tutuk bir insanımdır, samimi olmadığım insanlara şen davranamam. bunun için içerim. tutukluktan kurtulmak için çabuk çabuk içer, çabuk sarhoş olurum. sarhoşluğun ilk dakikalarında gelen o coşku ne güzeldir. herkes herkesi sever, gençlik dizilerindeki gibi sorunsuz bir dünya olur, sorunsuz bir iletişim dünyası. herkes insana sempatik gelir.
aşağıdaki yazılarımdan anlamışsınızdınır. son zamanlarda bir "seviyorum o halde söyleyeyim" ruh haline girdim, böyle bir coşku, bir atılganlık. hem de içmeden. komik bir yazı olsun, şimdi bunları anlatayım.
ZEKİ
zeki'ye onlarca mail attım, konuları: "macar salamım benim!!!!!!", "yerim seniiii", "aşkım canımın için bir tanem!!!" vb olan. aramızda şöyle diyaloglar geçti:
-zeki seni seviyorum
-ben de seni.
-zeki seni çok seviyorum.
-ben de.
-zeki çok seviyorum seni.
-(bakar).
kantindeki bir kediye çok zayıf olduğu için "zeki" adını verdim. herkese "bu kedi ne kadar tatlı, aynı benim zeki'm gibi." dedim.
ÇOCUKLUK ARKADAŞIM GÖZDE
gözde ile beşiktaş ışıklarda karşılaştık ki 3 yıldır mı ne görüşmemiştik. ama görüşmek istesek görüşürdük yani. "nasılsın?" diyince "seni gördüm daha iyi oldum." dedim. böyle konuştum hep.
EZGİ TRAK
ezgi trak'a 2 sene önce "seninle ilişkimi tamamen kesiyorum ezgi trak." diye mail atmıştım. peki neden? ne bileyim ben neden... muhtemelen onu kıskanmışımdır. bana kötü davrandığını düşünmüşümdür. işsiz güçsüz bir insanım, hayatım bunları düşünmekle geçiyor. ama geçen gün onu çok özledim. neden görüşmüyorduk? arkadaş olan insanlar birdenbire nasıl yabancı oluyorlardı? bundan kurtulmanın yolu yok muydu? "ezgi trak seni hala seviyorum." konulu bir mesaj attım. cevap gelmedi, ama bundan hiç etkilenmedim. "en azından bilmiş oldu." diye düşündüm.
ZİYA
ziya'ya bir sene önce "artık arkadaş değiliz, olamayız, senle konuşmak istemiyorum" demiştim. o ise buna rağmen bana "filmimde oyna." demişti. yakınlarda ziya'yı rüyamda gördüm. bir sürü film çekmişti rüyamda. bana bakıp dostça gülümsüyordu. eski, dosthane gülümsemesi... neden artık hiç görüşmüyorduk? telefona sarıldım. ama ders çalışıyormuş. "ezgi sınıfta kalıyorum, finallerden sonra ara." dedi. akşam çocuğa internetten mesaj attım. sabah ise kantinde gördüm. "ziya!" diye bağırarak sevinçle ona doğru koşarken o bağırmaya başladı: "yahu aramazsın aramazsın sınıfta kalacağım zamanı mı buldum 20 dakka sonra sınavım var beni rahat bırak! bilerek mi bloke ediyorsun beni!!!" diye bağırdı. "seni rüyamda gördüm." dedim. "ha evet, kesin öyle bişey olsa gerek." dedi.
DENİZ BERDAN
"bu sosyetik hanımın bu listede ne işi var?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. ama "seni seviyorum" bir kez söylenince arkası geli geliveriyor. berdan'ın kişisel internet sitesine: "magazin yazarları giyiminizi eleştiriyor diye üzülmeyin, istediğiniz gibi giyinin. ben sizi beğeniyorum" yazdım, o an öyle düşünmüştüm.
ANNEM
annem ankara'ya kongrey gitti. o gider gitmaz "seni özledim." diye mail attım.
"sevgilerinizi ertelemeyin" diye bir ekol varsa şu hafta onun temsilcisi oldum, ki bu akımı da hiç sevmem. yaşamımın manik bir evresinde miydim, gençlik dizisi dozunu mu kaçırmıştım, yoksa gerçek duygularım su yüzüne mi çıkmıştı, bir kereliğine, sarhoş olmadan?