dün doğumgünümdü, ben keyifsizdim. nedeni ise bence tamamen şımarıklık. alınan hediyeleri beğenmedim, ne bileyim, buna benzer şeyler. manavgat'a gittim, halamın eski evine, gerçekten güzel yermiş orası, özlediğim kadar varmış hani. çocukluk arkadaşlarım egzozcu bilal'in oğulları tuna ve ismail'le görüştüm. ikisi de clubber olmuş çıkmış. iyice soğuk nevale gibi davrandım, tabi elimde olmadan ve asla clubber oldukları için değil. ben bu kadar keyifsizken ezgisunun kutlama mesajı geldi: ''nice mutlu senelere, bu yaşam enerjini ve delidoluluğunu hiç kaybetme!'' mesajı tekrar okurken bu son cümle gözüme takıldı, demek ezgisu beni yaşam enerjisiyle dolu ve delidolu sanıyor. insanlara kendimi ne kadar yanlış tanıtıyorum ben. mesela 10 gün önce tatil köyüne gittik biz ve ben, nasıl bir kompleksse bu, etrafıma bakınıyor ve ''yiyin bakalım yiyin, sizi zengin domuzlar.'' diye söyleniyordum. neyse ki babam buranın o kadar pahalı olmadığını, gelenlerin emekli tipli kişiler olduğunu söyledi de ben de ''biz de mi görgüsüz ve zenginiz acaba'' diye düşünmekten kurtuldum. 17 yaşıma girmeme rağmem, kişiliğim henüz oturmamış.
doğumgünü akşamı annemlerle okey oynarken kavga çıkardım, sonra da live8'i izledim. bunu vicdani bir gereklilik olarak ve beni o kadar öküz sanmayın diye söylüyorum, live8'i izlerken sabahtan beri yaptığım şımarıklıklardan utandım.
bu arada blogumun reklamını yakın çevremde yapmaya başladım. şıvgın, cansu, ezgisu blogumu okudular ve şıvgın çok beğendiğini söyledi. hele onuray mete'li kısımlar çok hoşuna gitmiş. ben de bundan sonra blogumda onur'dan bahsetmeyeceğim, çünkü sevgili onuray mete, senin saf varlığını blogumu daha eğlenceli kılmak için kullanmak istemiyorum, gerçi bence bu bir tür edebiyat ve sen dahil her şey malzeme olabilir ama sen şiir sevmiyorsun, ve her yazımı senden bahsederek bitirirsem, bunu blogumun malzemesi yaparsam seni biraz kullanmış olurum ve sen bunu hemen sezebilecek birisin. bu durum hiç hoşuna gitmez ve benimle eskisi gibi konuşmak istemezsin. zaten biri bir şeyi övdüğünde, o şeyi yapmayı hemen kesmek gerekir, bu ne olursa olsun. yayın ilkelerimiz var bizim de.
buna karşın arsız ezgi yıldız, sürekli neden benden hiç bahsetmiyorsun diyor. budala, kendisinde malzemem olması için hiçbir özellik bulamadım. bunun farkında değil. şaka lan şaka.
neyse, kendimi malzeme yaparım ben de:
GARİP HUYLARIM
1) birbirine bağlı iki kirazdan biri çürükse, sevenleri ayırmayayım diye, diğerini de yemiyorum. eğer iki kiraz birbirine yapışıksa ikisini de yiyorum, biri annesi, öteki yavrusu diye.
2) bir ayakkabının yanından geçerken (misal) o ayakkabı hakkında yüksek sesle ''şu ayakkabılar da ne dandik'' dediysem hemen geri dönüp ayakkabılara kimse görmeden öpücük yollarım. onları kırmak istemediğimi bilsinler.
3) duşakabin kapanmıyorsa onu döverim, sonra da pişman olup özür dilediğm de olur.
yaa, beni tanımadığınıza yanın siz.