Salı, Kasım 29, 2005

bunlar sigarayi dunyanin en muhim seyi sanirlar, içerken alinan keyiften anlamazlar. dili yeni akima gore kullanmak bir ustunluk belirtisidir.

bu gun çok uzuldum, çunku adam cumartesi duzenlenen seye gelmiyor. yapilacak daha ilginç isleri varmis, guney sehrinde (adini yazmayacagim) duzenlenen bi aksama (ingilizceden bozmasini yazamam) katilmak gibi. tek basima olurum, herkes sosyallikten olurken, konusmalara girmek, yilbasinda ne yapiyorsunuz demek, telefonlar almak ve becerememek zorunda kalirim. ve ayrica boyle aksamlardan nefret ederim. isviçre'de bir tanesine katilmak zorunda kaldim (bak bak...) (katimak zorunda kalmismis) (ozenti). once çok huzursuzdum, ya gerçi sonradan çok iyiydi. neyse. bak dun bir paragraf yazdim. (once holden, sonra dali, sonra melenkolik, simdi de selimci oldum):

kendimi kaptirmis konusurken içimdekilerin disina çikmasindan korkarim. içindekilerden utanma dersiniz. içimdekiler utanilacak seyler. kliseler dusmeyin.

cansu, annem, hepsi der ki simdi:

bunlardan bize ne? bize ne?

haklilar. ama yazdiklarima kaptirdim iste. gondermeden edemem.
yine yapmislar yapacaklarini. bu hakki kendimde nasil gorurum? tutnamayanlarin yarisina bile gelemedim. hep ortalarindan okuyorum. daha dogrusu pek okumak istemedim, evet. ahmet altan daha çekici geldi. neyse.

su an kendimde hiç bir ustunluk, hiç bir hak gormuyorum, evet. ama eksisozluge girdim, bakalim selim hakkinda ne yazmislar diye. ne yazmis olduklarini da tahmin ediyordum aslinda ama yine de kendime hakim olamadim. bu insan surusu, selim'i goklere çikarmis. oyle ya, iyi olan begenilmeli. musveddeler, diye geçirdim içimden. holden'i begenirsiniz, selim'i begenirsiniz. unlu olsam beni de begenirdiniz asagilik marjinal populer ortamci parti çocuklari. oysa bi zirvenize gitseydim... selim de gitseydi. sizi hiç begenmezdi, hayir selim benim olarak kalmali. eksisozluge uye oldugunuz halde, boyle ortamci ve dandirik, evet, allahin belasi ukala, asagilayici, ulasilmaz bir siteye uye oldugunuz halde nasil selim'i begenirsiniz ve bunu niye yazarsiniz? bunu bir sozlukçu googledan gorse, sozluge tasisa, dese ki, boyle salak bi kiz var, ezigin allahi, yuzeysel, kultursuz, bize laf atiyo, belli ki kendini selim'le ozdeslestirmis. kiçimin kenari.

ben de boooook ye derdim. sinirimden kudururdum. hepsinin kafasina çekiçle vururdum. yok, tamam.

ya tamam, etkilenip de mi yazdim bunlari, selim'in uslubunda. yoksa hep mi boyleydim. yazilarima baktim onceden, içime fenalik geldi. diyecekler ki etkilendin de boyle oldu. (of selim de boyle der, bu ne megalomanlik) hayir! tamam! ozur dilerim. ben mtlda'dan da etkilendim. istemeden. o donemdeki yazilarim çok kotuydu.

belki bu yazimi okusa bana kizardi ama sanmiyorum. bu tur hatalari affedebilir. sadece eksisozluge olan nefretimi belirtmek istedim. sen tut ah loserlara buyuk saygim var de, sonra aptal aptal zirveler yap. gençligin geri kalanini hor gor. ozenti uslup benimse. okumayi sevsem de sonradan beni hasta et. belki de sizin suçunuz degil. tamam, affettim sizi.

Cuma, Kasım 25, 2005

çok ozledim. istanbul gunlerimi.

Perşembe, Kasım 24, 2005


Image hosted by Photobucket.com



baska turlu bir hayat mumkun olabilirdi. nasil oldugunu ben de bilmiyorum. elindekilerle bir sey yapamayan, sikilgan biriyim. bel�ika'ya geliyorum, keske brezilya'ya mi gitseydim diye dusunuyorum. brezilya'da ne yapacaksin diye sorun. cevap veremem. dusledigim bir yer var. annem tutunamayanlar'i yolladi. hemen selim'in gunlugunu okudum. diger bolumlerini hi� okumadim. selim'in seker kralina benzeyen oykuler uydurdum. bunlari ilerleyen gunlerde anlatacagim, baska isim olmadigi ve olan islerimi yapmak istemedigim uzere. kis depresyonu olabilir. hep boyle olur. bana yazin da boyle olur. bilmiyor muyum sanki.   

Çarşamba, Kasım 23, 2005

bugun her sey iyi gidiyor, yalniz dun çok kotuydu. insanlari dinlemeye çalistigimi soylemistim, etrafimda konusulanlari hep dinliyorum. pazartesi gunu beden egitimi dersi vardi. cep telefonumu ve cuzdanimi madama verdim, hiç de adetim degildir halbuki. fakat benim disimda herkes oyle yapiyor. bir isi herkes gibi yapmis olmanin gururuyla esyalarimi kuçuk esya kutusuna biraktim.

fakat her sey tasarladigim gibi gitmedi, esyalarimi geri almayi unutmusum. okul bittikten sonra farkettim bunu. oysa gara gidip çikolatali gauffre yerken babami aramayi duslemistim okuldan sonra. okula dondum, madami sordum, dogal olarak okulu terketmis.

ertesi gun okula gittim, madamin esyalarimdan haberi yoktu. gozlerim doldu ve akmaya basladi. o gun butun gun çilginlar gibi agladim. her derste bosluga bakiyor, ve içime gelen garip kasilmayla agliyordum. yalnislikla gozleri bana kayanlar agladigimi gorup gulumsuyor ve "courage, ezgi" (cesaret, ezgi) diyorlardi. iki esya için bu kadar agladigimi gormelerinden utandim. kredi kartimin iptali için annemi aramam gerekti. annem bana o kadar iyi davrandi ki bu daha çok aglamama sebep oldu. cep telefonsuz kendimi boslukta hissediyordum. sanki hiç anlayanim, sahibim yokmus gibime geldi. insanlari islerimi yaptiklari için mi sevip sevmedigimi dusundum. dessin scientifique dersinde butun gun aglamis olmanin verdigi yorgunlukla uyudum, ama madame segot uyumama hiç ses çikarmadi. yanima gelip bana kenari 60 derece kadar çikik olan kupu nasil çizecegimi anlatti sefkatlice. bu bana annemin davranisini hatirlatti. beni huzne bogdu. o anlatirken benim gozlerimdeki tukenmeyen yaslar akiyor ve akiyordu. oysa boyle davranmamasi gerekti, diye dusundum sonra. bana neden kagitlarini unuttun diye kizabilirdi. turkum diye beni simartmasi gerekmiyor.

iste bir daha sorumluluklarini baskasini ustune attin, dedim kendi kendime. bu oldukça kolay. hayatin sorumluluklarina katlanacak olgunlukta degilim. cuzdanlarin, anahtarliklarin, odenecek faturalarin dunyasinda yasayamam. yasamak dedigimiz gibi yasama istegim yok zaten. butun bunlar tabi ki affettiremez. zorunda oldugumuz bazi seyler var.

aksam tiyatroya gittim, 6 aralikta yaslilar beni aralarina davet etti. hep bir bosluk duygusuna dusuyorum, bir arabada, sicak ve isikli, tanidigim biriyle olmak istiyorum. bu duyguya çok dustum, oyle geceler oldu ki tanrinin yoklugunu hissederdim. uyanir ve pencereden bakardim, annemin yanima gelmesi durumu degistiremezdi. tanriya inaniyorum tabi. yoklugunu ne zaman hissetsem, tum insanlar, sevdiklerim, hiçbiri o korkunç issiz duyguya çozum degil. aksine, onlar da çaresizlesiyor gozumde, onlar için endiseleniyor ve korkuyorum. ve uzaklasiyorlar.

Perşembe, Kasım 17, 2005

bugun yeryuzune indim. ve gerçegi tum korkunçluguyla gordum. birinin bagirip çagirmasi gerekliymis. ara sira kendinizi yoklayin, derinlerde korkunç seyler bulabilirsiniz. sizin için korkunç, baskalari için sadece uzucu.

evet, bir gunlugune yeryuzune indim ve kafamdaki tum sisler silindi. etrafimda konusulanlari dinledim, arabalara dikkat ettim, dersi dinledim, yururken ayaklarimi kaldirdim, etrafimda konusulanlari dinledim ve ara sira ilgilenerek sorular sordum. ve yemin ederim, gunlerdir kafama yerlesmis o ot çekmis hissi veren duman dagildi.

bundan gurur duymuyorum, gerçekten. uzun zamandir boyle olmus olmaktan yani. hayir, bu zaten yanilginin kendisi olurdu.

iliski kurmak için seviyorum demek yeterli degil ki, gunluk seyler vardir paylastigimiz. birini seviyorsak butun bu onemsiz seylerle ilgilenmeliyiz, daha onemli sandigimiz seyler bunlardan onemli degil. dusunceyle uyusturulusmus bir kafa demistim, bu yanlis, soyut ve aldatici dusuncelerine kaçan, izole, yukseklerde, sikilgan, yasamayan bir kafa. derinlik bu degil. derinlik sadece bos laflar etmekle olmaz. iliski derinliktir. yalnizlik derin degil. ya da evet, belki de derinliktir. ama bu aptal bir sey. yalniz olmayip akilli olan ne çok insan var. ya da bu kadar anlatmamaliyim. kafam karisiyor ve soyleyecegim pek bir sey kalmadi. oldugum seyleri degil, olmasi gerekeni soyluyorum. bir nevi ahlak dersi.

peki ya yazi? onu da mi birakmak zorundayiz? ya sarkilar? onlari ne için yaziyor insanlar?

sunu kafana sokmalisin ki çocugum, sanatçilar illa ki sorunlu olmak zorunda degil. boyle saçmaliklarina artik ne ben, ne de kimse katlanamiyor. seviyorum diyerek sevemezsin.

Pazartesi, Kasım 14, 2005

al bak iste blog dedigin bu yani bu

dissmissed var ya, acaip super bisiiii:pp:))) chok guselllll:p:p:)))


Image hosted by Photobucket.com
beni merak eden okuyucularim için gelsin bu fotograf.





bu kadar seksisini siz de beklemiyodunuz tabi...



ya bosluk.... napalim? odevlerim var ama yapmak istemiyorum. biz degisim ogrencisiyiz içeriz siçariz sarkisi gondermis biri bana. haaaaaaaaaaa, dedim, evet. gerçekten oyleymis. hayatinin en guzel yiliymis. afsssss!!!!!! donmek de istemem, kalmak da istemem. yasamak istemem.

Cuma, Kasım 11, 2005

bern'de fersaye

hayir ezgi trak, bern'de fersaye yapamadim. tunel'de oturup acikliga baktigim gibi olmadi. zamani hep yakamda hissettim, guzel bir seyi hissetmek icin farkindalik yetmiyor. gozun kaldi degil mi kor olasi?

sabah her sey cok guzeldi, aksama dogru ustume kotu bir keder coktu. keder dediysem, artist kederi degil. gundelik seylerin getirdigi sikintilardir olsa olsa. artist kederi melankolidir, benim kederim ise melankoliye donusmedi. daha acik anlatmam gerekirse, artist ruhlu insanlari biliyorsunuz. bir seye uzulurler, aslinda uzulmek degildir onlarinki. melankolilerinden zevk alirlar. onu anlatmak icin hos cumleler bulurlar. kederlerinden kurtulmak akillarina gelmez. uzuntuleri onlari sevimli yapar.

oysa benim bu sabah hissettigim utanc verici bir sikintiydi. aynaya baktigimda duydugum seydi, kurtulmak istedim. ozguvensizlikle doluydu. gercek keder, ondan kurtulmak istegiyle vardir. tabi, bahsettigim gercek bir kederse, bu konuya girmiyorum. hemen bir cozum bulayim istedim. sonra her zaman yaptigim gibi yazar gibi dusunmeye basladim, su an okudugunuz, bu savunmanin eseridir. sonra bu beni uzuntumun kaynagindan uzaklastirdi ve duygularimi yatistirdi.

oysa sen olsaydin ezgi trak, daha da uzulecektim. yeter artik diyeceksin ama bu boyle. arkadaslar bu yuzden faydalidir iste. seni somurmek degil amacim tabi ki. bak seni bloguma malzeme yaptim. sayemde googleda cikiyosun, sevin.

Çarşamba, Kasım 09, 2005

ya sen salinger, sen nesin ya?

zeynep ve o.m. vardi. blogumu yaziyordum. bu ne? dedi zeynep. blog dedim. internet gunlugu. sen boyle bir sey yapar miydin? dedi zeynep. yooo, dedi o.m. ikisi de çok seker, biliyorum. phobe onlar. zeynep sudan çiktiginda sarilmak için birebir. fakat durumum beni korkutuyor. saçmalama. acindirmak iyi midir?

artik normal deftere yazamiyorum. blog yazarken okuyacaklarini unutuyorum da. yazmak zaten artistik bir sey. oyleyse yazma daha iyi.

yazmak artistik, evet. duygularin tepeye çikiyor, kendini bir filmde gibi hissediyorsun. okuyanlar vayyy diyecekmis gibi. yazdiklarini bir ay sonra oku, begenmezsin. ama yazarken çok muthis geliyor iste. hayatta en onemli sey senin afs deneyiminmis, tum dunya bugun mons'ta ne yaptigini merak ediyormusçasina bloguna akacakmis. su cumleye bir bakalim: tanrinin erkeklere, en azindan rodin'in paolo'suna benzeyenlerine verdigi bir ozellik bu.

ama o zaman neden yazar ki insanlar?

Pazar, Kasım 06, 2005

opucuk heykeli

Image hosted by Photobucket.com
rodin'in en unlu eserlerinden biri olan "le baiser", donemin heykeltraslarinin da islemeyi pek sevdigi paolo ve francesca'nin hikayesini konu alir. eseri yakindan inceledigimizde onu olusturan iki karakterde birbirinden çok farkli davranis ozellikleri buluruz.

kadin, kollarini cesurca adamin boynuna dolamis, sevgilisini kendine dogru çeker, ne bir tereddut vardir onda, ne baska bir engelleyici duygu, kendinden emin ve açiktir, gururunu saf bir sekilde hiçe sayar, aski her seyin onundedir. opusmelerine ne engel olabilir ki? adama dogru akan odur, bu yuzden kadin, bu heykelde sanki biraz geri plandadir. asil temsil edilmis olan o zannederiz ilk baktigimizda, ama hayir, kadindan ve onun duygularindan hepimiz haberdariz. ilgi çekici olan adamdir.

adam, opucuge karsilik verirken, kadin kadar curetkar olamaz. eserin topraktan yapilmis kuçuk eskizinde daha da açiktir bu. kadinin kalçasina asla dokunmaz adamin eli, tereddutlu bir biçimde yavasça havada asili kalir. mermerden yapilmis buyuk modelde ise, el kalçanin uzerindedir, ama tereddutunu kaybetmemistir. eserin en dokunakli yani iste bu kafa karisikliklariyla dolu eldir. çiplak kalçanin ustunde utanmayla ve agirbaslilikla dolu olarak durur, zariftir. adamin tum davranislarinda bu tereddutu açikça goruruz. bas, alçakgonullukle egilmis, gozler, opusmenin hazziyla kapanmis, ama asla tutkuya kendini kaptirmamis. peki buna sevgisizlik diyebilir miyiz? sogukluk? aslinda kadinin curetkarliginin asktan geldigini soylemek ne kadar yanlissa, adamin tereddutlu davranisinin da sevgisizlikten geldigini soylemek o kadar yanlis olur. ya da, umarim, ve tum kizlar olarak umariz ki, oyledir.

tanrinin erkeklere, en azindan rodin'in paolosuna benzeyenlere verdigi guzel bir ozelliktir bu. asla francesca gibi opusmeyecek olmalari yaralayici, ama çekici bir gerçek. agirbasli çizgileriyle gerçekten çok hostur opucuk'teki paolo. francesca sadece takdir edilesi, cesur bir kadindir, paolo zariftir. ve belki o da francesca'yi seviyordur. insallah oyledir.


Image hosted by Photobucket.com

Pazar, Ekim 30, 2005

saf insan - saf olmayan insan

hayat ne kolay olurdu. sosyete içinde, hayir o sosyete degil seni frenk ozentisi, toplum, top-lum. neyse, toplum içindeki yerimi korumaya bu kadar dikkat etmeseydim. kuçuklugumde çok kitap okumustum -artik okumuyorum- bundan olabilir mi? teoman'in sarkilarini hatirlayin, ordaki kadinlar kulaga ne hos gelir, ama oyle davranan kadin var midir? olsa da ben ona gulerim. camin bugusuna hosçakal yazmak zorunda misin?

diane lane bir filminde muhtesem bir italyan erkegiyle sevistikten sonra evine gelip siyah kombinezonuyla dansediyor, sevinçle: tanrim, hala çekiciyim, hala çekiciyim. hala çekici oldugunu bilmekten alinan zevk nasil bir zevktir?

oysa saf insan boyle midir? hayal kurup kurdugu hayaller içinde kendini bir yere oturtup bundan manyakça zevk almaz. gun isigindan hoslanir, yururken aptalca seyler dusunmez. ve hayat onun için iyidir. beklentilerle ve manyakça seyler uzerine kurulmus romanlardan alintilarla degil, dogrudan maddeyle ilgili. sicak hosuma gider, midemin dolu olmasi hosuma gider. annemi severim, o olmazsa yanimda benim için zordur. evet, bu. bunu yapmak pek zor olmasa gerek.

Cuma, Ekim 28, 2005

afs is passing by

"kuslar otuyor ama benim için soylemiyorlar sarkilarini çunku çok tembelim
insan sesleri dolduruyor caddeleri ama bana ne ben çok asosyalim
bu hareketsizligin içinde sen de ol isterim
bu sessizligin içinde sen de ol isterim"

çok pismis spagettiye benziyorum. bu aksam saçma sapan bir sey yuzunden aglamaya baslayinca beni avutmak istediler. afs grafigini gosterip, kasim- aralik ayindaki dusen çizgiyi isaret ettiler: "1. kultur soku donemindesin. bunlar normal seyler."

durumumun kulturle alakasi yok. en sinir bozucu sey ise benimki gibi zayif bir karaktere sahip olmak. zayif da demeyelim, assez gentil. evet boyle deniyor frenkçe.

ben de adam'i aradim. asiri gurultu vardi. bir saat sonra ara dedi. bir saat sonra arayinca yarim saat sonra arayacagini soyledi. sosyallesmesi sinirimi bozuyor.

hayir. bak. oldukça kayitsizim tamam mi. bu ruh halimin kaybolmasindan korkamayacagim. kaybolmaz çunku. bana ne tamam mi, hiçbir seyden utandigim yok. eve erken donecek olmamiz benim elimde olan bir sey degil. skuas oynamis olmasi daha utanç verici. o kizi hatirliyorum, mtvdeki. evet. aferin ona. bak, ne kadar mutluyum simdi. ve ata, sen de umrumda degilsin, soylediklerin.

ezgi trak bi oyku yazmis, harika.

Çarşamba, Ekim 26, 2005

elleri su kokana kadar tutmak


Image hosted by Photobucket.com



hayata karsi durusun ne ezgi s.? tepkisizim. umursamaz gorunmek i�in deme bunlari. hayir, gercekten. ne peki?



kisisel yazilar yaziyorsun. devam edecek misin? evet. baska turlusunu bilmiyorum. hadi hadi. ayse arman da olmazsin herhalde. aslinda yazilarim pek kisisel degil. abartma simdi. nasil kisisel degil? ama okuyan annem. evet. bu da var. ama annenin de bir hayati oldugunu dusunursek... evet, biliyorum. konusmustuk. gunluk ne peki?



hayata karsi tepkisizim diyorsun... boyle mutluyum, evet. bugun mons garina giden cesmenin tasina oturdum. ellerimi akan suyun altina tuttum. guzeldi. suyun da bir kokusu oldugunu biliyor muydun? ellerim su kokuyordu. kokladim, gercekten su kokuyordu. bunu fark ettin mi hic? ellerini suyun altinda cok tutarsan su kokuyor. ben de dakikalarca ellerimi kokladim. doris'in dun cok mutsuz oldugunu biliyor musun? bunu mu dusundun? hayir, elbette dusunmedim. hicbir sey dusunmedim. degersiz seyler dusunmekle gecirdim zamanimi. bir yazar okuru etkilemek icin yazar. durumuna uzuluyorum bazen. beni etkilemek icin boyle huzunlu gorunen cumleler kurma. sevdigim cocukla mons yayalar yolunda taze krem santili gauffre yedigimi anlatsam, herkes inanir. bunu anlatmak hosuma gider. yazilarin bok gibi. hahaaa. mtldanin da bok gibi. millet bayiliyor ama. kenar, sen kimsin de mtlda'yi kucumsicek, kic? hadi lan, sen nesin? sosyeteye yaranmaya calisan sozde elestirel mutevazi kimse?? ben hic degilse egleniyorum. sen git okura kendini acindir. durust gorun. bu da bi prim. anlamadim sanma. zekanin sinirlarina hayranim. bu yaziyi da gondericen yani? tabi. o kadar yazdim. worde mi kaydetseydim. narsist megaloman. ozurlu. 

Cuma, Ekim 21, 2005

Image hosted by Photobucket.com

neden hatiralar yasanirken guzel olmaz?

Image hosted by Photobucket.com

hayir, biz fersaye diye bir kelime icad ettigimize gore

Image hosted by Photobucket.com

baya mutluymusuz

Image hosted by Photobucket.com

zeynep de gidecek

Image hosted by Photobucket.com

Salı, Ekim 18, 2005


Image hosted by Photobucket.com



_ Tum interrolarini bilerek kaçiriyosun di mi? neden geç kagidi getirmedin?

_ Yok oyle bir sey. geç kagidi vermiyor egitmen. serbest ogrenciyim ben.

_ Serbest ogrenciler interroya girmiyor mu hanim?

_ Si

_ Neden geç kaldin?

_ Otobusu kaçirdim.

_ Uyuya mi kaldin?

_ Evet

_ Hep uyuyosun zaten

_ Uyuyorum.


bunun boyle olmadigini hepimiz biliyoruz. kadin konustu, ben sustum, kadin konustu ben sustum.

bazi geceler ruyanizda agladiginizi gorursunuz, bazen de ruyada gorduklariniz karsisinda aglarsiniz. 4- 5 yaslarinda bir çocuktum. yosunlu, islak bir anne gormustum ruyamda. insanlarin yuzleri çamurla kapliydi. kendimle ozdeslestirdigim kara çocuk anneyi siki siki tutuyordu. çocugun içinde acima vardi. etraf griydi ve su an tam hatirlamadigim için tarif edemeyecegim bir kokuyla kapliydi. her sey yosunlu ve islakti. çocuk-anne çocugun kollarindan dustu, bir portakaldi. yavas yavas kabugu soyulmaya basladi. dustukçe kabugu soyuluyordu. çocugun içindeki acima artti, bense uykumda aglamisim. o gri, islak, soguk koku ve o aglatici acima duygusu bir kaç ay pesimi birakmadi.

surrealist ruya gorup de aglayan velet bir ben varimdir herhalde. çok enteresanim ya ben.
yerden goge kadar hakliydin onuray mete. buraya gelmem gerekirdi. dogru soylemissin. ama sanma ki her sey yolunda gidiyor. yani, aslinda kuçuk problemler bunlar. ama bu çok da onemli degil. benim aklimin buyuk bir hayretle karsiladigi, senin bu kadar dogru seyi nasil birlestirip sap diye bana soyledigin. yani, simdi bunu gorenler "oooo, onuray mete sana neler dedi bakiyim?" diyecek ama gerçekten buraya gelmem konusunda ne dediysen simdi bunun tastamam dogru oldugunu goruyorum. artik ben de senin dedigin gibi hiçbir sey dusunmemeye çalisacagim. hayat herhalde daha kolay olur. senin yontemlerini de acayip takdir ediyorum, gerçekten, bence ne gerekirse onu yaptin ve bence çok iyiydi. sana bunlari elektronik posta yoluyla yollasaydim, tam istedigim etkiyi elde edemeyecektim tabi, aramizda direk olarak boyle konusmalarin geçmesinden ben de hoslanmiyorum. sanatsal yonume ver.

Pazar, Ekim 16, 2005

y: ben offspring'in cdsini aldim.
x: ben bir ara dinlerdim, artik dinlemiyorum.
y: ben de bir ara dinlerdim, sonra biraktim, artik tekrar dinliyorum.
x: ne guzel...

...

x: (aniden) bugun bize gelsene
y: niye?
x: ...
ne biliyim
y: yani, çok iyisin ama, benim lenslerim var. onlari çikarmam lazim, solusyonu evde.
x: hii.
y: su z'nin uzakta oturmasi ne kotu. çok tatli bi kiz. boyle tatli insanlar hep uzakta oturur zaten.
x: evet di mi, ne sanssizlik.
y: di mi.
su ana kadar hiçbir oda tam anlamiyla benim olmadi. derinlerde, ulasamadigim bir seyler odayi hep benden bagimsiz, benden buyuk ve bogucu yapiti. atmaya kiyamadigim kisiliksiz nesneler bana karsi birlestiler. esya! bu ne kadar sik geçer kitaplarda. bahsettigimiz esya ayni esya mi bilmiyorum, ben esyanin kendisinden, iste canim, bildigimiz esyadan bahsediyorum. esyalarla aramdaki iliski çok zayif demistim. bir kiyafeti askiya asarken o kiyafeti askiya astigimi dusunsem belki hayat pratik açidan daha kolay olurdu benim için.

Çarşamba, Ekim 12, 2005

aferin. buyuk marifet.

isinlari anlayamiyorum. isik isinlarini. aynalari anlamak da zor. matematikle zekanin sinanmasi insana zevkli geliyor, ama boyle seylerden anlamamak kotu. nasil oluyor da elektrik enerjisi isik enerjisine (boyle bir sey var mi?) donusebiliyor? elektronlar hiç varolmus mudur?

insanlarin nasil amuda kalktigini da anlayamiyorum. vucudu nasil yillardir kullaniyormusçasina rahat kullanabildiklerine sasiyorum, çunku ben yapamam boyle bir sey. "evet, çunku etrafinla ilgilenmiyorsun" dedi doris. "pratik seylerde sifirsin. ama sifir. (null diyor abartarak) etrafindaki seylerin nasil isledigini anlamaman normal, seni bisikletini bahçeye tasirken izledim. tanrim, dedim, bir insan nasil bir bisikleti merdivenlerden boyle indirebilir?"

ben siritarak yere baktim, boyle radikal bir sifatimin olmasi hosuma gitmisti. evet, hakli aslinda. dun bana bir kutlama mesaji geldi:

"DUNYANIN EN AZ ATLETIK INSANI OLMA ODULU

sevgili e.s. hanim,

beden egitimi dersinde sergilediginiz davranislar, amuda kalkmanin, parande atmanin sizin için imkansiz olmasi, agaca çikmayi, kasadan atlamayi, ve, ve, (duyunca inanamayacaksiniz buna) BISIKLETE BINMEYI hala ogrenememis olmaniz, ustune ustluk bunlari yapmaya çalisirken sergilediginiz çekinceli davranislar, en basit merdivenden inmeye bile korkmaniz size bu odulu vermemize vesile oldu. yapabildiginiz en estetik hareket Matisse tablolarindaki kadinlar gibi butlarinizi serbestçe serip yatmak. size inanamiyoruz. aferin. insanlik artik, akil almaz kesifler yapabilecek kadar ustun bir dehaya sahip. her sey gelisiyor. bunu konumuzla alakasi yok ama olsun."

ben de dedim ki evet ya, bugun ne yaptim ki ben? su an yaptigim is mi mesela, BAKIN SEVGILI OKUYUCULARIM BEN GAYET HAYATTAN KOPUK, HAYATLA CELISEN, ETRAFINDA OLUP BITENI ANLAMAYAN, KENDI DUNYASINDA YASAYAN, YANI HAFIF ARIZALI VE ORIJINAL BIR EDEBIYATCININ SAHIP OLMASI GEREKEN TUM OZELLIKLERE SAHIP BIR KISIYIM.