Pazartesi, Haziran 19, 2006

"gunesin esmerlestirdigi yuzunde ezginin kas goz, kahverengi kahkuller karismisti ve bu karisik bas one egilmisti her zamanki gibi sakince ve dalginca yavas yavas yuruyordu. yolar yakici gunes isigiyla parliyordu ve bostu, samanli bir aksamustunde kuru papatyalar sicak yelle birlikte esiyordu. uslu ve agirbasli ezgi yuruyor ve dusunuyordu sakince, uzun suratli kizin kendisine bilge bilge dediklerini, demisti ki, "istersen seninle bir senaryo yazariz uçakta çok dert ediyorsan bunlari, harika bir sene geçirdigine dair hikayeler uydururuz, kim bilecek, sana not mu verecekler? sen hiçbir sey kaybetmedin." ezgi baktigi her seyde "yenilgi"yi goruyor, bunu hissediyor ve bu onu çok rahatsiz ediyor, fakat yenilgiyi neden gordugunu ve neye gore, neden yenilmis oldugunu açiklayamiyordu. ve bu his ona dongulu bir biçimde geri geliyordu kisa periyodlarla. baska birinin basarilarini istiyor ama kiminkileri istedigini bilmiyordu, herkeste onda olmayan çok sey vardi ama kimseyi kendi için begenemiyordu. bu begenmeme hissi her seyi kaplamisti, biliyordu ki baska turlu olsa yine begenmeyecekti. diyordu ki cehenneme gitse yananin kendisi oldugunu unutarak cehennemin acisini unutabilirdi, yasamda neden ayni sey yapilmasindi? "universiteyi kazanacak olan ben degilim" dese, yasamdan hiçbir çikar gutmese, her seyi akisina biraksa ve sevilmeye ugrasmasa, çunku sevilecek olan ben degilim dese, kendini her seyden ayri tutsa da olurdu. ama bu da olmazdi, çikarlari da vardi bu dunyanin ve alinca o çikarlari insan mutlu oluyordu. ve ayrica o normal yoldan yasamayi seçmis bir kisiydi. ergenlik problemleri ne zordu."

hadi isik, yas onyedi

(epsilon gençlik dizisi)

Cuma, Haziran 16, 2006

ayisigi


ayisigi
Vidéo envoyée par ezgisirin
sarkim

Çarşamba, Haziran 14, 2006

yaz geliyor. kipir kipir içim. yakinda sinavlar bitecek. bugun kiyafetler aldim. artik giymediklerimi satacagim. dun kendi fotograflarimi çektim. alttaki en sevdigim oldu. hiç bana benzemiyor.

Salı, Haziran 13, 2006

daha bu buyuk yazarlar dunyasinda kuçuk bir bokum yine de kendimi bir sey saniyor ve fotograflarimi falan bloguma koyuyorum. belki de bu blog olayina hiç girmemeli, olgunlasmayi beklemeli ve kisa, mutevazi gunlukler tutmaliydim kimseye okutmadan. ama hayir. illa gosterilecek. ne yaptin? hiçbir sey. ama bende bir isik var. ne gibi? bilmiyorum. ozel bir insan oldugumu hissediyorum. hmmm. aferin. bunu sirf ben soylemiyorum, annem, babam, ve birkaç arkadasim da soyluyor. çok populerim. evet. aferin. bu sorun sirf benim de degil ha herkeste var bu sorun. blogger tuml genç tayfada. daha yaslilar bir seyler uretmeye çabaliyor en azindan. kendilerini star yapmiyorlar. daha çok "yazdim, bakalim begenecek misiniz" edasindalar. biz "benim hayatim bu, bu da benim, nasilim??" biz bunu yapiyoruz.
o kadar kotu ki, herkes bana çok iyi davraniyor, ne yapacagimi bilmiyorum. doris, sinifimdakiler, hiç aliskin degilim boyle seylere. mesela laura bana bugun uzun uzun gulumsedi, ne diyecegimi bilemedim ve karsilikli gulumsestik. zaten korkak ve ezik denilebilecek kadar kibar oldugum için bana boyle iyi davraninca insanlar kendi kibarlik limitlerimi asamiyorum. bu bir ovunme degildi, evet biraz oyleydi ama gerçek bu. ben de is komiklige vuruyorum, kafami sallayarak bir seyler soyluyorum ve yine kibar kibar guluyorlar. "zaten ingilizcen iyi senin, yaparsin" diyorlar, sonra "doudou nasil geçti?" diyorlar. galiba gidecegim diye uzuluyorlar, açiklamasi bu. yoksa herkes beni azarlardi onceleri. simdi hosgoruyorlar.
dimitri saçlarimi kesti. kuçuk bir françoise sagan oldum artik. alta da bunun fotografini koyacagim. ezgi trak gorsun diye. on gençten dordunun blogu varmis.
yazdigini okumak kustugunu yemek gibi. hatta. yazmanin dis dunyanin alinimi ve sindiriminden sonra geldigini dusunursek . kusmak demeyiz de baska bir sey deriz. siz anladiniz.

yazdigini okumak içinizden zaten çikmis olan seylerin bir daha size donmesidir, ayni sozcuklerle zehirlenmenizdir. yup diye bir ses çikar ve siz onlari yutasiniz ve sonra yeniden yazma baslar, yuttuklarinizin daha da kotusunu çikarirsiniz.

simdi bu yazimi bir kere okuyacagim.

Çarşamba, Haziran 07, 2006

sanirim mosyo fohal beni seviyor. bugun sinav kagitlarini dagitirken gulumsedi, kagidi verdigimde ise "ezgi" dedi, sonra ismimi birkaç kez tekrarladi, sonra dedi ki "nasil, iyi geçti mi?" dedi "eh iste" diyince uzuldu, basarili olmami istiyordu. geçen gun de bana "bira bayraminda seni gorursem sana bir sey ismarlayacagim" demisti. çok iyi bir adam ama benim için çok yasli. bana da zaten hep yaslilar asik olur, hiç soyle elli yasini asmamis biri olmaz. yaslilar kendileriyle konusan, kendilerine iyi davranan bir genç gorunce hemen asik oluyorlar. aslinda tum gençlere sadece genç olduklari için asik olabilirler, ama çogu genç onlari konusmaya layik gormuyor bile, ancak ben boyle kibar davraniyorum iste, sonra da ola ola bana asik oluyorlar. iyi kalpliliginizle ancak yaslilari tavlarsiniz.

Cumartesi, Haziran 03, 2006

dun sinif arkadaslarimizla pub'a gidiyorduk. bir de baktim c arkada kalmis, gizlice bana isaret ediyor, "gelsene" dedi, "hava gunesli, gitmeyelim kapali yere". "uzun zamandir konusamadik" dedi gulumseyerek. yeni erkek arkadasindan bahsettik ve siniftaki insanlarin dedikodusunu yaptik. hava diger gunlere nazaran guzeldi. giderken bana iyi çalismamai tembih etti. ve dedi ki" seninle konustuguma çok memnun oldum."

yeni sarkim

yeni sarkim için tiklayin:
http://www.dailymotion.com/ezgisirin/video/221784
2 yorum:

Perşembe, Haziran 01, 2006

mutluyum! uzun zamandir suren sikayetlerim uydurma degilmis, gerçekten hastaymisim. tembellikten ve sirf uyumak istedigim için uyumuyormusum. sandigim gibi zorluga aliskin olmadigimdan çabuk yorulmuyormusum. biliyordum. "ben boyle degildim" diyordum. okuldayken hiç uyumazdim bile ben.

bugun doktora telefon ettim. kan tahlili sonuçlarim gelmis. her sey normal, yalniz mononukleoz geçirmisim. simdi geçmis, fakat etkileri bazen boyle surebilir iste. mononukleoz uyku hastaligi. ya, iste boyle. simdi bu hastaligi geçirmis ve bununla yasamis ve zorluklara gogus germis bir insan olarak gururla, hastaligima ragmen ders çalismaya gidecegim. etrafima "hastayim ama çabaliyorum" mesaji verecegim. "nasilsin?" sorularina hep, gururla ve metanetle, gulumseyerek: "yorgunum, biliyorsun hastayim, ama yine de iyiyim, geçecek." diye cevap verecegim. ben biliyordum. "yuz kaslari bile bu kadar yorgun olamaz" diyordum. hemen tembel damgasi yedim. (yanlis da degil ya). yarin okulda bu gerçegi herkese duyuracagim. belki bana olan sevgileri artar.

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

bugun c. ile tren bekliyorduk. c bana soyle dedi: "italya'yi dusunuyorum hep. geçirdigimiz guzel gunleri. ikimizin beraber olmasi ne guzeldi." ben de ona dun kapildigim bir hissi anlatacaktim ama tren geldi. "binince anlatirim." dedim. trene binince ise nadege'i gorduk. sevgilisini terk etti diye agliyordu. boylece benim diyecegim sey de arada kaynadi gitti. diyecegim seyi ben bile anlamamistim. c'ye desem de anlamazdi belki. ama o an bana çok anlarmis gibi geldiydi. insan iliskileri ne zor.

ogleden sonrami bruksel'de geçirdim, hava soguk ve yagmurluydu. param yoktu, açtim. elli sentim vardi. gauffre'çunun onunden geçtim. açtim. param gauffre'un ustundeki çikolata sosunu almaya bile yetmezdi. neyse, sonra gardayken cebimde yirmi sent daha buldum. boylece kuçucuk bir biskuvi alabildim.

Pazar, Mayıs 28, 2006

ya ben bu haftasonunu sinavlar için çalismaya ayirmistim yok sinav minav çalismadim biraz oss testi çozdum ilk defa uf puf beh.

Cumartesi, Mayıs 27, 2006

ah! profilimde ay ve gunu yanlis yazdigim için yillardir kova burcundan oldugum yaziyormus. oysa benim burcum yengeç. yazik! tum okuyucularim beni yanlis tanidi. bir de "ben daha onsekizimi doldurmadim ki, neden burda onsekiz yaziyor?" diye kendi kendimi yiyordum. iste, zararin neresinden donersen kardir. bir de salak gibi yengeç burcunu ingilizcede "aquarius" zannediyordum, oysa herkes bilir ki yengeç demek "cancer" demektir. neyse, duzelttim ya, rahatladi içim. yeni profilimi "wiew my profil" tusuna basip gorebilirsiniz. ah ne kadar guzel, ne kadar mutluyum simdi. bir yanlis daha fonetik kaktus sayasinde duzeltildi. yasasin e.s.! bu arada benim uslubum yine bozuldu. gazete kose yazarlari gibi yazmaya basladim, dandik kose yazarlari gibi, hatta daha kotu yazmaya basladim. onemli degil, gerçek insan sarraflari aslinda o kadar ucuz olmadigimi anlayacaklardir. ben gidiyorum sevgili okurlar, kendinize iyi bakin. artik beni daha iyi taniyorsunuz, gun geçtikçe beni daha iyi taniyorsunuz. bunun ne kadar guzel oldugunu belki daha anlamadiniz, yakinda anlayacaksiniz. bir sans tanidim size, beni daha iyi taniyabilme sansi. bu konuda da çok comertim. oyleyse her yazimi somurur gibi okumalisiniz. her ayriniyi çozmeye çalismalisiniz. bu gun sizin bayram gununuz olmali. ezgi'nin analizi sizin en sevdiginiz ders olmali. ders notlarini yazdirip satirlarin altini çizmenin zevki bambaskadir. anlmamiyorum sizi, bu beni tanima isinin ne kadar guzel oldugunu hala anlayamadiginiz için. ya ben bir gun araba altinda kalip olseydim? o zaman bitirilmemis bir is gibi kalirdim iste. "kimbilir o dudaklarin arasinda daha neler sakliydi" diye tepine tepine durursunuz. saka yapiyorum, saka. farkindayim yani bunlar saçmalik. taklit ediyorum sadece baskalarini.

yaz- kis

yalnizlik yazin daha guzel, daha katlanilir olur. bir kere dunya uyanir ve siz istemeseniz ve çabalamasaniz da sizi içine almaya hazirlanir. ikincisi evde geçirilen aksamustleri guzellesir. kisin sikinti ve korkuyla dolu karanlik aksamustleri, yazin yerini gunesli kitap okuma saatlerine birakir. sikintiniz sicakla mayisir ve guzellesir. soyut dusuncelerle daha çok ilgilenir olursunuz. hem sonra, sokaga çikmak isterseniz sokaklar sizi bekler. eger yaz mevsiminde çok ilerlemisseniz istemezsiniz de zaten. fakat ben bir kuzey ulkesinde oldugum için yaz hiçbir zaman çok sicak olmuyor, çok guzel. kediniz de divanin ustunde kivrilmis uyurken siz, salkim saçak çamasir suyuyla lekenmis soluk eflatun bir tisort ve uzun namazlik etekle ve bakimsiz kirli saçlarla etrafta hafif ve zarif bir kelebek gibi dolasirsiniz. etegin altindaki bakimsiz bacaklar çorapsiz çorapsiz ve çiplaktir evinize biri gelirse gulumseyerek: "kusura bakma, giyinmedim bugun" dersiniz. kim gelirse gelsin bu isik saçan bakimsiz guzelliginizi fark eder ve o da gulumseyerek: "yok canim, rahatina bak" der. "rahatina bak", anahtar cumle budur iste. "bugunumu ders çalismaya ayirdim" dersiniz siz de. çingenelerle ilgili bir kitap okuyorum. baslayali az oldu.

oysa kis ne katlanilmazdi. kisi çok zor geçirdim, hani. hava oyle erken karariyorduki aksmalari tiyatro dersine gitmek için o kopruyu geçmek çok zor oluyordu benim için. korkuyordum, hava da soguk oluyordu. en onemlisi ise duygusal bakimdan kendimi çok kopuk, yalniz hissediyordum. aksamlari tiyatro dersinde ise çok yorgun, sikkin oluyordum, hiç uykumu alamiyordum. içimi dokecek birini ariyordum, bu soguk havada insani bag kurabilecegim birini. simdi kimseye gerek kalmadi.

sinifimizda eski okulundan atildigi için aramiza katilmis bir çocuk var. deri ceket falan giyiyor.

Cuma, Mayıs 26, 2006

hep soyle sarkilar soyleyen, yazan bir sevgilim olsun istemisimdir:

"sitting here, wishing on the cement floor, just wishing that i had just something you wore, i'll put it on when i go lonely, will you take of your dress and send it to me?"

"burda oturup çimento zeminde hayal ederken, keske az once giydigin bir giysin olsaydi yanimda diye. yalnizlastigimda giyerdim hiç degilse, elbiseni çikarip bana gondersene.
kafani ve opusunu ozluyorum, ve bir mektubunu, olmedigini belirten. ekmegini ve çorbani ozluyorum. sarabini ve kahvaltini elbisenin ustune dok, sonra çikar elbiseni bana gonder."

bu satirlari yazan birine, isterse dunyanin en ucube insani olsun, hiç tereddutsuz kaçardim. çunku muhtemelen ailem evlenmeme karsi olurdu. geçen gun ruyamda evlendigimi gordum. sisman bir tarihçiyle evlenmisim. kel fakat çok seker bir adamdi, birbirimizi çok seviyorduk.
sen hangi tip gunahkarsin ezgi? bilmiyorum. bir tip gunahkarim iste. tembellik ve korkaklik ve inkar gunahkariyim. cehennemi adil buluyor musun? va te faire foudre, bu tur sorular sorma bana. suçlulugunu bile web sitesinde pazarlayan bir canliya daha rastlanmamistir. ve bir suçlayici ordu gelip yakacak beni.
bazi insanlar için yasama rehberleri hazirlanmali. hangi insanlar için? mutlaka karsilasmissinizdir. sadece kendileriyle ilgileniyorlarmis gibi gorunur, hep yardiminizi isterler. dertleri çoktur. her karsilasmanizda size kendi analizerini yapar ve dertlerini anlatirlar. t.l. anlatiyor:

"arkadasim y.h.'yi çok seviyordum. fakat iliskimiz sanki tek tarafli idi. o anlatiyordu ve ben dinliyordum. sanki beni arkadasi yapmasinin tek nedeni bana dertlerini anlatabilmesi idi. kendimi onemsiz hissediyordum. ayni zamanda pesimi birakmiyordu. karasizdi. onun yasamina yon vermemi istiyordu. ben annelik yapacak degildim o yastaki birine. çok çabuk kestim iliskimizi."

gerçek su ki, bu zavalli y.h. ve digerleri aslinda kendilerine odakli degiller. evet, oyleler ama bunun sebebi gerçekten dertli olmalari. aslinda bu bir tembellikten ileri geliyor. gerçek su ki, allah bizi yaratti ve yasayabilmemiz için bizi dunyaya saldi. bize savas, sikintilar, ekmegini kazanabilme ve dogru kalabilme sorumlulugu verdi. varolma yukunu ustumuze itti. sonuç olarak bazi mukafatlar koydu. bizi, bize sormadan bir yarisa itti.

ve hemen hemen herkes bu yarisa sormadan, etmeden katildi. bazilari ise bunu anlayamadilar. onlar, kosusan karincalar surusu içinde etrafa bakan agustos bocekleri gibiydiler. olan biteni geç anliyorlar ve çevrelerine katilamiyorlardi. kararsizdilar çunku nasil yapilacagini bilmiyorlardi. deger yargilari yok gibiydi, çunku onlar için fark etmiyordu. iyi insanlardi, çunku baskasinin ekmegini zorla almaya gerek duymuyorladi, çunku hirssizdilar ve toktular.

bu genç kizlar ve genç erkekler için rehberler hazirlanmali:

deger yargilari rehberi: içki içelim mi? bekaret ne zaman kaybedilir? gunde kaç kere namaz kilmali? kendini az suçlu hissetme yollari.
insan iliskileri rehberi: kendini ezdirmemek için/ nasil arkadas olunur?/ nasil arkadas kalinir?/ telefonda
gunluk yasam: alisveris, dogruyu yanlistan ayirt etmek için.