okul... neden hatiralar yasanirken pek fevkalede degillerdir de sonradan deger kazanirlar? galatasaray lisesinin guzel sari binasindan baska bir yere okul demiyordum 14 yasimdan bu yana, ondan once "okul" benim için zevksiz bir seydi zaten.
bugun "okul" denilen ve yasitlarimizin gittigi, fakat kalmadiklari ve asla evleri gibi benimsemedikleri baska yerler oldugunu kesfettim ve bu hosuma gitmedi. gurultulu yemekhanede sandvicimi yerken etrafima bakip buranin artik benim okulum oldugunu (en azindan bir sureligine) ve burayi da, mektebimi de ayni adla adlandirdigimi (okul) dusundum ve yabanciladim.
oysa okul ne guzeldir. bir sallapatilik getirir, pervazlarinda uyursun, okulda giydigin kiyafetle disari cikmazsin, cunku genelde pijamaya benzer. ve su kadin "neee? 6. sinifa gelmissiniz hala 14uncu yuzyilda hangi akimin hakim oldugunu bilmiyor musunuz?" derken (nasil bilebilirim?) simdi okulda olsaydim diye dusundum. tiyatro olmasaydi, nee 4le 6 arasi bos deseydik, kallaviye giderdik okuldan çikip, gunesli bir gunde bogaza bakar tavla oynar, sonra okula doner, ugur abiyle karsilasir, biraz konusup yatakhaneye cikar, etudde semsettini oynar, aksam cekirdek esliginde d.a.k seansimizi yapar uyurduk. artik birbirini tanimaninn getirdigi ortak dille, mutlu umursamazligin adini fersaye, eglenip yorulmuslugun adini serebenlik koymustuk, hihi.
kimbilir nasil uzulmus olmaliyim ki bunlari dusunurken, donup yanimdaki sivgin kilikli kiza sordum: okuldan sonra bir sey yapacak misiniz? bugun hayir, ben uzakta oturuyorum. peki baska zamanlar? ah, tabi canim, uzulme, 1 seneni ot ot gecirmeni biz de istemeyiz, seni hareket ettiriz azcik. ve kimbilir rahatladigimi ne sekilde gosterdim ki gulduler.