Pazartesi, Eylül 12, 2005


Image hosted by Photobucket.com



bu elim benim


Image hosted by Photobucket.com



bunu da


Image hosted by Photobucket.com



bunu da


Image hosted by Photobucket.com



okulda yaptik :)

Image hosted by Photobucket.com
kim gibi davranmam gerektigini bilmiyorum. yalnizken cok guzel ve sevimli oldugumu dusunuyorum. baskalari varken bu his kayboluyor. dunyanin en onemli seyi bu degil herhalde.

yagmuru ve serinligi seviyorum. havanin acikligini kopruler boyunca yurumeyi ve bazi kisilerle konusmayi seviyorum. sevdiklerimle konusurken ne kadar sacmalarsam sacmalayayim bu beni endiselendirmiyor ve sevgime karslik beklemiyorum. sadece konusma anlarini seviyorum. tutkulu ve bagli asklari anlamiyorum. anladigim zamanlar oldu. ama bir sure sonra geciyor iste.

allah beni ne yapsin. matilda 18 yasindaymis. ben de 17mde oldugum icin bunu hic tahmin etmemistim. matilda bana hep 24 yasindaymis gibi gelirdi. bugun otobuste 14 yasinda cok guzel bir kiz gordum. elimde olmadan uzgunce baktim. bakislarim cok uzgun oldugu icin gozgoze gelince kiz bana sakin saskin bakti. neden bir yabanciya boyle baktigimi anlamadi herhalde. hayir canim, aptal misin? her sey mukemmeliyetcilikte sakli. filimi asagilarda ulutamam.

boyle kimsenin anlamadigi salak komplikemsi ve huzunlu gorunumlu cumleler kurmaktan vazgec salak. aptal bazi blogculara benzedin. hayir asifte, sevimli de degilsin. bugun zeynep aradi, biraz konustuk. beni yanlis anladigindan korkuyorum. gercekten eglendigini anlatirken biraz kiskandim ve zavallim nasil oldugumu ogrenmek icin aramis sadece ama ben de altta kalir yanim olmadigini gostermek icin bizde de fotograf dersi oldugunu soyledim. yani, herhalde pek anlamamistir ama sezgi yetenegi gucluyse bunun iyi bir konusma olmadigini farketmis olsa gerek.

Pazar, Eylül 11, 2005

bugun tanidigim insanlar:

paolo
claire
yigit

ve adam tabi onu sik sik goruyorum.

Perşembe, Eylül 08, 2005


Image hosted by Photobucket.com



 



dun gece ruyamda Hz. meryem'i gordum, cilgin bir kalabalik icinde kosuyordu, colleri asip, sonunda ogluna ulasti, Hz. isa carmiha gerilmisti, romali askerler Hz. Meryem'in ayaklarini sabitlediler zincirler ve civilerle, yere sabitlediler, tam oglunun onundeyken. ve Meryem egildi, oglunu optu. bu anla birlikte ruhlari da uctu, oylece kaldilar.


Image hosted by Photobucket.com



all is full of love

Çarşamba, Eylül 07, 2005

OKULLLHRRRRGRRR

aptal Adam okula ilk gunden kisa sortla gittigi için mudur tarafindan azarlanmis. ya bu okul bi garip allah allah... gitmedigin zaman rapor getirmen lazim. devamsizlik hakki diye bir sey yok mu dedim yok dediler. ALLAHIM YA RESULALLAH YA!!!!

Salı, Eylül 06, 2005

okul... neden hatiralar yasanirken pek fevkalede degillerdir de sonradan deger kazanirlar? galatasaray lisesinin guzel sari binasindan baska bir yere okul demiyordum 14 yasimdan bu yana, ondan once "okul" benim için zevksiz bir seydi zaten.

bugun "okul" denilen ve yasitlarimizin gittigi, fakat kalmadiklari ve asla evleri gibi benimsemedikleri baska yerler oldugunu kesfettim ve bu hosuma gitmedi. gurultulu yemekhanede sandvicimi yerken etrafima bakip buranin artik benim okulum oldugunu (en azindan bir sureligine) ve burayi da, mektebimi de ayni adla adlandirdigimi (okul) dusundum ve yabanciladim.

oysa okul ne guzeldir. bir sallapatilik getirir, pervazlarinda uyursun, okulda giydigin kiyafetle disari cikmazsin, cunku genelde pijamaya benzer. ve su kadin "neee? 6. sinifa gelmissiniz hala 14uncu yuzyilda hangi akimin hakim oldugunu bilmiyor musunuz?" derken (nasil bilebilirim?) simdi okulda olsaydim diye dusundum. tiyatro olmasaydi, nee 4le 6 arasi bos deseydik, kallaviye giderdik okuldan çikip, gunesli bir gunde bogaza bakar tavla oynar, sonra okula doner, ugur abiyle karsilasir, biraz konusup yatakhaneye cikar, etudde semsettini oynar, aksam cekirdek esliginde d.a.k seansimizi yapar uyurduk. artik birbirini tanimaninn getirdigi ortak dille, mutlu umursamazligin adini fersaye, eglenip yorulmuslugun adini serebenlik koymustuk, hihi.

kimbilir nasil uzulmus olmaliyim ki bunlari dusunurken, donup yanimdaki sivgin kilikli kiza sordum: okuldan sonra bir sey yapacak misiniz? bugun hayir, ben uzakta oturuyorum. peki baska zamanlar? ah, tabi canim, uzulme, 1 seneni ot ot gecirmeni biz de istemeyiz, seni hareket ettiriz azcik. ve kimbilir rahatladigimi ne sekilde gosterdim ki gulduler.

Pazartesi, Eylül 05, 2005

sarki sarki

bugun otobuste:

j'ai demandé à la lune,
si tu voulais encore de moi
elle m'a dit j'ai pas l'habitude
de m'occuper des cas comme ça
et toi et moi, on était tellement sures
et on se disait quelque fois
que c'était juste une aventure
et que ça ne durerait pas.

ve yeni bir koku duydum, hiç bir seye benzemeyen, ve yeni girdigim bir yerin kokusuydu bu, endise vermiyordu, huzur ve ask doluydu, mutlu oldum =)

Pazar, Eylül 04, 2005

"ee, anlat bakalim turkiye nasil?"
evet, sanki temsile gelmisiz buraya. agzimi her açisimda fas'tan yahut italya'dan bahsetmeseler olmaz. karsimda 3 kadin, duraksiyorum: "eee, turkiye'de idam yok, biliyorsunuz."
"ah, ben istanbul'a gitmistim, dedi biri. çok harikaydi, sùltanahmet (boyle diyor), o camiler, gerçekten muhtesem." kimdi o, biri demisti batilinin kafasindaki turkiye'den bahsederken, çok arabik, çok dogulu oldugunu soylemisti, bazilari da "allah allah, biz arap miyiz?" diye kizar, arap olmak ayipmis gibi. neyse, tabi ben istanbul'un ne o, ne de bu oldugunu biliyorum, istanbul çok farkli bir seymis gibi geliyor simdi. gitarda kargo'nun renklerin içinde'yi çalarken farkettim, istanbul çok farkli bir sey dedim. (ne alakaysa)
kemal, eski bir afsli, amerika'dayken en çok martilara simit atmayi ozledigini anlatmisti, oysa boyle bir sahneyi ancak bir ya da iki defa yasamis, belki de sabahleyin martilara hiç simit atmamis kemal abi*. ben de, garip bir hisle hiç gitmedigim yerleri ozlemeye basladim.


*= oyle abi degil, ama kocaman adam, napalim

Cumartesi, Eylül 03, 2005

sevmedigim sey sevilmeye layik olmadigim zamanlarda sevilmeye layik olmadigimi muthis bir yetenekle sezmem.
zeynep bize geldi. uvey abim sylvain evden tasindi.

Cuma, Eylül 02, 2005

içten içe hala biraz çaresiz ve biraz saskin oldugunuzu farketmeniz çok kisa surer ve bu hissin ustesinden hemencecik gelebilirsiniz, tabi kesinlikle, ama bu his zaman zaman su yuzune çikarsa ve artik biraz farkettiyseniz korkuyla karisik soyle dersiniz: ne isim var benim burda? ediz mi olacagim yoksa?

istanbul'da yasamis biri olarak kadikoy buyuklugundeki mons'ta çaresiz ve saskin olacak degilim tabi, ya da hatice teyze ile komsuluk yaptiktan sonra monique teyzenin karsisinda dut yemis bulbule de donmedim, yine de au niveau des emotions, ah pardon, duygusal anlamda hala bazi geceler anneyle uyuma istegi gibi sorunlar çikiyor karsima. burda 2 haftadir yetiskin gibi davraniyorum, herkese karsi, 2 hafta evini ozlemek için erken biliyorum, ama sonrasini dusununce insan korkuyla karisik bir seyler hissediyor, bu his ayni ilk gunku telefon konusmasindan sonra telefonu kapatirken hissettigim sey gibi.

Pazar, Ağustos 28, 2005

ath devleri karnavali

bugun guzel bir gundu, ath devleri karnavalina gittik.

Cuma, Ağustos 26, 2005

pyramid song

son sahnenin ardindan çalar. seslerle sozlerin garip çeliskisi abartili hareketler yapmak istemenize sebep olur. hikayeyi ogrendikten sonra o kadar da etkilenmezsiniz. artik çeliski kaybolmustur. sarkilar zaten ancak istedigimiz zaman guzel oluyor.

Perşembe, Ağustos 25, 2005

adam marie lise'lerde kaliyor. tabi iyi bir sey bu cunku marie lise ve kizi marie astred gercekten iyi insanlar. (ah allahim, yazdigim her sey ne kadar garip geliyor bana. bugun gurbetci bir kizla konustum, belki ondan etkilenmisimdir. hayir, turkcem 5 gunde bozulmamalisin.) neyse, adam icin kotu olan su ki marie lise'lerin interneti yok. adam macaristan'daki ailesine sik yazamiyor. bunu ogrenince: "aa, bizde internet var, bizden yazarsin, doris bir sey demez" dedim, ama tabi zavalli adam bizden mail falan atamadi, bunu soylemek icin cok utangac cunku. neyse, marie lise benim burdaki annem olan dorisin arkadasi ve adam da benim gibi afsyle geldi buraya. dun doris beni marie liselere birakti, marie lise, marie astred, adam ve ben louviere'e gittik. ben adam'i cok seker buldugum icin surekli konustum ama adam pek fransizca konusamiyor. cok komik bir aksani var, tam bir macar çocugu. adam dedi ki bir sey anlamiyorum, sadece gulumsuyorum, ben de insanin gulumsemekten yanaklari agriyor di mi bazen dedim. seker adam uff, evet dedi ve yanaklarini ovusturdu. (burda insanin gerçekten yuz kaslari agriyor. yorucu. bir sure sonra kendini yapma bir çiçek gibi hissediyorsun. ve etrafinda seni seyre dalmis belçikalilar var.) sonra marie lise belki ilgimizi çeker diye bizi brosur almaya gonderdi, biz de sanki okuyacakmisiz gibi hepsinden aldik, ama bunu yaparken guluyorduk.

Salı, Ağustos 23, 2005

abim sylvain japonlarin fotografini cekmeyi seviyormus. simdi italya gezintisinin fotograflarini gosteriyor bana. doris annem diyor ki, buraya en rahat uyum saglayan çocuk benmisim.
aslinda biraz oyle oldu, havaalaninda annem salya sumuk aglarken ben yere egilmis vesikalik resimlerimi ariyordum, oyle ya, okul icin lazim olabilir. giderken aglayan zeyneple ezgiyi duygusuzca teselli ettim, niye agliyosunuz ki, cok guzel olucak. eve geldigimde coskuyla merdivenleri ciktim, amanin ne guzel ev, amanin ne seker kadin, amanin ne cici kopek, tanrim her sey ne kadar guzel, nasil da eglenecegim burda.
cati katindaki odami severek yerlestirdim, ustumdeki kiyafetleri cikardim, ve bir kirli poseti aramaya koyuldum (tatile ciktigimizda kirlilerimizi posete koyar, geri gotururuz) ama sonra dank etti, camasirlarimi geri filan goturemeyecegim, ve tuhaf oldum. neyse, buraya eglenmeye geldim ben; sonra annemi aradim geldigimi bildirmek icin, ama telefon gozumde anlamsizlasti, ne de olsa kapattigimda annem hala orda olacakti ve ben burdaydim, o halde bu pek de gercek bir iletisim sailmazdi. sonra amerikan kizlari gibi kendi kendime dedim ki, hey kizim, senin yasin kac ha, 12 filan mi? sonra dusundum ve 17 yasin aileden ayrilmak icin gayet uygun bir yas olduguna karar verdim. evet.
gunlerim ziyaretlerle gecti, 1 kere de Monsu gezdim, hakkatten guzel sehir. karnavallara gitmek istoyorum.
dorisle konusurken, allahim ne cok konusuyor, bana dedi ki kendimi pek feminen hissetmiyorum, hele su aralar hic, goruyorsun, sismanim biraz. ben de iyi de dedim, yani bu cekici olmana engel mi ki? o da ne dese begenirsin: yok, bu vucutla bir erkekle yataga giremem.
amanin! kultur soku.

Pazartesi, Ağustos 08, 2005

gamze

dün gamze'yi gördüm. gamze fahriye halamın eski ev sahibinin kızı. fahriye halamlar mahmutpaşa'da otururlardı. ben üç yaşında filandım. annem beni fahriye halamlara bırakırdı. çocukluğum orda geçti. bir hamakları vardı. mükerrem halamın oğlu haktan abim, zekiye halamın kızı hatice ablam, ben, o hamakta oynardık. sonra halam KOM'dan, cimi eniştem de İETT'den emekli noldu, manavgat'a taşındılar. gamze'yi hiç görmedim. yüzünü de hatırlamıyorum. ama gamze'yi hep bilirdim. hatta geçenlerde acaba gamze şimdi nerdedir diye de düşünmüştüm. nebahat halamın kızı aslıhan ablanın düğününde gamze'yi gördüm.

gamze yozgatlı kocasıyla fransa'ya yerleşmiş. bir çocuk kadar zayıf ve güzel. bir çocuğu var. türkiye'ye gelir gelmez canı lahmacun çekmiş. sebahat halam da ona ''bizim orda bir lahmacuncu var, nasıl güzel, nasıl güzel, parmaklarını yersin, 20 tane yersin valla.'' dedi. sebahat halam da bir garip. bir keresinde anneme ''senin evini ben taşıyacam seher'' dedi, ayağı sakatken. gamze utangaçça güldü. türkçeyi pek iyi konuşamıyor.