http://bianet.org/yazar/elif-dumanli
çok etkileyici yazılara imza atmış bir yazara rastladım tesadüfen. tecavüz üzerine korkunç, etkileyici ve isyan ettirici yazılar. sizinle de paylaşmak istedim.
Cumartesi, Kasım 27, 2010
rekabet benim işim
bu sabah okula gittim, sınıf arkadaşım ve liseden beri sürekli havalı civalı bir çocuk hem sempatik hem yakışıklı hem zengin hem de çalışkan olan cem bana bakıp "kaplumbağam bir mutlu bir mutlu sorma. ona su ısıtıcısı ve filtre aldım, hem de çeşit çeşit yem" dedi. birden bir üzüldüm ki sormayın. benimki yaz demez kış demez, plastik bir kabın içinde öylece durur. o kadar üzülürüm, ama bir türlü param olmaz gerekli ekipmanı almaya. deniz de bana gaz verdi, "seninkinin neyi eksik?" dedi. ben de doğruca pet shop'a gittim, bayramda topladıklarımın hepsiyle şöyle kocaman bir akvaryum, filtre, ısıtıcı, uv ampulu, vitaminler, yemler aldım, geldim, ekipmanı kurdum, havalı fotolarını da çektim, cem'e yolladım. bir de altına "seninkisi varoş turtle, benimkisi tiki" yazdım. ama sonra sorunlar ortaya çıktı. birincisi pet shopçu "ısıtıcıyı saklayın, pek yaklaşmasın." dedi. bu manyak gidip gidip üstüne oturuyor, teyze ruhlu. ikincsi, bu cihazlar hep böyle çalışırsa elektrik parası girdi demektir. annem bu bahaneyle hepsini benden alır. bilemedim...
bir de bugün cem çağrı'dan bahsetti. çağrı 2007 öss birincisi, bizim sınıftaydı. "para için yaptım" diyen çocuk. sonra da "dershaneden parasını alamayınca kızdı" diye haberler çıkmıştı. çok tatlı bir çocuktu ama biraz deli gibiydi. cem bugün onu aramış, o da günde 14 saat çalıştığını söylemiş şu aralar. matematik mi ne bir şeyde çift anadal yapıyor. bunu duyunca aşırı kıskandım. "kimbilir çağrı'nın beyni şu an ne kadar gelişkin, ben hala küçük sırlar'ı izleyeyim, beynim güdük kalsın." diyerek üzüldüm ve eve gidip ben de çalıştım. tam çalışıyordum ki deniz aradı ve "bugün 3. banyo yapışım."dedi. bu su israfını kınamam lazımken birden içimde çok büyük bir kıskançlık belirdi çünkü 3 gündür yıkanmamıştım, gittim ben de yıkandım. mis gibi kurulanırken, o da ne deniz yine aradı ve "emin ticaretten yardımcı kaynak kitaplar okuyormuş" dedi. işte bu beni bitirdi. bununla rekabet edemezdim.
ulan ne vakit yapıyorlar, ne vakit? ne vakit bu kitapları okuyorlar, bu sporları yapıyorlar, bu sevgilileri buluyorlar, ne vakit o kadar güzel kıyafetleri alıyorlar? dünya meselelerinden ne vakit bu kadar haberdar oluyor bu puştlar?! ne vakit greenpeace'e gönüllü yazılıyorlar hem de benimle gelip küçük sırlar muhabbeti çevirebiliyorlar? yoksa uyumuyorlar mı? onu ben de yapmıyorum, yazının saatinden anlaşılacağı üzere. ama ruhum uyuşuk, bunu da bilen biliyor:(
bir de bugün cem çağrı'dan bahsetti. çağrı 2007 öss birincisi, bizim sınıftaydı. "para için yaptım" diyen çocuk. sonra da "dershaneden parasını alamayınca kızdı" diye haberler çıkmıştı. çok tatlı bir çocuktu ama biraz deli gibiydi. cem bugün onu aramış, o da günde 14 saat çalıştığını söylemiş şu aralar. matematik mi ne bir şeyde çift anadal yapıyor. bunu duyunca aşırı kıskandım. "kimbilir çağrı'nın beyni şu an ne kadar gelişkin, ben hala küçük sırlar'ı izleyeyim, beynim güdük kalsın." diyerek üzüldüm ve eve gidip ben de çalıştım. tam çalışıyordum ki deniz aradı ve "bugün 3. banyo yapışım."dedi. bu su israfını kınamam lazımken birden içimde çok büyük bir kıskançlık belirdi çünkü 3 gündür yıkanmamıştım, gittim ben de yıkandım. mis gibi kurulanırken, o da ne deniz yine aradı ve "emin ticaretten yardımcı kaynak kitaplar okuyormuş" dedi. işte bu beni bitirdi. bununla rekabet edemezdim.
ulan ne vakit yapıyorlar, ne vakit? ne vakit bu kitapları okuyorlar, bu sporları yapıyorlar, bu sevgilileri buluyorlar, ne vakit o kadar güzel kıyafetleri alıyorlar? dünya meselelerinden ne vakit bu kadar haberdar oluyor bu puştlar?! ne vakit greenpeace'e gönüllü yazılıyorlar hem de benimle gelip küçük sırlar muhabbeti çevirebiliyorlar? yoksa uyumuyorlar mı? onu ben de yapmıyorum, yazının saatinden anlaşılacağı üzere. ama ruhum uyuşuk, bunu da bilen biliyor:(
Cumartesi, Kasım 13, 2010
olamadım şarkısı: isteklerin ve acıların ölümü
yapamadım şarkısından kötü bir şey varsa o da olamadım şarkısıdır. yapamadım şarkısı "aman ne olacak" dersin susar. ama olamadım şarkısı hiç susmaz. geçici oldum zamanları vardır, sabah erken kalktığın, kahvaltı hazırladığın, kış aylarında bile ayak tırnaklarını boyadığın. sonra geçer ama. "yetersizliğimi fark edecek kadar akıllı olamadım." düşüncesiyle andığın zamanlar olur bunlar.
mesela "kpss sınavında birinci olamadım" çok basit bir durumdur, çözülebilir. daha zor çözülecek durumlardan örnekler vereyim:
tam ve bütün bir insan olamadım.
anne babamın sözünden çıkabilecek kadar cesaretli olamadım.
anne ve babama iyi bir evlat olamadım.
sevgilimi bu kadar umursamam çok ezik.
sevgilime iyi bir sevgili olamadım.
yaşıma rağmen hala olgun bir insan değilim.
hala tanrı'ya inanacak kadar demode bir insan olmam çok ezik.
tanrı'nın istediği gibi bir insan olamadım.
uykusuzukla geçen gecelerde internette sizinle çatışacak yazılar arar, msnde size kötü şeyler söyleyecek kimselerle konuşmaya çalışırsınız. onların gözünde çok hamsanız eğer gerçekte, kalbinize bir acı saplanır, kötü bir uyku görürsünüz. uykunuzda bilgisayar oyunu gibi bir şeyde galip geldiğinizi görürsünüz. uyanınca hatırlamaya çalışırsınız. o his "hatırlama yoluyla" size geri gelir. şiddetli bir ölme isteği.
ama bu şiddetli istek yüzeyseldir. onun altında yaşama isteği, bir an ölmek ve yeniden doğmak, gerçek yaşama doğmak isteği... zihnindeki bu kötü seslerin, bu tırı vırı istek ve acıların sönmesi isteği. altından gerçek yaşam, size tatlı tatlı gülümser "ben burdayım. olamadım şarksı sustuğu zaman tüm yalınlığınla bana geleceksin. bu şarkıyı söylemek ve dinlemekten aldığın zevkleri bitirdiğin zaman, bıkma noktasındayken, düşmanlarını kendi haline bırakma noktasındayken ban geleceksin. şimdi gelmeye çalışma. ben burdayım. ben gerçek yaşamım, seni her şeyden bağımsız olarak seviyor ve bekliyorum. sen üstteki yetersizlikler değilsin. sen benim bir parçamsın ve göğsünü sıkan acıdan ve uyku düzenindeki bozukluklardan sıkıldığın an bitecek bu şarkı. şimdilik bunları yaz ve kendini avut bakalım...
mesela "kpss sınavında birinci olamadım" çok basit bir durumdur, çözülebilir. daha zor çözülecek durumlardan örnekler vereyim:
tam ve bütün bir insan olamadım.
anne babamın sözünden çıkabilecek kadar cesaretli olamadım.
anne ve babama iyi bir evlat olamadım.
sevgilimi bu kadar umursamam çok ezik.
sevgilime iyi bir sevgili olamadım.
yaşıma rağmen hala olgun bir insan değilim.
hala tanrı'ya inanacak kadar demode bir insan olmam çok ezik.
tanrı'nın istediği gibi bir insan olamadım.
uykusuzukla geçen gecelerde internette sizinle çatışacak yazılar arar, msnde size kötü şeyler söyleyecek kimselerle konuşmaya çalışırsınız. onların gözünde çok hamsanız eğer gerçekte, kalbinize bir acı saplanır, kötü bir uyku görürsünüz. uykunuzda bilgisayar oyunu gibi bir şeyde galip geldiğinizi görürsünüz. uyanınca hatırlamaya çalışırsınız. o his "hatırlama yoluyla" size geri gelir. şiddetli bir ölme isteği.
ama bu şiddetli istek yüzeyseldir. onun altında yaşama isteği, bir an ölmek ve yeniden doğmak, gerçek yaşama doğmak isteği... zihnindeki bu kötü seslerin, bu tırı vırı istek ve acıların sönmesi isteği. altından gerçek yaşam, size tatlı tatlı gülümser "ben burdayım. olamadım şarksı sustuğu zaman tüm yalınlığınla bana geleceksin. bu şarkıyı söylemek ve dinlemekten aldığın zevkleri bitirdiğin zaman, bıkma noktasındayken, düşmanlarını kendi haline bırakma noktasındayken ban geleceksin. şimdi gelmeye çalışma. ben burdayım. ben gerçek yaşamım, seni her şeyden bağımsız olarak seviyor ve bekliyorum. sen üstteki yetersizlikler değilsin. sen benim bir parçamsın ve göğsünü sıkan acıdan ve uyku düzenindeki bozukluklardan sıkıldığın an bitecek bu şarkı. şimdilik bunları yaz ve kendini avut bakalım...
Salı, Kasım 09, 2010
analar ve babalar
"el bebek gül bebek seni şımartmışlar
yerlere göklere sığdıramamışlar."
dünden beri canan tan'ın çok satan kitaplarını okuyorum, hatta yutuyorum onları hap gibi de işte bir şikayetim var. baş roldeki kızları aileleri çok pohpohluyor. bakıyorum kız istanbul'da sıradan bir bölüm kazanmış, aile hemen "oo, seninle gurur duyuyoruz, prensesimiz, harikasın" bilmemne. kızın bir şey yaptığı yok yani açıkçası sıradan bir genç hemen "oo, sana çok güveniyoruz yavrumuz" vs. kız eroine başlıyor hemen eve getirmeler, bakmalar, hemen kız ailesinin güvenini tekrar kazanıyor. tamam, benim annem babam da beni her gün dövüyor değil. ama yine de özeniyorum böyle şımartılan tiplere. keşke beni de şımartsalar. hasta olunca bazen o ilgiyi görüyorum.
tolle demiş ki "çok erdiğinizi düşünüyorsanız gidin bir hafta ebebveynlerinizle yaşayın." bence en gerçekçi yaklaşım bu. çünkü ebeveyn dediğin, en iyisi de olsa biraz şeydir... senin açığını yakalamaya çalışır gibi bir his verir sana. isediği bu değildir de ne bileyim. her adımda biraz seni sınar. bir şey demese de eksikleri sen tamamlarsın. kafanın içine yerleşir bir yerden sonra anan baban, gerilirsin.
diyelim bir salaklık yaptın, otobüsü kaçırdın, taksi tuttun, 20 lira bayıldın. içindeki sen seni hemen bağışlar. içindeki sen böyle şeyleri hiç takmaz aslında. içindeki annense hemen söylenir. "sana ne zaman güveneceğiz?" filan der. eve gidince de içindeki annenin cismani haliyle kapıda karşılaşırsın. karşılaştığın kişi annen değildir, onun söylenen anne egosudur. anne egosu yüzeyseldir aslında, gerçek olan onun sana derinden sevgisidir. bunu bilirsin ama yine de sinirlenirsin. gerçek annen, gerçek baban, kendi ana baba egolarına kendilerini niçin bu kadar sık kaptırmaktadırlar? tolle diyor ki "ama diyorsunuz, onların onayı olmadan kendimi mutlu ve rahat hissedemiyorum. yok canım? seni onaylamak zorundalar mı? peki sen neden bu olmadan mutlu olamayasın?" örnek bir evlat olma işi, iskambilden ev kurma işine benzer. en ufak bir sarsıntıyla yıkılır, yeniden yapman gerekir. ama bütün bunlar tırı vırıdır. şikayetleri, sinirleri, onların egolarıdır. gerçek olan onların sana derinden sevgisidir. sen de göstermelik bir "güven ve sorumluluk abidesi" ol bakalım. bunlar pragmatik.
yerlere göklere sığdıramamışlar."
dünden beri canan tan'ın çok satan kitaplarını okuyorum, hatta yutuyorum onları hap gibi de işte bir şikayetim var. baş roldeki kızları aileleri çok pohpohluyor. bakıyorum kız istanbul'da sıradan bir bölüm kazanmış, aile hemen "oo, seninle gurur duyuyoruz, prensesimiz, harikasın" bilmemne. kızın bir şey yaptığı yok yani açıkçası sıradan bir genç hemen "oo, sana çok güveniyoruz yavrumuz" vs. kız eroine başlıyor hemen eve getirmeler, bakmalar, hemen kız ailesinin güvenini tekrar kazanıyor. tamam, benim annem babam da beni her gün dövüyor değil. ama yine de özeniyorum böyle şımartılan tiplere. keşke beni de şımartsalar. hasta olunca bazen o ilgiyi görüyorum.
tolle demiş ki "çok erdiğinizi düşünüyorsanız gidin bir hafta ebebveynlerinizle yaşayın." bence en gerçekçi yaklaşım bu. çünkü ebeveyn dediğin, en iyisi de olsa biraz şeydir... senin açığını yakalamaya çalışır gibi bir his verir sana. isediği bu değildir de ne bileyim. her adımda biraz seni sınar. bir şey demese de eksikleri sen tamamlarsın. kafanın içine yerleşir bir yerden sonra anan baban, gerilirsin.
diyelim bir salaklık yaptın, otobüsü kaçırdın, taksi tuttun, 20 lira bayıldın. içindeki sen seni hemen bağışlar. içindeki sen böyle şeyleri hiç takmaz aslında. içindeki annense hemen söylenir. "sana ne zaman güveneceğiz?" filan der. eve gidince de içindeki annenin cismani haliyle kapıda karşılaşırsın. karşılaştığın kişi annen değildir, onun söylenen anne egosudur. anne egosu yüzeyseldir aslında, gerçek olan onun sana derinden sevgisidir. bunu bilirsin ama yine de sinirlenirsin. gerçek annen, gerçek baban, kendi ana baba egolarına kendilerini niçin bu kadar sık kaptırmaktadırlar? tolle diyor ki "ama diyorsunuz, onların onayı olmadan kendimi mutlu ve rahat hissedemiyorum. yok canım? seni onaylamak zorundalar mı? peki sen neden bu olmadan mutlu olamayasın?" örnek bir evlat olma işi, iskambilden ev kurma işine benzer. en ufak bir sarsıntıyla yıkılır, yeniden yapman gerekir. ama bütün bunlar tırı vırıdır. şikayetleri, sinirleri, onların egolarıdır. gerçek olan onların sana derinden sevgisidir. sen de göstermelik bir "güven ve sorumluluk abidesi" ol bakalım. bunlar pragmatik.
Perşembe, Kasım 04, 2010
dün sabah kalkınca "evet, şimdi meditasyon yapıyorum" dedim. o sabah an an kim olduğumu unutacaktım. kantinde oturup denize baktım, gün ışığını, kedileri gözlemledim. diyafram nefesi alarak öylece beynimi boşaltmaya çalıştım. "problemlerim" dediğim şeylere mesafe almaya çalıştım. adamın dediği gibi: "şu an ne problemin var? most people can't answer that."
tabi ki çok süremedi:) eve gelince mecburen ticaret çalıştık. ilk gün 20 sayfa. ertesi gün yine 20 sayfa. ama şu an kaç sayfadan sorumluyuz? 310 filan herhalde. usul dersine sadece 1 kere girdim. idari yargıya yarım. karşılaştırmalıya (tam adını bilmiyorum) sıfır kere girdim. eşyaya 1. ticarete 2. borçlar özele 4. bak onda iyi yapmışım. ve aylar oldu okul açılalı... peki ne yapıyorum? dizi izliyorum. dışarı çıkmadan, sadece dizilere bakıyorum. sonra uyuyorum. hiçbir suçluluk duymuyorum bunları yaparken. dışarısı nasıl bir yerdi, gece dışarı çıkmak nasıldı bunları unuttum. hiç de özlemiyorum. arada kitp okuyorum, gazete okuyorum. ses tellerimde nodül çıktığı için konuşamıyorum da. hep bir alemlerdeyim. böyle kafaca konudan konuya gezen. vizelere çok az kaldı. bir şey yapmak lazım. bir şey, bir şey! o usul nasıl öğrenilecek? tam ezber. hiç de havamda değilim yani.
tabi ki çok süremedi:) eve gelince mecburen ticaret çalıştık. ilk gün 20 sayfa. ertesi gün yine 20 sayfa. ama şu an kaç sayfadan sorumluyuz? 310 filan herhalde. usul dersine sadece 1 kere girdim. idari yargıya yarım. karşılaştırmalıya (tam adını bilmiyorum) sıfır kere girdim. eşyaya 1. ticarete 2. borçlar özele 4. bak onda iyi yapmışım. ve aylar oldu okul açılalı... peki ne yapıyorum? dizi izliyorum. dışarı çıkmadan, sadece dizilere bakıyorum. sonra uyuyorum. hiçbir suçluluk duymuyorum bunları yaparken. dışarısı nasıl bir yerdi, gece dışarı çıkmak nasıldı bunları unuttum. hiç de özlemiyorum. arada kitp okuyorum, gazete okuyorum. ses tellerimde nodül çıktığı için konuşamıyorum da. hep bir alemlerdeyim. böyle kafaca konudan konuya gezen. vizelere çok az kaldı. bir şey yapmak lazım. bir şey, bir şey! o usul nasıl öğrenilecek? tam ezber. hiç de havamda değilim yani.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)