bu tatilde uzaktan akrabamız olan ezgi adında 13 yaşında bir kızla tanıştım. minicik suratı, habire gülen yüzüyle çok sempatik bir çocuktu. bir iki gün sonunda bizi herkes "küçük ezgi, büyük ezgi" diye çağırmaya başladı. yaşından daha da küçük ve çok uysal davranan ama aynı zamanda düşüncesinde olgun ve akıllı olan akrabamı sevdim. arkadaşlarıyla ilgili bir sürü şey anlattı, bu anlattıkları beni düşündürdü:
ezgi'yi sınıfta herkes çok seviyormuş, ama onun hiç sevmediği çok otoriter, çok sinirli, kıskanç, iğrenç bir arkadaşı varmış. bu kız habire emirler yağdırıyor, bağırıyor, duygusal şantaj yapıyormuş. son derece de kıskançmış, kıskançlığından bir gün ezgi'nin yılbaşı hediyesini kırmaya kalkmış, kalemkutusunu karalamış. bunların üstüne bir de yılışıklığı eklenince, ezgi ondan nasıl kurtulacağını bilememiş.
sınıfta kimse onu sevmiyormuş. mesela sınıfta şişman başka bir ezgi varmış. bu kız sınıfta sbs'de en yüksek puanı almış, ama aslında çok tembelmiş. annesinin zoruyla çalışıyormuş. bu yüzden de çok depresyondaymış, dengesiz dengesiz harketler yapıyor, bir de jiletle kendini kesiyormuş. "ne yapıyorsun?" diye soran arkadaşlarına "bir şey hissetmiyorum, siz de yapın, çok eğlenceli" diyormuş. bu kötü kız en çok bu şişman ezgi'ye karşı acımasızmış. (bu son ezgi'de kendi ergenliğimi bulmadım diyemem)
şimdi akrabam ezgi diyordu ki "ben okulun ilk gününde bu kızla karşılaşacağım, gelecek bana sarılacak, yanıma oturmak isteyecek, oturtmazsam küsecek, ne yapayım?" "ondan korkuyorum" bu soruya cevap veremedim. soruya cevap veremem de 13 yaşından 10 yıl sonra bile hala biraz ezik bir kadın oluşumdandı. "ilk günlerde idare et." dedim. ama idare etmek akrabam ezgi'yi rahatlatacak mıydı?
hala reddetme, geri çevirme hakkını kullanma konusunda öğüt dahi veremiyordum. yani bol keseden atmak için bile bir cevap hayal edememiştim. soru karşısında cevapsız, çaresiz kalmıştım. sunduğum çözümler hep pasif agresif tipe özgü "pasif direniş" biçimleriydi. "bir şey söylerse hı hı yaparım de ama yapma" gibi.
derken masamıza 21 yaşında, benden 2 yaş küçük bir akrabam, ecem oturdu. konuyu dinledi, hemen "artık seninle arkadaş olmak istemiyorum, benimle konuşma de" dedi. o kadar rahat söyledi ki bunu, küçük ezgi ile ağzımız açık kaldı. küçük ezgi hemen "ay yok ecem abla, nasıl öyle derim?" dedi.
sonra 16 yaşında, benden çok daha rahat, sosyal biri olan kardeşime soruyu yönelttik. "bu arada böyle bir şeyi ben de hemen diyemem" dedi de bizi rahatlattı. "kötü davranırım ona, çirkefleşirim. kendimden soğuturum." dedi.
bu şekilde biz de herkesin davranış tarzının ayrı olduğunu, önemli olanın herkesin hakkını herkese adilce teslim etmek olduğunu bir kez daha anlamış olduk.