Pazartesi, Eylül 04, 2006
bu sabah arabada giderken ben epey bir düşündüm. on üç on dört yaşındaki ve iyi durumdaki kızların neden bunalıma meyilli olduklarını. sonunda nedenini buldum. analarına, babalarına bir mesaj veriyorlardı. bire kere anne ve babaları, anneanne ve dedelerinden farklı olarak çocuklarıyla arkadaş olmak istemiş, ben her şeyden haberdarım, ben senden daha okumuşum, dolaysıylaaa, akşam saat dokuzda yatakta olunacak bu biir, ıspanak yenilecek, biz gençliğimizde neler yaptık, yok efendim mesela solcuyduk bu yüzden, sen bir çocuk olduğun ve biz de çok akıllı olduğumuz için sana sahip olmak ve seni kontrol altına almak en doğal hakkımız, bizim gençken sahip olduğumuz özgürlüklere sahip olman söz konusu bile olamaz, (şartlar müsait değil), olanaklara ise fazlasıyla sahipsin, mesela biz sana izin verdikçe arkadaşlarınla karusel'de buluşabiliyorsun, biz seni arabayla götürüyoruz bir iki saat sonra da alıyoruz, mesela biz çocukken okulda ticaret yapardık arkadaşlarımıza kalem silgi satardık ama tabi sen yapamazsın, sen de bodruma gidiyorsun çocuğum, gitmedin mi, daha bu yaşında seni kaydıraklı havuzlu tatil köyüne tesislere götürmedik mi....
belki de abrttım yani herhalde anne babalar bu kadar kötü kalpli değildir herhalde iyi niyetlidir çoğu ama bazı çocuklar bunu böyle sanabilkir ve okuldan kaçacak, serserilik yapacak vs cesaretleri olmadığından çareyi bunalımlara girerek kendilerini ispatlamaya çalışmakta bulurlar, adeta "bana asla tamamen sahip olamazsınız, çünkü alın, gözlerinizin önündeyim ama günden güne eriyorum, yataktan çıkmıyorum, sizinle konuşmuyorum, al bakalım, nasıl beni bir amma da yitirebilirmişsin gör" diye annelerini üzerler.
yeni nesil hep şımarık bulunur. (biraz paralı olanlarından bahsediyorum) anne ve babalar genç depresyonları için "bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, biz yerdik tokadı bunları yapmaya kalksaydık." derler ama bilmezler ki kendi zamanlarında bunaları hazıtlayan ortam da yoktu.
yine yalan yanlış iddiaları, müthiş sosyolojik psikolojik irdelemeleriyle genç ezgi'yi dinlediniz. o ki, daha çocukluğunda doğan cüceloğlu'nu filan okuyordu, ondan almıştır bu irdeleme huyunu hasbam.
Pazar, Eylül 03, 2006
Cumartesi, Eylül 02, 2006
dün resmi ve siyaset okumayı karşılaştırdım. siyaset galip geldi. içinde bulunduğumuz koşulların en geniş açıklaması siyasette saklıymış gibi geliyor. bilgili olmak istiyorum ya, bir bok olamayacağım. küçük ayrıntıları inceleyeceğim, sizi bunlarla uyutacağım.
her tarafımdan testler çıkıyor, onları yanımda taşıyorum. çözülmese bile duruyor testler yanımda hepsi pusuya yatmış. bizim dershanedeki kızlar adıma kıvırcık koydular. kıvırcık aşağı, kıvırcık yukarı, ben de dedimki üstüne basa basa "saçlarım doğal değil." üzüldü garibanlar.
Çarşamba, Ağustos 30, 2006
kayıp aranıyor
bundan sonra da televizyona birkaç kez çıkmışlığım vardır. bir tanesinde askeri alana düzenlediğimiz il içi bir okul geziside kameraya dönüp "askerden niye kaçarlar hiç anlamam" diyorum. bir tanesi 19 mayıs programı, utancımdan eve gidip izleyememiştim. beni istiklal'de durdurmuşlardı, gençlerin görüşlerini alıyorlarmış. ben 14 ya da 15 yaşındaydım. sunucu kız "konuşurken yüzüme bakarsan daha iyi olur" demişti. sonra türkiye'nin durumu hakkında ne düşündüğümü sormuşlardı. ben de tabi ne diyecektim ki? : "türkiye'nin durumu eeee.... kötü... gitgide amerika'nın etkisinde kalıyoruz." ne yapmak istiyorsun ileride? : "ımm, üniversite... bir de evlenmek isterim." sunucu kız gülmüştü, ben de yoluma gitmiştim.
Pazartesi, Ağustos 28, 2006
belediye binasının önünde çekilen bu fotoğrafımı seviyorum. bu poz, kırıtıp utanıp sırıtmayıp komik olacağım kaygısına düşmeden verdiğim nadir pozlardan biridir fotoğraf tarihimde herhalde. nitekim komik olmuş. şuna bak. çekilirken etrafta kimse yoktu allahtan ya, görselerdi utanırdım. aman bana ne. geçmişte kaldı artık bu tür kaygılar. her şeyi yapabilirmişim gibi geliyor. yüzüm, vücudum bana gülünç gelmiyor.
dün annemle başbaşa bir gün geçirdik. pinhaninin şarkısı çıktı televizyonda. anneme şarkı söyleyen adamı gösterdim: "ne güzel adam değil mi anne? dedim, "yok be, dedi, ölü suratlı." annem de erkekten hiç anlamaz. nasıl tipleri sevdiğini ben size söyleyeyim, hani yaşlı adamlar olur ya mel gibson, richard gere falan, öyle tiplerden hoşlanır. ben de bakarım bakarım, o adamlarda bir güzellik bulamam. "kadınları bu adamlara iten ne " sorusunun cevabı bana göre bellidir. "zengin gösteriyorlar." bana da çulsuzlar daha sevimli geliyor. insan yakışıklı bir çocuğu çuval dolusu paraya değişmemeli bence. öyle değil mi?
ayşegül aldinç
ayşegül aldinç'in o filmde ince uzun parmakları vardı. siyah gözleri, kemikli yüzü ne güzeldi. evini terk ederken annesine şöyle diyordu. "kadın ya da erkek yoktur anne, insan vardır." böyle kadınlar ne güzel. ben de aynada yüzümü inceledim. ayşegül aldinç hep aklımda. ince yapılı değildim, orta boylu, geniş omuzluydum, tenim esmerceydi. asla çok zayıf olamayacak tiplerden. belki biraz az yesem ben de zayıf olurdum. iyice zayıf. hüzünlü bakışları vardı o filmde ayşegül aldinç'in. benim de olabilirdi istesem. öyle bakabiliyordum. kaşlarım gürcü kızları gibi kalındı, inceltmek zorunda kalıyordum. samsunlu. her neyse, bu yazı iyice cıvıdı da, devam edeyim.
"anne, dedim, ne güğzel ayşegül aldinç'e bak, incecik." annem baktı, "kızım sen iyice kafayı yedin" dedi. "ama değil mi?", dedim, "ayşegül aldinç koca memeli" dedi.
iyi bari.
Cuma, Ağustos 25, 2006
işte bu soru "geldiğine göre seni neler mutsuz ediyor?" sorusunun ilk cevabıydı. şimdi ben biraz açılmışım farz edelim, ikinci cevaba geçiyoruz:
"çok uzakta oturuyoruz çok, otobüsle şehir merkezine bir saat, akşam bir yere gitmek istesem olmuyor, hem şehir de karman çorman bir şey."
hep şikayet mi edeceğim tabi ki hayır. bu ikinci cevabı silelim. birincisi dursun. çünkü ben hayret ediyorum yani siz türkler, nasıl bütün bunlara tahammül edebiliyorsunuz. nasıl bir yanınız dururken öbürü gelişiyor sizin, ah yani şu çılgın türklerin. aay, değiştirin bunu hemen. bakın mesela belçika'da işçi sınıfı yok çünkü işçi yok. isteseniz sizin de olmaz. fabrikaları kapatın mesela, ne bileyim gidin ürünlerinizi finlandiya'da üretin. işte o zaman uygar bir ülke olabilirsiniz ancak. ben şimdi gidiyorum yine çünkü böyle konuşmamın ne kadar aptalca olduğu kafama bir anda dank etti. ve şu sosyetenin mide bulandırıcı yaşamı beni de depresyona soktu.
Çarşamba, Ağustos 23, 2006
ezgi trak bir gün dedi ki aslında bu türden ayrılıklar, zorunluluklar yüzünden aşkın bitmesi, insanın sevdiği yerlerden ayrılması insanın hayatında gerekli ve önemli bir şeymiş. kaderi devreye sokan bu gibi olayları sevimli buluyormuş ona hak verdim. ama bence benim hayatımda böyle şeyler yok. aslına bakarsan benim hayatımda pek bir şey olduğu söylenemez.
mesela 19 ağustos 9 temmuz arasında sevmiş olduğum çocuğu bir daha hiç göremeyeceğim ama bunu bile çok önemsiz buluyorum. bir başkası ayrılmış olsaydı benim yerime üzülürdüm onun yerine. ama sanki başkalarına yakışan olaylar benim üzerimde eğreti duruyor.
mesela anne olmak istiyorum. buna hazır olduğumu biliyorum. ruhen ve bedenen en olgun dönemimde, annelik için en uygun yaşta olduğumu biliyorum. bir bebeğe çok iyi bakabileceğimi biliyorum. bana bunu içgüdülerim söylüyor. benim için çocuk diyorlar ama aslında hiç öyle değil. kendimdeki gücü biliyorum. fakat etraf o kadar caydırıcı ki içimden potansiyelimi kullanmayı denemek bile gelmiyor. dün kendimi sırf bu yüzden banyomuza kilitledim. yere uzanarak kitap okudum orda. ailemi dışarıda bıraktım. bunları yazarken bile gözlerim dolu dolu oluyor. haydi ben gidiyorum artık. güle güle.
Pazartesi, Ağustos 21, 2006
feminist yazılar
öyle ki geçen gün otobüste gözlerim karardı. ben mutlu oldum. "demek ki gerçekten yemek yemiyormuşum" diye düşündüm. oysa ki iştahlı bir çocuktum. ilkokuldan önce zapzayıf, yemek yemeyen bir çocukmuşum. o zamana kadar bakar bakar "ne güzel bir çocuk bu" derlermiş. sonra o iltifatlar kayboldu, yerini alaycı bakışlara bıraktı çünkü ben yemek yemeye başlamıştım. şişmanlıyordum. ev sahibeleri alaycı alaycı " iştahı pek yerinde maşaallah." diyorlardı. sözde hoşlarına gidiyordu, ama aslında hiç değil. buna tahammülleri yoktu. bütün kız arkadaşlarım "evet, ben güzelim ama, mutsuzum" derlerdi. yanlarında varlığıma dayanamazlardı. muamelelerin en kötüsünü gördüm. beni olsa olsa hoşgörürlerdi.

şişman olsak da olmasak da, her gün açlıktan kim bilir kimleri öldürüyoruz.
Cumartesi, Ağustos 19, 2006
içkinin su gibi aktığı gecelerde

"selam, ben sarhoşken insanların ne demek istediklerini anlayabiliyorum biliyor musunuz? hem de hangi dilde olursa olsun. anlatacağım size şimdi. bir keresinde panamalı bir kız, ben kostarikalı bir çocuk, ve daha bir sürü kişi, oturmuştuk ve o sert belçika biralarından içiyorduk. sonra panamalı kız sanırım adı hulya mıydı neydi ağlamaya başladı neden diye sordum sonra anladım ki memleketine döneceği için ağlarmış. işte sonra benimle almanca konuşmaya başladı. ben almanca bilir miyim bilmem ama anlıyordum bir de almanca yanıtlar veriyordum ve kız da beni anlıyordu tabi zorlandığım yerlerde fransızca konuşuyordum ama sonuç olarak kızın derdini anlamıştım. oradaki arkadaşlarını sevmiyormuş, kostarikalı olmandan ayrılacağı için üzülüyormuş. ben de dedim ki "üzülme, iyi insanlar, sana göre insanlar her yerde olacaktır." yiğit diye bi çocuk vardı, o da bana dedi ki "sen almanca biliyor musun?" ben de "hayır" dedim, tabi bilmiyorum yani ama şimdi doğruyu söylemek gerekirse bizim almanca dersimiz vardı haftada bi saat (orta birde mi ne) ama taaa kaç yıl önce ve ben unutmuştum tabi yine de içkiyle beraber unuttuklarımı hatırlamış ve bülbül gibi şakımaya başlamıştım içkinin mucizevi etkisiydi bu. sonra orda bir çocuk vardı bana hep "küçük kız" diyordu çocuk da yakışıklıydı, keyfime diyecek yoktu.
gelelim bu yazıyı yazma sebebime, ana fikre, hüzünlü kısma. sarhoşluğum geçince o mutlu halimden hiç eser kalmamıştı ve ben çok yorgundum üstelik etrafımda ispanyolca konuşuyorlardı ben hiçbir şey anlamıyordum aslında onları da bir daha da görmeyecektim çünkü benim arkadaşım değillerdi onlarla da tesadüfen birlikte olmuştum ve yollarımızı ayıracaktık dün dertlerine ilgi duyduklarım bugün benim için önemsizdiler ve ben yine mutlak yalnızlığa gömüldüm."
-vay be bu ne havalı yazı kız? mutlak yalnızlık filan?
-hızlı gazeteci olacağım.
-olamazsın. neden mi? tanımıyorsun. rock gruplarını tanımıyorsun. müzikten haberin yok.
-o da zamanla oluverir.
şimdi gidip kahramanca (vaay) dış dünyaya karışacağım ama ne zaman bu kocaman şehir bu kocaman dünya bu karışık düzensizlik ve bu güzel bulduğum şeyler beni içine alacak aman kimbilir?? onlara bağlıyım ve onların olmak istiyorum, insanların değil, anın içinde olmak istiyorum, dünyadaki tüm zevkleri ve acıları tadabilmek. ama o kadar çok şey var ki hangisine sıra gelecek? işte, ben aynı şeyleri tekrarlayıp duruken neler olup bitiyor, ben kendimi harcamaya, bu şeyler için hazırım. artık kendimi unutmak ve başka şeylere yelken açmak istiyorum, bir şeyin ya da bir sürü şeyin çocuğu olmak istiyorum. dünya hayatına bağlanmak, onun da ötesine geçmek işstiyorum.
Perşembe, Ağustos 17, 2006
hey siz, arkadaki bayan uyanın. test çözüyoruz biz bu dershanede. bu cümlenin gerisini düşünmeden öğelerine ayırmalıyız. "aaah, şimdi damarımdaki anarşist hayalci çocuğa bastınız, işte şimdi!!! ah her şeyiniz para allah sizi kahretmesin kapitalist dersaane yöneticileri. böyle sistemin içine edeyim ben, kahretsin, gökyüzündeki uçurtmalarımı, turuculu sarılı uçurtmalarımı yırttınız." diye düşündüm asice. camdan aksaray'ın benim çok güzel bulduğum bir manzarası görünüyordu.
ben aslında böyle eften püften şeyleri yazı malzamesi yapacak kadar kalitesiz bir kız değilim. yazıyorsam, değersiz şeyler yazdığımı bilerek yazıyorum. yanlış anlaşılmasın.
Pazar, Ağustos 13, 2006
19 nisan 2004
seni aldığıma bir sevindim, bir sevindim. kapağın ne güzel, hani monet'nin, ya da renoir'ın, hani kadın çizip duran, bir tablosu vardı, çiçekler, bir gelin, belki de değildir, ama bir kadının elinden tutmuş, yüzü seçilmeyen bir adam, çiçekler, çiçekler... bir yaz gününde verandada oturmuş, 1960larda olabilir, bir grup arkadaş, bahçede çiçekler, çiçekli elbiseli bir kadın, ağaçların arasında bir havuz... anlatamadım. ben çocukken havuz kenarında çok leziz bir börek yemiştik, ama bir parça yiyebilmiştik ancak çünkü başka yoktu, nüsa teyzem, annem, ben. öyle bir görüntü var hala kafamda. anneme defalarca sordum orayı ama hatırlayamadı. aynı bu defterin kapağı gibiydi orası da, renoir'ın o tablosu gibiydi, karmaşık.m şimdi bunlar ne uzak. yarın coğrafya sınavı var, bense sevgilimin saçlarını düşünüyorum. ne güzel, kuş tüyleri gibi, iplikler gibi. ipeksi. ama kestirmiş saçlarını. öyle diyorlar. nasıl sıkılıyor canım. şimdi o havuzun kenarında olmak istiyorum. orda olmayı ve kimsenin saçlarının kafamı kurcalamamasını istiyorum. okul diye bir şeyin olduğunu unutmak, ve dünya işlerini de unutmak, sadece haavuz ve börek. yapmam gereken tonlarca iş var, ama hiçbirini de yapasım yok. aşık olmak da sıktı beni, ne diyeyim, hep aynı şeyler, karşılık alamadıkça güçleniyormuş gibi yapan duygular, hiçbir şeyin olmaması. ama huzur bu defterin içinde. şu an huzur diye bir şeyi basbayağı hayal edebilirim, ama anlatmak zor. bazen kulağına bir ses, gözlerinin önüne anlık bir görüntü gelir "al işte huzur bu" dersin ama hemen geri gider.
bu yazıyı okumak insanın ömründen ömür tüketir bence. o ergeni karşıma alıp şimdi "ne demek istedin kardeşim?" demek isterdim ben de. ama o ergen belki sadece yazı yazmak, kendine güzel gelen o cümlelerin büyüsüne kapılmak istiyordu. ben yatılı okulda okudum, orda pek kitap okumayazdım ben, okuyan okurdu. belki okuyan arkadaşlarım daha güzel yazılar yazmışlardır.
Cumartesi, Ağustos 12, 2006
siyasetin sadece tahminlerden ibaret olduğu belki de doğrudur, değil mi? hatta bence öyle, nerden bileceksin. hızla gelişiyor her şey. mesela herkesin karşı olduğu bir şeyin hala yapılıyor olması arkada çok büyük güçler varmış hissi uyandırıyor, korkutucu bir şekilde. bir yandan da karşıt söylemlerin ne kadar güvenilir olduğu tartışılır. kuranın dili ne kadar muzipse, insanlık da o kadar muzip, basit ve anlaşılır olmalı değil mi? işte ben adını vermek istemediğim bir dergiyi okuyordum, öfkeli bir dergiydi ve bazı kişileri mahkum ediyordu, ilk başta çok saçma geliyordu ama ben "ya dedikleri doğruysa, nerden bileceğiz?" diyordum. ben zaten emin biri değilim. herkes beni kolayca ikna edebilir.
konudan konuya atlayarak devam edelim. pinhani diye bir grubun istanbul'da şarkısı çok güzel. klibini de izledim. görüntüler çok hoştu, müzik de ben pek anlamam ama çok iyiydi.
bugün dindar dostalarımızı gördük. yine çıplaklıktan söz ettiler, bense artık bu konu açılınca eskisi gibi suçluluk duymuyor ve içimden "ne kadar da abartıyorlar" diyordum. çıplaksan çıplaksın işte canım, ne yani.
son olarak, ben artık dersaneye gideceğim.
Perşembe, Ağustos 10, 2006
rating
yalçın abi sık gördüğüm kuzenlerimdem değildir, yine de onu burda, şu dolmuşun içinde görmek acayip sevindirmişti beni. bu benim için uzun zamandır hayal edilemez bir şeydi zaten, hadi okulun etrafında arkadaşlarını görürsün, ama şehirde akrabalarına rastlamak... demek ki bu kapısından içeri giremediğim, eşiklerinde dolaşmaktan ileri gidemeğim istanbul'da insan akrabalarına rastlayabiliyordu. kafamda akrabalarla örülü, mıncık mıncık sevgiyle hatmedilmiş, arka mahallelerde yaşayan bir akraba dünyası hayali doğdu, mekan ise istanbul'du, benim sokaklarında dolaştığım, fakat yabancısı olduğum bu yer. her şey daha sıcak görünüyordu artık gözüme. oturduğumuz toplu konut- site uzaklardaydı artık. ne kadar bakımlı olursa bir bahçe, o kadar yapay ve çirkindir ey sevgili zavallı okur parçaları. yeni nesil diye bir şey varmış, generation c. bunlar yaratıcı ve teknolojinin en müthiş olanaklarından acayip yararlanabilen bir nesilmiş.
Salı, Ağustos 08, 2006
-uluslararası ilişkiler.
yalan. külliyen yalan. uluslararası ilişkiler okumak istemediğimden değil, sadece "ne okumak istiyorsun" sorusunun cevabı bu değil, çünkü bilmiyorum. bu cevap da sadece soran olursa verilmek için üç dakikada hazırlanmış, kişisel özelliklerimle o kadar da çatışmadığı için inandırıcı gelebilecek bir cevap işte. yine söylüyorum, bence uluslararası ilişikiler okunmayacak bir alan değil. hatta bence her alanın kendine özgü güzelliği var, bir kimyacı için kimyadan güzel bilim yoktur, böyle düşünürsek, tıp da, psikoloji de yararlı, zevkli, gerekli bilimlerdir, bir konunun diğer konuya üstünlüğü yoktur herhalde. bense bu sorunun bana şimdi sorulmasına kıl oluyorum, çünkü cevabını, dürüst olmak gerekirse, hiç düşünmedim, keşke bana bu akşam ne yapmak istediğimi ya da kiminle çıkmak isteyeceğimi sorsaydınız. üstelik bence bu konunun pek de ehemmiyeti yok, insan ne iş yaparsa yapsın yaşamını az çok sürdürebilir. güvender yayınları lise 2 setinden çıkmış matematik kitabının önsözü öyle demiyor ama:
"hayatınızın en önemli dönüm noktalarından biri öss'dir. bu sınavda kazanacığınız bölüm ve o bölüm sonrasında edineceğiniz meslek sizin yaşam biçiminiz olacaktır. elbette böylesine önemli bir sınava en iyi şekilde hazırlanmak gerekir. işte GÜVENDER YAYINLARI'ndan olan elinizdeki kitap sizi sınavlara hazırlayacak en iyi kaynaktır."
ne kadar umutsuzluğa sürükleyici bir yazı. keşke şöyle yazsalardı:
"hayatınızın baharındasınız. hormonlarınız gelişiyor. tabi ki böyle karışık bir dönemde sizden önemli kararlar vermenizi isteyemeyiz. günleriniz test çözerek de geçmesin. ailenizin durumu iyiyse sizi ne de olsa beslerler."
tabi ki ben kendi çıkarlarımı en iyi bir biçimde savunmak zorundayım. tabi bu düşüncelerimi annemle ya da babamla paylaşamam. onlara düşman kesildim. bana çocuklarıymışım gibi davranıyorlar, sinirimi bozuyorlar. babam ise olgunlaşmadığıma dair kanıtlar bulup bunları herkesin arasında söylemeye pek meraklıdır. neyse canım, meseleleri büyütmek yersiz. eninde sonunda bir şey olurum herhalde.
Pazartesi, Ağustos 07, 2006
özlediğim şeyler
Cuma, Temmuz 28, 2006
daniel
daniel bizim tiyatro dersinde oluşturduğumuz küçük gruba gelmiş küçük bir adamdı. evsiz serserilere benzerliği ile dikkat çekerdi. kilosu herhalde elli falandır, elmacık kemikleri öyle çıkıktı ki hasta sanırdınız. kısa boyluydu, dalgalı saçları ve tek kulağında küpesi vardı. utangaç oğlan çocuklarına benzeyen sevimli bir gülüşü vardı, çok kibar ama çekingen biriydi. yaşı kırktı. fakat hiç göstermezdi, zayıflığı nedeniyle.
daniel'e başta hiç sokulamadık. onun françoise diye bir arkadaşı vardı ki onu da başka bir yazımda anlatırım. soğuk olmamasına karşın, beni beğenmediğini sanırdım. beni çok ciddi buluyormuş gibime gelirdi. bir oğlu da vardı daniel'in, yaşından 4 yaş küçük gösteren, zayıf, utangaç bir çocuk. sonradan öğrendik ki annesi evi terk etmiş, sonra vefat etmiş. kitapları, okumayı seven, duygulu bir çocukmuş. ben ona ablaca bir yakınlık göstermiş ve onu sinirlendirmiştim.
marie france beni artık arabasıyla bırakamaz olunca, bu iş daniel'e kaldı. akşamları onunla dönmeye başladım. bu yolculuklar boyunca ben hep konuşurdum, daniel de dinlerdi. sonra bana anlatmaya başladı. evsizlere ettiği yardımlardan, ruhsal aydınlanmadan, meditasyondan, acıların insanı olgunlaştırdığından bahsederdi. eve bırakırken beni de sevgiyle gülümserdi, artık kalbini kazanmış gibiydim.
size daniel'i neden anlattım, bilmiyorum ama insanları anlatmayı seviyorum. hele böyle her şey olağanüstüymüş ve çok önemliymişçesine anlatmayı.
Perşembe, Temmuz 27, 2006
oysa olnuyordu. değişmem için epey bir değişmem lazımdı, oysa ki ben halimden memnundum. kendi küçük, bulanık evrenimde yaşamım sürüp gidiyordu. rahatsız edilmek en son isteyeceğim şeydi.
Çarşamba, Temmuz 26, 2006
bugün boş boş otururken (evden çıkmam gerek ama çıkmaya üşeniyorum) tembelliğim meyvesini verdi ve ben bir şarkının nakaratını yazdım. şarkım o kadar derin değil ama kız sesine ağırlık veren hüzünlü bir aşk şarkısı:
est ce que je peux rester ici, un soir, ou deux?
une nuit, ou deux?
une moi, ou deux
toi et moi, nous deux, est ce que nous sommes si impossibles?
Pazar, Temmuz 23, 2006
kendinizi salmayın
Pazartesi, Temmuz 10, 2006
Pazar, Temmuz 09, 2006
Çarşamba, Temmuz 05, 2006
Cumartesi, Temmuz 01, 2006
bir gun bir soz biri tarafindan verilmis ise
"din yuzunden olmasin?" evet din yuzunden olabilir. kuçukken dini yayin yapan kanallari çok dinledim. "yalvaracaklar. ama çikamayacaklar. su isteyecekler. su yerine irin verilecek onlara." cennet yolcusu olduguna emin konusucu tarafindan alti yasindaki çocuga yapilan bu urkutucu konusmalar, tesbih sesleri ve ilahiler. ilahiler en neseli yayinlari idi aslinda. "oje surmek gunahtir." "annem de suruyor ama." "sen annen gibi olma, olur mu? soz ver? kapanacaksin. anneni bile yola getireceksin." "el sikismak çok haram. sehvet vucuda bir girdi mi. biz kardes gibiyiz diyorlar, oysa bilmiyorlar. ah, bir bilseler!" "peki tamam kapanacagim ben de. hem kapanip hem okuyacagim." "bu sozu sirf bana degil allaha da verdin." çunku ben de soz verdim. hasta yataginin basinda. ve bu sozu sirf kendim için vermedim. anlayin beni. "allahim sen annemi babami beni koru, az sonra dusuneceklerim için ise beni affet." ah altug'u çok seviyorum ama evli degiliz ki. ve en vurucu kismi: "insallah buyumem ben. buyuyunce gunahlar yazilmaya basliyor." her fanteziden sonra ortaya çikan suçluluk duygusu, yilanlarla birlikte vucuda gunahlarin da girmesi.
kuçuk ezgi
nolur gitme
Vidéo envoyée par ezgisirin
Cuma, Haziran 30, 2006
bulbul otuslu bakire
çiplak ayakli bakire
baldiri beyaz bakire
elalem yollara tasti
sen kapida durdun diye
arzularim beni asti
buklelerin dokulur, dokulur sonsuza dogru
giriyor sulardan içeri
aç kapini, aç kapini bakire!
anason kokuyorsun, mayismis
mezeli sofralarda
arsiz arsiz gulerken
hazirlaniyorsun sona
ruhen ve bedenen
biliyorum, biliyorum bakire
seni seviyorum, seviyorum bakire.
e.s., 30.06.06
Cumartesi, Haziran 24, 2006
ellerimi kemirmek gibisi yok
çektirmek vicdan azabi dostlara.
ayip oluyor
terk edilmis hor gorulmus lolita
ilgi ister, sevgi ister surekli
beni her gun dovuyorlar bakisi
bunlari vermenizi gerekli
kiliyor.
bardaklari kirarim, sakarliklar yaparim
kimseyi tanimadigim toplantilarda
bir koseden bakarim
aç koynunu antuan geliyorum
basimi kollarinin arasina yasladim
sana ideal kadin olmaya geliyorum
çunku benim ruhumda bir kole yatar
korkaklikla yogurulmus bir kole.
keske bos versem elalemin fikrine.
dedim ya antuan askin kolen yapiyor ruhumu
seni de bagiliyor bu saflik bana, bu heyecan oksuyor gururunu
biliyorum.
yarin uyanalim bulutsuz bir sabaha
beni bu alin yazim çoktan bagladi sana.
Cuma, Haziran 23, 2006
my shoes suck

"oyleyse neden aldin?" diyeceksiniz. kasiyer kiza ayip olmasin diye. para sikintisi çekiyorum. bu yuzden hep pazar fiyatina ayakkabilar bakiyordum. bir çift ayakkabim var, beyaz. ama onlar ayaklarimi yara yapti. giyemiyorum. bugun de yilsonu balomuz var, bitirme balosu. benim ayakkabim yoktu. bunlari gordum. dedim ki "39u var mi?" kadin bana depoyu filan aradi. getirince ben bunlari giydim, ama sonra baktim ki gerçekten tam suslu kadin ayakkabisi. ama utandigimdan "yok kalsin." diyemedim. bir de ucuzdu, tam bana gore. dedim ki "ben sivri burunlu hiç giymedim." kasiyer kiz da fonlu, guzel mi guzel bir kizdi. bana bakip guldu. "elbiseniz varsa altina guzel olur." dedi. ben de "yok kalsin." diyemedim, aldim iste. gelirken gozum alissin diye yoda çikarip degistirdim ayakkabilarimi. yolda gorsem "bu ne canim?" diye dalga geçecegim ayakkabilar artik benim. benim. benim. nim. nim. im.
Perşembe, Haziran 22, 2006
- evet.
- hiç abarttiklari kadar yokmus.
- olsun yine de biz bir sey çaktirmayalim. hep belçika'dan bahsedelim tamam mi?
- olur. waffle demeyelim mesela gauffre diyelim.
- evet. orda kirazli bira vardi diyelim.
- yok yok kirazli bira degil, kriek diyelim de anlamasinlar.
- evet.
Çarşamba, Haziran 21, 2006
sarki yeni
Pazartesi, Haziran 19, 2006
hadi isik, yas onyedi
(epsilon gençlik dizisi)
Cuma, Haziran 16, 2006
Çarşamba, Haziran 14, 2006
Salı, Haziran 13, 2006
yazdigini okumak içinizden zaten çikmis olan seylerin bir daha size donmesidir, ayni sozcuklerle zehirlenmenizdir. yup diye bir ses çikar ve siz onlari yutasiniz ve sonra yeniden yazma baslar, yuttuklarinizin daha da kotusunu çikarirsiniz.
simdi bu yazimi bir kere okuyacagim.
Çarşamba, Haziran 07, 2006
Cumartesi, Haziran 03, 2006
Perşembe, Haziran 01, 2006
bugun doktora telefon ettim. kan tahlili sonuçlarim gelmis. her sey normal, yalniz mononukleoz geçirmisim. simdi geçmis, fakat etkileri bazen boyle surebilir iste. mononukleoz uyku hastaligi. ya, iste boyle. simdi bu hastaligi geçirmis ve bununla yasamis ve zorluklara gogus germis bir insan olarak gururla, hastaligima ragmen ders çalismaya gidecegim. etrafima "hastayim ama çabaliyorum" mesaji verecegim. "nasilsin?" sorularina hep, gururla ve metanetle, gulumseyerek: "yorgunum, biliyorsun hastayim, ama yine de iyiyim, geçecek." diye cevap verecegim. ben biliyordum. "yuz kaslari bile bu kadar yorgun olamaz" diyordum. hemen tembel damgasi yedim. (yanlis da degil ya). yarin okulda bu gerçegi herkese duyuracagim. belki bana olan sevgileri artar.
Çarşamba, Mayıs 31, 2006
ogleden sonrami bruksel'de geçirdim, hava soguk ve yagmurluydu. param yoktu, açtim. elli sentim vardi. gauffre'çunun onunden geçtim. açtim. param gauffre'un ustundeki çikolata sosunu almaya bile yetmezdi. neyse, sonra gardayken cebimde yirmi sent daha buldum. boylece kuçucuk bir biskuvi alabildim.
Pazar, Mayıs 28, 2006
Cumartesi, Mayıs 27, 2006
yaz- kis
oysa kis ne katlanilmazdi. kisi çok zor geçirdim, hani. hava oyle erken karariyorduki aksmalari tiyatro dersine gitmek için o kopruyu geçmek çok zor oluyordu benim için. korkuyordum, hava da soguk oluyordu. en onemlisi ise duygusal bakimdan kendimi çok kopuk, yalniz hissediyordum. aksamlari tiyatro dersinde ise çok yorgun, sikkin oluyordum, hiç uykumu alamiyordum. içimi dokecek birini ariyordum, bu soguk havada insani bag kurabilecegim birini. simdi kimseye gerek kalmadi.
sinifimizda eski okulundan atildigi için aramiza katilmis bir çocuk var. deri ceket falan giyiyor.
Cuma, Mayıs 26, 2006
"sitting here, wishing on the cement floor, just wishing that i had just something you wore, i'll put it on when i go lonely, will you take of your dress and send it to me?"
"burda oturup çimento zeminde hayal ederken, keske az once giydigin bir giysin olsaydi yanimda diye. yalnizlastigimda giyerdim hiç degilse, elbiseni çikarip bana gondersene.
kafani ve opusunu ozluyorum, ve bir mektubunu, olmedigini belirten. ekmegini ve çorbani ozluyorum. sarabini ve kahvaltini elbisenin ustune dok, sonra çikar elbiseni bana gonder."
bu satirlari yazan birine, isterse dunyanin en ucube insani olsun, hiç tereddutsuz kaçardim. çunku muhtemelen ailem evlenmeme karsi olurdu. geçen gun ruyamda evlendigimi gordum. sisman bir tarihçiyle evlenmisim. kel fakat çok seker bir adamdi, birbirimizi çok seviyorduk.
"arkadasim y.h.'yi çok seviyordum. fakat iliskimiz sanki tek tarafli idi. o anlatiyordu ve ben dinliyordum. sanki beni arkadasi yapmasinin tek nedeni bana dertlerini anlatabilmesi idi. kendimi onemsiz hissediyordum. ayni zamanda pesimi birakmiyordu. karasizdi. onun yasamina yon vermemi istiyordu. ben annelik yapacak degildim o yastaki birine. çok çabuk kestim iliskimizi."
gerçek su ki, bu zavalli y.h. ve digerleri aslinda kendilerine odakli degiller. evet, oyleler ama bunun sebebi gerçekten dertli olmalari. aslinda bu bir tembellikten ileri geliyor. gerçek su ki, allah bizi yaratti ve yasayabilmemiz için bizi dunyaya saldi. bize savas, sikintilar, ekmegini kazanabilme ve dogru kalabilme sorumlulugu verdi. varolma yukunu ustumuze itti. sonuç olarak bazi mukafatlar koydu. bizi, bize sormadan bir yarisa itti.
ve hemen hemen herkes bu yarisa sormadan, etmeden katildi. bazilari ise bunu anlayamadilar. onlar, kosusan karincalar surusu içinde etrafa bakan agustos bocekleri gibiydiler. olan biteni geç anliyorlar ve çevrelerine katilamiyorlardi. kararsizdilar çunku nasil yapilacagini bilmiyorlardi. deger yargilari yok gibiydi, çunku onlar için fark etmiyordu. iyi insanlardi, çunku baskasinin ekmegini zorla almaya gerek duymuyorladi, çunku hirssizdilar ve toktular.
bu genç kizlar ve genç erkekler için rehberler hazirlanmali:
deger yargilari rehberi: içki içelim mi? bekaret ne zaman kaybedilir? gunde kaç kere namaz kilmali? kendini az suçlu hissetme yollari.
insan iliskileri rehberi: kendini ezdirmemek için/ nasil arkadas olunur?/ nasil arkadas kalinir?/ telefonda
gunluk yasam: alisveris, dogruyu yanlistan ayirt etmek için.
1) otto dix homoseksullere karsi miydi? karsiysa neden? aslinda otto dix nasil biriydi, kimdi?
2) louis ferdinand céline gerçekten antisemit miydi? oyleyse neden? acaba massacre bilmemne bilmemne sadece dalga geçmek için yazilmis bi kitap mi? o kitabi bulabilir miyim?
3) kavgam'da ne yaziyor?
4) adam beni kuçumsuyor mu? yoksa beni seviyor mu aslinda? trende ona sordugum soruyu dogru anladi mi? verdigi cevapta ne demek istemisti?
5) cihad taraftarlari hakli olabilir mi?
6) degistirilmemeis incil nasildir?
7) l.f.'nin intiharinin gerçek sebebi ne?
8) galatasaray lisenin masonlarla gerçekten ilgisi var mi?
bunlardan bazilari arastirma ile ogrenilebilir aslinda. tanrim. dunya ne kadar karisik.
Çarşamba, Mayıs 24, 2006
Salı, Mayıs 23, 2006
rakilar
not: "aa kutlu olsun caniim, bekliyoruz yazilarinin devamini" gibi yorumlar bekliyorum.
Pazartesi, Mayıs 22, 2006
Cumartesi, Mayıs 20, 2006
antoine (A degil)
mavi kibar gozlu, zayif ve kirilgan antoine, gerçekten "gentil" bir izlenim veriyordu. ilgili, olçulu, entellektuel yuzu ve sarhos sesi ve yavas konusmasi ile beni bu aksam kendine iki dakikada asik etti. "ah, dedim, sen papazi oynayan çocuksun." "evet" dedi gulerek ve dikkatle bakiyordu. "sana ne diye sesleneyim?" (çevirinin a.k.) antoine ot çekmis gibi duruyor, fakat yavas ve gevis getirir gibi konusuyor ama bunlari yaparken kibar hafif gay iyi aile çocugu okumus tiyatro sanatçiligindan hiçbir sey kaybetmiyordu. antoine'i alip kendime yar etmek o anda tabi buyuk istekti benim için, fakat biliyorum ki ayni istek kimle karsilasirsam karsilasayim beliriveriyor. dunyanin butun eril varliklarini seviyorum, ve kizlari da seviyorum:
elisabeth
kizil saçli seker amerikan kizi, etine dolgun ama asla sisman degil. beyaz tenli ve mutevazi ve çekingen yani çok atilgan degil. ama o gozluklu utangaç gudubet ( çavdar tarlasindaki çocuklardan ozenmenin a.k.) ( hadi bakalim a.k. ne demek?) (ancak 139 anlasin) amerikan ezik kizlarindan degil. çok guzel bir kiz, baktikça insan bakmak istiyor. ve tipik amerikan jestlerine ve çok seker bir aksana sahip. ben de ona ingilizce konustum biraz. gulmekten oldu. (abartma)
Cuma, Mayıs 19, 2006
sevgili A bolum uç

havalar bir garip. akdenize kaçsak. cherry blossom girl. c o kadar guzel ki, yolda ates istedigi zaman uç bes adam birden çakmagini çikariyor. ben de c'yi seviyorum, guzel oldugu için.
bu sene floransa'da c ile bir kanala bakiyorduk. c sarki soylemeye baslamisti. bir kabare sarkisi imis soyledigi. orta yasli bir adam da yanimiza gelip hayranlikla dinlemisti. sonra fotograflarimizi çekti.
biriyle oturup bir seyler içmeyeli çok oldu. iki kisi olarak oturup karsilikli içmeyi seviyorum.
yukaridaki fotograf ne alaka dediginizi duyar gibiyim. ben o fotograf amasra adini koydum. kuçukken boyle poz verirdim. gerizekali bir gulusle çaliskan çaliskan objektife bakardim. yuzumde salak fakat iyi kalpli bir ifade olurdu.
Salı, Mayıs 16, 2006
saf ve temiz blogumun adresi bu sayfada yer aliyor. dediklerine gore sitem bir "bedava orospu lisesi sitesi" imis. (?) aslinda yazdiklarimin içinde "orospu" ve basligin içinde de "lise" geçiyor. vay be.
temmuzda resit oluyorum ama ben olsam bana oy verme hakki vermezdim. aslinda ben yine iyiyim de bizim okuldaki tipler kesinlikle oy vermemeli.
Pazar, Mayıs 14, 2006
Çarşamba, Mayıs 10, 2006
uyku dolu bir gun
ogleden sonra siddet karsiti bir gosteriye katildim. yalniz on bes kisi falandik bu yuzden herkes bize bakip bakip dalga geçiyordu. herkes utaniyordu bu gosteriye katilmis oldugu için.
gosteri bitti, yorgunlugum dorugundaydim. ayakkabi tamircisine ugardim, daha tamir etmemis ayakkabilari. onu beklerken yol kenarina oturdum ve biraz uyudum. sonra kitapçiya gittim. ergenlik problemlerinin çozumleri ile ilgili bir kitap bulup biraz onu okudum, sonra ayakkabilari aldim ve otobus duragina gittim. otobus kaçmis. bir sonraki yarim saat sonraydi. onu beklerken duragin yanindaki parka gittim ve biraz daha uyudum. otobusun gelmesine 5 dakika kala tesadufen uyandim ve otobusume rahat rahat bindim. koltuga oturdum ve az onceki uykuma devam ettim. inecegim yere iki durak kala tesadufen uyandim ve eve yurudum sizlana sizlana. bende bir hastalik olmali. hep yorgunum, hiç takatim yok.
Pazartesi, Mayıs 08, 2006
senaryo
sevgili blog,
dun ruyamda yazdigim yaziya 75 yorum gelmisti. hepsi de sevgi ve ilgi doluydu, sonra beni hediye odasina goturduler. çok tarz kupeler, kolyeler, guzellesmemi saglayacak takilar almislar bana. sonra fotograf seansi duzenledik. ben yeni selulit kremimi suruyordum ve bacaklarim purussuzlesiyordu birden. herkes karakterimdeki hosluktan bahsediyodu, beni yeni yeni sifatlarla tanimladilar. bana "orijinal" dediler. iste, ben de bir tip olmustum, taklitlerim bile olacakti:
t.k.: bizden biri, melankolik, neseli ve muzur!!!
altta boy boy fotolar. bir tanesinde lolipop yiyorum. bir tanesinde okul etegiyle poz vermisim. 17 yasini hala bitirmedi sayin seyirci! oyleyse, bu gençligin sesi olsun. evet, belçika'da bir turk genç kizi(misal), ulkemizi en guzel sekilde temsil ediyor. enteller de onu seviyor, evet turk entelinin sevdigi bir tip. bio urunler tuketmeyi hayatin anlami olarak tanimliyor o da. evet, populer guzellik anlayisina karsi. ama yuzune bakilmicak bir tip de degil, bunlari çirkin olmayan birinin agzindan duymak isi daha da çekicilestiriyor tabi. hatta, umursamiyor diyelim. dogal. evet dogal, evet bu. gunumuz kadinlari gibi degil. evet, evet eliz murak diye bir arkadasi var. ikisi sistemi yerden yere vuruyor. bakalim ne demis bu t.k.:
"bence istanbul'daki insanlar tam buyuksehir insani olmadiklari için (en azindan buyuk kismi) çok hazir besin tuketmiyor, hem zaten çogu kadin evde. biz daha saglikli besleniyoruz."
blog kurbani t.k. yazilarinda masumiyeti ararmis gibi yapiyor, holden gibi, art naifçiler gibi. din kitaplari demode oldu degil mi t.k.?? hosa git.
Pazar, Mayıs 07, 2006
Cumartesi, Mayıs 06, 2006
yasamanin zorluklari
anlatirken bile gozlerim doluyor. insanlarin tabloyu gorememesi dunyanin en onemli seyi mi?? bunun için bu kadar sinirlenmeye gerek var mi? annem beni dogururken bana mi sordu? siz benden daha mi yararlisiniz? 18 yasina kadar okula gitmem zorunlu, kendimi eve mi kapatsaydim? olsem sevinir misiniz? bunlarin içinize dokunmuyor oldugunu bilmem ne isime yariyor ve haksiz oldugumu bilmem de. guzellesmek istemem afrika'daki çocuklarin olumune mi sebep? butun bunlar benim suçum mu, soyleyin. sisman çocuklara duyulan ofke neden? kendileri çok iyiymis gibi baskalarina çatanlari yakmali. adalet size kalmadi efendim. suratinizi yumruklasam zayif kalisima gulersiniz, kendinden emin gulusunuzle, kendini sarlatan etti diye gevrek gevrek gulersiniz. kendine guven denen sey yerin dibine batsin. siddet dersiniz, hiç dusunmeden etmeden. asil siddet sizinki. dominantliginizla, kendinden eminliginizle yeryuzunun pis siçanlarisiniz.
Cuma, Mayıs 05, 2006
meraklilar için sevgili A episode 2
Ben kendimi dissmissed programinda gibi hissetmeye baslamistim çunku S ve P iyice yakinlasmisti, S P’ye « bana salsa ogret » diyordu. Yarinki sinav için aldigim kagitlarimi gorup « burda ders mi çalisiyorsun ? » dediler. Ben ise bazi sinavlara çalismak zorunda oldugumu, çunku burda sinifi geçmem gerektigini, yoksa arkadaslarimla okuyamayacagimi ve 1 sene kaybedecegimi soyledim. Baslariyla onayladilar, yerimde olsalardi onlar da biraz çalisirlardi. Yine de çalismayi sevmedigimi ve aslinda pek çaliskan olmadigimi anlayamdilar, çunku onlara o izlenimi verememistim.
A’ya karsi buyuk bir askla dolu oldugumu anladim, ama bu ask biraz zorlama idi.
Derken bir çocuk yanima geldi, egildi: „ne yapiyorsun burda?“ dedi sefkatli bir sesle. „onu istiyorum“ dedim. Parmagimla A’yi gosterivermistim. Orkestra durdu. Herkes bana bakiyordu. Utanarak kalktim:
_ sen ve ben ayniyiz A, dedim.
Bunu nerden buldugumu dusunurken aklima “Arizona dream” geldi:
“sen ve ben ayniyiz grace. Once…’a asik oldugumu saniyordum, simdi ise o bir bulut gibi dagiliyor, ve bulutun arkasinda seni goruyorum.”
_nerden çikardin bunu? Dedi A.
cevap veremedim. Oylece bakiyordum. “ben, dedim, sana baktikça, gerçekten, dedim, butun bu insanlar bir bulut gibi dagiliyor ve seni goruyorum.”
O an, hatirlatmalar korosu geldi ve “sen kendini bir sey sanma, bizim gibi degilsin, sut çocugu, kendi dunyasinda, çirkin e.s., çirkin e.s.” sarkisi çalmaya basladi. Ve baska bir hatirlatma korosu daha geldi ve “bu ask degil, sahip olma istegi” adli bestelerini çaldilar. Iki dakika sonar askim geçmisti ve nesem uçup gitmisti. Kendimi komik buluyordum.
Yalniz, bu kotu ani bende hiç kotu tesir yapmadi.
Salı, Mayıs 02, 2006
sevgili A
Pazartesi, Mayıs 01, 2006
zalim teenagerlar

x: sevgili y, ben senden hoslaniyorum, bu durum için ne yapabiliriz?
y: (en cynique ve en zalim bakisiyla) bilmem, ne yapalim? (arada guler dalga geçerek)
x: beni opebilirsin?
y: neden seni opeyim ki simdi? (suratinda hala daha deminki moral bozucu ifade vardir)
x: iyi tamam. ben gidiyoum. (basini one eger, kamburunu çikarir, gider.)
digerleri arkasindan "bu da bi garip" diye guluserek bakarlar.
Pazar, Nisan 30, 2006
guzel bir pazar gunu: ostende

ayiklanmis karidesler adina! ostende, kuzey denizine kiyisi olan bir fersaye sehridir. burada fersaye kavramini açiklamaliyim:
bir yaz gecesi, bir kaç genç oturmus bir seyler içiyor ve deniz kiyisinda ustlerine esen akdeniz yelinin verdigi mayismislikla gulusup konusuyorlardi. aralarindan adi cansu olani soyle dedi: "bu hale bir ad verelim. "ne haline?" "bu iyi olma haline." ve "ferah"tan turemis "fersaye"yi hallerine uygun buldular. ostende da bir fersaye sehridir.
ben kumsala "ezgi was here" yazarken, françoise sagan'in da dedigi gibi, mutluydum, çunku "pour moi, le bonheur, c'est etre bien" (mutluluk iyi olma halidir benim için) oysa mutsuzken bu mutlu oldugum zamanlari nasil da kuçumserim:
"yanilmis olmaliyim muhakkak, mutlu olabilecek donanimim yok. ne kadar yazik ki bir aldatmacanin içinde yasiyormusum. kendimden nasil memnun olabildim, ki o zamanlar daha da kotuydum, saftirik."oysa mutluluk, sarti, limiti, sebebi olmayan, fiziksel, çok fiziksel bir sey idi.
neyse, ostende yeni binalarla kaplidir. çok guzel bir sehir. eve donmek istemiyordum, mons'ta biraz daha dolasmak istiyordum. evimizde negatif enerji var sanirim. yapmam gereken islerdendir.
jandarma biz, sosyalistiz, dostuz yalniz biz sana, kurtulusun bizimledir, elini uzatsana. "jandarma filan yalan oldu, eski solcular simdi zengin" diyor herkes yakinarak, belçika'da fakir yok, hizli gazeteci çok poser bir tip, nefret ediyorum. yeah. (agzini burnunu kirmak geliyor içimden e.s.)
sorry ryan, you're dissmissed, mais la vache! j'hallucine. que tu es bien foutu... oh la la, je veux un mec musclé et qui s'en sorte super hyper bien dans le lit.
il a jamais baisé, il a jamais baisé. oh la honte! oh la honte!
yarinki ya da bir sonraki yazim naif sanat'la ya da françoise sagan'in "bonjour tristesse" kitabiyla ilgili olacak. ya da :
ostende'i anlatabilirim.
kazanova, yahut, ya da maus, ikinci dunya savasi, toplama kamplari ya da kimya, asit ve bazlar uzerine bir yazi. ya da izcilik. ya da bira bayrami tanitimi. ya da baharin gelisi.
size gelince, "geri" tusu orda duruyor, burayi terk etmekte ozgursunuz. ben de gonlumce yazmakta. kendi delirgen imparatorlugumu kurdum bile, bu cumartesi aksaminda, yorgunluk ustumde deli deli duruyor, PORNO SITELERE GIR BEGENMIYORSAN, sana daha ilginç gelir belki. "deli gibiyim bugun" diyordu kina gecesindeki bas ortulu genç kiz, sakin ol hayatim, her sey normal. istedigin zaman sakin davranabilirsin, hiç bir sey dememissin gibi. artik her seyi biliyorlar, yasasin, ne kadar guzel, oh, anlattim, ustumden yuk kalkti. platonik askinizi itiraf edin, içinizde kalmasin. kalmasin. valla. belki o da sizden hoslaniyordur. hiç sanmiyorum ama neyse.
yazmak için mi yasiyorsun, yasamak için mi yasiyorsun? d'abord vivre, après philosophier.
benmerkezcilik ve zararlari
beni seviyorlar sinifta.
sence ben nasilim?
artik herkesin canina tak etmeye basladi. herkesin. herkes kendisini pek umursamadigimi anladi artik. "dinle beni!" diye bagiriyorlar, "azicik beni de dinle." içimden gelen yararsiz, kuçuk sikintilarin, abartilmis endiselerin sesleri o kadar buyudu ki kimseyi dinleyecek halim yok. dusuncelerim tekduze, engelleyemedigim dusunceler. beni engelleyen ve ilerlememi engelleyen dusunceler. bir baskasi ileyken sikiliyorum, yalnizken daha çok. kitap okurken sikiliyorum, kitabi kapatip dusuncelere daliyorum. dusuncelerimin kaynaklari tukendi artik. bir gunum, nasil geçiyor, yalniz. bu yalnizlik insanlarla iken bir duman gibi beynimi kapliyor, dikkatimi dagitiyor. tek basimayken insan ariyorum, çekilir sey degil.
bu bir dram degil tabi, yani bu yaptigim daha da ben merkezci. bunu abarttim. kimseyi anlatmak içimden gelmiyor. kendimi anlatmak içimden geliyor sadece. yakinda arkadassiz kalacagim.
olanakli, parali, baskalarinin sevgisine ve ilgisine sahip bir genç kizin kendi kapasitesini, parasini, zamanini ve belki de gelecegini, nasil tuketebilecegini izlediniz. bu da size ders olsun, kendine odakli olmak,
1 baskalarini kirar
2 ozelliksiz kalirsin
3 egitimsiz kalirsin
4 yasamdan tad alamazsin
5 gunluk yasamdan kopuk olursun
6 arkadassiz kalirsin
7 tembel ve isteksiz olursun
8 yasamak yuk olur
9 mutsuz olursun, ama sebebini bulamazsin
10 hiçbir partiden haberin olmaz
11 sevgili edinecek olgunlugun yoktur.
12 yabanci bir dilde gramer hatalari yaparsin (dikkat etmedigin için°
13 ders dinleyemezsin
14 ders çalisamazsin
15 mutsuz olursun
durumdan kurtulma yollari : yok. senin alinyazin bu. sen zavalli birisin. lanetli bir insansin. ha yasadin, ha yasamadin. bir laf salatasindan ibaretsin.
Pazartesi, Nisan 24, 2006
dunyada neler oluyor?
yine abarttim, yine yine. okuyucudan bunlara ne?
Pazar, Nisan 23, 2006
zavalli babam aradi beni. dedi ki: bosver depresyonu vakit kaybi. demek ki depresyona girecek vakti yok. anlamiyor boyle lukslerden. bir de dedi ki yerimde olmak istermis.
Cuma, Nisan 21, 2006
ben artik yatiyorum çikip yukari çunku basim agrimaya, her tarafim kasinmaya basladi. iki alerji hapi aldim, basim agriyor ve parmak uçlarim uyusuyor. simdi olursem cehenneme giderim bu kadar yakindigim ve elimdekilerin kiymetini bilmedigim için. korkma anne, saka yapiyorum.
Perşembe, Nisan 20, 2006
okuyucuya kendini tanitmak istemek de blog yazma asamasinda bir tehlike. nihan diyor ki, e.s, okuyucunun var olmasini istemen gayet dogal. sen insansiz olamazsin. ve senden gelen bir seydir bu, reddetmene, bastirmana hiç gerek yok. fakat, ya okuyucu? ona azar azar gostermek en iyisidir. sonra yazilar suna donebilir:
"gobek deligimi çok begeniyorum. harika, kivrimli, t seklinde bir gobek deligim var. simdi asagida fotografini goruyorsunuz."
Çarşamba, Nisan 19, 2006
allah'in isine bak
Salı, Nisan 18, 2006
romantik sali oykusu
çetin'in yataginin kenarina oturdum. "odan ne kadar guzelmis" dedim. yuzu hiç tanidik degildi, degismisti. çok garip ve o gune ozgu olmustu. kafasini yere egmis, hiçbir sey soylemiyordu. "neden ve nasil odama girdin?" demiyordu. her seyi biliyor gibiydi.
ve derken bas kahramanimizin ruyasiymis bu megersem de uyanmak zorunda kalmis, uyaninca bir sureligine bu ruyanin etkisinden çikamamis, rutine yenilmemek için gun boyu bu ruyayi dusunmus. aslinda oyle degil ama neyse.
Pazar, Nisan 16, 2006
f.k.: çocukluk ve ilkgençlik yillari.

babam uzerine
babam x. s., çocuklugumdan beri beni haksiz çikarmak için ugrasip durmus. iddiali, fazlaca dramatik onermelerimle dalga geçmis, beni kuçuk duruma dusurmekten adeta zevk almis. en belirgin anim, su an bellegimde canlaniyor:
bundan bir sene kadar onceydi. damla, ezgisu, ben, idil, bizim eve gitmek için babamin siyah cipine binmistik. (bu cip, cip seklinde, siradan bir arabadir). ezgisu, damla ve ben, birlikte tiyatro yapiyorduk. birkaç hafta once okulumuzun sahnesinde oyunumuzu sergilemistik. babam, ezgisu'ya ileride çok iyi bir tiyatrocu olacagini, damla'ninsa çok iyi bir karakter oyuncusu oldugunu (ne demekse) soyledi, sonra bana donup: "seni de okeye dorduncu olarak alirlar artik" dedi. bu gereksiz ezis karsisinda arkadaslarim biyik altindan gulduler. bense hep "benim karakterim boyle kompleksli, bu kadar kendine guvensiz, durusum bu kadar pisiriksa, bu senin suçundur baba!" diyorum, biraz psikoloji bildigimi sandigimdan dolayi, tahmin ederek. o ise "hadi ordan dramatik!" diyor sadece. bu tavri bana nihilistleri ve sinikleri hatirlatiyor. alayciligi hiçbir argumanla çurutulemeyecek kadar guçlu yapiyor kendisini.
babam giyimimi de begenmez. der ki : "kizim, bu senin uniforman mi? dogru duzgun giyinsene. komik duruma dusuyorsun." ben de "bu benim tarzim baba" derim. bu cumle ise, onun saatlerce dalga geçebilcegi bir cumledir. tavirlarda ve sozlerde mukemmeli aramayi babamdan ogrendim. (bu da onun için gulunç bir cumleydi. babamdan ogrendim. bu, bir best- seller kalibi. kullanmamaliyiz.)
oysa ki detaycilik ne kotu. birakin, insanlar istedigi culmeyi kullansin, istegi gibi guzel giyinmeye çalissin. alaycilik ne kotu.
not: bu yazida geçen babam, abarttigim bir babadir, gerçek babami anlatmadim. bizim sinifta sakalarimi gerçek saniyorlar, su aralar herkes boyle.
remember the time that you rained all night
the queen of siam in my arms
(yagmur gibi yagdigin zamani hatirla, siyam kraliçesi kollarimda)
bu dizeler aklima genç bir çocukla 30larinda bir kadinin askini getiriyor. solistin toy sesi bu dusuncemi guçlendirmekte. kadin kocaman, onemli bir kadin. fakat bir o kadar da zavalli ve kirilgan. tersi de olabilir:
remember the time that you rained all night, the king of siam in my arms.
burda kuçuk kizin anaçligi da devreye girebilir. (aman sana bir sey olmasin) ya da toy oglanin aski iyice guçlenip bu dul kadini koruma istegine donusebilir. ask imkansiz olmali.
remember the time when the islands sank, but nobody opened their eyes. (adalarin battigi zamani hatirla, fakat kimse gozlerini açmamisti bile). iki kisinin askini gizlice yasamasini hatirlatiyor bana bu dizeler. adam evli olabilir. ya da dul kadinin çevresi genç çocukla askini ayiplayacaktir. kimse bu iliskiden haberdar degildir. iki kisi, bir odada birbirlerine sarilarak yatarlar, adalar batar, kimsenin haberi olmaz. oglan ya da genç kiz, duygularla ve çocukça bir atilim istegiyle doludur. baslarindan buyuk olan bu aski, sahiplenmek, kabullenmek isterler. kuçuk govdeleri saflikla ve askla yanmaktadir.
"somebody died for this, somebody died, for just one kiss." (biri oldu, biri bir opucuk için oldu.)
sarkilari yorumlamak guzel.









