Pazar, Nisan 02, 2006
bir onceki yazima baktim. (françoise sagan'a ozenmistim) ne kadar da radiohead alternatif gençligi gibi geldi. hepsi internetten okudugum bir çocuk yuzunden. neymis efendim, istanbul lise gençligi depresyon hirkasi, cep telefonu kaybolmasi yuzunden olenler, bunlardan tiksiniyormus. sistemden nefret edermis gibi yapan gençlere kiçimin kenari diyor. aklima hayalciler yazim geldi. bu yazimi gorse beni de onlardan ilan ederdi. ama ayni zamanda onu takdir de ediyorum. basarili bir genç.
"ben atakan, okulum olan galatasaray lisesinden çiktim, avusturuya lisesinden kiz arkadasim pelin'i aldim, biz radiohead'e bayiliriz, ben de bebek'te oturuyorum" demis.
aptal nemo ramjet, galatasaray'daki tertemiz çocuklardan hangisi bebek'te oturuyor soyler misin? hem sen okulum ve evim olan bu guzel yuvaya nasil boyle saldirabilirsin? allah allah. tanimadan etmeden. hem bizim okul ozel okul da degil. baba parasi dayiyorum ama tabi ki baba parasi yiyecegim bu yasta. allah allah.
bu yazinin bu kadar aptal olmasini nasil engelleyemiyorum?
kasdav'a benim sarkimla katildilar: "kimsenin benle isi olmaz, simdi anladim bunu" simdi bu çocuk orda olsa bunla da dalga geçerdi. oysa bunu ortamci gençlerin arasinda içim ezim ezim ezilirken yazdigimi bilmiyor.
Cumartesi, Nisan 01, 2006
Gabby agliyordu. Aslinda çok neseli, konuskan biridir. Simdi agliyordu. Kuçuk bir salon tutmuslardi aksam eglencesi için. Herkes içiyordu. Herkes opusuyordu da. Gabby « ben kendimi iyi hissetmiyorum » diye agliyordu. Nedenini açiklayamiyordu. Celine bikkin bir ifadeyle ona bakiyordu. Gabby, celine’in bu ifadesine aliskti. Celine asiri guzel bir kizdi. Ona biraz asik olmamak mumkun degildi. Celine, ne kadar guzeldi. Ama gabby onu biktirmisti. Kendine guvensizligiyle celine’i yormustu. Ustelik kendine guvensizliginin nedenleri yerli yerindeydi. Aglamkta hakliydi. Celine, ne diyecegini bilememisti zaten. Iyiligi, onu boyle insanlardan kaçamamaya itiyordu. Guzelligi, onu melege donusturmustu. Gabby utanmaliydi.
TOPLUMUMUZUN KATLETTIGI ZAVALLILARIN KADERI
Hayalin iyisi ve kotusu vardir. Iyi seyler duslemek her zaman iyi seyler getirmez. Tembel ve kendine donuk insan, duslediklerini yasadiklarinin yerine koyar. Bu tip kisiler kendi kendilerine acirlar. Kendilerine acimalari gun geçtikçe artar. Zamanla bunu yasam biçimi haline getirir, baska turlusunu yapamaz olurlar. Hayallerini arsivler, zamani ve yeri geldikçe degisik kurgulari çikarir, ayni basit ve onemsiz hayalleri tekrar tekrar kurmakla eglenirler. Bu hayallerin onemsizligine deginmeden edemeyecegim. Oyle ki hayallerin formati « ben suraya gitseydim, orada bilmemkimle karsilassaydim, ona sunu deseydim » gibidir. Oraya asla gitmez, kimseyle de karsilasmazlar. Peki neden boyle olmuslardir ? dogustan gelen bazi ozellikleri ve bu ozellikleri yuzunden çocukluk ve ilk gençlik yillarinda çektikleri yuzunden, diyecegim. Çabuk pes eden bir yapiya sahip olduklari için, kabuklarina çabuk çekilmis, boyle haylci olmuslardir. Istedikleri, tekrar soyluyorum, maddesel seylerdir, yahut dunyevi seylerdir, « begeni » bunlarin ilki. Ona sahip olsalardi, « hayalci » gibi kulaga hos gelen bu unvani asla hak etmeyeceklerdi. Gerçek hayalcilerse bambaskadir.
Hayalcilerin genel kisilik ozelliklerini asagida verdim. Bunlar, onlarda var olan tohumlardir, bu tohumlardan yola çikarak farkli kisilikler olusturmak mumkundur. Hayalciler, tohumlardan yaratilabilecek en kotu bitki olup çikmislardir. Asagidaki ozelliklere sahip her kisi hayalci degildir, hayalci de, asagidaki her ozellige sahip degildir :
1 az atletiklik, fiziksel bir yahut birkaç kusur.
2 çekingenlik
3 pisiriklik
4 dalginlik ve dusunceli ruh hali
1, 2, 3 ve 4. maddedelerdeki ozellikleri çocukluk yillarinda baslarina dert olmus, çocuklugun zalim dunyasinda kendilerini kurtarmayi basaramamislardir. Yasadiklari sarsinti, onlarda kompleksler olusturmustur ve çocukluktan çikarken hayalcide su ozellikleri gorebiliriz :
1 gereksiz asabiyet
2 degisik takintilar
3 sorgucu ruh hali
4 aci ve yardim bekleyen sinir bozucu bir gulumseyis
6 daha iyi bir durumda olmaya dair kurulan hayaller
nazilerin 6 milyon kisinin canina kiymis oldugu, issizlerin, guçsuzlerin, savasa gidenlerin bol oldugu dunyamizda sayilari pek çok olmayan zengin hayalcilerin haklarini savunacak degilim. Diyeceksiniz ki hayalciler, kimsenin canina kiyamazdi. Siz, onlara daha guç vermediniz. Bilemezsiniz. Hayalciler de pek ala, kotu insanlar olablir. (hayir, buna gonlum izin vermiyor)
çektigimiz acilarin bizi daha sevilesi yapmadigi tezine katilarak, yukaridaki paragrafimi yalanliyorum.
Yine de hayatta kalmak için savasmak (ilk çagdan beri), el emegi ve is gucu gerekir. Olan seyleri oldugu gibi gormemek simarikliktir. Ben, bu yuzden arizona dream’deki grace’e ve uçmak isteyen deli kadina « hadi lan ordan, sizi » demistim. Yazimi sosyalist kultur ansiklopedisinden aldigim su paragrafla bitiriyorum :
Beat kusagi : bunlara bitnik degil, bitlinik demek daha yerinde olur. Kapitalist bir para babasinin bile devrime bunlardan daha fazla katkisi vardir. Sag alt kosede : bir grup bitnik genç eglenirken.
Cumartesi, Mart 25, 2006
Perşembe, Mart 23, 2006
Perşembe, Şubat 16, 2006
yine ayni tip geçen sene nostaljisi
Pazartesi, Şubat 13, 2006
ne de bos konustuk.
not: hakikaten kendinize gelin. normal normal yasamak var su dunyada. ben artik buna inaniyorum.
yuzeysel isler gunluk gazetesi
KALP AGRISINA UGRAMADAN GUNLUK YASAMLA BAS ETME REHBERI_2
INTIHAR KONUSU
bir tesebbuste bulunduysaniz ve olmediyseniz... olmek istemediniz. burasi kesin. yaptiginiz bir dikkat çekme tesebbusuydu. medyatik dil ile bir yardim çigligiydi. sonuçlari ne oldu? buna deginmeyecegim. neden dikkat çekmek istemis olabilirsiniz? hayal bir savunma biçimidir. demek ki bir seyler kotu gidiyordu. dikkate alinmadiginizi dusundunuz. intihar ettiginizde arkanizdan yazilacaklari hayal ettiniz. fakat olumunuzu bu yuzden gerçeklestiremezdiniz. probleminiz intihar etmeyi gerektirecek kadar ciddi degildi. bu sizi daha çok uzuyordu. sik sik kanser olup onun gozleri onunde yitip gittiginizi dusundunuz. sabah kalktiginizda içinize bir kalp sikismasi yerlesirdi. bu sikismanin adina onun adini verdiniz. bu sikisma, durumunuzun gerçekten kotu oldugunu gordugunuzde gelirdi. hiç siirsel degildi sikisma. kendinizi savunmak için intihar hayalleri kurmaniz çok normaldi. peki bunun için mi intihara tesebbus ettiniz? sanmiyorum.
dogrusu bu konuya girecek bilgiye sahip degilim. bransim degil. biz konuyu hayaller çerçevesinde tutalim (zut!)
iyi ve sevilesi olamayinca garipliginiz artti. zira artik iyi ve sevilesi olmak için çabalayamazdiniz. daha garip oldunuz.
çozum için hiçbir sey onermeyecegim. butun bunlari aynen bu sekilde surdurun. yapabileceginiz baska bir sey yok. bir sure sonra kendi kendinize sikilacaksiniz ve bu tur melankoliden vazgeçeceksiniz zaten. bu sure içinde çok kilo almamaya ve telvizyonun karsisinda oturmamaya dikkat edin. partiye gidecekseniz engellemeyin. disari çikin. toplantilara katilin. kisir dongu olmasin. illa çaba harcayin demek istemiyorum ama evde çok durmayin. kuçuk kasabasinda mutlu mutlu isten eve evden ise giden lola'yla kendinizi kiyaslamayin. daha kotu olur, kendinizi ona benzetirsiniz. dusunmemek en iyisidir.
sevgili kalbi kirik, gonlu yarali, boynu bukuk okurlarim, kendinizden utanmayin. kendine guven bir haktir ve bu hak herkese verilmistir. sizden esirgenmez. digerlerinden çok çok geri de olsaniz.
Pazartesi, Şubat 06, 2006
uzulerek uyaniyorum. içimde neye oldugunu bilmedigim derin bir ozlem var. canim bir seyler çekiyor. bir yerler. nereler oldugunu bilmedigim bir yerler. anlik heyecanlara kapiliyorum.
Pazar, Şubat 05, 2006
g i i i u
t
...
bunu sakin yorumlamaya kalkismayin. zira ben soyut eserler ureten bir sanatçiyim. açiklamasi ancak bende saklidir. siz anlayamazsiniz. herkes kendine gore de yorumlayamaz. lutfen.
açiklamalarini bir gun yapacagim. daha bulamadim. ama bulmak acayip kolay. ne var ki, uydursam bile anlayamazlar.
çok degerli gorusumu dile getiriyorum: soyut sanata karsi degilim. sanati ciddiye alan bir kisiyimdir. hep çarpik burunlu kadinlar yapacak degiliz. bir bakima kaçinilmazdi soyut sanatin ortaya çikmasi. simdiki akimlari da begeni-yorum. yakinda butun art contemporain muzelerine gi-decegim. oralar ba-ska yerler. insanin ka-fasi karisiyor. beyni allak bullak oluyor. anlamsiz dusuncelere kapiliyor. anlamiyor tabi. ama olsun, ben artik eski tablolardan biktim. çuz;
Pazartesi, Ocak 30, 2006
dismissed
çok guzel small talk yapiyorum, artik diyeyim. sessizliklerin doldurulmasi konusunda uzmanlastiniz mi seker? evet, haha o kadar komik bir sey ki bu, gormelisin. hatta yakinda kur yapmaya baslayacagiz. oyle ki, ellerimizde kadehler yerine bira siseleri olacak ve bagira bagira konusacagiz. sonra herkes opussun. lutfen. yalniz bunun için çok istekli gorunmeyin, ne olur ne olmaz, etrafta sarhos olmayanlar olabilir. su ayyas edebiyatini birakin lutfen. demode bunlar. charles bukowski'yi okudum ben, bir kitabini sadece. neyse. ortama uyum saglayamayanlar suçlulukla ve mal a l'aise likle aglasin. bunlar ne gereksiz. ogutlerimi dinleselerdi boyle olmazdi.
"buralarda ozu kaybediyoruz"
sivgin
Çarşamba, Ocak 25, 2006
istanbul, seni ne çok ihmal etmisim senle iken. sirkeci, laleli, eminonu, gulhane. karakoy'u severdim ya gerçi. donunce hepsini tekrar gorecegim. hiç gormemis gibi seni yeniden kesfedecegim istanbul. neredeyse aglayacaktim, geçen gun senin rehberini gordum de.
ben senin çocugun olayim istanbul. genç kiz, genç kiz derler. genç kiz da kim istanbul? ben yasamayan ezgiyim. yasamadigim zamanlari seninle gidereyim. aç koynunu, ben geleyim istanbul. yalnizligimi kabul et. bir toy oglana ogrettigin gibi yasamayi ogret bana. hiçbir zaman da yasayamayayim istanbul. gecelerini tek basima, gunduzlerini tek basima yasarim. kimse de musallat olamaz bana. nargileydi, rakiydi, hepsini içerim tek basima. sularinda yuzerim.
Pazar, Ocak 22, 2006

robertli entel teyzeler yeter artik!! siz amerikan ozentisi ve amerikan karsiti robertli entel sutyensiz teyzeler, size baska bir yazimda deginecegim. kendini tasradan saymayanlara savas açiyorum. ben istanbullu isem istanbuldan ve tasradan bir seyler tasirim. carsambaliyim cunku ve istanbulluyum, anliyor musunuz? ezgi trakla ikimiz bir olup tum entel dantel frenk ve amerikan ozentilerine, "annemgillere gittik" diyenleri hor gorenlere, hepsine savas açacagiz. selim isik ozentisi olan ben diyorum ki (frenk ozentisi olmaktan iyidir, gerçi selim isik beni sevmezdi herhalde, neyse selim isik'i karistirmayalim) fransizca konusuyorlarmis, iyi de bu onlarin dilleri, anlamiyor musunuz? antreyi yemekten once yemeleri de bizim yemekten once corba icmemizle ayni sey. biz antre yapmak zorunda degiliz, onlar yapiyor diye. ve "dayioglu, teyzeoglu" da turkçede kuzenin karsiligidir. artik robertliliginizden kurtulun. (gerçi ben robert'e gittim, çok guzel okul. ama hep dalga geçmistik, cop kutularinin ustunde garbage yaziyor diye.) neyse, konumuz cok daha derin ve ince.
yuzeysel isler gunluk gazetesi
Sessizliklerin doldurulmasi
en onemli konulardan biri de sessizliklerin doldurulmasidir. yeni tanistiginiz insanlarla konusurken arada sessizliklerin olmasi oldukça normaldir. yeni tanismis iki insan, konusmalari esnasinda her zaman bulbul gibi sakiyamaz. birbirinize anlatacak seyleriniz bitmis olabilir, yahut anlatilacak seyler anlatana o an için anlamsiz veya gulunç gelebilir, anlatan bu seyleri soylemeye her zaman cesaret edemeyebilir. sebebi ne olursa olsun, her munasebette sessizlikler olur, olacaktir. bu sessizlikleri mumkun oldugunca doldurmaya çalisiniz. bunu için çekingenliginizi yenmeniz gerekecek. soyledikleriniz size luzumsuz gelse de konusmaya çekinmeyiniz, onemli olan sessizligi doldurmaktir. karsinizdaki sahsa sorular yoneltin, isini, medeni halini sorun. bu sorular bittiginde çevreniz hakkinda yorumlar yapin, sormamis olsa bile kendiniz ve genel durumunuz hakkinda bilgiler verin. butun sessizlikleri de siz doldurmak zorunda degilsiniz. birakin karsinizdaki de konussun. ve sessizlikleri tamamen yok etmeye çalismayin. sessizlikler her zaman olacaktir. sizi rahatsiz etmesinler. susun ve etrafiniza bakin. kendinizi sessizliklerden sorumlu hissetmeyin. bu, karsinizdakiyle paylastiginiz bir sorumluluktur.
Istisnai haller
1 karsinizdaki sikilgansa
kendinizi anaç hissetmeyin. sikilganlik, hor gorulesi bir durum degildir. yalniz, sorularinizi artirin. karsinizdakinin çekingenligini kabul edin ve bunu kirmaya çalisin. ilgilenin, yardimci olun fakat bunu koruyucu bir tavirla yapmayin, yoksa kirici olursunuz.
2 karsinizdakinin sizinle konusmaya istegi yoksa
bunun yorgunluk, zamansizlik gibi masum nedenleri oldugu gibi, sikilma, horgoru gibi kirici nedenleri olabilir. ikinci durumda kendinizi kotu hissedeceksiniz. buna gerek yoktur. misal, siz karsinizdakinden cahilseniz karsinizdaki sizi hor gorup sizinle konusmak istemeyebilir. bunu kabul edin ve rahatsizlik duymayin. cahil olmak degersiz olmak demek degildir. kendine guven için onerilen degisik yollar vardir. iyi ozelliklerinizi kendinize saymayin. bu, gençlik dergilerinde çok sik tekrarlanan bir yoldur, ama etkisiz ve yanlis bir yoldur. hiçbir vasfiniz olmadigini dusunun, o zaman ne yapacaktiniz? iste, o zamn da bir seyler olmaniz gerektiginden yola çikarak insan degerinin vasiflarla alaksi olmadigini kabul edin.
simdilik bu kadar. bu tavsiyeler tournai meydaninda basibos gezen f.kaktus tarafindan (gerçek adi bu degil), bir pazar gunu, sizin için dusunuldu. tavsiyeler ne derce etkilidir bilinmez. fakat mantigin urunudur hepsi. siz, istediginz gibi yararlanabilirsiniz. ezgi'ye tesekkur edin ve onu sevmeye bakin. çunku kendisi yorgun ve bitkin bir vaziyette, kuçuk burjuva duyarliliginda olup olmadigiyla mesgul.