Pazartesi, Şubat 13, 2006
ne de bos konustuk.
not: hakikaten kendinize gelin. normal normal yasamak var su dunyada. ben artik buna inaniyorum.
yuzeysel isler gunluk gazetesi
KALP AGRISINA UGRAMADAN GUNLUK YASAMLA BAS ETME REHBERI_2
INTIHAR KONUSU
bir tesebbuste bulunduysaniz ve olmediyseniz... olmek istemediniz. burasi kesin. yaptiginiz bir dikkat çekme tesebbusuydu. medyatik dil ile bir yardim çigligiydi. sonuçlari ne oldu? buna deginmeyecegim. neden dikkat çekmek istemis olabilirsiniz? hayal bir savunma biçimidir. demek ki bir seyler kotu gidiyordu. dikkate alinmadiginizi dusundunuz. intihar ettiginizde arkanizdan yazilacaklari hayal ettiniz. fakat olumunuzu bu yuzden gerçeklestiremezdiniz. probleminiz intihar etmeyi gerektirecek kadar ciddi degildi. bu sizi daha çok uzuyordu. sik sik kanser olup onun gozleri onunde yitip gittiginizi dusundunuz. sabah kalktiginizda içinize bir kalp sikismasi yerlesirdi. bu sikismanin adina onun adini verdiniz. bu sikisma, durumunuzun gerçekten kotu oldugunu gordugunuzde gelirdi. hiç siirsel degildi sikisma. kendinizi savunmak için intihar hayalleri kurmaniz çok normaldi. peki bunun için mi intihara tesebbus ettiniz? sanmiyorum.
dogrusu bu konuya girecek bilgiye sahip degilim. bransim degil. biz konuyu hayaller çerçevesinde tutalim (zut!)
iyi ve sevilesi olamayinca garipliginiz artti. zira artik iyi ve sevilesi olmak için çabalayamazdiniz. daha garip oldunuz.
çozum için hiçbir sey onermeyecegim. butun bunlari aynen bu sekilde surdurun. yapabileceginiz baska bir sey yok. bir sure sonra kendi kendinize sikilacaksiniz ve bu tur melankoliden vazgeçeceksiniz zaten. bu sure içinde çok kilo almamaya ve telvizyonun karsisinda oturmamaya dikkat edin. partiye gidecekseniz engellemeyin. disari çikin. toplantilara katilin. kisir dongu olmasin. illa çaba harcayin demek istemiyorum ama evde çok durmayin. kuçuk kasabasinda mutlu mutlu isten eve evden ise giden lola'yla kendinizi kiyaslamayin. daha kotu olur, kendinizi ona benzetirsiniz. dusunmemek en iyisidir.
sevgili kalbi kirik, gonlu yarali, boynu bukuk okurlarim, kendinizden utanmayin. kendine guven bir haktir ve bu hak herkese verilmistir. sizden esirgenmez. digerlerinden çok çok geri de olsaniz.
Pazartesi, Şubat 06, 2006
uzulerek uyaniyorum. içimde neye oldugunu bilmedigim derin bir ozlem var. canim bir seyler çekiyor. bir yerler. nereler oldugunu bilmedigim bir yerler. anlik heyecanlara kapiliyorum.
Pazar, Şubat 05, 2006
g i i i u
t
...
bunu sakin yorumlamaya kalkismayin. zira ben soyut eserler ureten bir sanatçiyim. açiklamasi ancak bende saklidir. siz anlayamazsiniz. herkes kendine gore de yorumlayamaz. lutfen.
açiklamalarini bir gun yapacagim. daha bulamadim. ama bulmak acayip kolay. ne var ki, uydursam bile anlayamazlar.
çok degerli gorusumu dile getiriyorum: soyut sanata karsi degilim. sanati ciddiye alan bir kisiyimdir. hep çarpik burunlu kadinlar yapacak degiliz. bir bakima kaçinilmazdi soyut sanatin ortaya çikmasi. simdiki akimlari da begeni-yorum. yakinda butun art contemporain muzelerine gi-decegim. oralar ba-ska yerler. insanin ka-fasi karisiyor. beyni allak bullak oluyor. anlamsiz dusuncelere kapiliyor. anlamiyor tabi. ama olsun, ben artik eski tablolardan biktim. çuz;
Pazartesi, Ocak 30, 2006
dismissed
çok guzel small talk yapiyorum, artik diyeyim. sessizliklerin doldurulmasi konusunda uzmanlastiniz mi seker? evet, haha o kadar komik bir sey ki bu, gormelisin. hatta yakinda kur yapmaya baslayacagiz. oyle ki, ellerimizde kadehler yerine bira siseleri olacak ve bagira bagira konusacagiz. sonra herkes opussun. lutfen. yalniz bunun için çok istekli gorunmeyin, ne olur ne olmaz, etrafta sarhos olmayanlar olabilir. su ayyas edebiyatini birakin lutfen. demode bunlar. charles bukowski'yi okudum ben, bir kitabini sadece. neyse. ortama uyum saglayamayanlar suçlulukla ve mal a l'aise likle aglasin. bunlar ne gereksiz. ogutlerimi dinleselerdi boyle olmazdi.
"buralarda ozu kaybediyoruz"
sivgin
Çarşamba, Ocak 25, 2006
istanbul, seni ne çok ihmal etmisim senle iken. sirkeci, laleli, eminonu, gulhane. karakoy'u severdim ya gerçi. donunce hepsini tekrar gorecegim. hiç gormemis gibi seni yeniden kesfedecegim istanbul. neredeyse aglayacaktim, geçen gun senin rehberini gordum de.
ben senin çocugun olayim istanbul. genç kiz, genç kiz derler. genç kiz da kim istanbul? ben yasamayan ezgiyim. yasamadigim zamanlari seninle gidereyim. aç koynunu, ben geleyim istanbul. yalnizligimi kabul et. bir toy oglana ogrettigin gibi yasamayi ogret bana. hiçbir zaman da yasayamayayim istanbul. gecelerini tek basima, gunduzlerini tek basima yasarim. kimse de musallat olamaz bana. nargileydi, rakiydi, hepsini içerim tek basima. sularinda yuzerim.
Pazar, Ocak 22, 2006

robertli entel teyzeler yeter artik!! siz amerikan ozentisi ve amerikan karsiti robertli entel sutyensiz teyzeler, size baska bir yazimda deginecegim. kendini tasradan saymayanlara savas açiyorum. ben istanbullu isem istanbuldan ve tasradan bir seyler tasirim. carsambaliyim cunku ve istanbulluyum, anliyor musunuz? ezgi trakla ikimiz bir olup tum entel dantel frenk ve amerikan ozentilerine, "annemgillere gittik" diyenleri hor gorenlere, hepsine savas açacagiz. selim isik ozentisi olan ben diyorum ki (frenk ozentisi olmaktan iyidir, gerçi selim isik beni sevmezdi herhalde, neyse selim isik'i karistirmayalim) fransizca konusuyorlarmis, iyi de bu onlarin dilleri, anlamiyor musunuz? antreyi yemekten once yemeleri de bizim yemekten once corba icmemizle ayni sey. biz antre yapmak zorunda degiliz, onlar yapiyor diye. ve "dayioglu, teyzeoglu" da turkçede kuzenin karsiligidir. artik robertliliginizden kurtulun. (gerçi ben robert'e gittim, çok guzel okul. ama hep dalga geçmistik, cop kutularinin ustunde garbage yaziyor diye.) neyse, konumuz cok daha derin ve ince.
yuzeysel isler gunluk gazetesi
Sessizliklerin doldurulmasi
en onemli konulardan biri de sessizliklerin doldurulmasidir. yeni tanistiginiz insanlarla konusurken arada sessizliklerin olmasi oldukça normaldir. yeni tanismis iki insan, konusmalari esnasinda her zaman bulbul gibi sakiyamaz. birbirinize anlatacak seyleriniz bitmis olabilir, yahut anlatilacak seyler anlatana o an için anlamsiz veya gulunç gelebilir, anlatan bu seyleri soylemeye her zaman cesaret edemeyebilir. sebebi ne olursa olsun, her munasebette sessizlikler olur, olacaktir. bu sessizlikleri mumkun oldugunca doldurmaya çalisiniz. bunu için çekingenliginizi yenmeniz gerekecek. soyledikleriniz size luzumsuz gelse de konusmaya çekinmeyiniz, onemli olan sessizligi doldurmaktir. karsinizdaki sahsa sorular yoneltin, isini, medeni halini sorun. bu sorular bittiginde çevreniz hakkinda yorumlar yapin, sormamis olsa bile kendiniz ve genel durumunuz hakkinda bilgiler verin. butun sessizlikleri de siz doldurmak zorunda degilsiniz. birakin karsinizdaki de konussun. ve sessizlikleri tamamen yok etmeye çalismayin. sessizlikler her zaman olacaktir. sizi rahatsiz etmesinler. susun ve etrafiniza bakin. kendinizi sessizliklerden sorumlu hissetmeyin. bu, karsinizdakiyle paylastiginiz bir sorumluluktur.
Istisnai haller
1 karsinizdaki sikilgansa
kendinizi anaç hissetmeyin. sikilganlik, hor gorulesi bir durum degildir. yalniz, sorularinizi artirin. karsinizdakinin çekingenligini kabul edin ve bunu kirmaya çalisin. ilgilenin, yardimci olun fakat bunu koruyucu bir tavirla yapmayin, yoksa kirici olursunuz.
2 karsinizdakinin sizinle konusmaya istegi yoksa
bunun yorgunluk, zamansizlik gibi masum nedenleri oldugu gibi, sikilma, horgoru gibi kirici nedenleri olabilir. ikinci durumda kendinizi kotu hissedeceksiniz. buna gerek yoktur. misal, siz karsinizdakinden cahilseniz karsinizdaki sizi hor gorup sizinle konusmak istemeyebilir. bunu kabul edin ve rahatsizlik duymayin. cahil olmak degersiz olmak demek degildir. kendine guven için onerilen degisik yollar vardir. iyi ozelliklerinizi kendinize saymayin. bu, gençlik dergilerinde çok sik tekrarlanan bir yoldur, ama etkisiz ve yanlis bir yoldur. hiçbir vasfiniz olmadigini dusunun, o zaman ne yapacaktiniz? iste, o zamn da bir seyler olmaniz gerektiginden yola çikarak insan degerinin vasiflarla alaksi olmadigini kabul edin.
simdilik bu kadar. bu tavsiyeler tournai meydaninda basibos gezen f.kaktus tarafindan (gerçek adi bu degil), bir pazar gunu, sizin için dusunuldu. tavsiyeler ne derce etkilidir bilinmez. fakat mantigin urunudur hepsi. siz, istediginz gibi yararlanabilirsiniz. ezgi'ye tesekkur edin ve onu sevmeye bakin. çunku kendisi yorgun ve bitkin bir vaziyette, kuçuk burjuva duyarliliginda olup olmadigiyla mesgul.
Perşembe, Ocak 12, 2006
Pazartesi, Ocak 09, 2006
GECEN GUNLERIMIN OZETI
gunler yavasça duzeliyor, uzuyor. bugun denizden kilometrelerce uzaga martilar geldi. geçen gun hayatimda gordugum en yakisikli adam bana goz kirpti. barcelona'dan ayrilirken uzuldum. sivgin'la art contemporain muzesine gittik. sivgin bana miro'yu tanitti. sozcukler aksamlari havada uçustu, iki ozgur ruhun tam bulusmasini yasar gibi olduk. yani, bilmem ki, herhalde oyledir. ben hala ani yasamiyorum. baskalarinin huylari ile ilgilyim hala. samarra nasildi? anne nasildi? emily nasildi? diye soruyorum hep. ayse'ler zengin miydi? peki ayse nasil biri? diye sorup duruyorum ama ayse'yi tanimiyorum. mons'a geldigimde içimde bir sicaklik hissettim. otobus soforuyle bakistik.
FAKAT BIR SORUN VAR
açlik. bulgur pilavini dusluyorum durmadan. koca bir tabak bulgur pilavi. yanina da bir kase suzme yogurt. ikisini karistirip karistirip yemek, kasik kasik yemek. hiç aklimdan çikmiyor bulgur pilavi fantezisi. çatalla çocuklar gibi yogurtlu bulgur pilavina sekil vermek, yavas yavas dilimlere ayirmak, çatalla katmanlar halinde ayirip yemek.
koca bir kulçe halinde sutlu çikolata. altin kulçelerine benziyor. isirmak için agzinizi iyice açmaniz gerek. koca lokmalar alacaksiniz çiklolatadan.
uzum. buzlarin arasina yatmis ve serin. koca taneli, serin ve dinlendirici. bunlar hiç aklimdan çikmiyor.
Cumartesi, Ocak 07, 2006
simdi farlki sorunlara deginiyorum:
1° club kulturu ve yeni neslin libidosundaki artis, samimiyetsizlik
2° paranin dalginliklar yuzunden çarçur edilmesi
3° genç yasta ask kavramini artik guzel bulmamak
4° genç yasta soylenecek her seyi soylemis oldugunu sanmak (pek fazla okumamak)
5° karamsarlik
6° iç sikintisi
7° hatiralar
ee e.s.? diyorlar ki artik dalginligim çok hantal gorunmuyormus. son soz olarak nasil bitireceksin yazini? çok sey soylemek isterdim. ya e.s., birak bu ayaklari yeter allahim yeter, kimse bikmadiysa aptalliklarindan, çakacak kurnazliga sahip olmadiklarindan. ne diyosun fuat amca hala okuyo musun yazilarimi? okuyodur, okuyodur. ve bloglar ozgur alanlardir, cicim.
Pazar, Ocak 01, 2006
oysa yeni moda yeni yilda bir seylerin degismesini emreder. ertesi yil yine begenmeyip yine yeni bastan degistirilir her sey. eger degisimler isabetli ve basarili olursa insan yildan yila degisir, basarililasir, zenginlesir, guzellesir, oldugunde tam ve butun bir insan olur.
asi ruhum diyor ki bu sefer alma degisim kararlari.
Perşembe, Aralık 29, 2005
gece
not: anne n'olur, n'olur, n'olur.....
Çarşamba, Aralık 28, 2005
bogaziçi
ayir bizi bogaziçi
gerekli vicdan azabi, uzakliklari kimsenin anlamiyor olmasi. ne kadar duygulu ve titrek ve vicdan azapli ve aglak olusum. her seyi dramatize etmeye ne merakli olusum. içten içe kahrolmayi sevisim.
amanin da aman demeyin. cynique olmayin. buraya gelin de gorun. elemimi anlayin. kuçuk sikintilarimin ne kadar buyudugunu desem gulmeyin.
anne bana ne olur izin ver. ne olur hadi ne olur. lutfen, canim annem. telefon konusmamizi hosgor. hep size sorun çikariyorum. ama doris dedi ki kararli olmaliyimisim :)
Pazar, Aralık 25, 2005
bunalim team
"hep varolmus olan sikintilarimi reddettim. hiç var olmamislar gibi davrandim. hayat benim için hep guzel olmus gibi davrandim. çocukluk ve ilkgençlik sikintilarima ihanet ettim. kuçumsedim onlari. herkese daha ciddi, daha anlamli sikintilar dusmustu. ben kendiminkilerden utandim. degistim diyordum. iste yine çiktilar meydana. hiç gitmemisler. ozumdeymis o sikintilar benim. o sikintilar benmisim. tanri bana onlari layik gormus."
KAYDIRAKCI KADIN
en unutamadagim sey de su animator kadinin kancikligidir. 9 tasindaydim ve etliydim. su parkinin havuzunun kaydiragindan kaymak istiyordum. butun yasitim arkadaslarim, kuçucuk vucutlariyla ozgurce kayabiliyordu. hepsi istisnasiz kaymisti. ben de tepeye çiktim. iste o zaman tanrinin yarattigi bir orospuluk ornegi olan o kadin beni durdurdu, bu çocuklar için dedi. kirarsin der gibi kaydiragi. etli bir vucudun altinda hassas bir kalp yatamaz mi kancik? ben çocuk degil miyim? sinifin en çaliskani degil miyim, hosa gidici bir kavrama gucune sahip degil miyim, benim annem beni sevmiyor mu? got kafali? simdi o kadina rastlasam, hiç gulumsemem, sikistirir doverim.
semiha aydın apaydın
bana ne demisti biliyor musunuz, butun sinifi toplar seni dovdurturum. sonra bana mektup yazdi. beni sevdigini soyledi. hihi dedim ama onu hiç affetmedim.
falan da filan da falan da filan da. içelim dostlarim, hayat guzellesir o zaman..
Çarşamba, Aralık 21, 2005
bugun "genç fonetikkaktus'un acilari" ile ilgili elestiriler geldi bana. degerli elestirmenler tarafindan yazilmis, gazete eklerinden parçalar. okuyasin istedim:

"eser, yeni seyler soylemekten hayli uzak, uslubu ve içerigiyle bir esinlenmeden ibaret. burada kullanilan usluba deginmeden edemeyecegim. sozde bir genç kizin yasamindan enstanteneler içeren bu kitapta , bir elestirmenden ote, bir okuyucu olarak beni en çok rahatsiz eden sey, bu fazla yapmacikli, fazlasiyla çalinti uslup oldu."

"genç ezgi'nin acilari çaginin gerçeklerini yansitmiyor. edebiyatimizda yenilige ihtiyaç duydugumuz su zamanlarda, bugune egilmek, 21. yuzyil insanin sorunlarini açiga vurmak yerine, olaylarin 19. yuzyilda geçtigi izlenimini veriyor yazar okuyucuya. ornegin bas kahraman belçika'da yasadigi ve belçika'da uçyuz kusur bira markasi bulundugu halde, kitapta sadece grisette ve kriek'ten bahsedildigini goruyoruz. belçika'nin goç almaya baslamasiyla ortaya çikan issizlik, irkçilik gibi sorunlardan ise hiç bahsedilmemis. genç ezgi'nin gunleri, abidin dino ve aragon'un bulusup tartistiklari zamanin kafelerinde geçiyor sanki. oysa unutmamaliyiz ki, baudelaire'in soyledikleri, baudelaire'in zamani için oldukça yeniydi."

"genç ezgi, sanildigi kadar acikli olmayan, koylu mu, sehirli mi, avrupali mi, asyali mi olduguna karar verememis, kendine odakli, içinde yasadigi toplumun sorunlarina duyarsiz, korkak ve pasif bir karakter. yazar boyle bir karakteri sayfalar boyunca anlatmis, desifre etmis ve en kotusu yuceltmis. vakit oldurmekten hoslanmiyorsaniz yanasmayin derim. ben hiç begenmedim."
iste boyle tatlikusum, çagdisi olmakla suçlarlar bizi. buralara alismaya basladim. bruksel'i sevmeye, namur'e gitmeye basladim. yilbasim yalniz geçmeyecek. bir kiz için dogumgunu hediyesi alacagim. seni seviyorum, sevgili tatlikusum. benim tek dert ortagim sensin, bir de milyonlar. ve tum sevdiklerim. oss de neymis??????
Cumartesi, Aralık 17, 2005
"sevgili okuyucu,
kim oldugunu bilmiyorum ama bu yaziyi okuduguna gore gunlugumu okuyorsun. sana soylebilecegim tek bir sey var, okuma gunlugumu."
tabi bunlar kendini opturmeyen bir genç kizin nazlanmasi gibi, "istemem- isterim, yok hayir istemem, tamam tamam, yan cebime koy" diye devam ederdi.
neyse, son kez soyluyorum, insanlarim, size ihtiyaç duymaktayim. bana mail atin.
bu arada bu demek degil ki burda duygusal yalnizlik çekmekteyim (çekmekteyim! çekmekteyim!) bu uslubu da degistirecegim. ne demek bu çekmekteyim? çekiyorum desene.