fotograf dersimiz var bizim. en nefret ettigim ders. filtreyi çikarmayi unutmamissam kagidi ters koyuyorum. onu duz koymussam arkamdan biri sesleniyor: "çekil ezgi". oda kuçucuk, dar ve karanlik. herkes mesgul ve asiri becerikli. herkes makinelerin, masalarin arasindan rahatlikla suzulebilir, bir tek ben sap gibi ve hantal duruyorum. insanlarin yollarini tikiyorum. "netligi kontrol et." diyor ogretmen. hangi netlik anlamiyorum. kendimi aptal gibi hissettiriyor bana ogrenciler ve ogretmenler. bu konuda onlari haksiz çikaramam ki. aptallik dedikleri sey bende var. fakat ben buna aptallik demezdim. "dalginlik" derdim, "sakarlik" derdim, "bilmemek" derdim. bi yandan onlara hak veriyorum, bir yandan fotograf dersi beni beni yoruyor. "kalemini alabilir miyim?" "neden hiçbir seyini getirmiyorsun hiçbir zaman?" artik sormaya çekiniyorum. bunla da ogretmen dalga geçiyor. en son "ne olmak istiyorsun okul bitince?" diye sordu. "daha karar vermedim ama sosyolog olmak istiyorum." dedim. "sen mi?" der gibi suzdu. guldu sonra. bunlardan kurtulmanin en rahat yolu sevimlilik. sevimli davranirsan seni hos gorebiliyorlar.
ben artik yatiyorum çikip yukari çunku basim agrimaya, her tarafim kasinmaya basladi. iki alerji hapi aldim, basim agriyor ve parmak uçlarim uyusuyor. simdi olursem cehenneme giderim bu kadar yakindigim ve elimdekilerin kiymetini bilmedigim için. korkma anne, saka yapiyorum.
Cuma, Nisan 21, 2006
mutsuzum, olmek, olmek istiyorum. neden bu kadar sik yaziyorum sandiniz? gerçek dunyada var olmadim, sanal dunyada var olmak istedim. "ben de varim" demek istedim, gerçek bir ezilmis insan yavrusu gibi. subat ayinda, mart ayinda bu kadar sik yaziyor muydum? hayir. o zamanlar altin çagimdaydim ben. hiç bu kadar mutlu, bu kadar rahat ve serbest, bu kadar à l'aise ve bu kadar flortoz olmamistim. fransizca yazmam gerekiyor aslinda.(uyum) blogumu bu kadar çok yazmamam gerekiyor. sizden bana hayir gelmez. vuracagim kendimi yollara. son birkaç gundur, blog yazip duruyorum. mutluyken aklima bile gelmez. niye gelsin? ben koseme çekilip kendime aciyan sarkilar yazacagim. "neden aciyorsun kendine sirin?" hiç bilmiyorum. çevremdekilere bakiyorum, onlarla kendimi kiyaslayip duruyorum.
Perşembe, Nisan 20, 2006
sildim fotografimi. bana narsist teshirci muamelesi yaptiniz. oysa ben kendimi gostermeyi dusunmuyordum bile. niyetim foto blog yapmakti. ama boyle daha iyi, gizemli kalmaliyiz.
okuyucuya kendini tanitmak istemek de blog yazma asamasinda bir tehlike. nihan diyor ki, e.s, okuyucunun var olmasini istemen gayet dogal. sen insansiz olamazsin. ve senden gelen bir seydir bu, reddetmene, bastirmana hiç gerek yok. fakat, ya okuyucu? ona azar azar gostermek en iyisidir. sonra yazilar suna donebilir:
"gobek deligimi çok begeniyorum. harika, kivrimli, t seklinde bir gobek deligim var. simdi asagida fotografini goruyorsunuz."
okuyucuya kendini tanitmak istemek de blog yazma asamasinda bir tehlike. nihan diyor ki, e.s, okuyucunun var olmasini istemen gayet dogal. sen insansiz olamazsin. ve senden gelen bir seydir bu, reddetmene, bastirmana hiç gerek yok. fakat, ya okuyucu? ona azar azar gostermek en iyisidir. sonra yazilar suna donebilir:
"gobek deligimi çok begeniyorum. harika, kivrimli, t seklinde bir gobek deligim var. simdi asagida fotografini goruyorsunuz."
Çarşamba, Nisan 19, 2006
allah'in isine bak
allah çocuklari bu kadar sevimli, bu kadar guzel yapmis ki kimse onlari dovmeye kiyamasin. yine de dovuyorlar allahsizlar.
Salı, Nisan 18, 2006
romantik sali oykusu
çetinin odasi'na girerken sessiz ve dikkatli olmaliydim. pencere açikti, gunessiz bir gunbatimi vardi disarda. gokyuzunun mavisi koyu ve parlakti, içeriye bir isik gibi suzuluyordu. çetin, yastigina kafasini gommustu. saçlari kumral iplik taneleri gibi yastik kilifinin ustune serilmisti. oda, uykusuyla birlikte nefes aliyordu. canliydi oda. karanlik mavilikte beyazligi seçiliyordu. odada ne yapacagimi bilmiyordum. bu oda, gunlerdir hayal ettigimden daha da masalsiydi. yazlarini teyzesinin çiftliginde geçiren aysegul'u dusundum. iste çetin, boyle bir evde yasiyordu. pencereden disariya baktim, uçsuz bucaksiz sari tarlalar, bu karanlik huzura ayak uydurmuslardi. çetin'in uykusunun nasil tum odayi bu sekilde kaplayabildigini dusundum. çetin uyandi yavasça. gulumsedi. disarisi koyu, koyu bir mavi karanlik, gizli bahçe karanligiydi. kolunu yorganin altindan çikardi, hava serindi.
çetin'in yataginin kenarina oturdum. "odan ne kadar guzelmis" dedim. yuzu hiç tanidik degildi, degismisti. çok garip ve o gune ozgu olmustu. kafasini yere egmis, hiçbir sey soylemiyordu. "neden ve nasil odama girdin?" demiyordu. her seyi biliyor gibiydi.
ve derken bas kahramanimizin ruyasiymis bu megersem de uyanmak zorunda kalmis, uyaninca bir sureligine bu ruyanin etkisinden çikamamis, rutine yenilmemek için gun boyu bu ruyayi dusunmus. aslinda oyle degil ama neyse.
çetin'in yataginin kenarina oturdum. "odan ne kadar guzelmis" dedim. yuzu hiç tanidik degildi, degismisti. çok garip ve o gune ozgu olmustu. kafasini yere egmis, hiçbir sey soylemiyordu. "neden ve nasil odama girdin?" demiyordu. her seyi biliyor gibiydi.
ve derken bas kahramanimizin ruyasiymis bu megersem de uyanmak zorunda kalmis, uyaninca bir sureligine bu ruyanin etkisinden çikamamis, rutine yenilmemek için gun boyu bu ruyayi dusunmus. aslinda oyle degil ama neyse.
Pazar, Nisan 16, 2006
f.k.: çocukluk ve ilkgençlik yillari.

babam uzerine
babam x. s., çocuklugumdan beri beni haksiz çikarmak için ugrasip durmus. iddiali, fazlaca dramatik onermelerimle dalga geçmis, beni kuçuk duruma dusurmekten adeta zevk almis. en belirgin anim, su an bellegimde canlaniyor:
bundan bir sene kadar onceydi. damla, ezgisu, ben, idil, bizim eve gitmek için babamin siyah cipine binmistik. (bu cip, cip seklinde, siradan bir arabadir). ezgisu, damla ve ben, birlikte tiyatro yapiyorduk. birkaç hafta once okulumuzun sahnesinde oyunumuzu sergilemistik. babam, ezgisu'ya ileride çok iyi bir tiyatrocu olacagini, damla'ninsa çok iyi bir karakter oyuncusu oldugunu (ne demekse) soyledi, sonra bana donup: "seni de okeye dorduncu olarak alirlar artik" dedi. bu gereksiz ezis karsisinda arkadaslarim biyik altindan gulduler. bense hep "benim karakterim boyle kompleksli, bu kadar kendine guvensiz, durusum bu kadar pisiriksa, bu senin suçundur baba!" diyorum, biraz psikoloji bildigimi sandigimdan dolayi, tahmin ederek. o ise "hadi ordan dramatik!" diyor sadece. bu tavri bana nihilistleri ve sinikleri hatirlatiyor. alayciligi hiçbir argumanla çurutulemeyecek kadar guçlu yapiyor kendisini.
babam giyimimi de begenmez. der ki : "kizim, bu senin uniforman mi? dogru duzgun giyinsene. komik duruma dusuyorsun." ben de "bu benim tarzim baba" derim. bu cumle ise, onun saatlerce dalga geçebilcegi bir cumledir. tavirlarda ve sozlerde mukemmeli aramayi babamdan ogrendim. (bu da onun için gulunç bir cumleydi. babamdan ogrendim. bu, bir best- seller kalibi. kullanmamaliyiz.)
oysa ki detaycilik ne kotu. birakin, insanlar istedigi culmeyi kullansin, istegi gibi guzel giyinmeye çalissin. alaycilik ne kotu.
not: bu yazida geçen babam, abarttigim bir babadir, gerçek babami anlatmadim. bizim sinifta sakalarimi gerçek saniyorlar, su aralar herkes boyle.
bir sarkinin ustune yazacagim, alistirma niyetine. rastgele bir sarki seçiyoruz: the cure: just one kiss. basliyoruz.
remember the time that you rained all night
the queen of siam in my arms
(yagmur gibi yagdigin zamani hatirla, siyam kraliçesi kollarimda)
bu dizeler aklima genç bir çocukla 30larinda bir kadinin askini getiriyor. solistin toy sesi bu dusuncemi guçlendirmekte. kadin kocaman, onemli bir kadin. fakat bir o kadar da zavalli ve kirilgan. tersi de olabilir:
remember the time that you rained all night, the king of siam in my arms.
burda kuçuk kizin anaçligi da devreye girebilir. (aman sana bir sey olmasin) ya da toy oglanin aski iyice guçlenip bu dul kadini koruma istegine donusebilir. ask imkansiz olmali.
remember the time when the islands sank, but nobody opened their eyes. (adalarin battigi zamani hatirla, fakat kimse gozlerini açmamisti bile). iki kisinin askini gizlice yasamasini hatirlatiyor bana bu dizeler. adam evli olabilir. ya da dul kadinin çevresi genç çocukla askini ayiplayacaktir. kimse bu iliskiden haberdar degildir. iki kisi, bir odada birbirlerine sarilarak yatarlar, adalar batar, kimsenin haberi olmaz. oglan ya da genç kiz, duygularla ve çocukça bir atilim istegiyle doludur. baslarindan buyuk olan bu aski, sahiplenmek, kabullenmek isterler. kuçuk govdeleri saflikla ve askla yanmaktadir.
"somebody died for this, somebody died, for just one kiss." (biri oldu, biri bir opucuk için oldu.)
sarkilari yorumlamak guzel.
remember the time that you rained all night
the queen of siam in my arms
(yagmur gibi yagdigin zamani hatirla, siyam kraliçesi kollarimda)
bu dizeler aklima genç bir çocukla 30larinda bir kadinin askini getiriyor. solistin toy sesi bu dusuncemi guçlendirmekte. kadin kocaman, onemli bir kadin. fakat bir o kadar da zavalli ve kirilgan. tersi de olabilir:
remember the time that you rained all night, the king of siam in my arms.
burda kuçuk kizin anaçligi da devreye girebilir. (aman sana bir sey olmasin) ya da toy oglanin aski iyice guçlenip bu dul kadini koruma istegine donusebilir. ask imkansiz olmali.
remember the time when the islands sank, but nobody opened their eyes. (adalarin battigi zamani hatirla, fakat kimse gozlerini açmamisti bile). iki kisinin askini gizlice yasamasini hatirlatiyor bana bu dizeler. adam evli olabilir. ya da dul kadinin çevresi genç çocukla askini ayiplayacaktir. kimse bu iliskiden haberdar degildir. iki kisi, bir odada birbirlerine sarilarak yatarlar, adalar batar, kimsenin haberi olmaz. oglan ya da genç kiz, duygularla ve çocukça bir atilim istegiyle doludur. baslarindan buyuk olan bu aski, sahiplenmek, kabullenmek isterler. kuçuk govdeleri saflikla ve askla yanmaktadir.
"somebody died for this, somebody died, for just one kiss." (biri oldu, biri bir opucuk için oldu.)
sarkilari yorumlamak guzel.
Cuma, Nisan 14, 2006
bir arkadasim bana asagidaki yaziyi gonderdi
o zaman kendime iki sey sordum. loïc olmadan yasayabilir miydium yoksa
buna imkan yok muydu?
eger loïc olmadan yasayabilecegime kanaat etseydim, sanirim tum
problem daha en bastan halledilmis sayilacakti. buna ragmen loïcsiz
yasayabilirim diyemedim. o bilse, bilmese, bun birgun ardenlerden
donen gri bir trende gozlerime uzun uzun baktigi zaman aklindan
gecirmis olsa, cok mantiksiz bulsa yada ciddilesse, kalbini kucuk bir
kutuya kilitleyip anahtari sulari ustume akip kalbimi islatan gole
atsa. ya loïc'in onu ne kadar sevdigimi anlamasini saglamali, ya da susmali,
onu gordugumde kendimi aglamamaya, hicbirzaman yanit veremeyecegim
sorulari unutmaya zorlamali, calan telefonlarin ondan olabilecegini
dusunerek sevinmeyi durdurup beni reddetmekteki cok yerinde
sebeplerini kabu etmeli, eglenmeli, havadar mekanlarda dolasmali,
hicbirseyin hicbir anlam tasimiyor olusundan endise duymamali, hayat
kolaymis gibi davranmali, gercekten kolaymis gibi gulmeli, guldurmeli,
mumkun oldugunca icmeli ve sohbet etmeliydim.
hayatta ondan baska ne gibi guzel seyler olabilecegini dusundum.
agaclar, kuslar, paten kayan kucuk cocuklar ve golde kirilan gun
isigi. nargileyi icime cekmekten nasil zevk alabilirdim yada
sokaklarda dolasmasmanin anlami var miydi? gordugum en guzel
manzaralari hatirlamaya calistim, en cok mutlu hissettigim anlari.
yasamanin artik neye faydasi vardi? nasil surdurulmeye deger
sayilacakti?
bir bitki oldugumu dusundum. atalarimda hep benim gibiydiler. ve
bizler bu bitkiselligi boylece surdurmeye zorunluyduk. hayatta
kalmaya, bunun icin umud etmeye ve savasmaya mecburduk. sonucta olup
biten ayniydi, herkes ayni seyi yapiyordu. birgun bu bitkilerin de
dinazorlar gibi yok olacagini umdum.
onun biraktigi boslugu baska herhangi bir objet, bir insan
dolduramazdi. cigerlerimin arasinda bir delikle yasayacaktim. ictigim
sigaradan bile bu yuzden tat alamayacaktim. her sarki oyledigimde
dinleyenler sesimdeki huzunden aglamak zorunda kalacaklardi.
istemiyordu. gitmisti. ben de elma cekirdeklerini ve kurbaga bacagini
bir torbaya koydum. kurutulmus yapraklari kaldirdim.odunlari tek tek
atesten cektim ve kuleri ay isiginin altinda bir incir agacinin
yapraklarinin golgesi altina gomdum.
son buyumu de boylece yaptim iste. asla asik olmamak icin. hayatin
birdaha hic tadi olmayacagini bilerek.
buna imkan yok muydu?
eger loïc olmadan yasayabilecegime kanaat etseydim, sanirim tum
problem daha en bastan halledilmis sayilacakti. buna ragmen loïcsiz
yasayabilirim diyemedim. o bilse, bilmese, bun birgun ardenlerden
donen gri bir trende gozlerime uzun uzun baktigi zaman aklindan
gecirmis olsa, cok mantiksiz bulsa yada ciddilesse, kalbini kucuk bir
kutuya kilitleyip anahtari sulari ustume akip kalbimi islatan gole
atsa. ya loïc'in onu ne kadar sevdigimi anlamasini saglamali, ya da susmali,
onu gordugumde kendimi aglamamaya, hicbirzaman yanit veremeyecegim
sorulari unutmaya zorlamali, calan telefonlarin ondan olabilecegini
dusunerek sevinmeyi durdurup beni reddetmekteki cok yerinde
sebeplerini kabu etmeli, eglenmeli, havadar mekanlarda dolasmali,
hicbirseyin hicbir anlam tasimiyor olusundan endise duymamali, hayat
kolaymis gibi davranmali, gercekten kolaymis gibi gulmeli, guldurmeli,
mumkun oldugunca icmeli ve sohbet etmeliydim.
hayatta ondan baska ne gibi guzel seyler olabilecegini dusundum.
agaclar, kuslar, paten kayan kucuk cocuklar ve golde kirilan gun
isigi. nargileyi icime cekmekten nasil zevk alabilirdim yada
sokaklarda dolasmasmanin anlami var miydi? gordugum en guzel
manzaralari hatirlamaya calistim, en cok mutlu hissettigim anlari.
yasamanin artik neye faydasi vardi? nasil surdurulmeye deger
sayilacakti?
bir bitki oldugumu dusundum. atalarimda hep benim gibiydiler. ve
bizler bu bitkiselligi boylece surdurmeye zorunluyduk. hayatta
kalmaya, bunun icin umud etmeye ve savasmaya mecburduk. sonucta olup
biten ayniydi, herkes ayni seyi yapiyordu. birgun bu bitkilerin de
dinazorlar gibi yok olacagini umdum.
onun biraktigi boslugu baska herhangi bir objet, bir insan
dolduramazdi. cigerlerimin arasinda bir delikle yasayacaktim. ictigim
sigaradan bile bu yuzden tat alamayacaktim. her sarki oyledigimde
dinleyenler sesimdeki huzunden aglamak zorunda kalacaklardi.
istemiyordu. gitmisti. ben de elma cekirdeklerini ve kurbaga bacagini
bir torbaya koydum. kurutulmus yapraklari kaldirdim.odunlari tek tek
atesten cektim ve kuleri ay isiginin altinda bir incir agacinin
yapraklarinin golgesi altina gomdum.
son buyumu de boylece yaptim iste. asla asik olmamak icin. hayatin
birdaha hic tadi olmayacagini bilerek.
Pazartesi, Nisan 10, 2006
vucudumu kabullendim artik, kismen. yasli bir adam vucudunu nasil kabullenirse oyle. bir soyunma kabininde yasadim bu acikli duyguyu. mukemmellikten hayli uzak olan bu insan vucudunu horgoruyle ve kabullenmislikle suzdum: genis venus kalçalari, kisa ve siradan bacaklar, net olmayan, oldukça gerçek ve canli bir ten. begenmedim. ben, e.s., ben, bu tek, bu benzersiz kisi, nasil boyle siradan bir vucuda sahipti? hatta yer yer çirkin bile sayilabilirdim. vucudumun bana ait olmasina sasirdim. yuzumun bana ait olmasina sasirmam gibi bazen. yuzum yine bir seyler ele veriyor. gulumsedigimizde yuzumuzun aldigi sekil gibi, sadece yapiya bagli olmayan bir sey. oysa vucut oyle mi? vucut, sadece allah vergisi, oylece duran bir sey. benim vucudum da benim temsilcim degildir. bu kollar, bu bacaklar çirkinse eger, benim suçum degildir. bu yuzden yasli bir adam gibiyim iste. artik vucudumu sadece yurumeye, kosmaya, uyumaya, yemek yemeye yarayan, abartilmamasi gereken bir sistem, bir makine, bir araç olarak goruyorum.
Cuma, Nisan 07, 2006
askindan paramparça bir kalbi tasiyorum
gittigin gunden beri inan yasamiyorum
seni bana sorana haberim yok diyorum
simdi nerde kimlesin bilmek istemiyorum
hakikaten, ask ne guzel bir sey. fakat c. ve t.'yi gordukçe midem bulaniyor, onlar gibi asik olacagima hiç olmayayim daha iyi. 17 yasinda ikisi de, birbirlerine "susu" diye sesleniyorlar. sanki iki yildir evliler. bu ne be? opusmeleri bile mide kaldirici. beni yasamdan ve asktan sogutuyorlar. "antipati"ye verebilecegim en guzel ornek bu çift. oysa ne guzeldir ask.
c. bakimli falan bir kiz. ben guzel bulmuyorum. sevgilisinin ustunde otorite kurmus. sevgilisi de dovulmus kopek bakisli bir çocuk. neden bilmiyorum, tuylerimi diken diken ediyorlar. oysa ki ben durup dururken kimseye gicik olmam. fakat bunlari gore gore delirecegim. yeter ya, boyle çiftler için kanun çikarilsin, asik olamasin bunlar!
abarttim tabi.
gittigin gunden beri inan yasamiyorum
seni bana sorana haberim yok diyorum
simdi nerde kimlesin bilmek istemiyorum
hakikaten, ask ne guzel bir sey. fakat c. ve t.'yi gordukçe midem bulaniyor, onlar gibi asik olacagima hiç olmayayim daha iyi. 17 yasinda ikisi de, birbirlerine "susu" diye sesleniyorlar. sanki iki yildir evliler. bu ne be? opusmeleri bile mide kaldirici. beni yasamdan ve asktan sogutuyorlar. "antipati"ye verebilecegim en guzel ornek bu çift. oysa ne guzeldir ask.
c. bakimli falan bir kiz. ben guzel bulmuyorum. sevgilisinin ustunde otorite kurmus. sevgilisi de dovulmus kopek bakisli bir çocuk. neden bilmiyorum, tuylerimi diken diken ediyorlar. oysa ki ben durup dururken kimseye gicik olmam. fakat bunlari gore gore delirecegim. yeter ya, boyle çiftler için kanun çikarilsin, asik olamasin bunlar!
abarttim tabi.
Pazar, Nisan 02, 2006
nemo ramjet hepimize saldirdi.
bir onceki yazima baktim. (françoise sagan'a ozenmistim) ne kadar da radiohead alternatif gençligi gibi geldi. hepsi internetten okudugum bir çocuk yuzunden. neymis efendim, istanbul lise gençligi depresyon hirkasi, cep telefonu kaybolmasi yuzunden olenler, bunlardan tiksiniyormus. sistemden nefret edermis gibi yapan gençlere kiçimin kenari diyor. aklima hayalciler yazim geldi. bu yazimi gorse beni de onlardan ilan ederdi. ama ayni zamanda onu takdir de ediyorum. basarili bir genç.
"ben atakan, okulum olan galatasaray lisesinden çiktim, avusturuya lisesinden kiz arkadasim pelin'i aldim, biz radiohead'e bayiliriz, ben de bebek'te oturuyorum" demis.
aptal nemo ramjet, galatasaray'daki tertemiz çocuklardan hangisi bebek'te oturuyor soyler misin? hem sen okulum ve evim olan bu guzel yuvaya nasil boyle saldirabilirsin? allah allah. tanimadan etmeden. hem bizim okul ozel okul da degil. baba parasi dayiyorum ama tabi ki baba parasi yiyecegim bu yasta. allah allah.
bu yazinin bu kadar aptal olmasini nasil engelleyemiyorum?
kasdav'a benim sarkimla katildilar: "kimsenin benle isi olmaz, simdi anladim bunu" simdi bu çocuk orda olsa bunla da dalga geçerdi. oysa bunu ortamci gençlerin arasinda içim ezim ezim ezilirken yazdigimi bilmiyor.
bir onceki yazima baktim. (françoise sagan'a ozenmistim) ne kadar da radiohead alternatif gençligi gibi geldi. hepsi internetten okudugum bir çocuk yuzunden. neymis efendim, istanbul lise gençligi depresyon hirkasi, cep telefonu kaybolmasi yuzunden olenler, bunlardan tiksiniyormus. sistemden nefret edermis gibi yapan gençlere kiçimin kenari diyor. aklima hayalciler yazim geldi. bu yazimi gorse beni de onlardan ilan ederdi. ama ayni zamanda onu takdir de ediyorum. basarili bir genç.
"ben atakan, okulum olan galatasaray lisesinden çiktim, avusturuya lisesinden kiz arkadasim pelin'i aldim, biz radiohead'e bayiliriz, ben de bebek'te oturuyorum" demis.
aptal nemo ramjet, galatasaray'daki tertemiz çocuklardan hangisi bebek'te oturuyor soyler misin? hem sen okulum ve evim olan bu guzel yuvaya nasil boyle saldirabilirsin? allah allah. tanimadan etmeden. hem bizim okul ozel okul da degil. baba parasi dayiyorum ama tabi ki baba parasi yiyecegim bu yasta. allah allah.
bu yazinin bu kadar aptal olmasini nasil engelleyemiyorum?
kasdav'a benim sarkimla katildilar: "kimsenin benle isi olmaz, simdi anladim bunu" simdi bu çocuk orda olsa bunla da dalga geçerdi. oysa bunu ortamci gençlerin arasinda içim ezim ezim ezilirken yazdigimi bilmiyor.
su aralar en buyuk sorunum can sikintisi. bugun birileriyle dandik bir karnavala gittik. canim hep sikildi ve hep baska seyler dusundum. uzaklara baktim. içimde kocaman bir sikinti buyuyor ve buyuyordu. gogsum sikintidan sikisiyordu. yalniz kalmak ve istedigim seyleri ozgurce yapmak istiyordum. bana bakip "ezgi yorulmus bugun" dediler. "sizden sikildim" diyemedim. arabada doris'e "yanlis anlama ama ben insanlardan sikiliyorum" dedim. yanlis anladi ve basini ik yana salladi. arabada fransizcanin ne kadar nuansli bir dil oldugundan bahsedesim geldi. hemen baska konular açti ve konusmaya basladi hiç susmazcasina. o konusurken ben sikiliyordum. kendi siram gelsin istiyordum. can sikintim hiç geçmedi ve hala da canim sikiliyor. en azindan simdi yalniz ve ozgurum ve sikintimi gonlumce yasayabiliyorum.
Cumartesi, Nisan 01, 2006
Olay :
Gabby agliyordu. Aslinda çok neseli, konuskan biridir. Simdi agliyordu. Kuçuk bir salon tutmuslardi aksam eglencesi için. Herkes içiyordu. Herkes opusuyordu da. Gabby « ben kendimi iyi hissetmiyorum » diye agliyordu. Nedenini açiklayamiyordu. Celine bikkin bir ifadeyle ona bakiyordu. Gabby, celine’in bu ifadesine aliskti. Celine asiri guzel bir kizdi. Ona biraz asik olmamak mumkun degildi. Celine, ne kadar guzeldi. Ama gabby onu biktirmisti. Kendine guvensizligiyle celine’i yormustu. Ustelik kendine guvensizliginin nedenleri yerli yerindeydi. Aglamkta hakliydi. Celine, ne diyecegini bilememisti zaten. Iyiligi, onu boyle insanlardan kaçamamaya itiyordu. Guzelligi, onu melege donusturmustu. Gabby utanmaliydi.
TOPLUMUMUZUN KATLETTIGI ZAVALLILARIN KADERI
Hayalin iyisi ve kotusu vardir. Iyi seyler duslemek her zaman iyi seyler getirmez. Tembel ve kendine donuk insan, duslediklerini yasadiklarinin yerine koyar. Bu tip kisiler kendi kendilerine acirlar. Kendilerine acimalari gun geçtikçe artar. Zamanla bunu yasam biçimi haline getirir, baska turlusunu yapamaz olurlar. Hayallerini arsivler, zamani ve yeri geldikçe degisik kurgulari çikarir, ayni basit ve onemsiz hayalleri tekrar tekrar kurmakla eglenirler. Bu hayallerin onemsizligine deginmeden edemeyecegim. Oyle ki hayallerin formati « ben suraya gitseydim, orada bilmemkimle karsilassaydim, ona sunu deseydim » gibidir. Oraya asla gitmez, kimseyle de karsilasmazlar. Peki neden boyle olmuslardir ? dogustan gelen bazi ozellikleri ve bu ozellikleri yuzunden çocukluk ve ilk gençlik yillarinda çektikleri yuzunden, diyecegim. Çabuk pes eden bir yapiya sahip olduklari için, kabuklarina çabuk çekilmis, boyle haylci olmuslardir. Istedikleri, tekrar soyluyorum, maddesel seylerdir, yahut dunyevi seylerdir, « begeni » bunlarin ilki. Ona sahip olsalardi, « hayalci » gibi kulaga hos gelen bu unvani asla hak etmeyeceklerdi. Gerçek hayalcilerse bambaskadir.
Hayalcilerin genel kisilik ozelliklerini asagida verdim. Bunlar, onlarda var olan tohumlardir, bu tohumlardan yola çikarak farkli kisilikler olusturmak mumkundur. Hayalciler, tohumlardan yaratilabilecek en kotu bitki olup çikmislardir. Asagidaki ozelliklere sahip her kisi hayalci degildir, hayalci de, asagidaki her ozellige sahip degildir :
1 az atletiklik, fiziksel bir yahut birkaç kusur.
2 çekingenlik
3 pisiriklik
4 dalginlik ve dusunceli ruh hali
1, 2, 3 ve 4. maddedelerdeki ozellikleri çocukluk yillarinda baslarina dert olmus, çocuklugun zalim dunyasinda kendilerini kurtarmayi basaramamislardir. Yasadiklari sarsinti, onlarda kompleksler olusturmustur ve çocukluktan çikarken hayalcide su ozellikleri gorebiliriz :
1 gereksiz asabiyet
2 degisik takintilar
3 sorgucu ruh hali
4 aci ve yardim bekleyen sinir bozucu bir gulumseyis
6 daha iyi bir durumda olmaya dair kurulan hayaller
nazilerin 6 milyon kisinin canina kiymis oldugu, issizlerin, guçsuzlerin, savasa gidenlerin bol oldugu dunyamizda sayilari pek çok olmayan zengin hayalcilerin haklarini savunacak degilim. Diyeceksiniz ki hayalciler, kimsenin canina kiyamazdi. Siz, onlara daha guç vermediniz. Bilemezsiniz. Hayalciler de pek ala, kotu insanlar olablir. (hayir, buna gonlum izin vermiyor)
çektigimiz acilarin bizi daha sevilesi yapmadigi tezine katilarak, yukaridaki paragrafimi yalanliyorum.
Yine de hayatta kalmak için savasmak (ilk çagdan beri), el emegi ve is gucu gerekir. Olan seyleri oldugu gibi gormemek simarikliktir. Ben, bu yuzden arizona dream’deki grace’e ve uçmak isteyen deli kadina « hadi lan ordan, sizi » demistim. Yazimi sosyalist kultur ansiklopedisinden aldigim su paragrafla bitiriyorum :
Beat kusagi : bunlara bitnik degil, bitlinik demek daha yerinde olur. Kapitalist bir para babasinin bile devrime bunlardan daha fazla katkisi vardir. Sag alt kosede : bir grup bitnik genç eglenirken.
Gabby agliyordu. Aslinda çok neseli, konuskan biridir. Simdi agliyordu. Kuçuk bir salon tutmuslardi aksam eglencesi için. Herkes içiyordu. Herkes opusuyordu da. Gabby « ben kendimi iyi hissetmiyorum » diye agliyordu. Nedenini açiklayamiyordu. Celine bikkin bir ifadeyle ona bakiyordu. Gabby, celine’in bu ifadesine aliskti. Celine asiri guzel bir kizdi. Ona biraz asik olmamak mumkun degildi. Celine, ne kadar guzeldi. Ama gabby onu biktirmisti. Kendine guvensizligiyle celine’i yormustu. Ustelik kendine guvensizliginin nedenleri yerli yerindeydi. Aglamkta hakliydi. Celine, ne diyecegini bilememisti zaten. Iyiligi, onu boyle insanlardan kaçamamaya itiyordu. Guzelligi, onu melege donusturmustu. Gabby utanmaliydi.
TOPLUMUMUZUN KATLETTIGI ZAVALLILARIN KADERI
Hayalin iyisi ve kotusu vardir. Iyi seyler duslemek her zaman iyi seyler getirmez. Tembel ve kendine donuk insan, duslediklerini yasadiklarinin yerine koyar. Bu tip kisiler kendi kendilerine acirlar. Kendilerine acimalari gun geçtikçe artar. Zamanla bunu yasam biçimi haline getirir, baska turlusunu yapamaz olurlar. Hayallerini arsivler, zamani ve yeri geldikçe degisik kurgulari çikarir, ayni basit ve onemsiz hayalleri tekrar tekrar kurmakla eglenirler. Bu hayallerin onemsizligine deginmeden edemeyecegim. Oyle ki hayallerin formati « ben suraya gitseydim, orada bilmemkimle karsilassaydim, ona sunu deseydim » gibidir. Oraya asla gitmez, kimseyle de karsilasmazlar. Peki neden boyle olmuslardir ? dogustan gelen bazi ozellikleri ve bu ozellikleri yuzunden çocukluk ve ilk gençlik yillarinda çektikleri yuzunden, diyecegim. Çabuk pes eden bir yapiya sahip olduklari için, kabuklarina çabuk çekilmis, boyle haylci olmuslardir. Istedikleri, tekrar soyluyorum, maddesel seylerdir, yahut dunyevi seylerdir, « begeni » bunlarin ilki. Ona sahip olsalardi, « hayalci » gibi kulaga hos gelen bu unvani asla hak etmeyeceklerdi. Gerçek hayalcilerse bambaskadir.
Hayalcilerin genel kisilik ozelliklerini asagida verdim. Bunlar, onlarda var olan tohumlardir, bu tohumlardan yola çikarak farkli kisilikler olusturmak mumkundur. Hayalciler, tohumlardan yaratilabilecek en kotu bitki olup çikmislardir. Asagidaki ozelliklere sahip her kisi hayalci degildir, hayalci de, asagidaki her ozellige sahip degildir :
1 az atletiklik, fiziksel bir yahut birkaç kusur.
2 çekingenlik
3 pisiriklik
4 dalginlik ve dusunceli ruh hali
1, 2, 3 ve 4. maddedelerdeki ozellikleri çocukluk yillarinda baslarina dert olmus, çocuklugun zalim dunyasinda kendilerini kurtarmayi basaramamislardir. Yasadiklari sarsinti, onlarda kompleksler olusturmustur ve çocukluktan çikarken hayalcide su ozellikleri gorebiliriz :
1 gereksiz asabiyet
2 degisik takintilar
3 sorgucu ruh hali
4 aci ve yardim bekleyen sinir bozucu bir gulumseyis
6 daha iyi bir durumda olmaya dair kurulan hayaller
nazilerin 6 milyon kisinin canina kiymis oldugu, issizlerin, guçsuzlerin, savasa gidenlerin bol oldugu dunyamizda sayilari pek çok olmayan zengin hayalcilerin haklarini savunacak degilim. Diyeceksiniz ki hayalciler, kimsenin canina kiyamazdi. Siz, onlara daha guç vermediniz. Bilemezsiniz. Hayalciler de pek ala, kotu insanlar olablir. (hayir, buna gonlum izin vermiyor)
çektigimiz acilarin bizi daha sevilesi yapmadigi tezine katilarak, yukaridaki paragrafimi yalanliyorum.
Yine de hayatta kalmak için savasmak (ilk çagdan beri), el emegi ve is gucu gerekir. Olan seyleri oldugu gibi gormemek simarikliktir. Ben, bu yuzden arizona dream’deki grace’e ve uçmak isteyen deli kadina « hadi lan ordan, sizi » demistim. Yazimi sosyalist kultur ansiklopedisinden aldigim su paragrafla bitiriyorum :
Beat kusagi : bunlara bitnik degil, bitlinik demek daha yerinde olur. Kapitalist bir para babasinin bile devrime bunlardan daha fazla katkisi vardir. Sag alt kosede : bir grup bitnik genç eglenirken.
hayir, dedim, bak, okuyucu gerçek mi degil mi dusunmeyeceksin. okuyucu senin kafanda hep sanal bir sey olarak kalmali. sanki kimse seni okumuyormus ve sanki herkes seni okuyormus gibi olur, rahat rahat yazarsin. çok kisisel olaylardan bahsetmeyeceksin. hayatin hakkinda yarim yamalak bilgiler vereceksin. kendini nasil dusluyorsan oyle anlatacaksin, boylece ozel hayatina girmemis olurlar. okurun rontgencilik duygusu (varsa) boyle koreltilir. fotograf koymak ister insanin cani, ama kendini tutmasini bileceksin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

