Çarşamba, Haziran 30, 2010


saçlarım çok mu kötü olmuş? acil yanıt verirseniz eski haline sokacağım. fakat "s.tiğimin karısı sen önce tipini düzelt" demeyin. zira onu düzeltmek daha zor.
not: yiğit ışık, burayı okursan eğer, şunu bil ki seni çok özledim türkiye'ye geldiğinde görüşelim.

Salı, Haziran 29, 2010

lisedeyken tutucu bulduğum arkadaşlara bakıyorum da... şimdi hepsinden daha tutucu olmuşum, her konuda. 22 yaşına basacağım, literatürümde hala "annem kızar" diye bir kavram var. arkadaşlar desen, azala azala birkaç tane kaldı. bu böyle gitmez. hayır, bu değişecek. gittim, değişiklik olsun diye saçımı boyattım. o kadar kötü oldu ki adıma "aysel" koydular. şimdi de annem bana küstü. bir de ısrar sevmem. nedense bana hep ısrar ediliyor. bir de bana sık sık "görev" kelimesini kullanıyorlar. arkamdan da "uyuşuk" diyorlar. hayat çok zor, insanlar çok şımarık. insanın uğraşası gelmiyor.

işte bu bir ölüm notu olabilir!!!! hem de çok havalı bir ölüm notu! "hayat çok zor, insanlar çok şımarık. uğraşmak istemiyorum." ya da "kendini suçlama sevgilim, sadece sen değilsin, hayat böyle." nasıl ama? hem havalı hem arabesk.

idareden bütünlemeye kaldım. ama kıl payı geçtim. teyzem bize gelmişti, şimdi gitti. testlerinde bir şeyi yüksek çıkmış, ağlaya ağlaya gitti. yanında women's health, formsante gibi dergiler aldı. ama diyor ki bir yandan "nasılsa öleceğim, bunları okumama ne gerek var?" anacığım sinirden kuduracaktı.

yaşıtım gençlere soruyorum, siz de bazen evden kaçmak hayalleri kuruyor musunuz? ya bir de 2 temmuzda yani doğumgünümde nooooolur bana doğumgünümü kutlayan mailler atın. nooolur. çok sevinirim. cevap vermem muhtemelen, ama bu okuyup sevinmediğim anlamına gelmiyor. ben öyle zaten cevap vermem, kişisel almayın. ama mail gelirse çok güzel olur. hele de senden, gizemli yakışıklı...

not: biliyorum 2 temmuz hatırlanmak istenmeyen, kutlama yapılmayacak bir gün ama ben bu tarihte doğdum. siz yine de kutlayabilirsiniz. bence kara bir günle aynı güne denk gelen doğumgününü kutlamak başka anlamlara gelmez. ikisi ayrı şeyler diye düşünüyorum. insanların anısına saygısızlık olacağını sanmıyorum.

not: bana mail atarken adınızı belirtmenize gerek yok. mail adresimi bilmeyenler yorum da bırakabilirler.

Cuma, Haziran 18, 2010

zeki ağustos'ta çin'de staj yapmaya gidecekmiş. günde 12 saat çalışacak, farelerle aynı odada uyuyacakmış. aman zayıflamasa bari, çok çalışmaktan. mesela bazı insanlar olur, bu zayıflayamaz çünkü vücudunda yağ yok dersiniz ya zeki onlardan. çok üzülüyorum. yedikleri yetmiyor. hep zayıflık sınırında. bu bende onu kucaklama isteği uyandırıyor.

bu günlük artık bir diyet günlüğü oldu şekerim. beğenmezsen okumazsın.

PERHİZİMİN İLK GÜNÜ YEDİKLERİM

1 kase diyet sütle diyet müsli
1 bardak portakal suyu
100 g kuruüzüm ve badem
1 adet sosis, 1 adet kanepe
azcık kiraz

sosis ve kanepe haricinde iyi gitmiş aslında. onları da babamın dahil olduğu koronun konserinden önce kokteylde dağıtıyorlardı, dayanamadım yedim.

Perşembe, Haziran 17, 2010

deniz ben kaan deniz'in anne babasıyla silifke'ye gittik. orda bol bol yüzdük, poker ve scrabble oynadık, balık yedik. bugün döndüm. sabiha gökçen'den eve dönmek çok uzun sürdü. yalnız serin istanbul havası çok hoşuma gitti. tek sınav kaldı açıklanmadık, o da idare. ondan bütünlemeye kalabilirim. sonra eh, koskoca yaz tatili önümde uzanıyor. istersem staj yapma seçeneğim var, ama mecburi değil bu sene. yalnız sınıfımızdaki hırs küplerinin hepsi stajlarını çoktan ayarlamış. hem de ünlü büroların hiçbirinin bu sene bizi almamasına rağmen. düşünün yani. staj yapmak istemiyorum. mis gibi bir yazı bu şekilde tüketmek istemiyorum. aylak aylak gezeceğim çünkü seneye zaten zorunlu. bakalım.

şu aralar kafamda tek bir şey vardı, burnumu deldirip saçımı çılgın renklere boyatmak. ama annem karşı çıktı. ben nasıl yılan resmine bakamıyorsam o da delik burna bakamazmış, tiksinirmiş. ama saçımı çılgın renklere boyatmama bir şey demedi.

doğumgünüme az kaldı. 2 temmuzda. doğumgünü kutlaması yapmak istemiyorum. çünkü beni organizasyon yapmak gerer. doğumgünü dediğin rahat olacak. şu şunla anlaşır mı derdi olmayacak. o kadar kaygısız, o kadar rahatım ki şu an.

staj yapsam mı, yapmasam mı? karar versem belki hala bulurum. bulamazsam da bir şey olmaz. öyle sinir oluyorum ki sınıftaki dingillere. türkiyenin en inek 50 hırs küpünü bir sınıfa toplamışlar. hocalar kendileri dedi BU SENE STAJ YAPMAYIN diye bunlar koştura koştura bürolarla görüşmeye gittiler. mazoşist manyaklar. bunlar yapınca insan kendini zorunlu hissediyor. allah hepinizin belasını versin manyaklar. yavaş yavaş insanı kendinize benzetiyorsunuz.

Cuma, Haziran 11, 2010

çok sıkıldım sınavlardan ve kilo alıp durmaktan. hiç işe yaramıyor gibiyim. sabah kalkıyorum, o gün yapacağım işler aklıma geliyor, sonra uyumaya devam ediyorum. ben uyursam zaman durur diye düşünüyorum herhalde. sonra zeki arıyor, sesi hayat dolu, enerjik. çok mutlu olmakla beraber halimden utanıyorum. "ne yapıyorsun?" diye sorunca "hiçbir şey" demek zor geliyor. "keşke hayatımın daha değişik, daha hareketli anlarında karşılaşmış olsaydık" diye düşünürken, hayatımda hiç böyle bir an olmadığı aklıma geliyor.

sonra tanıdıklarımla gözgöze gelince, tanımamazlıktan gelerek başımı çeviriyorm. çünkü çok kilo aldım.

en sinir olduğum şeyse annemin gelip gelip beni hareket ettirmeye çalışması, bana iş buyurması. bunun hoşuna giden de bu, bırak yatsın demek yok. "ezgi şunu yaptın mı? ezgi bunu unutma. ezgi yine mi böyle yaptın." ay yeter. yeter. belli ki canım istediği zaman hareket edeceğim.

ay rahat bırak annecim beni, lütfen.