Cumartesi, Ekim 08, 2005
l'enfant
adam çocugunu satiyor. en sonunda agliyorlar kizla birlikte. çok begendim filmi. liege'in kirli çamurlu banliyoleri çok iyi olmus. bruksel'i seviyorum. bu çarsamba benoit'nin yanina gittim bruksel'e. guzel sehir. nato'da bir seye atanmis bir turk adam ve karisiyla tanistim trende. "ezgi bizi ara" dediler. sonra sevgili benoit'yi buldum garda. omzunu kirmis. konusurken gozlerini içi guluyor. benim sinema parami ve yemek parami odediler. içmedigim ve oruç tuttugum için beni tutucu saniyor (ne salaksin ezgi). benoit'nin umursamazligi ve neseliligi hosuma gitti. ben de konuskan ve seker biri haline donustum. sonra benoitnin karisi chantall beni eve birakti. arabanin arka koltugunda uyudum eve gelirken. ertesi gun annemi aradim. aliye'yi seyretmesi gerekiyormus. onun da kendine ait bir hayati varmis. bugun dus alirken "ohaaa" dedim; "aliye" nasil da kaçirdim aliye'yi. ama sonradan dedim de istanbul'da olsaydim da izleyemeyecektim. ve farkettim de su an herhalde en az ipimde olan sey aliye'dir. hahaha. bu hosuma gitti. bugun de otobusler grevde oldugu için okula gitmedim. evde karakalemle bir seyler çizdim. çok muthis seyler yaptim. gozler, dudaklar, hepsi çok hosuma gitti. aksam doris'le star akademi'yi seyrettik. ya bi klip var, acayip hosuma gidiyo. love generation diye. sarki da hos olmus. klipte çok seker bi çocuk, herhalde kuçuk olsam asik olurdum, bir gun okula gitmiyo, bisikletiyle kisa bir amerika turu yapiyo. dusundum de amerika o kadar da banal bi yer degil aslinda. arizona filan, hos yerler. aslinda arizona'ya baya bi gitmek isterdim. yup. ya ben saçlarimi kestirdim. çok seksi oldu. :)
ben neler yapiyorum
butun peygamberleri esit severiz, ama hz. isa'ya kendimizi en çok yakin hissederiz. tabi hz. isa'yi tanimis olmamiz mumkun degil. kendisi hakkinda anlatilanlardan yola çikarak soyluyorum bunlari. diger peygamberler de kuskusuz iyi ve mukemmeldirler. ama hz. isa'daki bagislayicilik onlarda bu kadar one çikmamistir.
din hakkinda ileri geri konusmak istemem, konusanlara da kil olurum ama amacim bu degil. aslinda buradan van gogh'a geçecektim. bugun doris bana van gogh'un rahip olmak istedigini, isçiler yemek yemiyor diye kendisinin de yemedigini anlatti. su kulak hikayesine zaten hastayim. ve kendisinin teknik anlamda resimde pek basarili olmadigini soyledi, dali'yse istese çok asmis çizebiliyormus. ben van gogh'u dali'ye bin kez yegledigimi soyledim. bir kere çok iyi bir adam. muthis bir bosvermislige sahip. kurt cobain de boyledir. hz. isa karakterine sahiptirler. belki oyle degildirler ama ne bileyim. tutunamayanlar'in hepsini okumadim ama bence selim de oyleydi. ben de oyle olmak isterdim. ama oyle olsaydim oyle oldugumun farkinda olmayacak kadar salak olurdum. ama bana 13 yasimdan bu yana bir çok insan iyi biri oldugumu tekrarlayip duruyor. bu yuzden kor gozume parmak oldugu için, artik ben de iyi biri oldugumu biliyorum ve bu beni biraz megoloman yapti. en ufak bir iyiligimi bile farkedebiliyorum. eskiden mutsuzdum, artik degilim. bahtsiz da degilim. ersin karabulut'la ayni kaderi mi paylasiyoruz? ama ben onu da severim. yasasaydi van gogh da bizimle ayni kaderi paylasirdi belki. belki de degil; çunku bu bir karakter meselesi olabilir. yok, artik benim idolum dali.
din hakkinda ileri geri konusmak istemem, konusanlara da kil olurum ama amacim bu degil. aslinda buradan van gogh'a geçecektim. bugun doris bana van gogh'un rahip olmak istedigini, isçiler yemek yemiyor diye kendisinin de yemedigini anlatti. su kulak hikayesine zaten hastayim. ve kendisinin teknik anlamda resimde pek basarili olmadigini soyledi, dali'yse istese çok asmis çizebiliyormus. ben van gogh'u dali'ye bin kez yegledigimi soyledim. bir kere çok iyi bir adam. muthis bir bosvermislige sahip. kurt cobain de boyledir. hz. isa karakterine sahiptirler. belki oyle degildirler ama ne bileyim. tutunamayanlar'in hepsini okumadim ama bence selim de oyleydi. ben de oyle olmak isterdim. ama oyle olsaydim oyle oldugumun farkinda olmayacak kadar salak olurdum. ama bana 13 yasimdan bu yana bir çok insan iyi biri oldugumu tekrarlayip duruyor. bu yuzden kor gozume parmak oldugu için, artik ben de iyi biri oldugumu biliyorum ve bu beni biraz megoloman yapti. en ufak bir iyiligimi bile farkedebiliyorum. eskiden mutsuzdum, artik degilim. bahtsiz da degilim. ersin karabulut'la ayni kaderi mi paylasiyoruz? ama ben onu da severim. yasasaydi van gogh da bizimle ayni kaderi paylasirdi belki. belki de degil; çunku bu bir karakter meselesi olabilir. yok, artik benim idolum dali.
Pazartesi, Ekim 03, 2005
yetiskin bakisiyla yuzumun betimlemesi
"sevmek heyecan verir,
sevilmemek uzuntu
sevilmek mutluluk verir,
sevmemekse sikinti"
boyle filozofça laflar eden bir babanin ozlemiyle ozdeslesmis, kirmizilasmis gozlerine ragmen hala safligi bozulmamis bir yuz tasiyorum. bogaz'in derin sularini, amasra'da balikçi lokantalarinin sen kahkalarini barindiran, safligi bozmaya yonelik egilimlerin (kimilerine gore geç kalmis egilimlerin) daha da safdillestirdigi, siyah goz makyajinin veya dun gece uyumamis olmanin degistiremedigi (ne yazik), buna ragmen her su serpiste berraklasan bir yuz bu. evden yeni çikmis olmanin heyecanli gulusu ve yuvarlak gozlerin verdigi sut çocugu ifadesi, daha dunyayi tanimiyor oldugunu ele veriyor yuzun sahibinin, yazik. itici bir dargoruslulukten ote kafasi karisik, sevecen bir dindarlik tasidigini goruyorum. piercing yaptirmaya korktugunu anliyor ve guluyorum. kendimi bir yetiskin edasiyla seviyorum. zeyneple açik havada sen kahkahalarla guluyorken ayni seyleri onda da goruyorum. bir sarilisin izlerini goruyorum onda. mutluyum. bunu kaybetmek istemezdim. çocuklar gibi seniz simdi.
sevilmemek uzuntu
sevilmek mutluluk verir,
sevmemekse sikinti"
boyle filozofça laflar eden bir babanin ozlemiyle ozdeslesmis, kirmizilasmis gozlerine ragmen hala safligi bozulmamis bir yuz tasiyorum. bogaz'in derin sularini, amasra'da balikçi lokantalarinin sen kahkalarini barindiran, safligi bozmaya yonelik egilimlerin (kimilerine gore geç kalmis egilimlerin) daha da safdillestirdigi, siyah goz makyajinin veya dun gece uyumamis olmanin degistiremedigi (ne yazik), buna ragmen her su serpiste berraklasan bir yuz bu. evden yeni çikmis olmanin heyecanli gulusu ve yuvarlak gozlerin verdigi sut çocugu ifadesi, daha dunyayi tanimiyor oldugunu ele veriyor yuzun sahibinin, yazik. itici bir dargoruslulukten ote kafasi karisik, sevecen bir dindarlik tasidigini goruyorum. piercing yaptirmaya korktugunu anliyor ve guluyorum. kendimi bir yetiskin edasiyla seviyorum. zeyneple açik havada sen kahkahalarla guluyorken ayni seyleri onda da goruyorum. bir sarilisin izlerini goruyorum onda. mutluyum. bunu kaybetmek istemezdim. çocuklar gibi seniz simdi.
Perşembe, Eylül 29, 2005
hislerle ilgili

Arizona veya Tutunamayanlar. Ibsen, Akçakoca yahut Bruksel meydani. Gunesli bir gunde denize bakmak ya da Tunel'deki açiklik, Lambo'nun tavani. Neyin ozlemini çekmekteyim? Yalniz sunu hatirlamam gerek ki nereye gidersem gideyim orayi siradanlastiririm ben. Neyin ozlemini çekmekteyim?
Salı, Eylül 27, 2005

haftasonu baslayan midemdeki sikisma bu pazartesi sirtima geçti ve dayanilmaz bir hal aldi. her nefes alisimda genisleyen akcigerlerim bir igne batmasiyla aciyor gibiydi. akcigerlerimde bir sorun oldugunu dusundum. hayalimde akcigerde toplanmis ve bir akne halini almis cerrahat ya da mosmor olmus bir kan pihtisi canlaniyordu. bu mide yanmasini tukuruk sivisiyla açiklamaya benziyor. zavalli hasta halimle aynada gobegime bakiyor ve govdemin ayni hasta bir insaninki gibi kuçuk ve zarif oldugunu dusunuyordum, ki aslinda hiç de oyle degildir. ezgi trak ve zeynep bu konuda bana biraz kizginlar, geçen hafta sonu bana kendimi, gereksiz bir sekilde içten içe begendimi soylediler. bense bunun çok hos bir sey oldugunu dusunuyorum, narsizm sanki sadece guzel ve zarif insanlara ozgu bir ozellikmis gibi geliyor. narsist olunca guzellik artarmis gibi. melissa p. nin kitabini da sevmemim nedeni buydu. yumusak boynundan ve guzel omuzlarindan bahsetmesi ve kullandigi dil çok hosuma gitmisti. edebi degeri var mi tartisilir tabi. yani gelecek kusaklari herhalde melissa p.nin yumusak boynu veya guzel omuzlari veya kalin dudaklari ilgilendirmez. gelecek kusaklari tabi benim akcigerimle ilgili korkularim da ilgilendirmez. aslinda ara sira gelecek kusaklari ilgilendirecek seyler yazasim geliyor. ama o zaman bu kadar kendine odaklanmis (self centered) olmuyorum. daha çok gozlemci ve sakin oluyorum, ideal insan. ideal insan ruh halimi takinmayali çok oldu.
bu sabah da sirtim için doktora gittim. sirtimi usutmusum, yorgansiz yattigim için. sinirler için B vitamini verdi. dedim ya, yetersiz beslenmekten. gozlerimin alti da çokmustur belki, kim bilir. ah bir de ishal olsam, nasil mutlu olurum. hasta. hasta çocuk. kuçuk hastalikli ve sari benizli, bilekleri hastaliktan incelmis, govdesi usumus çunku hep atletsiz geziyor.
boyle deseler nasil sevinirsin degil mi salak?
Pazartesi, Eylül 26, 2005
çok mutsuzum. koskoca bir afs haftasonu geçti hala birini bulamadim. tas gibi bir genç kiz oldugum için nedenini anlamakta zorlaniyorum. adama bile milyonlarca kiz yavsadi (aptal kiz, neden "bile" olsun); eve geldim midem feci sekilde agriyordu: çok çikolata yedin ondan dedi, uvey annem. kotu kotu baktim, ne alaka, dedim, allah allah. hiç çikolata yiyen insan gormemis.
Cuma, Eylül 23, 2005
dun bir ruya gordum. kolumdan yesil bir biber çikiyordu. derimi deliyordu ve koca yesil biberi çikardiktan sonra kolum genisçe delinmis olarak kaliyordu. korktum ve olanlari babama anlattim. babama yarilmis kolumu gosteriyordum. babam koluma bakti ve aynisindan kendinde de oldugunu soyledi. anneme gosterdim; annem doktordur. "anne kolumdan yesil biber çikti" dedim ve anneme yarilmis kanli kolumu gosterdim. annem bunun yetersiz beslenmekten kaynaklandigini soyledi, daha çok yemek yemem gerekirmis. bugun annemi arayacaktim ama galiba artik çok geç.
Çarşamba, Eylül 21, 2005
hasta
buralarin havalari beni hasta etti. yorgunum. anneme yazacaktim ama bilgisayarlar iste. bir tusa basmisim, her sey silinmis.
Perşembe, Eylül 15, 2005
turkçe dusunmenin buyusu. okulun avlusunda çantami kafamin altina alip uyudum. tiffanie, nadege, edwige, celine etrafimda gulusuyorlardi. hafifçe gozlerimi kapadim, epey yorulmusum. sonra anadilimde dusunmeye basladim. o zaman kuçuk bir damlacik oldum. okyanusun yuzeyinde biraz gezindikten sonra vakumla çekilmis gibi dibe dusmeye basladim. derinlerde anadilimin barindirdigi seyler, okulum, annem, babam, halalarim, sarma ve borekler, mahmutpasanin sari otlari, bogazdan vapurla geçis, altinci sinifta asik oldugum çocuk sakliydi, bu bana kendimi ozel hissettirdi. dusunmenin konusmaktan daha guzel ve derin bir eylem oldugunu anladim ve etrafimdaki kizlari kuçumsedim. konustugun dille dusunmenin ne kadar yuzeysel bir sey oldugunu dusundum, ve dusuncelerimi duysalar bile anlamayacaklari gerçegi hosuma gitti. geride biraktigin bir hayatinin olmamasi ne kotu, diye dusundum, geride biraktigin bir kaç hayatinin, bir kaç çocugunun olmamasi ne kotu, bir erkekle hayati tuketmek ne kotu, bir çocuga hayatini adamak ne kotu, bir dille yetinmek ve dusundugun dille konusmak ne kotu, kocani sevdigini bilmemek, çocuklarini sevdigini anlamamak, dilini sevdigini dusunmemek ve dogdugun sehri ozlememek ne kotu.
ben boyle anadilimde dusunedurayim, tiz bir ses uyandirdi beni: uyanin matmazel, burasi plaj degil. anadilimin getirdigi masum tavirla cevap verdim: peki.
ben boyle anadilimde dusunedurayim, tiz bir ses uyandirdi beni: uyanin matmazel, burasi plaj degil. anadilimin getirdigi masum tavirla cevap verdim: peki.
bugun adam'in ailesi bize geldi, fakat adam yoktu. bunun uzerine gerçekten çok uzuldum ama neden adam'i getirmediklerini sormaya çekindim. marie lise ve marie astred gittikten sonra doris'e sordum: adam'i neden getirmemisler? ve verdigi cevapla yikilmamam olasi degildi: getirmemisler degil, kendi gelmek istemememis. televizyonda mac varmis. bu yaptigi gerçekten ayip. ki ben, geçen çarsamba ogleden sonra kendisini ziyaret etmek için tren garinda kayboldum.
Çarşamba, Eylül 14, 2005
bugun iki belçikali kiza turkçe orospu çocugu demeyi ogrettim. unutmasinlar diye de (biraz zorlaniyorlardi çunku) bir kagida fransizca telaffuzunu yazip ellerine verdim. simdi tiffanie sik sik cebinden kuçuk kagidini çikarip orospu çocugu diye bagirarak guluyor, edwige ve nadege de birbirlerine siktir git diyip duruyorlar. kendimle gurur duyuyorum.
Pazartesi, Eylül 12, 2005

kim gibi davranmam gerektigini bilmiyorum. yalnizken cok guzel ve sevimli oldugumu dusunuyorum. baskalari varken bu his kayboluyor. dunyanin en onemli seyi bu degil herhalde.
yagmuru ve serinligi seviyorum. havanin acikligini kopruler boyunca yurumeyi ve bazi kisilerle konusmayi seviyorum. sevdiklerimle konusurken ne kadar sacmalarsam sacmalayayim bu beni endiselendirmiyor ve sevgime karslik beklemiyorum. sadece konusma anlarini seviyorum. tutkulu ve bagli asklari anlamiyorum. anladigim zamanlar oldu. ama bir sure sonra geciyor iste.
allah beni ne yapsin. matilda 18 yasindaymis. ben de 17mde oldugum icin bunu hic tahmin etmemistim. matilda bana hep 24 yasindaymis gibi gelirdi. bugun otobuste 14 yasinda cok guzel bir kiz gordum. elimde olmadan uzgunce baktim. bakislarim cok uzgun oldugu icin gozgoze gelince kiz bana sakin saskin bakti. neden bir yabanciya boyle baktigimi anlamadi herhalde. hayir canim, aptal misin? her sey mukemmeliyetcilikte sakli. filimi asagilarda ulutamam.
boyle kimsenin anlamadigi salak komplikemsi ve huzunlu gorunumlu cumleler kurmaktan vazgec salak. aptal bazi blogculara benzedin. hayir asifte, sevimli de degilsin. bugun zeynep aradi, biraz konustuk. beni yanlis anladigindan korkuyorum. gercekten eglendigini anlatirken biraz kiskandim ve zavallim nasil oldugumu ogrenmek icin aramis sadece ama ben de altta kalir yanim olmadigini gostermek icin bizde de fotograf dersi oldugunu soyledim. yani, herhalde pek anlamamistir ama sezgi yetenegi gucluyse bunun iyi bir konusma olmadigini farketmis olsa gerek.
Perşembe, Eylül 08, 2005

dun gece ruyamda Hz. meryem'i gordum, cilgin bir kalabalik icinde kosuyordu, colleri asip, sonunda ogluna ulasti, Hz. isa carmiha gerilmisti, romali askerler Hz. Meryem'in ayaklarini sabitlediler zincirler ve civilerle, yere sabitlediler, tam oglunun onundeyken. ve Meryem egildi, oglunu optu. bu anla birlikte ruhlari da uctu, oylece kaldilar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




