Cuma, Eylül 23, 2005
dun bir ruya gordum. kolumdan yesil bir biber çikiyordu. derimi deliyordu ve koca yesil biberi çikardiktan sonra kolum genisçe delinmis olarak kaliyordu. korktum ve olanlari babama anlattim. babama yarilmis kolumu gosteriyordum. babam koluma bakti ve aynisindan kendinde de oldugunu soyledi. anneme gosterdim; annem doktordur. "anne kolumdan yesil biber çikti" dedim ve anneme yarilmis kanli kolumu gosterdim. annem bunun yetersiz beslenmekten kaynaklandigini soyledi, daha çok yemek yemem gerekirmis. bugun annemi arayacaktim ama galiba artik çok geç.
Çarşamba, Eylül 21, 2005
hasta
buralarin havalari beni hasta etti. yorgunum. anneme yazacaktim ama bilgisayarlar iste. bir tusa basmisim, her sey silinmis.
Perşembe, Eylül 15, 2005
turkçe dusunmenin buyusu. okulun avlusunda çantami kafamin altina alip uyudum. tiffanie, nadege, edwige, celine etrafimda gulusuyorlardi. hafifçe gozlerimi kapadim, epey yorulmusum. sonra anadilimde dusunmeye basladim. o zaman kuçuk bir damlacik oldum. okyanusun yuzeyinde biraz gezindikten sonra vakumla çekilmis gibi dibe dusmeye basladim. derinlerde anadilimin barindirdigi seyler, okulum, annem, babam, halalarim, sarma ve borekler, mahmutpasanin sari otlari, bogazdan vapurla geçis, altinci sinifta asik oldugum çocuk sakliydi, bu bana kendimi ozel hissettirdi. dusunmenin konusmaktan daha guzel ve derin bir eylem oldugunu anladim ve etrafimdaki kizlari kuçumsedim. konustugun dille dusunmenin ne kadar yuzeysel bir sey oldugunu dusundum, ve dusuncelerimi duysalar bile anlamayacaklari gerçegi hosuma gitti. geride biraktigin bir hayatinin olmamasi ne kotu, diye dusundum, geride biraktigin bir kaç hayatinin, bir kaç çocugunun olmamasi ne kotu, bir erkekle hayati tuketmek ne kotu, bir çocuga hayatini adamak ne kotu, bir dille yetinmek ve dusundugun dille konusmak ne kotu, kocani sevdigini bilmemek, çocuklarini sevdigini anlamamak, dilini sevdigini dusunmemek ve dogdugun sehri ozlememek ne kotu.
ben boyle anadilimde dusunedurayim, tiz bir ses uyandirdi beni: uyanin matmazel, burasi plaj degil. anadilimin getirdigi masum tavirla cevap verdim: peki.
ben boyle anadilimde dusunedurayim, tiz bir ses uyandirdi beni: uyanin matmazel, burasi plaj degil. anadilimin getirdigi masum tavirla cevap verdim: peki.
bugun adam'in ailesi bize geldi, fakat adam yoktu. bunun uzerine gerçekten çok uzuldum ama neden adam'i getirmediklerini sormaya çekindim. marie lise ve marie astred gittikten sonra doris'e sordum: adam'i neden getirmemisler? ve verdigi cevapla yikilmamam olasi degildi: getirmemisler degil, kendi gelmek istemememis. televizyonda mac varmis. bu yaptigi gerçekten ayip. ki ben, geçen çarsamba ogleden sonra kendisini ziyaret etmek için tren garinda kayboldum.
Çarşamba, Eylül 14, 2005
bugun iki belçikali kiza turkçe orospu çocugu demeyi ogrettim. unutmasinlar diye de (biraz zorlaniyorlardi çunku) bir kagida fransizca telaffuzunu yazip ellerine verdim. simdi tiffanie sik sik cebinden kuçuk kagidini çikarip orospu çocugu diye bagirarak guluyor, edwige ve nadege de birbirlerine siktir git diyip duruyorlar. kendimle gurur duyuyorum.
Pazartesi, Eylül 12, 2005

kim gibi davranmam gerektigini bilmiyorum. yalnizken cok guzel ve sevimli oldugumu dusunuyorum. baskalari varken bu his kayboluyor. dunyanin en onemli seyi bu degil herhalde.
yagmuru ve serinligi seviyorum. havanin acikligini kopruler boyunca yurumeyi ve bazi kisilerle konusmayi seviyorum. sevdiklerimle konusurken ne kadar sacmalarsam sacmalayayim bu beni endiselendirmiyor ve sevgime karslik beklemiyorum. sadece konusma anlarini seviyorum. tutkulu ve bagli asklari anlamiyorum. anladigim zamanlar oldu. ama bir sure sonra geciyor iste.
allah beni ne yapsin. matilda 18 yasindaymis. ben de 17mde oldugum icin bunu hic tahmin etmemistim. matilda bana hep 24 yasindaymis gibi gelirdi. bugun otobuste 14 yasinda cok guzel bir kiz gordum. elimde olmadan uzgunce baktim. bakislarim cok uzgun oldugu icin gozgoze gelince kiz bana sakin saskin bakti. neden bir yabanciya boyle baktigimi anlamadi herhalde. hayir canim, aptal misin? her sey mukemmeliyetcilikte sakli. filimi asagilarda ulutamam.
boyle kimsenin anlamadigi salak komplikemsi ve huzunlu gorunumlu cumleler kurmaktan vazgec salak. aptal bazi blogculara benzedin. hayir asifte, sevimli de degilsin. bugun zeynep aradi, biraz konustuk. beni yanlis anladigindan korkuyorum. gercekten eglendigini anlatirken biraz kiskandim ve zavallim nasil oldugumu ogrenmek icin aramis sadece ama ben de altta kalir yanim olmadigini gostermek icin bizde de fotograf dersi oldugunu soyledim. yani, herhalde pek anlamamistir ama sezgi yetenegi gucluyse bunun iyi bir konusma olmadigini farketmis olsa gerek.
Perşembe, Eylül 08, 2005

dun gece ruyamda Hz. meryem'i gordum, cilgin bir kalabalik icinde kosuyordu, colleri asip, sonunda ogluna ulasti, Hz. isa carmiha gerilmisti, romali askerler Hz. Meryem'in ayaklarini sabitlediler zincirler ve civilerle, yere sabitlediler, tam oglunun onundeyken. ve Meryem egildi, oglunu optu. bu anla birlikte ruhlari da uctu, oylece kaldilar.
Çarşamba, Eylül 07, 2005
OKULLLHRRRRGRRR
aptal Adam okula ilk gunden kisa sortla gittigi için mudur tarafindan azarlanmis. ya bu okul bi garip allah allah... gitmedigin zaman rapor getirmen lazim. devamsizlik hakki diye bir sey yok mu dedim yok dediler. ALLAHIM YA RESULALLAH YA!!!!
Salı, Eylül 06, 2005
okul... neden hatiralar yasanirken pek fevkalede degillerdir de sonradan deger kazanirlar? galatasaray lisesinin guzel sari binasindan baska bir yere okul demiyordum 14 yasimdan bu yana, ondan once "okul" benim için zevksiz bir seydi zaten.
bugun "okul" denilen ve yasitlarimizin gittigi, fakat kalmadiklari ve asla evleri gibi benimsemedikleri baska yerler oldugunu kesfettim ve bu hosuma gitmedi. gurultulu yemekhanede sandvicimi yerken etrafima bakip buranin artik benim okulum oldugunu (en azindan bir sureligine) ve burayi da, mektebimi de ayni adla adlandirdigimi (okul) dusundum ve yabanciladim.
oysa okul ne guzeldir. bir sallapatilik getirir, pervazlarinda uyursun, okulda giydigin kiyafetle disari cikmazsin, cunku genelde pijamaya benzer. ve su kadin "neee? 6. sinifa gelmissiniz hala 14uncu yuzyilda hangi akimin hakim oldugunu bilmiyor musunuz?" derken (nasil bilebilirim?) simdi okulda olsaydim diye dusundum. tiyatro olmasaydi, nee 4le 6 arasi bos deseydik, kallaviye giderdik okuldan çikip, gunesli bir gunde bogaza bakar tavla oynar, sonra okula doner, ugur abiyle karsilasir, biraz konusup yatakhaneye cikar, etudde semsettini oynar, aksam cekirdek esliginde d.a.k seansimizi yapar uyurduk. artik birbirini tanimaninn getirdigi ortak dille, mutlu umursamazligin adini fersaye, eglenip yorulmuslugun adini serebenlik koymustuk, hihi.
kimbilir nasil uzulmus olmaliyim ki bunlari dusunurken, donup yanimdaki sivgin kilikli kiza sordum: okuldan sonra bir sey yapacak misiniz? bugun hayir, ben uzakta oturuyorum. peki baska zamanlar? ah, tabi canim, uzulme, 1 seneni ot ot gecirmeni biz de istemeyiz, seni hareket ettiriz azcik. ve kimbilir rahatladigimi ne sekilde gosterdim ki gulduler.
bugun "okul" denilen ve yasitlarimizin gittigi, fakat kalmadiklari ve asla evleri gibi benimsemedikleri baska yerler oldugunu kesfettim ve bu hosuma gitmedi. gurultulu yemekhanede sandvicimi yerken etrafima bakip buranin artik benim okulum oldugunu (en azindan bir sureligine) ve burayi da, mektebimi de ayni adla adlandirdigimi (okul) dusundum ve yabanciladim.
oysa okul ne guzeldir. bir sallapatilik getirir, pervazlarinda uyursun, okulda giydigin kiyafetle disari cikmazsin, cunku genelde pijamaya benzer. ve su kadin "neee? 6. sinifa gelmissiniz hala 14uncu yuzyilda hangi akimin hakim oldugunu bilmiyor musunuz?" derken (nasil bilebilirim?) simdi okulda olsaydim diye dusundum. tiyatro olmasaydi, nee 4le 6 arasi bos deseydik, kallaviye giderdik okuldan çikip, gunesli bir gunde bogaza bakar tavla oynar, sonra okula doner, ugur abiyle karsilasir, biraz konusup yatakhaneye cikar, etudde semsettini oynar, aksam cekirdek esliginde d.a.k seansimizi yapar uyurduk. artik birbirini tanimaninn getirdigi ortak dille, mutlu umursamazligin adini fersaye, eglenip yorulmuslugun adini serebenlik koymustuk, hihi.
kimbilir nasil uzulmus olmaliyim ki bunlari dusunurken, donup yanimdaki sivgin kilikli kiza sordum: okuldan sonra bir sey yapacak misiniz? bugun hayir, ben uzakta oturuyorum. peki baska zamanlar? ah, tabi canim, uzulme, 1 seneni ot ot gecirmeni biz de istemeyiz, seni hareket ettiriz azcik. ve kimbilir rahatladigimi ne sekilde gosterdim ki gulduler.
Pazartesi, Eylül 05, 2005
sarki sarki
bugun otobuste:
j'ai demandé à la lune,
si tu voulais encore de moi
elle m'a dit j'ai pas l'habitude
de m'occuper des cas comme ça
et toi et moi, on était tellement sures
et on se disait quelque fois
que c'était juste une aventure
et que ça ne durerait pas.
ve yeni bir koku duydum, hiç bir seye benzemeyen, ve yeni girdigim bir yerin kokusuydu bu, endise vermiyordu, huzur ve ask doluydu, mutlu oldum =)
j'ai demandé à la lune,
si tu voulais encore de moi
elle m'a dit j'ai pas l'habitude
de m'occuper des cas comme ça
et toi et moi, on était tellement sures
et on se disait quelque fois
que c'était juste une aventure
et que ça ne durerait pas.
ve yeni bir koku duydum, hiç bir seye benzemeyen, ve yeni girdigim bir yerin kokusuydu bu, endise vermiyordu, huzur ve ask doluydu, mutlu oldum =)
Pazar, Eylül 04, 2005
"ee, anlat bakalim turkiye nasil?"
evet, sanki temsile gelmisiz buraya. agzimi her açisimda fas'tan yahut italya'dan bahsetmeseler olmaz. karsimda 3 kadin, duraksiyorum: "eee, turkiye'de idam yok, biliyorsunuz."
"ah, ben istanbul'a gitmistim, dedi biri. çok harikaydi, sùltanahmet (boyle diyor), o camiler, gerçekten muhtesem." kimdi o, biri demisti batilinin kafasindaki turkiye'den bahsederken, çok arabik, çok dogulu oldugunu soylemisti, bazilari da "allah allah, biz arap miyiz?" diye kizar, arap olmak ayipmis gibi. neyse, tabi ben istanbul'un ne o, ne de bu oldugunu biliyorum, istanbul çok farkli bir seymis gibi geliyor simdi. gitarda kargo'nun renklerin içinde'yi çalarken farkettim, istanbul çok farkli bir sey dedim. (ne alakaysa)
kemal, eski bir afsli, amerika'dayken en çok martilara simit atmayi ozledigini anlatmisti, oysa boyle bir sahneyi ancak bir ya da iki defa yasamis, belki de sabahleyin martilara hiç simit atmamis kemal abi*. ben de, garip bir hisle hiç gitmedigim yerleri ozlemeye basladim.
*= oyle abi degil, ama kocaman adam, napalim
evet, sanki temsile gelmisiz buraya. agzimi her açisimda fas'tan yahut italya'dan bahsetmeseler olmaz. karsimda 3 kadin, duraksiyorum: "eee, turkiye'de idam yok, biliyorsunuz."
"ah, ben istanbul'a gitmistim, dedi biri. çok harikaydi, sùltanahmet (boyle diyor), o camiler, gerçekten muhtesem." kimdi o, biri demisti batilinin kafasindaki turkiye'den bahsederken, çok arabik, çok dogulu oldugunu soylemisti, bazilari da "allah allah, biz arap miyiz?" diye kizar, arap olmak ayipmis gibi. neyse, tabi ben istanbul'un ne o, ne de bu oldugunu biliyorum, istanbul çok farkli bir seymis gibi geliyor simdi. gitarda kargo'nun renklerin içinde'yi çalarken farkettim, istanbul çok farkli bir sey dedim. (ne alakaysa)
kemal, eski bir afsli, amerika'dayken en çok martilara simit atmayi ozledigini anlatmisti, oysa boyle bir sahneyi ancak bir ya da iki defa yasamis, belki de sabahleyin martilara hiç simit atmamis kemal abi*. ben de, garip bir hisle hiç gitmedigim yerleri ozlemeye basladim.
*= oyle abi degil, ama kocaman adam, napalim
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




