan" olduğunuzu çıkaramıyorum. hele siz en sevdiğim insanlar arasındaysanız. o zaman, zamanım bunu tahmin etmeye çalışarak geçiyor. sonra boşveriyorum ve bir kitap okuyorum. o zaman aklımdan bunlar çıkıyor. belki böylesi daha güzel. nasıl biri olduğunuzu öğrenip ne yapacağım? suskun varlığınızdan memnunum ve dünyaya çok hoş, çok lezzetli şeyler katıyorsunuz. en azından süregelen varlığınızla, orda oluşunuzla, kayda değer bir çift gevezelik dahi etmemiş olsanız da, kalbimi kazandınız. aramızdaki ilişkiyi öğleden sonra yağan ve cama vuran tempolu, gri yağmura benzetiyorum. ama dediğim gibi, bunları düşünmek sadece hoşuma gidiyor. çok da düşünmüyorum. bir kitap okuyorum, sonra internet vs.
dinleyin. çok az karşılaşılan bir insan tipisiniz, biliyorum. bu yüzden karşılaştığımız zaman, çoğu zaman ne diyeceğimi bilemiyorum. sizi anlamıyorum, kurduğunuz cümlelerden "nasıl bir insan" olduğunuzu çıkaramıyorum. hele siz en sevdiğim insanlar arasındaysanız. o zaman, zamanım bunu tahmin etmeye çalışarak geçiyor. sonra boşveriyorum ve bir kitap okuyorum. o zaman aklımdan bunlar çıkıyor. belki böylesi daha güzel. nasıl biri olduğunuzu öğrenip ne yapacağım? suskun varlığınızdan memnunum ve dünyaya çok hoş, çok lezzetli şeyler katıyorsunuz. en azından süregelen varlığınızla, orda oluşunuzla, kayda değer bir çift gevezelik dahi etmemiş olsanız da, kalbimi kazandınız. aramızdaki ilişkiyi öğleden sonra yağan ve cama vuran tempolu, gri yağmura benzetiyorum. ama dediğim gibi, bunları düşünmek sadece hoşuma gidiyor. çok da düşünmüyorum. bir kitap okuyorum, sonra internet vs.
Çarşamba, Şubat 17, 2010
genç yaşta ölenler
şimdiki gençler kendi alemlerinde yuvarlanadursunlar, ben hala eski gençleri hatırlıyorum. hala dediğim bazen hatırlıyorum onları. 2002'de, 16 yaşında boğaz köprüsünden atlayan ve ülkede satanizm tarışması çıkaran Lara Falay'ı mesela. 1998'de duvara "we don't belong here" yazıp elele atlayan cenan yuğaç ve aslı yardımcı, hap içerek ölen tenis şampiyonu ceylan konuk, bunlar da var. 1995'te lösemiden ölen, "mavi saçlı kız"ın yazarı burçak çerezcioğlu da var. kanat güner'i de bu kategoriye sokabiliriz. hepsi birbirine yakın yıllarda öldüler. hiçbirini tanımıyorum, ama arada düşünüyorum onları. eski gençler. yani tam eski değil de, modası henüz geçmiş gençler. onlar hep genç kaldılar, öldükleri anda güzel ve hüzünlü bir öykü olarak ebediyete kaldılar. biz de o halleriyle onları sevdik.
diyeceksiniz ki, burçak çerezcioğlu'nu o gruba sokamazsın. zaten kendisi kitabında insanın kendini öldürmesini, uyuşturucu kullanmasını anlamadığını, kendisinin yaşamak için mücadele verdiğini söylüyor. ama hayır, diğer saydıklarım da yaşamı en az burçak kadar sevmektedirler. yaşamayı çok seviyor, yaşamdan ve ilişkilerden çok fazla şey bekliyorlardı, bu yüzden de kendilerini farklı yollarla öldürdüler. zaten burçak'ta benzer beklentiler ve hayal kırıklıklarına tanık oluyoruz.
genç yaşta ölmenin anlamsızlığını insan yaşlandıkça anlıyor. 16 yaşındayken ben de seneye ölmek isterdim, sonra yavaş yavaş bu isteğim kayboluyor. hala biraz var ama herhalde o da geçecek. olgunlaşmak demek, alışmak, kaşarlanmak demek olabilir. başka ne demek olabilir ki?
diyeceksiniz ki, burçak çerezcioğlu'nu o gruba sokamazsın. zaten kendisi kitabında insanın kendini öldürmesini, uyuşturucu kullanmasını anlamadığını, kendisinin yaşamak için mücadele verdiğini söylüyor. ama hayır, diğer saydıklarım da yaşamı en az burçak kadar sevmektedirler. yaşamayı çok seviyor, yaşamdan ve ilişkilerden çok fazla şey bekliyorlardı, bu yüzden de kendilerini farklı yollarla öldürdüler. zaten burçak'ta benzer beklentiler ve hayal kırıklıklarına tanık oluyoruz.
genç yaşta ölmenin anlamsızlığını insan yaşlandıkça anlıyor. 16 yaşındayken ben de seneye ölmek isterdim, sonra yavaş yavaş bu isteğim kayboluyor. hala biraz var ama herhalde o da geçecek. olgunlaşmak demek, alışmak, kaşarlanmak demek olabilir. başka ne demek olabilir ki?
Pazartesi, Şubat 01, 2010
sonuncu kadeh'te diyor ki, kadın altero centriste bir yapıya sahipmiş. cosmopolitan'da okuduğuma göre ise kadın, her yerde olduğu gibi yatakta da kendi isteklerini söyleyemiyormuş. daha da kötüsü, bazen artık öyle bir noktaya geliyormuş ki kendi isteğinin ne olduğunu kestiremiyormuş. bu kadınlarda ortak olan bir şeymiş: kadın başkaları merkezli yaşıyormuş.
doğru. ben mesela, neyi istediğime şöyle karar veririm genelde: "A ne istiyor? B ne istiyor? benim için hangisinin isteği daha önemli?" ve isteğimi o doğrultuda şekillendiririm. kararsız kaldığım anlar ise A'yı da B'yi de çok önemsediğim zamanlar, veya ne istediklerini tahmin edemediğim zamanlardır. benim için fark etmez. benim için fark eden tek şey, uyum içinde yaşamak, oyundan çıkarılmamak, surat asılmamak, azarlanmamak, terk edilmemektir.
çoğu kimse vardır ki etraflarındaki insanlar onlara istemedikleri şeyleri yaptırır dururlar. ve bazı bahaneler bulurlar: "belli bir zamana kadar bu böyle olacak." o zaman gelir çatar, ve sen artık aynı insan olmazsın. içindeki ruh emilmiştir ve artık hareket kabiliyetin gitmiştir. bazen bir isyan olarak ölmek istersin. "ben gidersem yerime başkası gelebilir. öyleyse yaşamak istemiyorum. yanlızca saçımın şeklini seçebiliyorum. bunun bile sınırları var." diye düşünürsün. bilmiyorum bu cinsiyetle mi alakalıdır. ama "benim için fark etmez" bir kadın sözüdür, anaları tarafından kızlara böyle belletilmiştir, o bellekten yine çeşitli talimatlar okuyarak kurtulmaya çalışır bazıları, ama bunlar da en nihayetinde talimattır. bir oyuncak bebek gibi, kolları iki yanda, başı öne eğik, kişiliksiz, dominant ruhların gölgesinde, nefes alır veriririz.
doğru. ben mesela, neyi istediğime şöyle karar veririm genelde: "A ne istiyor? B ne istiyor? benim için hangisinin isteği daha önemli?" ve isteğimi o doğrultuda şekillendiririm. kararsız kaldığım anlar ise A'yı da B'yi de çok önemsediğim zamanlar, veya ne istediklerini tahmin edemediğim zamanlardır. benim için fark etmez. benim için fark eden tek şey, uyum içinde yaşamak, oyundan çıkarılmamak, surat asılmamak, azarlanmamak, terk edilmemektir.
çoğu kimse vardır ki etraflarındaki insanlar onlara istemedikleri şeyleri yaptırır dururlar. ve bazı bahaneler bulurlar: "belli bir zamana kadar bu böyle olacak." o zaman gelir çatar, ve sen artık aynı insan olmazsın. içindeki ruh emilmiştir ve artık hareket kabiliyetin gitmiştir. bazen bir isyan olarak ölmek istersin. "ben gidersem yerime başkası gelebilir. öyleyse yaşamak istemiyorum. yanlızca saçımın şeklini seçebiliyorum. bunun bile sınırları var." diye düşünürsün. bilmiyorum bu cinsiyetle mi alakalıdır. ama "benim için fark etmez" bir kadın sözüdür, anaları tarafından kızlara böyle belletilmiştir, o bellekten yine çeşitli talimatlar okuyarak kurtulmaya çalışır bazıları, ama bunlar da en nihayetinde talimattır. bir oyuncak bebek gibi, kolları iki yanda, başı öne eğik, kişiliksiz, dominant ruhların gölgesinde, nefes alır veriririz.
Perşembe, Ocak 07, 2010
babam salonda oturuyordu. gidip ona çocukluğuyla, geçmişiyle ilgili sorular sormaya başladım. cevapları beni o kadar büyüledi ki... babam genelde böyle sorularıma gıcık olur. hiç konuşmaz. herhalde benim iş olsun diye sorduğumu düşündüğü için. ama bu sefer çok güzeldi. yaşamadığım o geçmişi her zamanki gibi mistifiye ettim ve o geçmişi çok özledim. "her şey çok değişti şimdi değil mi baba?" dedim. o da "ÇOK değişti, hem de her şey." dedi. sonra ben birkaç soru daha sordum, o da "ezgi, sorularına gıcık oluyorum, çok genel yavşak yavşak sorular soruyorsun, çok sıkılıyorum, şimdi sen git ben haydar dümen'i izleyeceğim, lütfen."dedi. yani bu büyülü geçmişten çıkıp haydar dümen'i izlemek istemesi iyiydi. benden çok şey saklıyor diye düşündüm ve üzülerek odama gittim. temsil yetkisini açtım ama çalışamıyordum.
ben de odamda yine genç kız gibi takılmaya başladım, yani yine tek kitap açmadan boş boş durup "hayatın anlamı nedir, ben kimim" vs diye kendi çapımda geyik yapmaya başladım. hayat kesinlikle mutlu olmak için değildi. hayat iniş ve çıkışlarla doluydu, her kişi kendi kadersizliği içinde güzeldi. werther ne kadar özenilesi bir hayat yaşamıştı. 21 yılda ben de kendi çapımda irili ufaklı aşk acıları çekmiştim ve hiçbirinden de nefret etmiyordum. hatta onlarla guru duyan bir yanım vardı. annem zaten korunaklı olan yaşamımda bana kimseye sevgimi belli etmemi, kimse için üzülmemi söylerken ne kadar haksızdı. şimdiye kadar annemle iyi anlaşmışızdır benim itaatkar ve uysal ve muhafazakar bir genç oluşum sayesinde. ama onun anlamadığı bir şey var, ben üzülmemek veya mantıklı davranmak için muhafazakar değilim, yavaş yavaş kaybolan dini inançlarım ve otoriteye olan saygım yüzünden muhafazakarım. yani kendimi korumak gibi bir amacım hiç yok. hayat iniş çıkışlarıyla güzeldir. işte böyle romantik duygular içindeydim bugün.
ben de odamda yine genç kız gibi takılmaya başladım, yani yine tek kitap açmadan boş boş durup "hayatın anlamı nedir, ben kimim" vs diye kendi çapımda geyik yapmaya başladım. hayat kesinlikle mutlu olmak için değildi. hayat iniş ve çıkışlarla doluydu, her kişi kendi kadersizliği içinde güzeldi. werther ne kadar özenilesi bir hayat yaşamıştı. 21 yılda ben de kendi çapımda irili ufaklı aşk acıları çekmiştim ve hiçbirinden de nefret etmiyordum. hatta onlarla guru duyan bir yanım vardı. annem zaten korunaklı olan yaşamımda bana kimseye sevgimi belli etmemi, kimse için üzülmemi söylerken ne kadar haksızdı. şimdiye kadar annemle iyi anlaşmışızdır benim itaatkar ve uysal ve muhafazakar bir genç oluşum sayesinde. ama onun anlamadığı bir şey var, ben üzülmemek veya mantıklı davranmak için muhafazakar değilim, yavaş yavaş kaybolan dini inançlarım ve otoriteye olan saygım yüzünden muhafazakarım. yani kendimi korumak gibi bir amacım hiç yok. hayat iniş çıkışlarıyla güzeldir. işte böyle romantik duygular içindeydim bugün.
Cumartesi, Aralık 19, 2009
dün banyoda bir şey fark ettim. ben bacaklar konusunda takıntılıyımdır. uzun, güzel bacakları severim. kendi bacaklarıma bakıyordum. en sevmediğim, mümkün olsa kesip atacağım kalın uzuvlarıma. sonra birden bir şey oldu.
başka bacak istemediğimi fark ettim. başka bacak istemiyordum. istediği kadar kalın olsundu bacaklarım. iyi ki vardılar, iyi ki daha uzun değillerdi. esmerlikleri içinde ne kadar sevimliydiler. ve benim bacaklarımdı. onlarla yürüyordum, onlarla her yere gidiyordum.
ve iyi ki o çok özendiğim, sarışın, pırıltılı, havalı kızlar gibi güzel değildim. evet, onlar benden daha güzeldi şüphesiz. ama ben bendim ve aslında kendimi arzuluyordum. ben kendimi arzulayınca başkasının da arzulayabileceğini fark ettim. yani, evet, bende ferah, sevimli bir hava yoktu ama tanrı beni yaratmışsa bir bildiği vardı. ve fotomodel olmadığıma göre bu ancak beni ilgilendirirdi. eh, benim de şikayetçi olmak için bir sebebim yoktu ki. belki güzel filan olsam şu anki halime çok daha yabancı bir insan olacak ve kendime ısınamayacaktım.
o an dünyanın en çirkin vücutlarını dahi güzel buldum. en sakatlarını, en garibanlarını. başka boy istemiyordum, 1 65 iyiydi. başka surat istemiyordum. herkes dalında güzeldi.
başka bacak istemediğimi fark ettim. başka bacak istemiyordum. istediği kadar kalın olsundu bacaklarım. iyi ki vardılar, iyi ki daha uzun değillerdi. esmerlikleri içinde ne kadar sevimliydiler. ve benim bacaklarımdı. onlarla yürüyordum, onlarla her yere gidiyordum.
ve iyi ki o çok özendiğim, sarışın, pırıltılı, havalı kızlar gibi güzel değildim. evet, onlar benden daha güzeldi şüphesiz. ama ben bendim ve aslında kendimi arzuluyordum. ben kendimi arzulayınca başkasının da arzulayabileceğini fark ettim. yani, evet, bende ferah, sevimli bir hava yoktu ama tanrı beni yaratmışsa bir bildiği vardı. ve fotomodel olmadığıma göre bu ancak beni ilgilendirirdi. eh, benim de şikayetçi olmak için bir sebebim yoktu ki. belki güzel filan olsam şu anki halime çok daha yabancı bir insan olacak ve kendime ısınamayacaktım.
o an dünyanın en çirkin vücutlarını dahi güzel buldum. en sakatlarını, en garibanlarını. başka boy istemiyordum, 1 65 iyiydi. başka surat istemiyordum. herkes dalında güzeldi.
Perşembe, Kasım 19, 2009
biz insan değiliz
dün gece 5 kişiden ibaret sosyal çevremdeki (ailem dahil) iki arkadaşımdan biri olan sevil'le bu konuda konuştuk ve insan olmadığımıza karar verdik. bu ciddi konu için bayağı ön hazırlık gerekti. öncelikle deniz avcı yatmalıydı. sonra çay yaptık, zihnimizi açmak için kaşar ve salam yedik. son olarak işin ciddiyetini vurgulamak için sigara içmemiz gerekti. uzun tartışmalardan sonra şuna karar verdik ki tam olarak, insan gibi insan değiliz. bu konuyu sistematik bir biçimde ele alacağım.
öncelikle insan olmak için 2 kriter koyduk:
- yaşadığı toplumun değişik kesimleriyle bütünleşebilmek
- karar verme ve risk alma yeteneği
ilk önkoşulu pek beceremiyorduk. bu yüzden yaşamımız çok sıkıcıydı. değişik bir manzarayla karşılaşınca büyüleniyor, fakat o insanların yanında ne diyeceğimiz bilemiyor, birbirimizden ölesiye sıkılıyor fakat birimiz balık, diğerimiz suymuşçasına birbirimizin yanında rahatlıyorduk. konuşma konularımız "şunun cildi güzel, şu fena giyinmiyor, ben şunla çıksam nasıl olur"dan ibaretti. fakat sözle ifade etmediklerimiz alttan akan su gibi bizi yabancılıktan, dış dünyadan temizliyordu.
ikinci önkoşulda ise birer hiçtik. örneğin ikimiz de okuduğumuz bölüme tesadüfen girmiştik. ben beynimin köşesiyle grafiker olmayı düşünmüş fakat kendimi böyle bir meslekte hayal edememiştim. ankara'ya gitmekten günlerce bahsetmiştim ama gitmeyeceğimi bilerek. bir "olmalı", beni girmeyi hiç düşünmediğim okula girdirmişti. iyi kötü karar alıp uygulamış insanların arasında bunlardan hangisi daha tırt acaba diye düşünüyorduk.
sevil'le bunları tartıştıktan sonra şu yan konulara da değindik:
-insanların bunlar da dert mi diye bizi küçümsemesi: bu olgu yüzünden kimseye dertten saydığımız şeyleri anlatmamaya karar verdik.
-bunların dert olup olmadığından kendimizin de pek emin olmaması: emin olamamamızın sorun teşkil etmediğine karar verdik.
-kim gibi yaşamak istediğimiz: yaşıtlarımız arasından kimseyi beğenemedik. bir önceki kuşağın erkekleri gibi yaşamayı çekici bulduk.
-bunları istemenin şımarıkça olup olmadığı: hayır efendim hiç de şımarıkça değildi. biz bir çift ugg çizme, louis vitton çanta istemiyorduk. latin amerika'da planlanmış bohem tatiller de istemiyorduk. biz kendimizi hem yollarımız çizilmiş gibi, hem de belirsizlik içinde hissetmek istemiyorduk. insanın doğal faaliyetini, eyleme geçmeyi arzuluyorduk.
öncelikle insan olmak için 2 kriter koyduk:
- yaşadığı toplumun değişik kesimleriyle bütünleşebilmek
- karar verme ve risk alma yeteneği
ilk önkoşulu pek beceremiyorduk. bu yüzden yaşamımız çok sıkıcıydı. değişik bir manzarayla karşılaşınca büyüleniyor, fakat o insanların yanında ne diyeceğimiz bilemiyor, birbirimizden ölesiye sıkılıyor fakat birimiz balık, diğerimiz suymuşçasına birbirimizin yanında rahatlıyorduk. konuşma konularımız "şunun cildi güzel, şu fena giyinmiyor, ben şunla çıksam nasıl olur"dan ibaretti. fakat sözle ifade etmediklerimiz alttan akan su gibi bizi yabancılıktan, dış dünyadan temizliyordu.
ikinci önkoşulda ise birer hiçtik. örneğin ikimiz de okuduğumuz bölüme tesadüfen girmiştik. ben beynimin köşesiyle grafiker olmayı düşünmüş fakat kendimi böyle bir meslekte hayal edememiştim. ankara'ya gitmekten günlerce bahsetmiştim ama gitmeyeceğimi bilerek. bir "olmalı", beni girmeyi hiç düşünmediğim okula girdirmişti. iyi kötü karar alıp uygulamış insanların arasında bunlardan hangisi daha tırt acaba diye düşünüyorduk.
sevil'le bunları tartıştıktan sonra şu yan konulara da değindik:
-insanların bunlar da dert mi diye bizi küçümsemesi: bu olgu yüzünden kimseye dertten saydığımız şeyleri anlatmamaya karar verdik.
-bunların dert olup olmadığından kendimizin de pek emin olmaması: emin olamamamızın sorun teşkil etmediğine karar verdik.
-kim gibi yaşamak istediğimiz: yaşıtlarımız arasından kimseyi beğenemedik. bir önceki kuşağın erkekleri gibi yaşamayı çekici bulduk.
-bunları istemenin şımarıkça olup olmadığı: hayır efendim hiç de şımarıkça değildi. biz bir çift ugg çizme, louis vitton çanta istemiyorduk. latin amerika'da planlanmış bohem tatiller de istemiyorduk. biz kendimizi hem yollarımız çizilmiş gibi, hem de belirsizlik içinde hissetmek istemiyorduk. insanın doğal faaliyetini, eyleme geçmeyi arzuluyorduk.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








