Pazartesi, Ocak 30, 2006

"flort de bir spordur"
dismissed

çok guzel small talk yapiyorum, artik diyeyim. sessizliklerin doldurulmasi konusunda uzmanlastiniz mi seker? evet, haha o kadar komik bir sey ki bu, gormelisin. hatta yakinda kur yapmaya baslayacagiz. oyle ki, ellerimizde kadehler yerine bira siseleri olacak ve bagira bagira konusacagiz. sonra herkes opussun. lutfen. yalniz bunun için çok istekli gorunmeyin, ne olur ne olmaz, etrafta sarhos olmayanlar olabilir. su ayyas edebiyatini birakin lutfen. demode bunlar. charles bukowski'yi okudum ben, bir kitabini sadece. neyse. ortama uyum saglayamayanlar suçlulukla ve mal a l'aise likle aglasin. bunlar ne gereksiz. ogutlerimi dinleselerdi boyle olmazdi.

"buralarda ozu kaybediyoruz"
sivgin

Çarşamba, Ocak 25, 2006

sevgili istanbul,

istanbul, seni ne çok ihmal etmisim senle iken. sirkeci, laleli, eminonu, gulhane. karakoy'u severdim ya gerçi. donunce hepsini tekrar gorecegim. hiç gormemis gibi seni yeniden kesfedecegim istanbul. neredeyse aglayacaktim, geçen gun senin rehberini gordum de.

ben senin çocugun olayim istanbul. genç kiz, genç kiz derler. genç kiz da kim istanbul? ben yasamayan ezgiyim. yasamadigim zamanlari seninle gidereyim. aç koynunu, ben geleyim istanbul. yalnizligimi kabul et. bir toy oglana ogrettigin gibi yasamayi ogret bana. hiçbir zaman da yasayamayayim istanbul. gecelerini tek basima, gunduzlerini tek basima yasarim. kimse de musallat olamaz bana. nargileydi, rakiydi, hepsini içerim tek basima. sularinda yuzerim.
ah ne kadar uzuluyorum hepiniz için, elimde olsaydi hiçbirinizi reddetmezdim inanin. fakat ne yapabilirim ki? çirkinsiniz, fakirsiniz, zencisiniz, sakatsiniz, korsunuz, arapsiniz, kultursuzsunuz, maleviç kim soyleyin, ben de yeni ogrendim ama siz hiç ogrenmeyeceksiniz. bu yuzden birlikte olmamiz imkansiz. bunu için kendimi kahrediyorum. elimde olsaydi hiçbirinizi reddetmezdim, inanin.

Pazar, Ocak 22, 2006


Image hosting by Photobucket



robertli entel teyzeler yeter artik!! siz amerikan ozentisi ve amerikan karsiti robertli entel sutyensiz teyzeler, size baska bir yazimda deginecegim. kendini tasradan saymayanlara savas açiyorum. ben istanbullu isem istanbuldan ve tasradan bir seyler tasirim. carsambaliyim cunku ve istanbulluyum, anliyor musunuz? ezgi trakla ikimiz bir olup tum entel dantel frenk ve amerikan ozentilerine, "annemgillere gittik" diyenleri hor gorenlere, hepsine savas açacagiz. selim isik ozentisi olan ben diyorum ki (frenk ozentisi olmaktan iyidir, gerçi selim isik beni sevmezdi herhalde, neyse selim isik'i karistirmayalim) fransizca konusuyorlarmis, iyi de bu onlarin dilleri, anlamiyor musunuz? antreyi yemekten once yemeleri de bizim yemekten once corba icmemizle ayni sey. biz antre yapmak zorunda degiliz, onlar yapiyor diye. ve "dayioglu, teyzeoglu" da turkçede kuzenin karsiligidir. artik robertliliginizden kurtulun. (gerçi ben robert'e gittim, çok guzel okul. ama hep dalga geçmistik, cop kutularinin ustunde garbage yaziyor diye.) neyse, konumuz cok daha derin ve ince.

yuzeysel isler gunluk gazetesi

KALP AGRISINA UGRAMADAN GUNLUK YASAMLA BAS ETME YOLLARI_1

Sessizliklerin doldurulmasi

en onemli konulardan biri de sessizliklerin doldurulmasidir. yeni tanistiginiz insanlarla konusurken arada sessizliklerin olmasi oldukça normaldir. yeni tanismis iki insan, konusmalari esnasinda her zaman bulbul gibi sakiyamaz. birbirinize anlatacak seyleriniz bitmis olabilir, yahut anlatilacak seyler anlatana o an için anlamsiz veya gulunç gelebilir, anlatan bu seyleri soylemeye her zaman cesaret edemeyebilir. sebebi ne olursa olsun, her munasebette sessizlikler olur, olacaktir. bu sessizlikleri mumkun oldugunca doldurmaya çalisiniz. bunu için çekingenliginizi yenmeniz gerekecek. soyledikleriniz size luzumsuz gelse de konusmaya çekinmeyiniz, onemli olan sessizligi doldurmaktir. karsinizdaki sahsa sorular yoneltin, isini, medeni halini sorun. bu sorular bittiginde çevreniz hakkinda yorumlar yapin, sormamis olsa bile kendiniz ve genel durumunuz hakkinda bilgiler verin. butun sessizlikleri de siz doldurmak zorunda degilsiniz. birakin karsinizdaki de konussun. ve sessizlikleri tamamen yok etmeye çalismayin. sessizlikler her zaman olacaktir. sizi rahatsiz etmesinler. susun ve etrafiniza bakin. kendinizi sessizliklerden sorumlu hissetmeyin. bu, karsinizdakiyle paylastiginiz bir sorumluluktur.

Istisnai haller

1 karsinizdaki sikilgansa

kendinizi anaç hissetmeyin. sikilganlik, hor gorulesi bir durum degildir. yalniz, sorularinizi artirin. karsinizdakinin çekingenligini kabul edin ve bunu kirmaya çalisin. ilgilenin, yardimci olun fakat bunu koruyucu bir tavirla yapmayin, yoksa kirici olursunuz.

2 karsinizdakinin sizinle konusmaya istegi yoksa

bunun yorgunluk, zamansizlik gibi masum nedenleri oldugu gibi, sikilma, horgoru gibi kirici nedenleri olabilir. ikinci durumda kendinizi kotu hissedeceksiniz. buna gerek yoktur. misal, siz karsinizdakinden cahilseniz karsinizdaki sizi hor gorup sizinle konusmak istemeyebilir. bunu kabul edin ve rahatsizlik duymayin. cahil olmak degersiz olmak demek degildir. kendine guven için onerilen degisik yollar vardir. iyi ozelliklerinizi kendinize saymayin. bu, gençlik dergilerinde çok sik tekrarlanan bir yoldur, ama etkisiz ve yanlis bir yoldur. hiçbir vasfiniz olmadigini dusunun, o zaman ne yapacaktiniz? iste, o zamn da bir seyler olmaniz gerektiginden yola çikarak insan degerinin vasiflarla alaksi olmadigini kabul edin.

simdilik bu kadar. bu tavsiyeler tournai meydaninda basibos gezen f.kaktus tarafindan (gerçek adi bu degil), bir pazar gunu, sizin için dusunuldu. tavsiyeler ne derce etkilidir bilinmez. fakat mantigin urunudur hepsi. siz, istediginz gibi yararlanabilirsiniz. ezgi'ye tesekkur edin ve onu sevmeye bakin. çunku kendisi yorgun ve bitkin bir vaziyette, kuçuk burjuva duyarliliginda olup olmadigiyla mesgul.

Perşembe, Ocak 12, 2006

simdi siz bir kaktus olsaniz, ama oyle içten yarali ve dikenlerini herkese batiran havali ve suskun kaktuslerden olmasaniz, ezik kaktus olsaniz, ve size bu gorev zorla verilse. ya da siz kaktuslere ozendiginiz için kaktus olsaniz. su kulakliklarini kulagina takmis, her seyi yerli yerinde guzel kizin yanina giderdiniz, çekinerek, kusura bakmayin, size dikenimi batirabilir miyim, derdiniz. ben kaktusum de. sonra soyledikleriniz size komik ve çeliskili geldigi için gulumserdiniz, kendi kendinize. kendi kendine gulenleri deli sanma doneminde yasayan kiz gulumsenizi çok çirkin bulurdu. ve allahim çok dertli ve ciddi ve sorunlu olan beni su allahin degersiz ve derinliksiz aptallarindan kurtar bakisi atardi goge. sonra, kizin sovyetler birliginin yikilis tarihi gibi bir çok seyi bilmedigini kesfettiginizde, karsisina geçip ooo aptal olan kimmis bakalim, yuzeysel olan kimmis bakalim, cahil olan, acinasi olan kimmis bakalim, senmissin, senmissin senmissin dansi yapardiniz. kiz bunlarin umrunda olmadigini, cumartesi gecesi dansa gidecegini soylerdi. cumartesi gecesi yalniz kalirdiniz. lenin de yardim edemezdi size.

Pazartesi, Ocak 09, 2006

ne demisim dun, benden bu kadar. ama hayir, dedim ki kendimi tekrarlayacagim. yazmaya devam etmem bos vakitlerimi doldurmama yariyor.

GECEN GUNLERIMIN OZETI
gunler yavasça duzeliyor, uzuyor. bugun denizden kilometrelerce uzaga martilar geldi. geçen gun hayatimda gordugum en yakisikli adam bana goz kirpti. barcelona'dan ayrilirken uzuldum. sivgin'la art contemporain muzesine gittik. sivgin bana miro'yu tanitti. sozcukler aksamlari havada uçustu, iki ozgur ruhun tam bulusmasini yasar gibi olduk. yani, bilmem ki, herhalde oyledir. ben hala ani yasamiyorum. baskalarinin huylari ile ilgilyim hala. samarra nasildi? anne nasildi? emily nasildi? diye soruyorum hep. ayse'ler zengin miydi? peki ayse nasil biri? diye sorup duruyorum ama ayse'yi tanimiyorum. mons'a geldigimde içimde bir sicaklik hissettim. otobus soforuyle bakistik.

FAKAT BIR SORUN VAR
açlik. bulgur pilavini dusluyorum durmadan. koca bir tabak bulgur pilavi. yanina da bir kase suzme yogurt. ikisini karistirip karistirip yemek, kasik kasik yemek. hiç aklimdan çikmiyor bulgur pilavi fantezisi. çatalla çocuklar gibi yogurtlu bulgur pilavina sekil vermek, yavas yavas dilimlere ayirmak, çatalla katmanlar halinde ayirip yemek.

koca bir kulçe halinde sutlu çikolata. altin kulçelerine benziyor. isirmak için agzinizi iyice açmaniz gerek. koca lokmalar alacaksiniz çiklolatadan.

uzum. buzlarin arasina yatmis ve serin. koca taneli, serin ve dinlendirici. bunlar hiç aklimdan çikmiyor.

Cumartesi, Ocak 07, 2006

yazacak hiçbir seyim kalmadi. tamam benden bu kadar. artik kendimi tekrarlayacagim; zaten pek dise dokunur bir sey yazmamisim, biçime kaptirmisim kendimi, surekli fotografimi degistirmisim, bir imaj yaratmaya çalismisim okuyucunun gozunde. bir uslup benimsemisim, yapmacik. farkli yazarlara ve karakterlere ozenmisim. fuat amca da buna guzel der. oysa bir kiz olmak zorunda degilim. kiz yazar olmak zorunda hiç degilim. baska bir sey olmak zorunda da degilim.

simdi farlki sorunlara deginiyorum:
1° club kulturu ve yeni neslin libidosundaki artis, samimiyetsizlik
2° paranin dalginliklar yuzunden çarçur edilmesi
3° genç yasta ask kavramini artik guzel bulmamak
4° genç yasta soylenecek her seyi soylemis oldugunu sanmak (pek fazla okumamak)
5° karamsarlik
6° iç sikintisi
7° hatiralar

ee e.s.? diyorlar ki artik dalginligim çok hantal gorunmuyormus. son soz olarak nasil bitireceksin yazini? çok sey soylemek isterdim. ya e.s., birak bu ayaklari yeter allahim yeter, kimse bikmadiysa aptalliklarindan, çakacak kurnazliga sahip olmadiklarindan. ne diyosun fuat amca hala okuyo musun yazilarimi? okuyodur, okuyodur. ve bloglar ozgur alanlardir, cicim.

Pazar, Ocak 01, 2006

yeni yilin ilk gunude gozumu açtigimda yine seni dusundum. sonra dedim ki kendi kendime, yeni yilda dusunme bari su meseleyi. ama daha sonra fark ettim ki, tum yillar birbirinin benzeri (adres degisikligini saymazsak.) bu dusunce umutsuzlugumu buyuttu, ama yeni yilin tum sorumluluklarindan beni kurtardi.

oysa yeni moda yeni yilda bir seylerin degismesini emreder. ertesi yil yine begenmeyip yine yeni bastan degistirilir her sey. eger degisimler isabetli ve basarili olursa insan yildan yila degisir, basarililasir, zenginlesir, guzellesir, oldugunde tam ve butun bir insan olur.

asi ruhum diyor ki bu sefer alma degisim kararlari.
anne sagol

Perşembe, Aralık 29, 2005

gece

simdi geldi aklima. yatakhane pervazina oturup siir yazmaya çalisirdim. hazirlikta e.t. bana mor ve otesinin kasedini vermisti. gece yatakhanenin tavani o kadar yuksek gorunurdu ki. konusmalar ve yataklar arasi gidip gelmeler bittikten sonra gozlerimi karanlik tavana dikip o kasedi dinlemistim. koca kogusta sessizlik vardi. tek ses olmadan o sarkilar karanlikta çinlardi, her seyi onlarla dolu sanirdim. baska bir yerdeymisim gibi gelirdi. aslinda o baska yer yatakhanenin ta kendisiymis, yatakhanede baska yerler sakliymis ya neyse. "gece" çalarken simdi tekrar o geldi aklima. bu sarki ne zaman çalsa o zamanlar gelir aklima. baska seyler dusundugumu sandigim yerlerde, baska yerde oldugumu dusundugum zamanlarda aslinda tam da o zamanlari ve yerleri, hem de hiç sektirmeden yasamisim. nasil bir mutlulukla gozlerimi kapayip uyumustum, akmis el sabunumun islattigi yastigimin kokusunu duyarak ve yuzumu yikarken islanmis saçlarimin nemliligini hissederek.

not: anne n'olur, n'olur, n'olur.....

Çarşamba, Aralık 28, 2005

bogaziçi

ayir bizi bogaziçi
ayir bizi bogaziçi

gerekli vicdan azabi, uzakliklari kimsenin anlamiyor olmasi. ne kadar duygulu ve titrek ve vicdan azapli ve aglak olusum. her seyi dramatize etmeye ne merakli olusum. içten içe kahrolmayi sevisim.

amanin da aman demeyin. cynique olmayin. buraya gelin de gorun. elemimi anlayin. kuçuk sikintilarimin ne kadar buyudugunu desem gulmeyin.

anne bana ne olur izin ver. ne olur hadi ne olur. lutfen, canim annem. telefon konusmamizi hosgor. hep size sorun çikariyorum. ama doris dedi ki kararli olmaliyimisim :)

Pazar, Aralık 25, 2005

bunalim team

CUMARTESI, 2005

"hep varolmus olan sikintilarimi reddettim. hiç var olmamislar gibi davrandim. hayat benim için hep guzel olmus gibi davrandim. çocukluk ve ilkgençlik sikintilarima ihanet ettim. kuçumsedim onlari. herkese daha ciddi, daha anlamli sikintilar dusmustu. ben kendiminkilerden utandim. degistim diyordum. iste yine çiktilar meydana. hiç gitmemisler. ozumdeymis o sikintilar benim. o sikintilar benmisim. tanri bana onlari layik gormus."

KAYDIRAKCI KADIN
en unutamadagim sey de su animator kadinin kancikligidir. 9 tasindaydim ve etliydim. su parkinin havuzunun kaydiragindan kaymak istiyordum. butun yasitim arkadaslarim, kuçucuk vucutlariyla ozgurce kayabiliyordu. hepsi istisnasiz kaymisti. ben de tepeye çiktim. iste o zaman tanrinin yarattigi bir orospuluk ornegi olan o kadin beni durdurdu, bu çocuklar için dedi. kirarsin der gibi kaydiragi. etli bir vucudun altinda hassas bir kalp yatamaz mi kancik? ben çocuk degil miyim? sinifin en çaliskani degil miyim, hosa gidici bir kavrama gucune sahip degil miyim, benim annem beni sevmiyor mu? got kafali? simdi o kadina rastlasam, hiç gulumsemem, sikistirir doverim.

semiha aydın apaydın

bana ne demisti biliyor musunuz, butun sinifi toplar seni dovdurturum. sonra bana mektup yazdi. beni sevdigini soyledi. hihi dedim ama onu hiç affetmedim.


falan da filan da falan da filan da. içelim dostlarim, hayat guzellesir o zaman..

Çarşamba, Aralık 21, 2005

tatlikusum,

bugun "genç fonetikkaktus'un acilari" ile ilgili elestiriler geldi bana. degerli elestirmenler tarafindan yazilmis, gazete eklerinden parçalar. okuyasin istedim:

Image hosted by Photobucket.com
"eser, yeni seyler soylemekten hayli uzak, uslubu ve içerigiyle bir esinlenmeden ibaret. burada kullanilan usluba deginmeden edemeyecegim. sozde bir genç kizin yasamindan enstanteneler içeren bu kitapta , bir elestirmenden ote, bir okuyucu olarak beni en çok rahatsiz eden sey, bu fazla yapmacikli, fazlasiyla çalinti uslup oldu."

Image hosted by Photobucket.com
"genç ezgi'nin acilari çaginin gerçeklerini yansitmiyor. edebiyatimizda yenilige ihtiyaç duydugumuz su zamanlarda, bugune egilmek, 21. yuzyil insanin sorunlarini açiga vurmak yerine, olaylarin 19. yuzyilda geçtigi izlenimini veriyor yazar okuyucuya. ornegin bas kahraman belçika'da yasadigi ve belçika'da uçyuz kusur bira markasi bulundugu halde, kitapta sadece grisette ve kriek'ten bahsedildigini goruyoruz. belçika'nin goç almaya baslamasiyla ortaya çikan issizlik, irkçilik gibi sorunlardan ise hiç bahsedilmemis. genç ezgi'nin gunleri, abidin dino ve aragon'un bulusup tartistiklari zamanin kafelerinde geçiyor sanki. oysa unutmamaliyiz ki, baudelaire'in soyledikleri, baudelaire'in zamani için oldukça yeniydi."

Image hosted by Photobucket.com
"genç ezgi, sanildigi kadar acikli olmayan, koylu mu, sehirli mi, avrupali mi, asyali mi olduguna karar verememis, kendine odakli, içinde yasadigi toplumun sorunlarina duyarsiz, korkak ve pasif bir karakter. yazar boyle bir karakteri sayfalar boyunca anlatmis, desifre etmis ve en kotusu yuceltmis. vakit oldurmekten hoslanmiyorsaniz yanasmayin derim. ben hiç begenmedim."

iste boyle tatlikusum, çagdisi olmakla suçlarlar bizi. buralara alismaya basladim. bruksel'i sevmeye, namur'e gitmeye basladim. yilbasim yalniz geçmeyecek. bir kiz için dogumgunu hediyesi alacagim. seni seviyorum, sevgili tatlikusum. benim tek dert ortagim sensin, bir de milyonlar. ve tum sevdiklerim. oss de neymis??????

Cumartesi, Aralık 17, 2005

hiç mail gelmedi, harika. gonlumce yazabilirim demek ki. neyse, gunluk tutarken bazen gunlugume sevgili okuyucu diye baslardim daha gençken. soyle devam ederdi bu.

"sevgili okuyucu,
kim oldugunu bilmiyorum ama bu yaziyi okuduguna gore gunlugumu okuyorsun. sana soylebilecegim tek bir sey var, okuma gunlugumu."

tabi bunlar kendini opturmeyen bir genç kizin nazlanmasi gibi, "istemem- isterim, yok hayir istemem, tamam tamam, yan cebime koy" diye devam ederdi.

neyse, son kez soyluyorum, insanlarim, size ihtiyaç duymaktayim. bana mail atin.

bu arada bu demek degil ki burda duygusal yalnizlik çekmekteyim (çekmekteyim! çekmekteyim!) bu uslubu da degistirecegim. ne demek bu çekmekteyim? çekiyorum desene.

Perşembe, Aralık 15, 2005

dedemi arasam ya bi. bayramda arayamadim, unuttum. of, ne çok olmus. degil mi ya? aylar olmus. ne yapalim?

bu yaziyi okuyan istinasiz herkes, bana saglik durumunuzla ilgili mail atin. herkes ama. blogumu gizli gizli okumak yok artik. haberleriniz beni mutlu edecek.

çok optum. bay.

Pazartesi, Aralık 12, 2005

acili kisisel yazilarima son veriyorum demisim. verdigim sozu tutmayacagim. (ratingimi artik pek umursamiyorum) zannediyorum ki degerli her sanat eseri çagimiz sorunlariyla dogrudan ilgilenmek zorunda degil. ya da belki bizimkiler de çagimizin sorunudur. abartiyorsak bu da bir sorundur. sikintimizi gosterir. evet. ne demistim? suna bir bakin mesela:

Image hosted by Photobucket.com

bunu big bang'de melankoli kismina koymuslardi. yani aslinda muzeyi bolumlere ayirmislar, savas, çocukluk, cinsellik gibi. bunu da melankoli odasina koymuslar. muzecilere hayranim, sak, buldum iste! ne? melankoli. oysa boynundan bas yerine çiçek çikan adam ilk bakista melankolik olamaz. ama muzeciler harika, ben bu kadar iyisini yapamazdim. yani gunumuz sanatçilari çok sansli aslinda. bir adam babasinin portesini yapmis. odanin kosesine kilolarca seker yigmis, gelen geçen o sekerlerden yesin diye. ben buna bir anlam veremedim, ama muzeci bunun yamyamliga, vucudun olumden sonra yokolusuna bir referans oldugunu soyledi. muzecilerdir sanatçilari anlayacak olan.

"bir sabah uyandim. boynumdan çiçekler çikmis."

oysa bilmemkimbilmemkimlebilmemnerdebilmemneler yapiyorken, senin çiçeklerinden bize ne? senin çiçeklerinden ancak muzeciler anlar. zaten çok muhim degil senin çiçeklerin. (bu gorusumde samimiyim)

Cuma, Aralık 09, 2005

sivgin ve barcelona

sikintili bir gunun sonucunda kendi kitabimi yazdim:

"GENC EZGI'NIN ACILARI

yazari: fonetik kaktus (gerçek adi bu degil)

basim yili: 2005

yeni sehirler gorme istegiyle yanip tutusur genç ezgi. ama tum aksilikler onu bulur. ellerini froydik bir sekilde hep kazaran kesmektedir. bu sozde tesadufi yaralanmalar onun acili dunyasini ne guzel anlatir bize. genç ezgi gerçekten gençtir. ama gençliginin kiymetini bilmez. bu gunlerin ilerisi için pek onemli olmamasini umar."

bunu devam ettiremeyecegim, çunku simdi oldukça saçma geldi. yeni sehirler gorme istegi demistim, peh! istanbul'u ozluyorum tekrar ve tekrar. eski hayalleri yeniden kuruyorum.

yarindan itibaren acili kisisel yazilarima son verecegim. bunun yerine avrupa'yi tartisacagiz. neseli yazilarla tekrar gorusmek uzere.

Salı, Aralık 06, 2005

havalar iyice yumusadi, sadece yagmur yagiyor artik. bugun buyuk meydana tahta evler kurmuslardi. sen nikola'nin bayrami yahut noel diye.

Perşembe, Aralık 01, 2005

haftalardir hiç geçmeyan uzuntum sonunda vucuduma vurdu: ishal olmusum. dun korkunç kabuslarla dolu bir gece geçirdim. sabah kalktigimda kafami banyo kuvetinin içinde buldum, nasil oldugunu ben de anlamadim. bu haldeyken okula gidemezdim tabi. gunum evde istirahat ederek ve okuyarak geçti. bu govde benim olamazdi artik. "dunyaa, dunyaa, rahat birak beni artik" diye bir sarkinin nakaratini yazdim, her zaman kullandigim akorlarla, çunku daha baskalarini denemek için gucum yoktu. aslinda bu bile beni yordu, diyelim. bugun daha iyiyim. dun hep yogurt ve ekmek yedim, simdi biraz açim. aslinda ben boyle uzuntuden hasta olmayi, yemek yememeyi falan çok fiyakali buluyorum, ama yasarken hiç guzel degil tabi. karin agrisini da sayarsak.

not: doris ishalin uzuntuden degil, mikroptan oldugunu soyledi. bunu ben de biliyorum. yine de husnu talil yaptim.