E.S İLE RÖPORTAJ
BİREYİN ÖNEMİ VE EDEBİYAT
Ayfer Aydoğan: Evet, sizinle bu ilk görüşmemiz. Artık röportaj vermeye alıştınız mı?
E.Ş: Eh, şöyle böyle. Aslında söyleyeceklerim o anda aklıma gelmiyor. Yazılı röportajları daha çok seviyorum.
A.A: Yine de başlayalım. Karakter tahlillerinde çok başarılısınız. İnsan doğasını bu kadar iyi nasıl tanıdınız?
E.Ş: Bu klasik soruya çok klasik bir cevap vereceğim: kendimi çok iyi tanıyarak. Çok içe dönük biriyim ve kendimde insanlığın tüm hallerini gördüm. Klasik bir alıntı yapacağım, Flaubert’in dediği gibi, yazdığım tüm karakterler benim. İyi de olan, kötü de olan benim. Hepsi benim.
A.A: Kötü müsünüz?
E.Ş: Zaman zaman. Fakat bunu bastırmayı ahlaki bir görev saymışımdır.
A.A: Peki doğrucu Davut musunuz?
E.Ş: Asla. Aslında çok ahlaklı biri değilim. Yani doğru şey için savaşmayı fikir olarak takdir etsem de bunu uygulamaya geçirdiğim pek görülmemiştir. Birkaç temel ahlaki ilkem var kendimce. Aslında fikren, ahlaki değerlerin göreceli olmasına karşıyım. Kesin olmalı her şey. Ama ne yapalım ki böyle yetiştik. İnsanları ayıplamak bana ayıp gelir. Yargılamam ve incitmem. İşte iki temel şey.
A.A: Hukuk okumanızın bunlarla ilgisi güçlü olsa gerek.
E.Ş: Hayır, hukuk okumamın bunlarla ilgisi az. Asıl amacım hukuk bilmekti. Yapmak istediklerim sonra geliyordu. Fakat iyi bir şey yapmanın mutluluğu tartışılmaz. Hepimiz vicdanımız için yaşıyoruz. Ben dünyevi arzularıyla barışık olmayan bir yazarım.
A.A: Huzur veren bir tarafınız var, E.S.
E.Ş: Öyle mi? Ben hiç huzurlu değilim halbuki. Yazdıklarımdan anlaşılmıyor mu?
A.A: Yazdıklarınızı da huzur verici bulmuşumdur ben hep.
E.Ş: Oooo, sizinle anlaşamayacağız. Yeni romanımı okudunuz mu, Vicdan’ı?
A.A: Evet, fevkalade huzur verici buldum hem de.
E.Ş: Aslında Ayfer Hanım, bu beni sevindirdi. Kendim huzuru ararken insanlara huzur dağıtmak hoş bir şey.
A.A: Bir tür peygamber gibi desenize.
E.Ş: Ayfer Hanım, siz de iyice abarttınız. Bende peygamber olacak göz var mı? Hiç o yapıda biri değilim.
A.A: Kızmayın, okurlar hayranı oldukları yazarları abartmayı severler. Yeni romanınız Vicdan’ı konuşalım biraz da. Çok abartılı ve aşırı hüzünlü bulanların sayısı fazla.
E.Ş: Okurken ağlatmak, insanları arındırmak istedim. Bir tür tragedya gibi oldu. Fakat konumuz insanın değişmeyen doğası değil, insanın değişen doğası. Hızla değiştiğimizi göstermek istedim. Kimi yazarlar bu çağda bireyi anlatmayı demode buluyorlar, değişen dünyamızda olaylara daha geniş bakmak gerek diyorlar. Daha geniş bakılacak yer bence yine bireydir. Olay kirlenen sular, hızlanan bilgisayarlar değildir aslında, suları kirleten, bilgisayarı kullanan insandır, evet hala. Dünya çok hızlı değişiyor çünkü, biz de değişiyoruz. Sebep dünyanın değişmesi değil, bizim değişmemiz. Bu değişimi ne kadar sorgularsak o kadar iyi. İşte buna vicdan diyoruz.
A.A: Söyledikleriniz, yıllardır çoğu yazarın söylediği şeyler. Yalnızlaşan birey, varolma yükü vs vs.
E.Ş: Tamam. Her zaman çok özgün olmak zorunda mıyım?
A.A: (Gülüyorum) Fakat biz okurlarınızı öyle alıştırdınız sayın Ş.
E.Ş: Ahah, teşekkür ederim.
TİMUÇİN’DEN AYRILDIKTAN SONRA KÜÇÜK BİR EVE TAŞINDIM
A.A: Gelelim özel hayatınıza. Boşandınız. Şimdi nerde yaşıyorsunuz?
E.Ş: Sultanahmet’te, çok küçük bir evde. Fakat manzarası harikulade. Hep taşınmak istediğim yerdi. Orda zaman daha yavaş akıyormuş gibi. Bir de İstanbul havası. Nüfusu sadece turistlerden ve garsonlardan oluşmuyormuş. Yeni bir hayata başlamış gibiyim, altın çağımdayım. Yalnızca kızım için üzülüyorum.
A.A: Belki onun için de iyi olacak. Kaç yaşında kızınız?
E.Ş: Bazı açılardan evet. 8 yaşında. Doğrusunu isterseniz, yazları Dubai’de, kışları kocaman Amerikanvari bir villada, her istediğimiz yerine getirilerek yaşanan o yaşamı sevmiyordum. Ne yapalım ki kocamın çevresi böyleydi ve biz de ona uymuştuk. Ancak kızım oralarda büyüsün istemiyordum içten içe. Şimdi ikimiz yalnızız, onun yetişmesi hakkında daha fazla söz sahibiyim. Babası kızını asla bırakmayacak tabi.
A.A: Timuçin Çakır’a kızgın mısınız?
E.Ş: Ben Timuçin’i çok severim. O olmasaydı ilk öykülerim asla basılmazdı. Doğruya doğru. Geniş bir yayınevi çevresi vardır. Ayrıca ilk aylarda, üniversiteden istifa edip kendimi öykülere verdiğim o yıllarda bana çok büyük maddi destek sağladı. Benim ona kızdığım nokta şu: bir çocuğumuz var ve en güvendiği, kendine örnek alması gereken insandan öğrendiği şey: tatminsizlik, şımarıklık. Yetişkinlere olan güveni sarsıldı. Fakat ne yapalım, hayat böyle. Ben kimseyi suçlamıyorum, sadece çocuk yetiştirmenin çok zor olduğunu anladım.
A.A: Nasıl bir annesiniz?
E.Ş: Bilmem. Çok iyi olmaya çalışıyorum. Kitap yazmak gibi değil çocuk büyütmek.
AŞK VE ÖLÜM
A.A: Formunuzu nasıl koruyorsunuz Şirin, ölümden korkuyor musunuz?
E.Ş: Yürüyerek. Yaşlanmaktan hiç korkmuyorum, yüzüm kırışsa da hep sevgili bulacağım, eminim. Ölümden tabi ki korkuyorum. Üzüldüğüm şey artık yaşamamak değil, belirsizlikten korkuyorum. Yoksa yaşam enerjim düşüktür. Gençken bile hayatı çok sıkıcı bulurdum, eğlenirdim eğlenmesine ama, eğlenceyi bile sıkıcı bulurdum. Bir şeyi bekler gibi geçerdi günlerim. Yaşayayım da yaşayayım diyenleri anlamıyorum. Aynı güneş, aynı hava, aynı su. Gerçi her yerde farklı bir hava, farklı bir su var. Bunu anlıyorum. Güzellikleri takdir ediyorum, ama o kadar. Belki de şu yaşadığımız yeni dünya, televizyon, internet bizi böyle bunaltan.
A.A: Dünyadan elini eteğini çekmiş yaşlı bir kadın gibi konuşuyorsunuz. Oysa tüm edebiyat çevreleri biliyor aşklarınızı. Siz şımarık bir starsınız bir bakıma, Şirin.
E.Ş: Ayfer Hanım, Türkiye star olmak için uygun bir ülke değil ki. Fransa’da olur öyle starlar. Picasso bile öyle bir star. Dali öyle. Jane Birkin öyle. Ben öyle olamam. Kimse benim kaprislerimle ilgilenmez herhalde, Ayfer Hanım. İnsanların daha önemli işleri var. Ben yaşadıklarımı kimsenin, kızımın bile bilmesini istemiyorum. Zorla haber yapıyorlar.
A.A: Şarkı söyleyecek misiniz?
E.Ş: Evet, söylemez olur muyum? Bu sene Karabatak Gazinosunda çıkacağım, her Cuma akşamı.
A.A: Ders verecek misiniz?
E.Ş: Evet, 3 ayrı okulda Kamu Hukukuna giriyorum.
A.A: Süremiz bitti, E.S. Sizinle konuşmak benim için inanılmaz bir deneyimdi. Fakat kendimi özel hayatınıza kaptırdım, keşke kitaplarınızla ilgili daha fazla sorabilseydim size. Son olarak, yeni projelerinizi merak ediyorum.
E.Ş: Kafkaslar beni çok etkiliyor. Çerkez bir ailenin yaşamını anlatan bir roman yazacağım. Şu ana kadar yaptığım incelemelere dayanarak.
A.A: Mükemmel!! Dört gözle bekliyoruz.
E.Ş: İnşallah.