daha da üzülmek istiyorsanız bu yazıyı fiona apple'dan oh sailor eşliğinde okuyabilirsiniz:
O' Sailor, why'd you do it
What'd you do that for
Saying there's nothing to it
And then letting it go by the boards
üzgünlük, evet bize batı kültüründen, gençler aracılığıyla geçmiş bir modadır. üzgünlük kelimesini, "depresyon" kelimesini kullanmaktan bıktığım için kullanıyorum. "alaşağı olmak" vs deyişleri de kullanabilirim belki ama abartılı olur. üzgünlüğü, batı ülkelerinde görülen türden depresyon olarak anlamanızı rica edeceğim. veya daha geniş anlayın, daha iyi olur. yazım bu konudaki önyargılarla, burun kıvırmalar ve yanlış anlaşılmalarla ilgili, sizlere bu gerçeğin içinde yaşayan biri olarak bazı bilgiler vereceğim. biraz da bu blogda her zaman, bıkıp usanmadan söylediklerimi bir kez daha tekrarlayacağım. yeni bir konu bulana kadar:) bu konuda vereceğim bilgiler ise sadece tanıklık, deneyim ve basit düşüncelerden ibaret.
şimdi bir üzgünlük gerçeği vardır, evet. fakat bu başlı başlına bir moda değil, bir yaşam biçiminin, bir düşünceler sisteminin parçasıdır. bir yaşam biçimi, size bazı düşünce ve değerleri aşılıyor. bu değerlerin parlak olduğu kadar karanlık yönü de vardır. kanımca bu ikili ayrımı en çok müzikte gözlemleriz. aptalcasına mutlu pop müzik ve yine aptalcasına hüzünlü alternatif müzik türleri. (grunge, alternatif rock vs) bu ikincisinin de adı pop olmasa da son zamanlarda çok tutulmuş ve popüler olmuştur. tabi bu yaptığım çok da basit bir ayrım. bu ikisine tam olarak girmeyen nice şarkıcı, nice grup, nice şarkı var. arkadaşlarım arasında yaptığım gözlem, göre, batı tarzı eğitim veren özel okullarda üzgünlük oranının, devlet okullarına göre daha fazla olduğu yönünde. dizileri düşündüğümüz zaman "gossip girl"deki üzgün karakter sayısının, çok daha olumsuz koşullar altında yaşayan "hayat bilgisi"ndekinden çok daha fazla olduğunu görüyorum. hadi dünyanın en klişe örneğini verelim, norveç'te intihar oranı ühüüüü.. tüm bunlar üzgünlüğün "öğrenilen" bir şey olduğunu, kültür ile alakalı düşünsel bir durum olduğunu bize gösteriyor. şu an çok popüler olan bilişsel davranışçı terapi de bunu savunmakta.
yine de insafsızlar, bu üzgün olduğunu söyleyen kişiye "şekil yapıyorsun" demenizi haklı kılmaz. evet, o kişi icabında şekil de yapıyor ama bakalım bu süreç nasıl işliyor:
kronik üzgün kişi, o gün halinden her nasılsa memnundur. sonra bir şey olur. mesela ahmet altan'ın tehlikeli masallar diye bir kitabı vardı, orda bir kadın sabah çok süper hissederek kalkıyor, duş alıyor, ayna karşısında süslenirken yanlışlıkla parfüm şişesini düşürüyor ve birden deyim yerindeyse "alaşağı oluyor". çok büyük bir ağlama krizine giriyor falan filan. bende genelde bu olay birinin bana bir şey demesidir. herkesin değil anlamlı bazı bağlantıları olan bazı durumları temsil eden muhtelif kişilerin belli yöndeki eleştirileri veya en ufak imaları, davranışları... yoksa herkesin her sözüne saatlerce ağlamıyorum.
ikinci aşama, bu küçük olayın taşları yerine oturtmasıdır. veya o an size aşırı doğru gelen bir gerçeğe işaret etmesi. ama tabi taşlar yerine yanlış oturmuştur, o gerçek sandığnız şey öyle değildir, o ayrı. parfüm şişesinin düşüp kırılmasnı ele alalım. ahme altan'ın kahramanı nermin o an ne düşünüyordu? herhalde şuna benzer şeyler (tabi çok basite ve kabaca yazdım):
"bu sabah çok huzurlu uyandım. kendimi çok tatlı bir durgunluk içinde ve dinlenmiş hissediyordum. buna çok şaşırdım çünkü genelde böyle olmaz. bu bana verilmiş bir lütuftu. bu hediyeyi acaba hak edebilecek miyim çünkü daha önce hep elimden alınmıştı? (nermin'i küçükken annesi terk etmiş, dedesi çok sevgisiz bir insanmış falan filan) duş aldım, vücudumu aynada seyrettim. gerçekten çok güzel bir kadınım. ama işte öyle olmadığı anlaşıldı çünkü parfümü düşürdüm. bu kadar süper ve sinemotografik bir sabahın içine sıçtım ve parfümü düşürmem de birçok şeyin ispatı aslında. ne kadar anlamlı. evet."
"her neyse bu yazıdaki konsantrasyonumun içine sıçıldı çünkü annem eve geldi. o evdeyken bana huzur yok. gerçekten süper bir yazı yazacaktım, herkes okuyacaktı ve beğenecekti ama işte artık mümkün değil çünkü annem eve gelip bana yemeği yapıcam yardım et dedi. işte, anlamıyor. bir de bana dün gelmiş sen nasıl üniversite öğrencisisin azıcık gezip tozsana diyor. ama hiç dışarı çıkasım yok çünkü bu ailemden bıktım. kendileri müthiş bir öğrencilik hayatı geçirmişken benimkinin içine sıçıyorlar. zaten benim gibi öğrenci mi olur. halimi düşündükçe utanıyorum. utandığıma göre utandırıcı bir durum var ortada yani, çok açık. söylediğim zaman da paranoyaksın diyorlar ama ben biliyorum onların istediği işte, ben mutsuz olayım. ama onlar dışında da beni seven yok. birçok kişi beni gülünç buluyor. arkamdan dalga geçiyorlar. seven var ama onlar sayılmaz. onlar objektif olamıyorlar. tek sorun hukukta okumam aslında. hukuk benim algılarımı kapadı, beni ot bir insan yaptı. ama hayır, hukuk iyi. tek suçlu benim olgun bir insan olmamam. tipimde bile bir şey var. sözgelimi tiyatrodan ilyas ne kadar mutlu ve düzgün..."
şimdi de "üzgün" olduğum zaman benim aklımdan geçen şeyleri okudunuz. bunlar tabi yaklaşık şeyler. basit görünseler de otomatik olarak bazı hisleri doğuruyorlar. bu hisler başedilmesi zor şeyler. üzgünlüğü yaşamış olanlar mutlaka bilir. içinizi bir bıçak oyar sanki. peki başetmek için ne yapıyoruz?
üçüncü adım: üzgünlük bilinci geliştiriyoruz. başımıza bunlar sık sık geldiği için "evet şu an ben üzgünüm" diyoruz. "üzgünüm, üzgünüm, ben hep üzgünüm." "en iyisi ben öleyim, ölürken ne not yazayım, ah ne de üzülürler, sonunda anlaşılır halim" veya "biriyle konuşmam lazım. birini arayayım bir şey yapmam lazım" bu düşünceler 5 dakika sonra insanı rahatlatıyor. örneğin ağlamak. ıslak, bebeksi bir his kalıyor geride ve bir kimlik. bazıları şarkı yazıyor. bazılar şiir. ve en sonunda "ben özgürüm" gibi bir his kalıyor geride "ben üzgünüm" ve bu zafer hissi gibi bir şey. sizin moda, şekil sandığınız şey küçük bir teselliden ibaret aslında.
yani öğrenilen asıl şey üzgünlüğün kendisi değil ona yol açan düşünce sistemleri. kimse üzgün olmayı bilerek seçmez. daha çok farkında olmadan onu alışkanlık haline getirir. siz de üzgün olduğunuzu düşünüyorsanız size şu kitabı öneriyorum:
dr. robert burns- iyi hissetmek. bu kitabın ilk 100 sayfası sayesinde gerçekten inanarak aşağıdaki paragrafı yazabildim ve ne zaman okusam kendimi yüzde 30 filan daha iyi hissediyorum:
"istersem kendimi daha iyi hissedebilirim. Bunu bana sağlayacak çok iyi arkadaşlarım, beni sevgiye boğan insanlar var. Ailem de öyle. Hayatım ezik değil, bu çok saçma. 22 yaşımdayım, çok iyi deneyimlerim ve kariyerim var. İyi bir bölümde okuyorum. O çok özendiğim X'ten daha iyi özelliklere sahibim. Sosyal yaşamım istediğimde var, hem de beraber olmaktan zevk aldığım kişilerle."