Çarşamba, Aralık 28, 2005

bogaziçi

ayir bizi bogaziçi
ayir bizi bogaziçi

gerekli vicdan azabi, uzakliklari kimsenin anlamiyor olmasi. ne kadar duygulu ve titrek ve vicdan azapli ve aglak olusum. her seyi dramatize etmeye ne merakli olusum. içten içe kahrolmayi sevisim.

amanin da aman demeyin. cynique olmayin. buraya gelin de gorun. elemimi anlayin. kuçuk sikintilarimin ne kadar buyudugunu desem gulmeyin.

anne bana ne olur izin ver. ne olur hadi ne olur. lutfen, canim annem. telefon konusmamizi hosgor. hep size sorun çikariyorum. ama doris dedi ki kararli olmaliyimisim :)

Pazar, Aralık 25, 2005

bunalim team

CUMARTESI, 2005

"hep varolmus olan sikintilarimi reddettim. hiç var olmamislar gibi davrandim. hayat benim için hep guzel olmus gibi davrandim. çocukluk ve ilkgençlik sikintilarima ihanet ettim. kuçumsedim onlari. herkese daha ciddi, daha anlamli sikintilar dusmustu. ben kendiminkilerden utandim. degistim diyordum. iste yine çiktilar meydana. hiç gitmemisler. ozumdeymis o sikintilar benim. o sikintilar benmisim. tanri bana onlari layik gormus."

KAYDIRAKCI KADIN
en unutamadagim sey de su animator kadinin kancikligidir. 9 tasindaydim ve etliydim. su parkinin havuzunun kaydiragindan kaymak istiyordum. butun yasitim arkadaslarim, kuçucuk vucutlariyla ozgurce kayabiliyordu. hepsi istisnasiz kaymisti. ben de tepeye çiktim. iste o zaman tanrinin yarattigi bir orospuluk ornegi olan o kadin beni durdurdu, bu çocuklar için dedi. kirarsin der gibi kaydiragi. etli bir vucudun altinda hassas bir kalp yatamaz mi kancik? ben çocuk degil miyim? sinifin en çaliskani degil miyim, hosa gidici bir kavrama gucune sahip degil miyim, benim annem beni sevmiyor mu? got kafali? simdi o kadina rastlasam, hiç gulumsemem, sikistirir doverim.

semiha aydın apaydın

bana ne demisti biliyor musunuz, butun sinifi toplar seni dovdurturum. sonra bana mektup yazdi. beni sevdigini soyledi. hihi dedim ama onu hiç affetmedim.


falan da filan da falan da filan da. içelim dostlarim, hayat guzellesir o zaman..

Çarşamba, Aralık 21, 2005

tatlikusum,

bugun "genç fonetikkaktus'un acilari" ile ilgili elestiriler geldi bana. degerli elestirmenler tarafindan yazilmis, gazete eklerinden parçalar. okuyasin istedim:

Image hosted by Photobucket.com
"eser, yeni seyler soylemekten hayli uzak, uslubu ve içerigiyle bir esinlenmeden ibaret. burada kullanilan usluba deginmeden edemeyecegim. sozde bir genç kizin yasamindan enstanteneler içeren bu kitapta , bir elestirmenden ote, bir okuyucu olarak beni en çok rahatsiz eden sey, bu fazla yapmacikli, fazlasiyla çalinti uslup oldu."

Image hosted by Photobucket.com
"genç ezgi'nin acilari çaginin gerçeklerini yansitmiyor. edebiyatimizda yenilige ihtiyaç duydugumuz su zamanlarda, bugune egilmek, 21. yuzyil insanin sorunlarini açiga vurmak yerine, olaylarin 19. yuzyilda geçtigi izlenimini veriyor yazar okuyucuya. ornegin bas kahraman belçika'da yasadigi ve belçika'da uçyuz kusur bira markasi bulundugu halde, kitapta sadece grisette ve kriek'ten bahsedildigini goruyoruz. belçika'nin goç almaya baslamasiyla ortaya çikan issizlik, irkçilik gibi sorunlardan ise hiç bahsedilmemis. genç ezgi'nin gunleri, abidin dino ve aragon'un bulusup tartistiklari zamanin kafelerinde geçiyor sanki. oysa unutmamaliyiz ki, baudelaire'in soyledikleri, baudelaire'in zamani için oldukça yeniydi."

Image hosted by Photobucket.com
"genç ezgi, sanildigi kadar acikli olmayan, koylu mu, sehirli mi, avrupali mi, asyali mi olduguna karar verememis, kendine odakli, içinde yasadigi toplumun sorunlarina duyarsiz, korkak ve pasif bir karakter. yazar boyle bir karakteri sayfalar boyunca anlatmis, desifre etmis ve en kotusu yuceltmis. vakit oldurmekten hoslanmiyorsaniz yanasmayin derim. ben hiç begenmedim."

iste boyle tatlikusum, çagdisi olmakla suçlarlar bizi. buralara alismaya basladim. bruksel'i sevmeye, namur'e gitmeye basladim. yilbasim yalniz geçmeyecek. bir kiz için dogumgunu hediyesi alacagim. seni seviyorum, sevgili tatlikusum. benim tek dert ortagim sensin, bir de milyonlar. ve tum sevdiklerim. oss de neymis??????

Cumartesi, Aralık 17, 2005

hiç mail gelmedi, harika. gonlumce yazabilirim demek ki. neyse, gunluk tutarken bazen gunlugume sevgili okuyucu diye baslardim daha gençken. soyle devam ederdi bu.

"sevgili okuyucu,
kim oldugunu bilmiyorum ama bu yaziyi okuduguna gore gunlugumu okuyorsun. sana soylebilecegim tek bir sey var, okuma gunlugumu."

tabi bunlar kendini opturmeyen bir genç kizin nazlanmasi gibi, "istemem- isterim, yok hayir istemem, tamam tamam, yan cebime koy" diye devam ederdi.

neyse, son kez soyluyorum, insanlarim, size ihtiyaç duymaktayim. bana mail atin.

bu arada bu demek degil ki burda duygusal yalnizlik çekmekteyim (çekmekteyim! çekmekteyim!) bu uslubu da degistirecegim. ne demek bu çekmekteyim? çekiyorum desene.

Perşembe, Aralık 15, 2005

dedemi arasam ya bi. bayramda arayamadim, unuttum. of, ne çok olmus. degil mi ya? aylar olmus. ne yapalim?

bu yaziyi okuyan istinasiz herkes, bana saglik durumunuzla ilgili mail atin. herkes ama. blogumu gizli gizli okumak yok artik. haberleriniz beni mutlu edecek.

çok optum. bay.

Pazartesi, Aralık 12, 2005

acili kisisel yazilarima son veriyorum demisim. verdigim sozu tutmayacagim. (ratingimi artik pek umursamiyorum) zannediyorum ki degerli her sanat eseri çagimiz sorunlariyla dogrudan ilgilenmek zorunda degil. ya da belki bizimkiler de çagimizin sorunudur. abartiyorsak bu da bir sorundur. sikintimizi gosterir. evet. ne demistim? suna bir bakin mesela:

Image hosted by Photobucket.com

bunu big bang'de melankoli kismina koymuslardi. yani aslinda muzeyi bolumlere ayirmislar, savas, çocukluk, cinsellik gibi. bunu da melankoli odasina koymuslar. muzecilere hayranim, sak, buldum iste! ne? melankoli. oysa boynundan bas yerine çiçek çikan adam ilk bakista melankolik olamaz. ama muzeciler harika, ben bu kadar iyisini yapamazdim. yani gunumuz sanatçilari çok sansli aslinda. bir adam babasinin portesini yapmis. odanin kosesine kilolarca seker yigmis, gelen geçen o sekerlerden yesin diye. ben buna bir anlam veremedim, ama muzeci bunun yamyamliga, vucudun olumden sonra yokolusuna bir referans oldugunu soyledi. muzecilerdir sanatçilari anlayacak olan.

"bir sabah uyandim. boynumdan çiçekler çikmis."

oysa bilmemkimbilmemkimlebilmemnerdebilmemneler yapiyorken, senin çiçeklerinden bize ne? senin çiçeklerinden ancak muzeciler anlar. zaten çok muhim degil senin çiçeklerin. (bu gorusumde samimiyim)

Cuma, Aralık 09, 2005

sivgin ve barcelona

sikintili bir gunun sonucunda kendi kitabimi yazdim:

"GENC EZGI'NIN ACILARI

yazari: fonetik kaktus (gerçek adi bu degil)

basim yili: 2005

yeni sehirler gorme istegiyle yanip tutusur genç ezgi. ama tum aksilikler onu bulur. ellerini froydik bir sekilde hep kazaran kesmektedir. bu sozde tesadufi yaralanmalar onun acili dunyasini ne guzel anlatir bize. genç ezgi gerçekten gençtir. ama gençliginin kiymetini bilmez. bu gunlerin ilerisi için pek onemli olmamasini umar."

bunu devam ettiremeyecegim, çunku simdi oldukça saçma geldi. yeni sehirler gorme istegi demistim, peh! istanbul'u ozluyorum tekrar ve tekrar. eski hayalleri yeniden kuruyorum.

yarindan itibaren acili kisisel yazilarima son verecegim. bunun yerine avrupa'yi tartisacagiz. neseli yazilarla tekrar gorusmek uzere.

Salı, Aralık 06, 2005

havalar iyice yumusadi, sadece yagmur yagiyor artik. bugun buyuk meydana tahta evler kurmuslardi. sen nikola'nin bayrami yahut noel diye.

Perşembe, Aralık 01, 2005

haftalardir hiç geçmeyan uzuntum sonunda vucuduma vurdu: ishal olmusum. dun korkunç kabuslarla dolu bir gece geçirdim. sabah kalktigimda kafami banyo kuvetinin içinde buldum, nasil oldugunu ben de anlamadim. bu haldeyken okula gidemezdim tabi. gunum evde istirahat ederek ve okuyarak geçti. bu govde benim olamazdi artik. "dunyaa, dunyaa, rahat birak beni artik" diye bir sarkinin nakaratini yazdim, her zaman kullandigim akorlarla, çunku daha baskalarini denemek için gucum yoktu. aslinda bu bile beni yordu, diyelim. bugun daha iyiyim. dun hep yogurt ve ekmek yedim, simdi biraz açim. aslinda ben boyle uzuntuden hasta olmayi, yemek yememeyi falan çok fiyakali buluyorum, ama yasarken hiç guzel degil tabi. karin agrisini da sayarsak.

not: doris ishalin uzuntuden degil, mikroptan oldugunu soyledi. bunu ben de biliyorum. yine de husnu talil yaptim.

Salı, Kasım 29, 2005

bunlar sigarayi dunyanin en muhim seyi sanirlar, içerken alinan keyiften anlamazlar. dili yeni akima gore kullanmak bir ustunluk belirtisidir.

bu gun çok uzuldum, çunku adam cumartesi duzenlenen seye gelmiyor. yapilacak daha ilginç isleri varmis, guney sehrinde (adini yazmayacagim) duzenlenen bi aksama (ingilizceden bozmasini yazamam) katilmak gibi. tek basima olurum, herkes sosyallikten olurken, konusmalara girmek, yilbasinda ne yapiyorsunuz demek, telefonlar almak ve becerememek zorunda kalirim. ve ayrica boyle aksamlardan nefret ederim. isviçre'de bir tanesine katilmak zorunda kaldim (bak bak...) (katimak zorunda kalmismis) (ozenti). once çok huzursuzdum, ya gerçi sonradan çok iyiydi. neyse. bak dun bir paragraf yazdim. (once holden, sonra dali, sonra melenkolik, simdi de selimci oldum):

kendimi kaptirmis konusurken içimdekilerin disina çikmasindan korkarim. içindekilerden utanma dersiniz. içimdekiler utanilacak seyler. kliseler dusmeyin.

cansu, annem, hepsi der ki simdi:

bunlardan bize ne? bize ne?

haklilar. ama yazdiklarima kaptirdim iste. gondermeden edemem.
yine yapmislar yapacaklarini. bu hakki kendimde nasil gorurum? tutnamayanlarin yarisina bile gelemedim. hep ortalarindan okuyorum. daha dogrusu pek okumak istemedim, evet. ahmet altan daha çekici geldi. neyse.

su an kendimde hiç bir ustunluk, hiç bir hak gormuyorum, evet. ama eksisozluge girdim, bakalim selim hakkinda ne yazmislar diye. ne yazmis olduklarini da tahmin ediyordum aslinda ama yine de kendime hakim olamadim. bu insan surusu, selim'i goklere çikarmis. oyle ya, iyi olan begenilmeli. musveddeler, diye geçirdim içimden. holden'i begenirsiniz, selim'i begenirsiniz. unlu olsam beni de begenirdiniz asagilik marjinal populer ortamci parti çocuklari. oysa bi zirvenize gitseydim... selim de gitseydi. sizi hiç begenmezdi, hayir selim benim olarak kalmali. eksisozluge uye oldugunuz halde, boyle ortamci ve dandirik, evet, allahin belasi ukala, asagilayici, ulasilmaz bir siteye uye oldugunuz halde nasil selim'i begenirsiniz ve bunu niye yazarsiniz? bunu bir sozlukçu googledan gorse, sozluge tasisa, dese ki, boyle salak bi kiz var, ezigin allahi, yuzeysel, kultursuz, bize laf atiyo, belli ki kendini selim'le ozdeslestirmis. kiçimin kenari.

ben de boooook ye derdim. sinirimden kudururdum. hepsinin kafasina çekiçle vururdum. yok, tamam.

ya tamam, etkilenip de mi yazdim bunlari, selim'in uslubunda. yoksa hep mi boyleydim. yazilarima baktim onceden, içime fenalik geldi. diyecekler ki etkilendin de boyle oldu. (of selim de boyle der, bu ne megalomanlik) hayir! tamam! ozur dilerim. ben mtlda'dan da etkilendim. istemeden. o donemdeki yazilarim çok kotuydu.

belki bu yazimi okusa bana kizardi ama sanmiyorum. bu tur hatalari affedebilir. sadece eksisozluge olan nefretimi belirtmek istedim. sen tut ah loserlara buyuk saygim var de, sonra aptal aptal zirveler yap. gençligin geri kalanini hor gor. ozenti uslup benimse. okumayi sevsem de sonradan beni hasta et. belki de sizin suçunuz degil. tamam, affettim sizi.

Cuma, Kasım 25, 2005

çok ozledim. istanbul gunlerimi.

Perşembe, Kasım 24, 2005


Image hosted by Photobucket.com



baska turlu bir hayat mumkun olabilirdi. nasil oldugunu ben de bilmiyorum. elindekilerle bir sey yapamayan, sikilgan biriyim. bel�ika'ya geliyorum, keske brezilya'ya mi gitseydim diye dusunuyorum. brezilya'da ne yapacaksin diye sorun. cevap veremem. dusledigim bir yer var. annem tutunamayanlar'i yolladi. hemen selim'in gunlugunu okudum. diger bolumlerini hi� okumadim. selim'in seker kralina benzeyen oykuler uydurdum. bunlari ilerleyen gunlerde anlatacagim, baska isim olmadigi ve olan islerimi yapmak istemedigim uzere. kis depresyonu olabilir. hep boyle olur. bana yazin da boyle olur. bilmiyor muyum sanki.   

Çarşamba, Kasım 23, 2005

bugun her sey iyi gidiyor, yalniz dun çok kotuydu. insanlari dinlemeye çalistigimi soylemistim, etrafimda konusulanlari hep dinliyorum. pazartesi gunu beden egitimi dersi vardi. cep telefonumu ve cuzdanimi madama verdim, hiç de adetim degildir halbuki. fakat benim disimda herkes oyle yapiyor. bir isi herkes gibi yapmis olmanin gururuyla esyalarimi kuçuk esya kutusuna biraktim.

fakat her sey tasarladigim gibi gitmedi, esyalarimi geri almayi unutmusum. okul bittikten sonra farkettim bunu. oysa gara gidip çikolatali gauffre yerken babami aramayi duslemistim okuldan sonra. okula dondum, madami sordum, dogal olarak okulu terketmis.

ertesi gun okula gittim, madamin esyalarimdan haberi yoktu. gozlerim doldu ve akmaya basladi. o gun butun gun çilginlar gibi agladim. her derste bosluga bakiyor, ve içime gelen garip kasilmayla agliyordum. yalnislikla gozleri bana kayanlar agladigimi gorup gulumsuyor ve "courage, ezgi" (cesaret, ezgi) diyorlardi. iki esya için bu kadar agladigimi gormelerinden utandim. kredi kartimin iptali için annemi aramam gerekti. annem bana o kadar iyi davrandi ki bu daha çok aglamama sebep oldu. cep telefonsuz kendimi boslukta hissediyordum. sanki hiç anlayanim, sahibim yokmus gibime geldi. insanlari islerimi yaptiklari için mi sevip sevmedigimi dusundum. dessin scientifique dersinde butun gun aglamis olmanin verdigi yorgunlukla uyudum, ama madame segot uyumama hiç ses çikarmadi. yanima gelip bana kenari 60 derece kadar çikik olan kupu nasil çizecegimi anlatti sefkatlice. bu bana annemin davranisini hatirlatti. beni huzne bogdu. o anlatirken benim gozlerimdeki tukenmeyen yaslar akiyor ve akiyordu. oysa boyle davranmamasi gerekti, diye dusundum sonra. bana neden kagitlarini unuttun diye kizabilirdi. turkum diye beni simartmasi gerekmiyor.

iste bir daha sorumluluklarini baskasini ustune attin, dedim kendi kendime. bu oldukça kolay. hayatin sorumluluklarina katlanacak olgunlukta degilim. cuzdanlarin, anahtarliklarin, odenecek faturalarin dunyasinda yasayamam. yasamak dedigimiz gibi yasama istegim yok zaten. butun bunlar tabi ki affettiremez. zorunda oldugumuz bazi seyler var.

aksam tiyatroya gittim, 6 aralikta yaslilar beni aralarina davet etti. hep bir bosluk duygusuna dusuyorum, bir arabada, sicak ve isikli, tanidigim biriyle olmak istiyorum. bu duyguya çok dustum, oyle geceler oldu ki tanrinin yoklugunu hissederdim. uyanir ve pencereden bakardim, annemin yanima gelmesi durumu degistiremezdi. tanriya inaniyorum tabi. yoklugunu ne zaman hissetsem, tum insanlar, sevdiklerim, hiçbiri o korkunç issiz duyguya çozum degil. aksine, onlar da çaresizlesiyor gozumde, onlar için endiseleniyor ve korkuyorum. ve uzaklasiyorlar.

Perşembe, Kasım 17, 2005

bugun yeryuzune indim. ve gerçegi tum korkunçluguyla gordum. birinin bagirip çagirmasi gerekliymis. ara sira kendinizi yoklayin, derinlerde korkunç seyler bulabilirsiniz. sizin için korkunç, baskalari için sadece uzucu.

evet, bir gunlugune yeryuzune indim ve kafamdaki tum sisler silindi. etrafimda konusulanlari dinledim, arabalara dikkat ettim, dersi dinledim, yururken ayaklarimi kaldirdim, etrafimda konusulanlari dinledim ve ara sira ilgilenerek sorular sordum. ve yemin ederim, gunlerdir kafama yerlesmis o ot çekmis hissi veren duman dagildi.

bundan gurur duymuyorum, gerçekten. uzun zamandir boyle olmus olmaktan yani. hayir, bu zaten yanilginin kendisi olurdu.

iliski kurmak için seviyorum demek yeterli degil ki, gunluk seyler vardir paylastigimiz. birini seviyorsak butun bu onemsiz seylerle ilgilenmeliyiz, daha onemli sandigimiz seyler bunlardan onemli degil. dusunceyle uyusturulusmus bir kafa demistim, bu yanlis, soyut ve aldatici dusuncelerine kaçan, izole, yukseklerde, sikilgan, yasamayan bir kafa. derinlik bu degil. derinlik sadece bos laflar etmekle olmaz. iliski derinliktir. yalnizlik derin degil. ya da evet, belki de derinliktir. ama bu aptal bir sey. yalniz olmayip akilli olan ne çok insan var. ya da bu kadar anlatmamaliyim. kafam karisiyor ve soyleyecegim pek bir sey kalmadi. oldugum seyleri degil, olmasi gerekeni soyluyorum. bir nevi ahlak dersi.

peki ya yazi? onu da mi birakmak zorundayiz? ya sarkilar? onlari ne için yaziyor insanlar?

sunu kafana sokmalisin ki çocugum, sanatçilar illa ki sorunlu olmak zorunda degil. boyle saçmaliklarina artik ne ben, ne de kimse katlanamiyor. seviyorum diyerek sevemezsin.

Pazartesi, Kasım 14, 2005

al bak iste blog dedigin bu yani bu

dissmissed var ya, acaip super bisiiii:pp:))) chok guselllll:p:p:)))


Image hosted by Photobucket.com
beni merak eden okuyucularim için gelsin bu fotograf.





bu kadar seksisini siz de beklemiyodunuz tabi...



ya bosluk.... napalim? odevlerim var ama yapmak istemiyorum. biz degisim ogrencisiyiz içeriz siçariz sarkisi gondermis biri bana. haaaaaaaaaaa, dedim, evet. gerçekten oyleymis. hayatinin en guzel yiliymis. afsssss!!!!!! donmek de istemem, kalmak da istemem. yasamak istemem.

Cuma, Kasım 11, 2005

bern'de fersaye

hayir ezgi trak, bern'de fersaye yapamadim. tunel'de oturup acikliga baktigim gibi olmadi. zamani hep yakamda hissettim, guzel bir seyi hissetmek icin farkindalik yetmiyor. gozun kaldi degil mi kor olasi?

sabah her sey cok guzeldi, aksama dogru ustume kotu bir keder coktu. keder dediysem, artist kederi degil. gundelik seylerin getirdigi sikintilardir olsa olsa. artist kederi melankolidir, benim kederim ise melankoliye donusmedi. daha acik anlatmam gerekirse, artist ruhlu insanlari biliyorsunuz. bir seye uzulurler, aslinda uzulmek degildir onlarinki. melankolilerinden zevk alirlar. onu anlatmak icin hos cumleler bulurlar. kederlerinden kurtulmak akillarina gelmez. uzuntuleri onlari sevimli yapar.

oysa benim bu sabah hissettigim utanc verici bir sikintiydi. aynaya baktigimda duydugum seydi, kurtulmak istedim. ozguvensizlikle doluydu. gercek keder, ondan kurtulmak istegiyle vardir. tabi, bahsettigim gercek bir kederse, bu konuya girmiyorum. hemen bir cozum bulayim istedim. sonra her zaman yaptigim gibi yazar gibi dusunmeye basladim, su an okudugunuz, bu savunmanin eseridir. sonra bu beni uzuntumun kaynagindan uzaklastirdi ve duygularimi yatistirdi.

oysa sen olsaydin ezgi trak, daha da uzulecektim. yeter artik diyeceksin ama bu boyle. arkadaslar bu yuzden faydalidir iste. seni somurmek degil amacim tabi ki. bak seni bloguma malzeme yaptim. sayemde googleda cikiyosun, sevin.

Çarşamba, Kasım 09, 2005

ya sen salinger, sen nesin ya?

zeynep ve o.m. vardi. blogumu yaziyordum. bu ne? dedi zeynep. blog dedim. internet gunlugu. sen boyle bir sey yapar miydin? dedi zeynep. yooo, dedi o.m. ikisi de çok seker, biliyorum. phobe onlar. zeynep sudan çiktiginda sarilmak için birebir. fakat durumum beni korkutuyor. saçmalama. acindirmak iyi midir?

artik normal deftere yazamiyorum. blog yazarken okuyacaklarini unutuyorum da. yazmak zaten artistik bir sey. oyleyse yazma daha iyi.

yazmak artistik, evet. duygularin tepeye çikiyor, kendini bir filmde gibi hissediyorsun. okuyanlar vayyy diyecekmis gibi. yazdiklarini bir ay sonra oku, begenmezsin. ama yazarken çok muthis geliyor iste. hayatta en onemli sey senin afs deneyiminmis, tum dunya bugun mons'ta ne yaptigini merak ediyormusçasina bloguna akacakmis. su cumleye bir bakalim: tanrinin erkeklere, en azindan rodin'in paolo'suna benzeyenlerine verdigi bir ozellik bu.

ama o zaman neden yazar ki insanlar?

Pazar, Kasım 06, 2005

opucuk heykeli

Image hosted by Photobucket.com
rodin'in en unlu eserlerinden biri olan "le baiser", donemin heykeltraslarinin da islemeyi pek sevdigi paolo ve francesca'nin hikayesini konu alir. eseri yakindan inceledigimizde onu olusturan iki karakterde birbirinden çok farkli davranis ozellikleri buluruz.

kadin, kollarini cesurca adamin boynuna dolamis, sevgilisini kendine dogru çeker, ne bir tereddut vardir onda, ne baska bir engelleyici duygu, kendinden emin ve açiktir, gururunu saf bir sekilde hiçe sayar, aski her seyin onundedir. opusmelerine ne engel olabilir ki? adama dogru akan odur, bu yuzden kadin, bu heykelde sanki biraz geri plandadir. asil temsil edilmis olan o zannederiz ilk baktigimizda, ama hayir, kadindan ve onun duygularindan hepimiz haberdariz. ilgi çekici olan adamdir.

adam, opucuge karsilik verirken, kadin kadar curetkar olamaz. eserin topraktan yapilmis kuçuk eskizinde daha da açiktir bu. kadinin kalçasina asla dokunmaz adamin eli, tereddutlu bir biçimde yavasça havada asili kalir. mermerden yapilmis buyuk modelde ise, el kalçanin uzerindedir, ama tereddutunu kaybetmemistir. eserin en dokunakli yani iste bu kafa karisikliklariyla dolu eldir. çiplak kalçanin ustunde utanmayla ve agirbaslilikla dolu olarak durur, zariftir. adamin tum davranislarinda bu tereddutu açikça goruruz. bas, alçakgonullukle egilmis, gozler, opusmenin hazziyla kapanmis, ama asla tutkuya kendini kaptirmamis. peki buna sevgisizlik diyebilir miyiz? sogukluk? aslinda kadinin curetkarliginin asktan geldigini soylemek ne kadar yanlissa, adamin tereddutlu davranisinin da sevgisizlikten geldigini soylemek o kadar yanlis olur. ya da, umarim, ve tum kizlar olarak umariz ki, oyledir.

tanrinin erkeklere, en azindan rodin'in paolosuna benzeyenlere verdigi guzel bir ozelliktir bu. asla francesca gibi opusmeyecek olmalari yaralayici, ama çekici bir gerçek. agirbasli çizgileriyle gerçekten çok hostur opucuk'teki paolo. francesca sadece takdir edilesi, cesur bir kadindir, paolo zariftir. ve belki o da francesca'yi seviyordur. insallah oyledir.


Image hosted by Photobucket.com

Pazar, Ekim 30, 2005

saf insan - saf olmayan insan

hayat ne kolay olurdu. sosyete içinde, hayir o sosyete degil seni frenk ozentisi, toplum, top-lum. neyse, toplum içindeki yerimi korumaya bu kadar dikkat etmeseydim. kuçuklugumde çok kitap okumustum -artik okumuyorum- bundan olabilir mi? teoman'in sarkilarini hatirlayin, ordaki kadinlar kulaga ne hos gelir, ama oyle davranan kadin var midir? olsa da ben ona gulerim. camin bugusuna hosçakal yazmak zorunda misin?

diane lane bir filminde muhtesem bir italyan erkegiyle sevistikten sonra evine gelip siyah kombinezonuyla dansediyor, sevinçle: tanrim, hala çekiciyim, hala çekiciyim. hala çekici oldugunu bilmekten alinan zevk nasil bir zevktir?

oysa saf insan boyle midir? hayal kurup kurdugu hayaller içinde kendini bir yere oturtup bundan manyakça zevk almaz. gun isigindan hoslanir, yururken aptalca seyler dusunmez. ve hayat onun için iyidir. beklentilerle ve manyakça seyler uzerine kurulmus romanlardan alintilarla degil, dogrudan maddeyle ilgili. sicak hosuma gider, midemin dolu olmasi hosuma gider. annemi severim, o olmazsa yanimda benim için zordur. evet, bu. bunu yapmak pek zor olmasa gerek.