simdi geldi aklima. yatakhane pervazina oturup siir yazmaya çalisirdim. hazirlikta e.t. bana mor ve otesinin kasedini vermisti. gece yatakhanenin tavani o kadar yuksek gorunurdu ki. konusmalar ve yataklar arasi gidip gelmeler bittikten sonra gozlerimi karanlik tavana dikip o kasedi dinlemistim. koca kogusta sessizlik vardi. tek ses olmadan o sarkilar karanlikta çinlardi, her seyi onlarla dolu sanirdim. baska bir yerdeymisim gibi gelirdi. aslinda o baska yer yatakhanenin ta kendisiymis, yatakhanede baska yerler sakliymis ya neyse. "gece" çalarken simdi tekrar o geldi aklima. bu sarki ne zaman çalsa o zamanlar gelir aklima. baska seyler dusundugumu sandigim yerlerde, baska yerde oldugumu dusundugum zamanlarda aslinda tam da o zamanlari ve yerleri, hem de hiç sektirmeden yasamisim. nasil bir mutlulukla gozlerimi kapayip uyumustum, akmis el sabunumun islattigi yastigimin kokusunu duyarak ve yuzumu yikarken islanmis saçlarimin nemliligini hissederek.
not: anne n'olur, n'olur, n'olur.....
Çarşamba, Aralık 28, 2005
bogaziçi
ayir bizi bogaziçi
ayir bizi bogaziçi
gerekli vicdan azabi, uzakliklari kimsenin anlamiyor olmasi. ne kadar duygulu ve titrek ve vicdan azapli ve aglak olusum. her seyi dramatize etmeye ne merakli olusum. içten içe kahrolmayi sevisim.
amanin da aman demeyin. cynique olmayin. buraya gelin de gorun. elemimi anlayin. kuçuk sikintilarimin ne kadar buyudugunu desem gulmeyin.
anne bana ne olur izin ver. ne olur hadi ne olur. lutfen, canim annem. telefon konusmamizi hosgor. hep size sorun çikariyorum. ama doris dedi ki kararli olmaliyimisim :)
ayir bizi bogaziçi
gerekli vicdan azabi, uzakliklari kimsenin anlamiyor olmasi. ne kadar duygulu ve titrek ve vicdan azapli ve aglak olusum. her seyi dramatize etmeye ne merakli olusum. içten içe kahrolmayi sevisim.
amanin da aman demeyin. cynique olmayin. buraya gelin de gorun. elemimi anlayin. kuçuk sikintilarimin ne kadar buyudugunu desem gulmeyin.
anne bana ne olur izin ver. ne olur hadi ne olur. lutfen, canim annem. telefon konusmamizi hosgor. hep size sorun çikariyorum. ama doris dedi ki kararli olmaliyimisim :)
Pazar, Aralık 25, 2005
bunalim team
CUMARTESI, 2005
"hep varolmus olan sikintilarimi reddettim. hiç var olmamislar gibi davrandim. hayat benim için hep guzel olmus gibi davrandim. çocukluk ve ilkgençlik sikintilarima ihanet ettim. kuçumsedim onlari. herkese daha ciddi, daha anlamli sikintilar dusmustu. ben kendiminkilerden utandim. degistim diyordum. iste yine çiktilar meydana. hiç gitmemisler. ozumdeymis o sikintilar benim. o sikintilar benmisim. tanri bana onlari layik gormus."
KAYDIRAKCI KADIN
en unutamadagim sey de su animator kadinin kancikligidir. 9 tasindaydim ve etliydim. su parkinin havuzunun kaydiragindan kaymak istiyordum. butun yasitim arkadaslarim, kuçucuk vucutlariyla ozgurce kayabiliyordu. hepsi istisnasiz kaymisti. ben de tepeye çiktim. iste o zaman tanrinin yarattigi bir orospuluk ornegi olan o kadin beni durdurdu, bu çocuklar için dedi. kirarsin der gibi kaydiragi. etli bir vucudun altinda hassas bir kalp yatamaz mi kancik? ben çocuk degil miyim? sinifin en çaliskani degil miyim, hosa gidici bir kavrama gucune sahip degil miyim, benim annem beni sevmiyor mu? got kafali? simdi o kadina rastlasam, hiç gulumsemem, sikistirir doverim.
semiha aydın apaydın
bana ne demisti biliyor musunuz, butun sinifi toplar seni dovdurturum. sonra bana mektup yazdi. beni sevdigini soyledi. hihi dedim ama onu hiç affetmedim.
falan da filan da falan da filan da. içelim dostlarim, hayat guzellesir o zaman..
"hep varolmus olan sikintilarimi reddettim. hiç var olmamislar gibi davrandim. hayat benim için hep guzel olmus gibi davrandim. çocukluk ve ilkgençlik sikintilarima ihanet ettim. kuçumsedim onlari. herkese daha ciddi, daha anlamli sikintilar dusmustu. ben kendiminkilerden utandim. degistim diyordum. iste yine çiktilar meydana. hiç gitmemisler. ozumdeymis o sikintilar benim. o sikintilar benmisim. tanri bana onlari layik gormus."
KAYDIRAKCI KADIN
en unutamadagim sey de su animator kadinin kancikligidir. 9 tasindaydim ve etliydim. su parkinin havuzunun kaydiragindan kaymak istiyordum. butun yasitim arkadaslarim, kuçucuk vucutlariyla ozgurce kayabiliyordu. hepsi istisnasiz kaymisti. ben de tepeye çiktim. iste o zaman tanrinin yarattigi bir orospuluk ornegi olan o kadin beni durdurdu, bu çocuklar için dedi. kirarsin der gibi kaydiragi. etli bir vucudun altinda hassas bir kalp yatamaz mi kancik? ben çocuk degil miyim? sinifin en çaliskani degil miyim, hosa gidici bir kavrama gucune sahip degil miyim, benim annem beni sevmiyor mu? got kafali? simdi o kadina rastlasam, hiç gulumsemem, sikistirir doverim.
semiha aydın apaydın
bana ne demisti biliyor musunuz, butun sinifi toplar seni dovdurturum. sonra bana mektup yazdi. beni sevdigini soyledi. hihi dedim ama onu hiç affetmedim.
falan da filan da falan da filan da. içelim dostlarim, hayat guzellesir o zaman..
Çarşamba, Aralık 21, 2005
tatlikusum,
bugun "genç fonetikkaktus'un acilari" ile ilgili elestiriler geldi bana. degerli elestirmenler tarafindan yazilmis, gazete eklerinden parçalar. okuyasin istedim:

"eser, yeni seyler soylemekten hayli uzak, uslubu ve içerigiyle bir esinlenmeden ibaret. burada kullanilan usluba deginmeden edemeyecegim. sozde bir genç kizin yasamindan enstanteneler içeren bu kitapta , bir elestirmenden ote, bir okuyucu olarak beni en çok rahatsiz eden sey, bu fazla yapmacikli, fazlasiyla çalinti uslup oldu."

"genç ezgi'nin acilari çaginin gerçeklerini yansitmiyor. edebiyatimizda yenilige ihtiyaç duydugumuz su zamanlarda, bugune egilmek, 21. yuzyil insanin sorunlarini açiga vurmak yerine, olaylarin 19. yuzyilda geçtigi izlenimini veriyor yazar okuyucuya. ornegin bas kahraman belçika'da yasadigi ve belçika'da uçyuz kusur bira markasi bulundugu halde, kitapta sadece grisette ve kriek'ten bahsedildigini goruyoruz. belçika'nin goç almaya baslamasiyla ortaya çikan issizlik, irkçilik gibi sorunlardan ise hiç bahsedilmemis. genç ezgi'nin gunleri, abidin dino ve aragon'un bulusup tartistiklari zamanin kafelerinde geçiyor sanki. oysa unutmamaliyiz ki, baudelaire'in soyledikleri, baudelaire'in zamani için oldukça yeniydi."

"genç ezgi, sanildigi kadar acikli olmayan, koylu mu, sehirli mi, avrupali mi, asyali mi olduguna karar verememis, kendine odakli, içinde yasadigi toplumun sorunlarina duyarsiz, korkak ve pasif bir karakter. yazar boyle bir karakteri sayfalar boyunca anlatmis, desifre etmis ve en kotusu yuceltmis. vakit oldurmekten hoslanmiyorsaniz yanasmayin derim. ben hiç begenmedim."
iste boyle tatlikusum, çagdisi olmakla suçlarlar bizi. buralara alismaya basladim. bruksel'i sevmeye, namur'e gitmeye basladim. yilbasim yalniz geçmeyecek. bir kiz için dogumgunu hediyesi alacagim. seni seviyorum, sevgili tatlikusum. benim tek dert ortagim sensin, bir de milyonlar. ve tum sevdiklerim. oss de neymis??????
bugun "genç fonetikkaktus'un acilari" ile ilgili elestiriler geldi bana. degerli elestirmenler tarafindan yazilmis, gazete eklerinden parçalar. okuyasin istedim:

"eser, yeni seyler soylemekten hayli uzak, uslubu ve içerigiyle bir esinlenmeden ibaret. burada kullanilan usluba deginmeden edemeyecegim. sozde bir genç kizin yasamindan enstanteneler içeren bu kitapta , bir elestirmenden ote, bir okuyucu olarak beni en çok rahatsiz eden sey, bu fazla yapmacikli, fazlasiyla çalinti uslup oldu."

"genç ezgi'nin acilari çaginin gerçeklerini yansitmiyor. edebiyatimizda yenilige ihtiyaç duydugumuz su zamanlarda, bugune egilmek, 21. yuzyil insanin sorunlarini açiga vurmak yerine, olaylarin 19. yuzyilda geçtigi izlenimini veriyor yazar okuyucuya. ornegin bas kahraman belçika'da yasadigi ve belçika'da uçyuz kusur bira markasi bulundugu halde, kitapta sadece grisette ve kriek'ten bahsedildigini goruyoruz. belçika'nin goç almaya baslamasiyla ortaya çikan issizlik, irkçilik gibi sorunlardan ise hiç bahsedilmemis. genç ezgi'nin gunleri, abidin dino ve aragon'un bulusup tartistiklari zamanin kafelerinde geçiyor sanki. oysa unutmamaliyiz ki, baudelaire'in soyledikleri, baudelaire'in zamani için oldukça yeniydi."

"genç ezgi, sanildigi kadar acikli olmayan, koylu mu, sehirli mi, avrupali mi, asyali mi olduguna karar verememis, kendine odakli, içinde yasadigi toplumun sorunlarina duyarsiz, korkak ve pasif bir karakter. yazar boyle bir karakteri sayfalar boyunca anlatmis, desifre etmis ve en kotusu yuceltmis. vakit oldurmekten hoslanmiyorsaniz yanasmayin derim. ben hiç begenmedim."
iste boyle tatlikusum, çagdisi olmakla suçlarlar bizi. buralara alismaya basladim. bruksel'i sevmeye, namur'e gitmeye basladim. yilbasim yalniz geçmeyecek. bir kiz için dogumgunu hediyesi alacagim. seni seviyorum, sevgili tatlikusum. benim tek dert ortagim sensin, bir de milyonlar. ve tum sevdiklerim. oss de neymis??????
Cumartesi, Aralık 17, 2005
hiç mail gelmedi, harika. gonlumce yazabilirim demek ki. neyse, gunluk tutarken bazen gunlugume sevgili okuyucu diye baslardim daha gençken. soyle devam ederdi bu.
"sevgili okuyucu,
kim oldugunu bilmiyorum ama bu yaziyi okuduguna gore gunlugumu okuyorsun. sana soylebilecegim tek bir sey var, okuma gunlugumu."
tabi bunlar kendini opturmeyen bir genç kizin nazlanmasi gibi, "istemem- isterim, yok hayir istemem, tamam tamam, yan cebime koy" diye devam ederdi.
neyse, son kez soyluyorum, insanlarim, size ihtiyaç duymaktayim. bana mail atin.
bu arada bu demek degil ki burda duygusal yalnizlik çekmekteyim (çekmekteyim! çekmekteyim!) bu uslubu da degistirecegim. ne demek bu çekmekteyim? çekiyorum desene.
"sevgili okuyucu,
kim oldugunu bilmiyorum ama bu yaziyi okuduguna gore gunlugumu okuyorsun. sana soylebilecegim tek bir sey var, okuma gunlugumu."
tabi bunlar kendini opturmeyen bir genç kizin nazlanmasi gibi, "istemem- isterim, yok hayir istemem, tamam tamam, yan cebime koy" diye devam ederdi.
neyse, son kez soyluyorum, insanlarim, size ihtiyaç duymaktayim. bana mail atin.
bu arada bu demek degil ki burda duygusal yalnizlik çekmekteyim (çekmekteyim! çekmekteyim!) bu uslubu da degistirecegim. ne demek bu çekmekteyim? çekiyorum desene.
Perşembe, Aralık 15, 2005
Pazartesi, Aralık 12, 2005
acili kisisel yazilarima son veriyorum demisim. verdigim sozu tutmayacagim. (ratingimi artik pek umursamiyorum) zannediyorum ki degerli her sanat eseri çagimiz sorunlariyla dogrudan ilgilenmek zorunda degil. ya da belki bizimkiler de çagimizin sorunudur. abartiyorsak bu da bir sorundur. sikintimizi gosterir. evet. ne demistim? suna bir bakin mesela:

bunu big bang'de melankoli kismina koymuslardi. yani aslinda muzeyi bolumlere ayirmislar, savas, çocukluk, cinsellik gibi. bunu da melankoli odasina koymuslar. muzecilere hayranim, sak, buldum iste! ne? melankoli. oysa boynundan bas yerine çiçek çikan adam ilk bakista melankolik olamaz. ama muzeciler harika, ben bu kadar iyisini yapamazdim. yani gunumuz sanatçilari çok sansli aslinda. bir adam babasinin portesini yapmis. odanin kosesine kilolarca seker yigmis, gelen geçen o sekerlerden yesin diye. ben buna bir anlam veremedim, ama muzeci bunun yamyamliga, vucudun olumden sonra yokolusuna bir referans oldugunu soyledi. muzecilerdir sanatçilari anlayacak olan.
"bir sabah uyandim. boynumdan çiçekler çikmis."
oysa bilmemkimbilmemkimlebilmemnerdebilmemneler yapiyorken, senin çiçeklerinden bize ne? senin çiçeklerinden ancak muzeciler anlar. zaten çok muhim degil senin çiçeklerin. (bu gorusumde samimiyim)

bunu big bang'de melankoli kismina koymuslardi. yani aslinda muzeyi bolumlere ayirmislar, savas, çocukluk, cinsellik gibi. bunu da melankoli odasina koymuslar. muzecilere hayranim, sak, buldum iste! ne? melankoli. oysa boynundan bas yerine çiçek çikan adam ilk bakista melankolik olamaz. ama muzeciler harika, ben bu kadar iyisini yapamazdim. yani gunumuz sanatçilari çok sansli aslinda. bir adam babasinin portesini yapmis. odanin kosesine kilolarca seker yigmis, gelen geçen o sekerlerden yesin diye. ben buna bir anlam veremedim, ama muzeci bunun yamyamliga, vucudun olumden sonra yokolusuna bir referans oldugunu soyledi. muzecilerdir sanatçilari anlayacak olan.
"bir sabah uyandim. boynumdan çiçekler çikmis."
oysa bilmemkimbilmemkimlebilmemnerdebilmemneler yapiyorken, senin çiçeklerinden bize ne? senin çiçeklerinden ancak muzeciler anlar. zaten çok muhim degil senin çiçeklerin. (bu gorusumde samimiyim)
Cuma, Aralık 09, 2005
sivgin ve barcelona
sikintili bir gunun sonucunda kendi kitabimi yazdim:
"GENC EZGI'NIN ACILARI
yazari: fonetik kaktus (gerçek adi bu degil)
basim yili: 2005
yeni sehirler gorme istegiyle yanip tutusur genç ezgi. ama tum aksilikler onu bulur. ellerini froydik bir sekilde hep kazaran kesmektedir. bu sozde tesadufi yaralanmalar onun acili dunyasini ne guzel anlatir bize. genç ezgi gerçekten gençtir. ama gençliginin kiymetini bilmez. bu gunlerin ilerisi için pek onemli olmamasini umar."
bunu devam ettiremeyecegim, çunku simdi oldukça saçma geldi. yeni sehirler gorme istegi demistim, peh! istanbul'u ozluyorum tekrar ve tekrar. eski hayalleri yeniden kuruyorum.
yarindan itibaren acili kisisel yazilarima son verecegim. bunun yerine avrupa'yi tartisacagiz. neseli yazilarla tekrar gorusmek uzere.
"GENC EZGI'NIN ACILARI
yazari: fonetik kaktus (gerçek adi bu degil)
basim yili: 2005
yeni sehirler gorme istegiyle yanip tutusur genç ezgi. ama tum aksilikler onu bulur. ellerini froydik bir sekilde hep kazaran kesmektedir. bu sozde tesadufi yaralanmalar onun acili dunyasini ne guzel anlatir bize. genç ezgi gerçekten gençtir. ama gençliginin kiymetini bilmez. bu gunlerin ilerisi için pek onemli olmamasini umar."
bunu devam ettiremeyecegim, çunku simdi oldukça saçma geldi. yeni sehirler gorme istegi demistim, peh! istanbul'u ozluyorum tekrar ve tekrar. eski hayalleri yeniden kuruyorum.
yarindan itibaren acili kisisel yazilarima son verecegim. bunun yerine avrupa'yi tartisacagiz. neseli yazilarla tekrar gorusmek uzere.
Salı, Aralık 06, 2005
Perşembe, Aralık 01, 2005
haftalardir hiç geçmeyan uzuntum sonunda vucuduma vurdu: ishal olmusum. dun korkunç kabuslarla dolu bir gece geçirdim. sabah kalktigimda kafami banyo kuvetinin içinde buldum, nasil oldugunu ben de anlamadim. bu haldeyken okula gidemezdim tabi. gunum evde istirahat ederek ve okuyarak geçti. bu govde benim olamazdi artik. "dunyaa, dunyaa, rahat birak beni artik" diye bir sarkinin nakaratini yazdim, her zaman kullandigim akorlarla, çunku daha baskalarini denemek için gucum yoktu. aslinda bu bile beni yordu, diyelim. bugun daha iyiyim. dun hep yogurt ve ekmek yedim, simdi biraz açim. aslinda ben boyle uzuntuden hasta olmayi, yemek yememeyi falan çok fiyakali buluyorum, ama yasarken hiç guzel degil tabi. karin agrisini da sayarsak.
not: doris ishalin uzuntuden degil, mikroptan oldugunu soyledi. bunu ben de biliyorum. yine de husnu talil yaptim.
not: doris ishalin uzuntuden degil, mikroptan oldugunu soyledi. bunu ben de biliyorum. yine de husnu talil yaptim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)