Pazartesi, Kasım 14, 2005

al bak iste blog dedigin bu yani bu

dissmissed var ya, acaip super bisiiii:pp:))) chok guselllll:p:p:)))


Image hosted by Photobucket.com
beni merak eden okuyucularim için gelsin bu fotograf.





bu kadar seksisini siz de beklemiyodunuz tabi...



ya bosluk.... napalim? odevlerim var ama yapmak istemiyorum. biz degisim ogrencisiyiz içeriz siçariz sarkisi gondermis biri bana. haaaaaaaaaaa, dedim, evet. gerçekten oyleymis. hayatinin en guzel yiliymis. afsssss!!!!!! donmek de istemem, kalmak da istemem. yasamak istemem.

Cuma, Kasım 11, 2005

bern'de fersaye

hayir ezgi trak, bern'de fersaye yapamadim. tunel'de oturup acikliga baktigim gibi olmadi. zamani hep yakamda hissettim, guzel bir seyi hissetmek icin farkindalik yetmiyor. gozun kaldi degil mi kor olasi?

sabah her sey cok guzeldi, aksama dogru ustume kotu bir keder coktu. keder dediysem, artist kederi degil. gundelik seylerin getirdigi sikintilardir olsa olsa. artist kederi melankolidir, benim kederim ise melankoliye donusmedi. daha acik anlatmam gerekirse, artist ruhlu insanlari biliyorsunuz. bir seye uzulurler, aslinda uzulmek degildir onlarinki. melankolilerinden zevk alirlar. onu anlatmak icin hos cumleler bulurlar. kederlerinden kurtulmak akillarina gelmez. uzuntuleri onlari sevimli yapar.

oysa benim bu sabah hissettigim utanc verici bir sikintiydi. aynaya baktigimda duydugum seydi, kurtulmak istedim. ozguvensizlikle doluydu. gercek keder, ondan kurtulmak istegiyle vardir. tabi, bahsettigim gercek bir kederse, bu konuya girmiyorum. hemen bir cozum bulayim istedim. sonra her zaman yaptigim gibi yazar gibi dusunmeye basladim, su an okudugunuz, bu savunmanin eseridir. sonra bu beni uzuntumun kaynagindan uzaklastirdi ve duygularimi yatistirdi.

oysa sen olsaydin ezgi trak, daha da uzulecektim. yeter artik diyeceksin ama bu boyle. arkadaslar bu yuzden faydalidir iste. seni somurmek degil amacim tabi ki. bak seni bloguma malzeme yaptim. sayemde googleda cikiyosun, sevin.

Çarşamba, Kasım 09, 2005

ya sen salinger, sen nesin ya?

zeynep ve o.m. vardi. blogumu yaziyordum. bu ne? dedi zeynep. blog dedim. internet gunlugu. sen boyle bir sey yapar miydin? dedi zeynep. yooo, dedi o.m. ikisi de çok seker, biliyorum. phobe onlar. zeynep sudan çiktiginda sarilmak için birebir. fakat durumum beni korkutuyor. saçmalama. acindirmak iyi midir?

artik normal deftere yazamiyorum. blog yazarken okuyacaklarini unutuyorum da. yazmak zaten artistik bir sey. oyleyse yazma daha iyi.

yazmak artistik, evet. duygularin tepeye çikiyor, kendini bir filmde gibi hissediyorsun. okuyanlar vayyy diyecekmis gibi. yazdiklarini bir ay sonra oku, begenmezsin. ama yazarken çok muthis geliyor iste. hayatta en onemli sey senin afs deneyiminmis, tum dunya bugun mons'ta ne yaptigini merak ediyormusçasina bloguna akacakmis. su cumleye bir bakalim: tanrinin erkeklere, en azindan rodin'in paolo'suna benzeyenlerine verdigi bir ozellik bu.

ama o zaman neden yazar ki insanlar?

Pazar, Kasım 06, 2005

opucuk heykeli

Image hosted by Photobucket.com
rodin'in en unlu eserlerinden biri olan "le baiser", donemin heykeltraslarinin da islemeyi pek sevdigi paolo ve francesca'nin hikayesini konu alir. eseri yakindan inceledigimizde onu olusturan iki karakterde birbirinden çok farkli davranis ozellikleri buluruz.

kadin, kollarini cesurca adamin boynuna dolamis, sevgilisini kendine dogru çeker, ne bir tereddut vardir onda, ne baska bir engelleyici duygu, kendinden emin ve açiktir, gururunu saf bir sekilde hiçe sayar, aski her seyin onundedir. opusmelerine ne engel olabilir ki? adama dogru akan odur, bu yuzden kadin, bu heykelde sanki biraz geri plandadir. asil temsil edilmis olan o zannederiz ilk baktigimizda, ama hayir, kadindan ve onun duygularindan hepimiz haberdariz. ilgi çekici olan adamdir.

adam, opucuge karsilik verirken, kadin kadar curetkar olamaz. eserin topraktan yapilmis kuçuk eskizinde daha da açiktir bu. kadinin kalçasina asla dokunmaz adamin eli, tereddutlu bir biçimde yavasça havada asili kalir. mermerden yapilmis buyuk modelde ise, el kalçanin uzerindedir, ama tereddutunu kaybetmemistir. eserin en dokunakli yani iste bu kafa karisikliklariyla dolu eldir. çiplak kalçanin ustunde utanmayla ve agirbaslilikla dolu olarak durur, zariftir. adamin tum davranislarinda bu tereddutu açikça goruruz. bas, alçakgonullukle egilmis, gozler, opusmenin hazziyla kapanmis, ama asla tutkuya kendini kaptirmamis. peki buna sevgisizlik diyebilir miyiz? sogukluk? aslinda kadinin curetkarliginin asktan geldigini soylemek ne kadar yanlissa, adamin tereddutlu davranisinin da sevgisizlikten geldigini soylemek o kadar yanlis olur. ya da, umarim, ve tum kizlar olarak umariz ki, oyledir.

tanrinin erkeklere, en azindan rodin'in paolosuna benzeyenlere verdigi guzel bir ozelliktir bu. asla francesca gibi opusmeyecek olmalari yaralayici, ama çekici bir gerçek. agirbasli çizgileriyle gerçekten çok hostur opucuk'teki paolo. francesca sadece takdir edilesi, cesur bir kadindir, paolo zariftir. ve belki o da francesca'yi seviyordur. insallah oyledir.


Image hosted by Photobucket.com

Pazar, Ekim 30, 2005

saf insan - saf olmayan insan

hayat ne kolay olurdu. sosyete içinde, hayir o sosyete degil seni frenk ozentisi, toplum, top-lum. neyse, toplum içindeki yerimi korumaya bu kadar dikkat etmeseydim. kuçuklugumde çok kitap okumustum -artik okumuyorum- bundan olabilir mi? teoman'in sarkilarini hatirlayin, ordaki kadinlar kulaga ne hos gelir, ama oyle davranan kadin var midir? olsa da ben ona gulerim. camin bugusuna hosçakal yazmak zorunda misin?

diane lane bir filminde muhtesem bir italyan erkegiyle sevistikten sonra evine gelip siyah kombinezonuyla dansediyor, sevinçle: tanrim, hala çekiciyim, hala çekiciyim. hala çekici oldugunu bilmekten alinan zevk nasil bir zevktir?

oysa saf insan boyle midir? hayal kurup kurdugu hayaller içinde kendini bir yere oturtup bundan manyakça zevk almaz. gun isigindan hoslanir, yururken aptalca seyler dusunmez. ve hayat onun için iyidir. beklentilerle ve manyakça seyler uzerine kurulmus romanlardan alintilarla degil, dogrudan maddeyle ilgili. sicak hosuma gider, midemin dolu olmasi hosuma gider. annemi severim, o olmazsa yanimda benim için zordur. evet, bu. bunu yapmak pek zor olmasa gerek.

Cuma, Ekim 28, 2005

afs is passing by

"kuslar otuyor ama benim için soylemiyorlar sarkilarini çunku çok tembelim
insan sesleri dolduruyor caddeleri ama bana ne ben çok asosyalim
bu hareketsizligin içinde sen de ol isterim
bu sessizligin içinde sen de ol isterim"

çok pismis spagettiye benziyorum. bu aksam saçma sapan bir sey yuzunden aglamaya baslayinca beni avutmak istediler. afs grafigini gosterip, kasim- aralik ayindaki dusen çizgiyi isaret ettiler: "1. kultur soku donemindesin. bunlar normal seyler."

durumumun kulturle alakasi yok. en sinir bozucu sey ise benimki gibi zayif bir karaktere sahip olmak. zayif da demeyelim, assez gentil. evet boyle deniyor frenkçe.

ben de adam'i aradim. asiri gurultu vardi. bir saat sonra ara dedi. bir saat sonra arayinca yarim saat sonra arayacagini soyledi. sosyallesmesi sinirimi bozuyor.

hayir. bak. oldukça kayitsizim tamam mi. bu ruh halimin kaybolmasindan korkamayacagim. kaybolmaz çunku. bana ne tamam mi, hiçbir seyden utandigim yok. eve erken donecek olmamiz benim elimde olan bir sey degil. skuas oynamis olmasi daha utanç verici. o kizi hatirliyorum, mtvdeki. evet. aferin ona. bak, ne kadar mutluyum simdi. ve ata, sen de umrumda degilsin, soylediklerin.

ezgi trak bi oyku yazmis, harika.

Çarşamba, Ekim 26, 2005

elleri su kokana kadar tutmak


Image hosted by Photobucket.com



hayata karsi durusun ne ezgi s.? tepkisizim. umursamaz gorunmek i�in deme bunlari. hayir, gercekten. ne peki?



kisisel yazilar yaziyorsun. devam edecek misin? evet. baska turlusunu bilmiyorum. hadi hadi. ayse arman da olmazsin herhalde. aslinda yazilarim pek kisisel degil. abartma simdi. nasil kisisel degil? ama okuyan annem. evet. bu da var. ama annenin de bir hayati oldugunu dusunursek... evet, biliyorum. konusmustuk. gunluk ne peki?



hayata karsi tepkisizim diyorsun... boyle mutluyum, evet. bugun mons garina giden cesmenin tasina oturdum. ellerimi akan suyun altina tuttum. guzeldi. suyun da bir kokusu oldugunu biliyor muydun? ellerim su kokuyordu. kokladim, gercekten su kokuyordu. bunu fark ettin mi hic? ellerini suyun altinda cok tutarsan su kokuyor. ben de dakikalarca ellerimi kokladim. doris'in dun cok mutsuz oldugunu biliyor musun? bunu mu dusundun? hayir, elbette dusunmedim. hicbir sey dusunmedim. degersiz seyler dusunmekle gecirdim zamanimi. bir yazar okuru etkilemek icin yazar. durumuna uzuluyorum bazen. beni etkilemek icin boyle huzunlu gorunen cumleler kurma. sevdigim cocukla mons yayalar yolunda taze krem santili gauffre yedigimi anlatsam, herkes inanir. bunu anlatmak hosuma gider. yazilarin bok gibi. hahaaa. mtldanin da bok gibi. millet bayiliyor ama. kenar, sen kimsin de mtlda'yi kucumsicek, kic? hadi lan, sen nesin? sosyeteye yaranmaya calisan sozde elestirel mutevazi kimse?? ben hic degilse egleniyorum. sen git okura kendini acindir. durust gorun. bu da bi prim. anlamadim sanma. zekanin sinirlarina hayranim. bu yaziyi da gondericen yani? tabi. o kadar yazdim. worde mi kaydetseydim. narsist megaloman. ozurlu. 

Cuma, Ekim 21, 2005

Image hosted by Photobucket.com

neden hatiralar yasanirken guzel olmaz?

Image hosted by Photobucket.com

hayir, biz fersaye diye bir kelime icad ettigimize gore

Image hosted by Photobucket.com

baya mutluymusuz

Image hosted by Photobucket.com

zeynep de gidecek

Image hosted by Photobucket.com

Salı, Ekim 18, 2005


Image hosted by Photobucket.com



_ Tum interrolarini bilerek kaçiriyosun di mi? neden geç kagidi getirmedin?

_ Yok oyle bir sey. geç kagidi vermiyor egitmen. serbest ogrenciyim ben.

_ Serbest ogrenciler interroya girmiyor mu hanim?

_ Si

_ Neden geç kaldin?

_ Otobusu kaçirdim.

_ Uyuya mi kaldin?

_ Evet

_ Hep uyuyosun zaten

_ Uyuyorum.


bunun boyle olmadigini hepimiz biliyoruz. kadin konustu, ben sustum, kadin konustu ben sustum.

bazi geceler ruyanizda agladiginizi gorursunuz, bazen de ruyada gorduklariniz karsisinda aglarsiniz. 4- 5 yaslarinda bir çocuktum. yosunlu, islak bir anne gormustum ruyamda. insanlarin yuzleri çamurla kapliydi. kendimle ozdeslestirdigim kara çocuk anneyi siki siki tutuyordu. çocugun içinde acima vardi. etraf griydi ve su an tam hatirlamadigim için tarif edemeyecegim bir kokuyla kapliydi. her sey yosunlu ve islakti. çocuk-anne çocugun kollarindan dustu, bir portakaldi. yavas yavas kabugu soyulmaya basladi. dustukçe kabugu soyuluyordu. çocugun içindeki acima artti, bense uykumda aglamisim. o gri, islak, soguk koku ve o aglatici acima duygusu bir kaç ay pesimi birakmadi.

surrealist ruya gorup de aglayan velet bir ben varimdir herhalde. çok enteresanim ya ben.
yerden goge kadar hakliydin onuray mete. buraya gelmem gerekirdi. dogru soylemissin. ama sanma ki her sey yolunda gidiyor. yani, aslinda kuçuk problemler bunlar. ama bu çok da onemli degil. benim aklimin buyuk bir hayretle karsiladigi, senin bu kadar dogru seyi nasil birlestirip sap diye bana soyledigin. yani, simdi bunu gorenler "oooo, onuray mete sana neler dedi bakiyim?" diyecek ama gerçekten buraya gelmem konusunda ne dediysen simdi bunun tastamam dogru oldugunu goruyorum. artik ben de senin dedigin gibi hiçbir sey dusunmemeye çalisacagim. hayat herhalde daha kolay olur. senin yontemlerini de acayip takdir ediyorum, gerçekten, bence ne gerekirse onu yaptin ve bence çok iyiydi. sana bunlari elektronik posta yoluyla yollasaydim, tam istedigim etkiyi elde edemeyecektim tabi, aramizda direk olarak boyle konusmalarin geçmesinden ben de hoslanmiyorum. sanatsal yonume ver.

Pazar, Ekim 16, 2005

y: ben offspring'in cdsini aldim.
x: ben bir ara dinlerdim, artik dinlemiyorum.
y: ben de bir ara dinlerdim, sonra biraktim, artik tekrar dinliyorum.
x: ne guzel...

...

x: (aniden) bugun bize gelsene
y: niye?
x: ...
ne biliyim
y: yani, çok iyisin ama, benim lenslerim var. onlari çikarmam lazim, solusyonu evde.
x: hii.
y: su z'nin uzakta oturmasi ne kotu. çok tatli bi kiz. boyle tatli insanlar hep uzakta oturur zaten.
x: evet di mi, ne sanssizlik.
y: di mi.
su ana kadar hiçbir oda tam anlamiyla benim olmadi. derinlerde, ulasamadigim bir seyler odayi hep benden bagimsiz, benden buyuk ve bogucu yapiti. atmaya kiyamadigim kisiliksiz nesneler bana karsi birlestiler. esya! bu ne kadar sik geçer kitaplarda. bahsettigimiz esya ayni esya mi bilmiyorum, ben esyanin kendisinden, iste canim, bildigimiz esyadan bahsediyorum. esyalarla aramdaki iliski çok zayif demistim. bir kiyafeti askiya asarken o kiyafeti askiya astigimi dusunsem belki hayat pratik açidan daha kolay olurdu benim için.

Çarşamba, Ekim 12, 2005

aferin. buyuk marifet.

isinlari anlayamiyorum. isik isinlarini. aynalari anlamak da zor. matematikle zekanin sinanmasi insana zevkli geliyor, ama boyle seylerden anlamamak kotu. nasil oluyor da elektrik enerjisi isik enerjisine (boyle bir sey var mi?) donusebiliyor? elektronlar hiç varolmus mudur?

insanlarin nasil amuda kalktigini da anlayamiyorum. vucudu nasil yillardir kullaniyormusçasina rahat kullanabildiklerine sasiyorum, çunku ben yapamam boyle bir sey. "evet, çunku etrafinla ilgilenmiyorsun" dedi doris. "pratik seylerde sifirsin. ama sifir. (null diyor abartarak) etrafindaki seylerin nasil isledigini anlamaman normal, seni bisikletini bahçeye tasirken izledim. tanrim, dedim, bir insan nasil bir bisikleti merdivenlerden boyle indirebilir?"

ben siritarak yere baktim, boyle radikal bir sifatimin olmasi hosuma gitmisti. evet, hakli aslinda. dun bana bir kutlama mesaji geldi:

"DUNYANIN EN AZ ATLETIK INSANI OLMA ODULU

sevgili e.s. hanim,

beden egitimi dersinde sergilediginiz davranislar, amuda kalkmanin, parande atmanin sizin için imkansiz olmasi, agaca çikmayi, kasadan atlamayi, ve, ve, (duyunca inanamayacaksiniz buna) BISIKLETE BINMEYI hala ogrenememis olmaniz, ustune ustluk bunlari yapmaya çalisirken sergilediginiz çekinceli davranislar, en basit merdivenden inmeye bile korkmaniz size bu odulu vermemize vesile oldu. yapabildiginiz en estetik hareket Matisse tablolarindaki kadinlar gibi butlarinizi serbestçe serip yatmak. size inanamiyoruz. aferin. insanlik artik, akil almaz kesifler yapabilecek kadar ustun bir dehaya sahip. her sey gelisiyor. bunu konumuzla alakasi yok ama olsun."

ben de dedim ki evet ya, bugun ne yaptim ki ben? su an yaptigim is mi mesela, BAKIN SEVGILI OKUYUCULARIM BEN GAYET HAYATTAN KOPUK, HAYATLA CELISEN, ETRAFINDA OLUP BITENI ANLAMAYAN, KENDI DUNYASINDA YASAYAN, YANI HAFIF ARIZALI VE ORIJINAL BIR EDEBIYATCININ SAHIP OLMASI GEREKEN TUM OZELLIKLERE SAHIP BIR KISIYIM.
çakal belçikalilar sizi. bunlar elektrik paralarini almanlara odetiyormus birinci dunya savasindan kalmis bir sozlesmeyle (yanilmiyorsam). bu yuzden butun yollara sokak lambalari dikmisler. butun gece de yaniyo valla, hepsi açik.

yaa, onuray mete, iste boyle. (bogun beni)
bugun ingilizce dersinde:

karsimda oturan tanguy'le goz goze geliyoruz. içimden, dogal, ama hiç mudehalesiz, bir ses yavas yavas:

"ne bakiyon dik dik, anani mi siktik?"

diyor.

bu ses bana asiri komik geliyor bir an için. yavas yavas yukselen bir sesle içimden tekrarliyorum:

ne bakiyon dik dik, anani mi siktik?
ne bakiyon dik dik, anani mi siktik?

bu bir sarki halini aliyor. degisik tonlamalarda ayni seyi tekrarliyorum. içimden yavas yavas gulmeye basliyorum. içimdeki gulumseme, kahakaha haline donusuyor, en sonunda agzima vuruyor bir siritis olarak.

yeny garip garip bakmakta bana: "ezgi asik olmus" diyor. ben yine dudagimda ayni siritisla ona bakiyorum. "ahh nerde"yi fransizca'ya çeviremedigim için, fransizca, çok isterdim ama bir turlu olmuyor, bulamiyorum, diyorum. yeny bana garip garip bakip guldukten sonr arkasini donuyor. aman bok yesin.

Pazar, Ekim 09, 2005

platonik

rumelikonserinde; Cinsiyet: Erkek; Yaş: 25; İl: İstanbul

2004 Rumeli Konserleri'nde Yeni Türkü´yü dinlemeye gelen sarı saçlı, mavi gözlü, müthiş güzel kız, bana adının Yasemin olduğunu ve İstanbul Üniversitesi´nde yüksek lisans yaptığını söylemiştin.O gün seninle ilgilenmek istedim ama hem sen bana pek yüz vermedin hem de yanımda akrabalarım vardı. Konser çıkışında arabana kadar peşinden geldim, telefonunu istedim ama vermedin. O güzel arabaya binip gittiğinde içimden bir şeyler koptu gibi oldu. Ankara´ya dönünce hep seni düşündüm. Bu sene ilk fırsatta üniversitene geldim ama üç gün boyunca kime sorduysam tanımadıklarını söylediler. En son sorduğum bir öğretim görevlisi okulu bitirdiğini söyledi. Bu sene gene Yeni Türkü konserine gittim seni görürüm diye, otoparkta arabaları taradım seninkini bulurum diye ama yok. Gene yoksun. Bunu okuyorsan mutlaka bana yaz.

she_manner; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 21; İl: İstanbul

Galeria Beymen'de çalışan Erdem, seni görür görmez "İşte bu o!" dedim. Sen yılardır aradığım insansın. Sana aşık oldum. Ne olur gör artık beni. Ben o esmer kız.
kaynak: itiraf.com

Cumartesi, Ekim 08, 2005

l'enfant

adam çocugunu satiyor. en sonunda agliyorlar kizla birlikte. çok begendim filmi. liege'in kirli çamurlu banliyoleri çok iyi olmus. bruksel'i seviyorum. bu çarsamba benoit'nin yanina gittim bruksel'e. guzel sehir. nato'da bir seye atanmis bir turk adam ve karisiyla tanistim trende. "ezgi bizi ara" dediler. sonra sevgili benoit'yi buldum garda. omzunu kirmis. konusurken gozlerini içi guluyor. benim sinema parami ve yemek parami odediler. içmedigim ve oruç tuttugum için beni tutucu saniyor (ne salaksin ezgi). benoit'nin umursamazligi ve neseliligi hosuma gitti. ben de konuskan ve seker biri haline donustum. sonra benoitnin karisi chantall beni eve birakti. arabanin arka koltugunda uyudum eve gelirken. ertesi gun annemi aradim. aliye'yi seyretmesi gerekiyormus. onun da kendine ait bir hayati varmis. bugun dus alirken "ohaaa" dedim; "aliye" nasil da kaçirdim aliye'yi. ama sonradan dedim de istanbul'da olsaydim da izleyemeyecektim. ve farkettim de su an herhalde en az ipimde olan sey aliye'dir. hahaha. bu hosuma gitti. bugun de otobusler grevde oldugu için okula gitmedim. evde karakalemle bir seyler çizdim. çok muthis seyler yaptim. gozler, dudaklar, hepsi çok hosuma gitti. aksam doris'le star akademi'yi seyrettik. ya bi klip var, acayip hosuma gidiyo. love generation diye. sarki da hos olmus. klipte çok seker bi çocuk, herhalde kuçuk olsam asik olurdum, bir gun okula gitmiyo, bisikletiyle kisa bir amerika turu yapiyo. dusundum de amerika o kadar da banal bi yer degil aslinda. arizona filan, hos yerler. aslinda arizona'ya baya bi gitmek isterdim. yup. ya ben saçlarimi kestirdim. çok seksi oldu. :)

ben neler yapiyorum

butun peygamberleri esit severiz, ama hz. isa'ya kendimizi en çok yakin hissederiz. tabi hz. isa'yi tanimis olmamiz mumkun degil. kendisi hakkinda anlatilanlardan yola çikarak soyluyorum bunlari. diger peygamberler de kuskusuz iyi ve mukemmeldirler. ama hz. isa'daki bagislayicilik onlarda bu kadar one çikmamistir.

din hakkinda ileri geri konusmak istemem, konusanlara da kil olurum ama amacim bu degil. aslinda buradan van gogh'a geçecektim. bugun doris bana van gogh'un rahip olmak istedigini, isçiler yemek yemiyor diye kendisinin de yemedigini anlatti. su kulak hikayesine zaten hastayim. ve kendisinin teknik anlamda resimde pek basarili olmadigini soyledi, dali'yse istese çok asmis çizebiliyormus. ben van gogh'u dali'ye bin kez yegledigimi soyledim. bir kere çok iyi bir adam. muthis bir bosvermislige sahip. kurt cobain de boyledir. hz. isa karakterine sahiptirler. belki oyle degildirler ama ne bileyim. tutunamayanlar'in hepsini okumadim ama bence selim de oyleydi. ben de oyle olmak isterdim. ama oyle olsaydim oyle oldugumun farkinda olmayacak kadar salak olurdum. ama bana 13 yasimdan bu yana bir çok insan iyi biri oldugumu tekrarlayip duruyor. bu yuzden kor gozume parmak oldugu için, artik ben de iyi biri oldugumu biliyorum ve bu beni biraz megoloman yapti. en ufak bir iyiligimi bile farkedebiliyorum. eskiden mutsuzdum, artik degilim. bahtsiz da degilim. ersin karabulut'la ayni kaderi mi paylasiyoruz? ama ben onu da severim. yasasaydi van gogh da bizimle ayni kaderi paylasirdi belki. belki de degil; çunku bu bir karakter meselesi olabilir. yok, artik benim idolum dali.

Pazartesi, Ekim 03, 2005

yetiskin bakisiyla yuzumun betimlemesi

"sevmek heyecan verir,
sevilmemek uzuntu
sevilmek mutluluk verir,
sevmemekse sikinti"

boyle filozofça laflar eden bir babanin ozlemiyle ozdeslesmis, kirmizilasmis gozlerine ragmen hala safligi bozulmamis bir yuz tasiyorum. bogaz'in derin sularini, amasra'da balikçi lokantalarinin sen kahkalarini barindiran, safligi bozmaya yonelik egilimlerin (kimilerine gore geç kalmis egilimlerin) daha da safdillestirdigi, siyah goz makyajinin veya dun gece uyumamis olmanin degistiremedigi (ne yazik), buna ragmen her su serpiste berraklasan bir yuz bu. evden yeni çikmis olmanin heyecanli gulusu ve yuvarlak gozlerin verdigi sut çocugu ifadesi, daha dunyayi tanimiyor oldugunu ele veriyor yuzun sahibinin, yazik. itici bir dargoruslulukten ote kafasi karisik, sevecen bir dindarlik tasidigini goruyorum. piercing yaptirmaya korktugunu anliyor ve guluyorum. kendimi bir yetiskin edasiyla seviyorum. zeyneple açik havada sen kahkahalarla guluyorken ayni seyleri onda da goruyorum. bir sarilisin izlerini goruyorum onda. mutluyum. bunu kaybetmek istemezdim. çocuklar gibi seniz simdi.