bu akşam da çalışamayacağımı, dershaneden verilen ödevlere bakamayacağımı bile anladıktan sonra içim rahat rahat yazıyorum. geçen gün kapalıçarşı'ya gittim. oradan kendime bir yüzük beğendim fakat fiyatı bana pahalı geldi. ne olurdu babam beni bir gün alışverişe çıkarsa, bana yeni entariler, yüzükler, bilezikler alsa. ayakkabımın tekini kaybettim.
ezgi trak bir gün dedi ki aslında bu türden ayrılıklar, zorunluluklar yüzünden aşkın bitmesi, insanın sevdiği yerlerden ayrılması insanın hayatında gerekli ve önemli bir şeymiş. kaderi devreye sokan bu gibi olayları sevimli buluyormuş ona hak verdim. ama bence benim hayatımda böyle şeyler yok. aslına bakarsan benim hayatımda pek bir şey olduğu söylenemez.
mesela 19 ağustos 9 temmuz arasında sevmiş olduğum çocuğu bir daha hiç göremeyeceğim ama bunu bile çok önemsiz buluyorum. bir başkası ayrılmış olsaydı benim yerime üzülürdüm onun yerine. ama sanki başkalarına yakışan olaylar benim üzerimde eğreti duruyor.
mesela anne olmak istiyorum. buna hazır olduğumu biliyorum. ruhen ve bedenen en olgun dönemimde, annelik için en uygun yaşta olduğumu biliyorum. bir bebeğe çok iyi bakabileceğimi biliyorum. bana bunu içgüdülerim söylüyor. benim için çocuk diyorlar ama aslında hiç öyle değil. kendimdeki gücü biliyorum. fakat etraf o kadar caydırıcı ki içimden potansiyelimi kullanmayı denemek bile gelmiyor. dün kendimi sırf bu yüzden banyomuza kilitledim. yere uzanarak kitap okudum orda. ailemi dışarıda bıraktım. bunları yazarken bile gözlerim dolu dolu oluyor. haydi ben gidiyorum artık. güle güle.
Çarşamba, Ağustos 23, 2006
Pazartesi, Ağustos 21, 2006
trak'a sordum, dedim ki: "A'yı arayayım mı?" yüzü alaycı şakacı ve tatlı ifadesine büründü. dudaklarını büzdü: "ara ara, dedi. eğlenceli olur. bakalım ne yapmış?" bu kızın her şeye yaklaşımı böyledir. böyle bir umursamamazlık hali, son aylarda bana da bulaşan mı diyeyim, gülüp geçerlik havası var. ben de "hadi bakalım" diyip aradım A'yı. ararken nasıl olsa telefonunun kapanmış olacağını düşünüyordum. ama açtı telefonunu. "kim o?"dedi anlamayarak. ben de kıkıdayak "ben ezgi." dedim, onca günden sonra eninde sonunda aramış olduğuma gülüyordum. "aaa" dedi. şaşırmıştı ama biraz sevinmiş gibiydi. "ne yaptın?" dedi. "arkadaşlarımla tatle gittim. sonra ailemle gittim. şimdi dershaneye gidiyorum." dedim ve dershanenin ne olduğunu açıklamaya başladım: "haftasonları gidilen bir okul." dedim, kendi çaresizliğimle alay ederek. telefonun öbür ucundan bir kahkaha geldi. "iğrençmiş." dedi. işte biz böyle yeni nesilden iki genç, her şeye iğrenç demeyi marifet sayarak alay ediyorduk okulla, dershanelerle falan. fakat ben sesini duymaktan çok memnundum. "sen ne yaptın?" dedim. biraz durulmak için artık günlerini ailesiyle geçiriyormuş. "seni ararım ben yine" dedim, dediğime de hemen pişman oldum. düzeltmek için devam ettim. "çok sık aramam tabi, zaten pahalı." dedim. "merak etme, ben de seni ararım" dedi de, ben bunun yalan olduğunu tabi ki biliyordum. "bana verdiğin msn adresi yanlış çıktı" da diyemedim, beni aramayacağını yüzüne de vurmadım, "tamam" diyerek ve ona hiçbir zorunluluk yüklemeyerek kapattım telefonu.
feminist yazılar
çoğu genç kız gibi yemek yemediğim zamanlar ben de mutlu olurum. hatta kendimi o kadar iyi hissederim ki açlığım hiç geçmesin, hep böyle aç durayım isterim. karnımın içime çekildiğini hisseder, içim kazındıkça ben sevinirim. yemek yediğim zaman pişmanlık çöker. keşke hiç yemeseydim derim.
öyle ki geçen gün otobüste gözlerim karardı. ben mutlu oldum. "demek ki gerçekten yemek yemiyormuşum" diye düşündüm. oysa ki iştahlı bir çocuktum. ilkokuldan önce zapzayıf, yemek yemeyen bir çocukmuşum. o zamana kadar bakar bakar "ne güzel bir çocuk bu" derlermiş. sonra o iltifatlar kayboldu, yerini alaycı bakışlara bıraktı çünkü ben yemek yemeye başlamıştım. şişmanlıyordum. ev sahibeleri alaycı alaycı " iştahı pek yerinde maşaallah." diyorlardı. sözde hoşlarına gidiyordu, ama aslında hiç değil. buna tahammülleri yoktu. bütün kız arkadaşlarım "evet, ben güzelim ama, mutsuzum" derlerdi. yanlarında varlığıma dayanamazlardı. muamelelerin en kötüsünü gördüm. beni olsa olsa hoşgörürlerdi.

şişman olsak da olmasak da, her gün açlıktan kim bilir kimleri öldürüyoruz.
öyle ki geçen gün otobüste gözlerim karardı. ben mutlu oldum. "demek ki gerçekten yemek yemiyormuşum" diye düşündüm. oysa ki iştahlı bir çocuktum. ilkokuldan önce zapzayıf, yemek yemeyen bir çocukmuşum. o zamana kadar bakar bakar "ne güzel bir çocuk bu" derlermiş. sonra o iltifatlar kayboldu, yerini alaycı bakışlara bıraktı çünkü ben yemek yemeye başlamıştım. şişmanlıyordum. ev sahibeleri alaycı alaycı " iştahı pek yerinde maşaallah." diyorlardı. sözde hoşlarına gidiyordu, ama aslında hiç değil. buna tahammülleri yoktu. bütün kız arkadaşlarım "evet, ben güzelim ama, mutsuzum" derlerdi. yanlarında varlığıma dayanamazlardı. muamelelerin en kötüsünü gördüm. beni olsa olsa hoşgörürlerdi.

şişman olsak da olmasak da, her gün açlıktan kim bilir kimleri öldürüyoruz.
Cumartesi, Ağustos 19, 2006
içkinin su gibi aktığı gecelerde

"selam, ben sarhoşken insanların ne demek istediklerini anlayabiliyorum biliyor musunuz? hem de hangi dilde olursa olsun. anlatacağım size şimdi. bir keresinde panamalı bir kız, ben kostarikalı bir çocuk, ve daha bir sürü kişi, oturmuştuk ve o sert belçika biralarından içiyorduk. sonra panamalı kız sanırım adı hulya mıydı neydi ağlamaya başladı neden diye sordum sonra anladım ki memleketine döneceği için ağlarmış. işte sonra benimle almanca konuşmaya başladı. ben almanca bilir miyim bilmem ama anlıyordum bir de almanca yanıtlar veriyordum ve kız da beni anlıyordu tabi zorlandığım yerlerde fransızca konuşuyordum ama sonuç olarak kızın derdini anlamıştım. oradaki arkadaşlarını sevmiyormuş, kostarikalı olmandan ayrılacağı için üzülüyormuş. ben de dedim ki "üzülme, iyi insanlar, sana göre insanlar her yerde olacaktır." yiğit diye bi çocuk vardı, o da bana dedi ki "sen almanca biliyor musun?" ben de "hayır" dedim, tabi bilmiyorum yani ama şimdi doğruyu söylemek gerekirse bizim almanca dersimiz vardı haftada bi saat (orta birde mi ne) ama taaa kaç yıl önce ve ben unutmuştum tabi yine de içkiyle beraber unuttuklarımı hatırlamış ve bülbül gibi şakımaya başlamıştım içkinin mucizevi etkisiydi bu. sonra orda bir çocuk vardı bana hep "küçük kız" diyordu çocuk da yakışıklıydı, keyfime diyecek yoktu.
gelelim bu yazıyı yazma sebebime, ana fikre, hüzünlü kısma. sarhoşluğum geçince o mutlu halimden hiç eser kalmamıştı ve ben çok yorgundum üstelik etrafımda ispanyolca konuşuyorlardı ben hiçbir şey anlamıyordum aslında onları da bir daha da görmeyecektim çünkü benim arkadaşım değillerdi onlarla da tesadüfen birlikte olmuştum ve yollarımızı ayıracaktık dün dertlerine ilgi duyduklarım bugün benim için önemsizdiler ve ben yine mutlak yalnızlığa gömüldüm."
-vay be bu ne havalı yazı kız? mutlak yalnızlık filan?
-hızlı gazeteci olacağım.
-olamazsın. neden mi? tanımıyorsun. rock gruplarını tanımıyorsun. müzikten haberin yok.
-o da zamanla oluverir.
sanki ne kadar çırpınırsam çırpınayım değişik dünyaları kaçırıyomuş tüm güzelliklerden kendimi alıkoyuyormuş gibi hissediyorum kendimi ah kimbilkir uyuşuk gözlerimi ne kadar büyük açmalıyım güzel dünyalara girebilmek için yakaladığımdan emin olabilmek için. bunu tarif etmem şu an çok imkansız sevgilki okuyucular, ne kadar meraklı ve aynı zamanda kendime dönük yaşadığımı sandığımı bilseydiniz belki anlardınız ama siz dışadönük ve içi rahat insanlar olmalısınız ve bu eksik kalmışlık kaçıröışlık hissini anlamanıza imkan yok. bakın bu kıskançlık değil sadce her şeyi daha iyi anlama ve her şeye daha güzel dahil olmna isteği ama ne kadar yol kat ettiğimi sansam da aslında hep aynı yerde duruyor ve hayata dahil olduğumu daha fazla hissetmek için çabalıyorum işte benim olayım da bu bende bir şey sezdiyseniz benden hoşlandıysanız ki bu o kadar şeyin arasında çok önemsiz geliyor şimdi bana herhalde bu yüzdendir yaşadığımdan hiçbir şey anlamadım sevgili okurlarım çok abartılı bulacaksınız hadi ordan diyeceksiniz ama olsun, sadece izlenimler kaldı ve hem istekli hem uyuşuğum kendimi seviyorum ama kendime çok güvenim yok.
şimdi gidip kahramanca (vaay) dış dünyaya karışacağım ama ne zaman bu kocaman şehir bu kocaman dünya bu karışık düzensizlik ve bu güzel bulduğum şeyler beni içine alacak aman kimbilir?? onlara bağlıyım ve onların olmak istiyorum, insanların değil, anın içinde olmak istiyorum, dünyadaki tüm zevkleri ve acıları tadabilmek. ama o kadar çok şey var ki hangisine sıra gelecek? işte, ben aynı şeyleri tekrarlayıp duruken neler olup bitiyor, ben kendimi harcamaya, bu şeyler için hazırım. artık kendimi unutmak ve başka şeylere yelken açmak istiyorum, bir şeyin ya da bir sürü şeyin çocuğu olmak istiyorum. dünya hayatına bağlanmak, onun da ötesine geçmek işstiyorum.
şimdi gidip kahramanca (vaay) dış dünyaya karışacağım ama ne zaman bu kocaman şehir bu kocaman dünya bu karışık düzensizlik ve bu güzel bulduğum şeyler beni içine alacak aman kimbilir?? onlara bağlıyım ve onların olmak istiyorum, insanların değil, anın içinde olmak istiyorum, dünyadaki tüm zevkleri ve acıları tadabilmek. ama o kadar çok şey var ki hangisine sıra gelecek? işte, ben aynı şeyleri tekrarlayıp duruken neler olup bitiyor, ben kendimi harcamaya, bu şeyler için hazırım. artık kendimi unutmak ve başka şeylere yelken açmak istiyorum, bir şeyin ya da bir sürü şeyin çocuğu olmak istiyorum. dünya hayatına bağlanmak, onun da ötesine geçmek işstiyorum.
Perşembe, Ağustos 17, 2006
"sabahın ilk ışıklarıyla uyandım" ne güzel bir cümle bu. sabahın ilk ışıklarıyla insan niçin uyansın ki? aklıma kötü şeyler getirmeyerek düşünmeye başladım, öyle, kendi kendine uyanmış olabilir, yolculuğa çıkacak olabilir. bunun düşüncesi bile içimi kıpırdatmaya yetiyor. kimbilir hangi kitaptan aldılar bunu. kimbilir gerisi nasıldı. aklıma yağmurun sürekli yağdığı günlerde kendi sabahın ilk ışıklarıyla uyanma anlarım geliyor, cümleyi söyleyenin ne büyük bir sevinç ve coşku içinde olabileceğini düşünüyorum.
hey siz, arkadaki bayan uyanın. test çözüyoruz biz bu dershanede. bu cümlenin gerisini düşünmeden öğelerine ayırmalıyız. "aaah, şimdi damarımdaki anarşist hayalci çocuğa bastınız, işte şimdi!!! ah her şeyiniz para allah sizi kahretmesin kapitalist dersaane yöneticileri. böyle sistemin içine edeyim ben, kahretsin, gökyüzündeki uçurtmalarımı, turuculu sarılı uçurtmalarımı yırttınız." diye düşündüm asice. camdan aksaray'ın benim çok güzel bulduğum bir manzarası görünüyordu.
ben aslında böyle eften püften şeyleri yazı malzamesi yapacak kadar kalitesiz bir kız değilim. yazıyorsam, değersiz şeyler yazdığımı bilerek yazıyorum. yanlış anlaşılmasın.
hey siz, arkadaki bayan uyanın. test çözüyoruz biz bu dershanede. bu cümlenin gerisini düşünmeden öğelerine ayırmalıyız. "aaah, şimdi damarımdaki anarşist hayalci çocuğa bastınız, işte şimdi!!! ah her şeyiniz para allah sizi kahretmesin kapitalist dersaane yöneticileri. böyle sistemin içine edeyim ben, kahretsin, gökyüzündeki uçurtmalarımı, turuculu sarılı uçurtmalarımı yırttınız." diye düşündüm asice. camdan aksaray'ın benim çok güzel bulduğum bir manzarası görünüyordu.
ben aslında böyle eften püften şeyleri yazı malzamesi yapacak kadar kalitesiz bir kız değilim. yazıyorsam, değersiz şeyler yazdığımı bilerek yazıyorum. yanlış anlaşılmasın.
Pazar, Ağustos 13, 2006
"insan en boş yazılarını ergenliğinde yazar." diye düşündüm bugün, çünkü bir şeyle ilgilensen de o yaşta tam olarak hiçbir konuya yönelemiyorsun, kendinden başka. acıklı bir sesin oluyor evet, ama neden acıklı, niçin acıklı kimse bilmiyor. ve güzel ifadelerle ve etkileyici imgelerle dolu bomboş yazılar yazılıyor. aşağıdaki yazı bu türden yazılara güzel bir örnek olabilir:
19 nisan 2004
seni aldığıma bir sevindim, bir sevindim. kapağın ne güzel, hani monet'nin, ya da renoir'ın, hani kadın çizip duran, bir tablosu vardı, çiçekler, bir gelin, belki de değildir, ama bir kadının elinden tutmuş, yüzü seçilmeyen bir adam, çiçekler, çiçekler... bir yaz gününde verandada oturmuş, 1960larda olabilir, bir grup arkadaş, bahçede çiçekler, çiçekli elbiseli bir kadın, ağaçların arasında bir havuz... anlatamadım. ben çocukken havuz kenarında çok leziz bir börek yemiştik, ama bir parça yiyebilmiştik ancak çünkü başka yoktu, nüsa teyzem, annem, ben. öyle bir görüntü var hala kafamda. anneme defalarca sordum orayı ama hatırlayamadı. aynı bu defterin kapağı gibiydi orası da, renoir'ın o tablosu gibiydi, karmaşık.m şimdi bunlar ne uzak. yarın coğrafya sınavı var, bense sevgilimin saçlarını düşünüyorum. ne güzel, kuş tüyleri gibi, iplikler gibi. ipeksi. ama kestirmiş saçlarını. öyle diyorlar. nasıl sıkılıyor canım. şimdi o havuzun kenarında olmak istiyorum. orda olmayı ve kimsenin saçlarının kafamı kurcalamamasını istiyorum. okul diye bir şeyin olduğunu unutmak, ve dünya işlerini de unutmak, sadece haavuz ve börek. yapmam gereken tonlarca iş var, ama hiçbirini de yapasım yok. aşık olmak da sıktı beni, ne diyeyim, hep aynı şeyler, karşılık alamadıkça güçleniyormuş gibi yapan duygular, hiçbir şeyin olmaması. ama huzur bu defterin içinde. şu an huzur diye bir şeyi basbayağı hayal edebilirim, ama anlatmak zor. bazen kulağına bir ses, gözlerinin önüne anlık bir görüntü gelir "al işte huzur bu" dersin ama hemen geri gider.
bu yazıyı okumak insanın ömründen ömür tüketir bence. o ergeni karşıma alıp şimdi "ne demek istedin kardeşim?" demek isterdim ben de. ama o ergen belki sadece yazı yazmak, kendine güzel gelen o cümlelerin büyüsüne kapılmak istiyordu. ben yatılı okulda okudum, orda pek kitap okumayazdım ben, okuyan okurdu. belki okuyan arkadaşlarım daha güzel yazılar yazmışlardır.
19 nisan 2004
seni aldığıma bir sevindim, bir sevindim. kapağın ne güzel, hani monet'nin, ya da renoir'ın, hani kadın çizip duran, bir tablosu vardı, çiçekler, bir gelin, belki de değildir, ama bir kadının elinden tutmuş, yüzü seçilmeyen bir adam, çiçekler, çiçekler... bir yaz gününde verandada oturmuş, 1960larda olabilir, bir grup arkadaş, bahçede çiçekler, çiçekli elbiseli bir kadın, ağaçların arasında bir havuz... anlatamadım. ben çocukken havuz kenarında çok leziz bir börek yemiştik, ama bir parça yiyebilmiştik ancak çünkü başka yoktu, nüsa teyzem, annem, ben. öyle bir görüntü var hala kafamda. anneme defalarca sordum orayı ama hatırlayamadı. aynı bu defterin kapağı gibiydi orası da, renoir'ın o tablosu gibiydi, karmaşık.m şimdi bunlar ne uzak. yarın coğrafya sınavı var, bense sevgilimin saçlarını düşünüyorum. ne güzel, kuş tüyleri gibi, iplikler gibi. ipeksi. ama kestirmiş saçlarını. öyle diyorlar. nasıl sıkılıyor canım. şimdi o havuzun kenarında olmak istiyorum. orda olmayı ve kimsenin saçlarının kafamı kurcalamamasını istiyorum. okul diye bir şeyin olduğunu unutmak, ve dünya işlerini de unutmak, sadece haavuz ve börek. yapmam gereken tonlarca iş var, ama hiçbirini de yapasım yok. aşık olmak da sıktı beni, ne diyeyim, hep aynı şeyler, karşılık alamadıkça güçleniyormuş gibi yapan duygular, hiçbir şeyin olmaması. ama huzur bu defterin içinde. şu an huzur diye bir şeyi basbayağı hayal edebilirim, ama anlatmak zor. bazen kulağına bir ses, gözlerinin önüne anlık bir görüntü gelir "al işte huzur bu" dersin ama hemen geri gider.
bu yazıyı okumak insanın ömründen ömür tüketir bence. o ergeni karşıma alıp şimdi "ne demek istedin kardeşim?" demek isterdim ben de. ama o ergen belki sadece yazı yazmak, kendine güzel gelen o cümlelerin büyüsüne kapılmak istiyordu. ben yatılı okulda okudum, orda pek kitap okumayazdım ben, okuyan okurdu. belki okuyan arkadaşlarım daha güzel yazılar yazmışlardır.
Cumartesi, Ağustos 12, 2006
36 saattir uyumamış. iç çamaşırlarını gösterdi bize, kana ve dışkıya bulanmıştı. ssk hastahanesinde çalışıyor, işçilerden nefret ediyor. daha doğrusu, zamanla oluşan bir duygu bu. benim anlamadığım, git evine uyu değil mi? hayır, çiçekleri suladı, çamaşırları koydu. beni yanına çağırdı, havluyu neden pis çamaşırların üstüne atmışım. banyodan çıkarken o kadar sinirlendim ki yorulmuş bedenine bilerek kapıyı vurdum, yanlışlıkla olmuş gibi. tembellik nedir bilmiyor, bence kararında bir tembellik herkese yakışır. bir konuya kendini vermek, o konuda yorulmak ve çabanın meyve verdiğini görmek elbette güzel, ama.
siyasetin sadece tahminlerden ibaret olduğu belki de doğrudur, değil mi? hatta bence öyle, nerden bileceksin. hızla gelişiyor her şey. mesela herkesin karşı olduğu bir şeyin hala yapılıyor olması arkada çok büyük güçler varmış hissi uyandırıyor, korkutucu bir şekilde. bir yandan da karşıt söylemlerin ne kadar güvenilir olduğu tartışılır. kuranın dili ne kadar muzipse, insanlık da o kadar muzip, basit ve anlaşılır olmalı değil mi? işte ben adını vermek istemediğim bir dergiyi okuyordum, öfkeli bir dergiydi ve bazı kişileri mahkum ediyordu, ilk başta çok saçma geliyordu ama ben "ya dedikleri doğruysa, nerden bileceğiz?" diyordum. ben zaten emin biri değilim. herkes beni kolayca ikna edebilir.
konudan konuya atlayarak devam edelim. pinhani diye bir grubun istanbul'da şarkısı çok güzel. klibini de izledim. görüntüler çok hoştu, müzik de ben pek anlamam ama çok iyiydi.
bugün dindar dostalarımızı gördük. yine çıplaklıktan söz ettiler, bense artık bu konu açılınca eskisi gibi suçluluk duymuyor ve içimden "ne kadar da abartıyorlar" diyordum. çıplaksan çıplaksın işte canım, ne yani.
son olarak, ben artık dersaneye gideceğim.
siyasetin sadece tahminlerden ibaret olduğu belki de doğrudur, değil mi? hatta bence öyle, nerden bileceksin. hızla gelişiyor her şey. mesela herkesin karşı olduğu bir şeyin hala yapılıyor olması arkada çok büyük güçler varmış hissi uyandırıyor, korkutucu bir şekilde. bir yandan da karşıt söylemlerin ne kadar güvenilir olduğu tartışılır. kuranın dili ne kadar muzipse, insanlık da o kadar muzip, basit ve anlaşılır olmalı değil mi? işte ben adını vermek istemediğim bir dergiyi okuyordum, öfkeli bir dergiydi ve bazı kişileri mahkum ediyordu, ilk başta çok saçma geliyordu ama ben "ya dedikleri doğruysa, nerden bileceğiz?" diyordum. ben zaten emin biri değilim. herkes beni kolayca ikna edebilir.
konudan konuya atlayarak devam edelim. pinhani diye bir grubun istanbul'da şarkısı çok güzel. klibini de izledim. görüntüler çok hoştu, müzik de ben pek anlamam ama çok iyiydi.
bugün dindar dostalarımızı gördük. yine çıplaklıktan söz ettiler, bense artık bu konu açılınca eskisi gibi suçluluk duymuyor ve içimden "ne kadar da abartıyorlar" diyordum. çıplaksan çıplaksın işte canım, ne yani.
son olarak, ben artık dersaneye gideceğim.
Perşembe, Ağustos 10, 2006
rating
bu yazıyı okuyanlar bana "okudum." şeklinde yorum yazabilir mi? böylece beni kaç kişinin okuduğunu hesaplamış olurum. çok umrumda olduğundan değil, merak ettim. beynim işte böyle meselelere tıkır tıkır işliyor, anlarsınız ya. hadi bakalım, bakalım kaç kişi çıkacaksınız bekliyorum.
aksaray taksim dolmuşuna bindim. galatasaray'a gelmeden dolmuş durdu ve biri indi. "bu inen de kim?" diye düşünürken birden çaktım işi. inen yalçın abi'ydi. en ön koltukta oturduğu için yüzünü görmemiştim. yalçın abi baba tarafından 20 küsür kuzenimdem yalnızca biri. saçları jölelenmiş, yana yatırılmış, kareli mavi gömleğini giymiş ve gözlüklerini takmıştı. ben mi yanlış görmüştüm yoksa inen yalçın abi miydi?
yalçın abi sık gördüğüm kuzenlerimdem değildir, yine de onu burda, şu dolmuşun içinde görmek acayip sevindirmişti beni. bu benim için uzun zamandır hayal edilemez bir şeydi zaten, hadi okulun etrafında arkadaşlarını görürsün, ama şehirde akrabalarına rastlamak... demek ki bu kapısından içeri giremediğim, eşiklerinde dolaşmaktan ileri gidemeğim istanbul'da insan akrabalarına rastlayabiliyordu. kafamda akrabalarla örülü, mıncık mıncık sevgiyle hatmedilmiş, arka mahallelerde yaşayan bir akraba dünyası hayali doğdu, mekan ise istanbul'du, benim sokaklarında dolaştığım, fakat yabancısı olduğum bu yer. her şey daha sıcak görünüyordu artık gözüme. oturduğumuz toplu konut- site uzaklardaydı artık. ne kadar bakımlı olursa bir bahçe, o kadar yapay ve çirkindir ey sevgili zavallı okur parçaları. yeni nesil diye bir şey varmış, generation c. bunlar yaratıcı ve teknolojinin en müthiş olanaklarından acayip yararlanabilen bir nesilmiş.
yalçın abi sık gördüğüm kuzenlerimdem değildir, yine de onu burda, şu dolmuşun içinde görmek acayip sevindirmişti beni. bu benim için uzun zamandır hayal edilemez bir şeydi zaten, hadi okulun etrafında arkadaşlarını görürsün, ama şehirde akrabalarına rastlamak... demek ki bu kapısından içeri giremediğim, eşiklerinde dolaşmaktan ileri gidemeğim istanbul'da insan akrabalarına rastlayabiliyordu. kafamda akrabalarla örülü, mıncık mıncık sevgiyle hatmedilmiş, arka mahallelerde yaşayan bir akraba dünyası hayali doğdu, mekan ise istanbul'du, benim sokaklarında dolaştığım, fakat yabancısı olduğum bu yer. her şey daha sıcak görünüyordu artık gözüme. oturduğumuz toplu konut- site uzaklardaydı artık. ne kadar bakımlı olursa bir bahçe, o kadar yapay ve çirkindir ey sevgili zavallı okur parçaları. yeni nesil diye bir şey varmış, generation c. bunlar yaratıcı ve teknolojinin en müthiş olanaklarından acayip yararlanabilen bir nesilmiş.
Salı, Ağustos 08, 2006
-ne okumak istiyorsun?
-uluslararası ilişkiler.
yalan. külliyen yalan. uluslararası ilişkiler okumak istemediğimden değil, sadece "ne okumak istiyorsun" sorusunun cevabı bu değil, çünkü bilmiyorum. bu cevap da sadece soran olursa verilmek için üç dakikada hazırlanmış, kişisel özelliklerimle o kadar da çatışmadığı için inandırıcı gelebilecek bir cevap işte. yine söylüyorum, bence uluslararası ilişikiler okunmayacak bir alan değil. hatta bence her alanın kendine özgü güzelliği var, bir kimyacı için kimyadan güzel bilim yoktur, böyle düşünürsek, tıp da, psikoloji de yararlı, zevkli, gerekli bilimlerdir, bir konunun diğer konuya üstünlüğü yoktur herhalde. bense bu sorunun bana şimdi sorulmasına kıl oluyorum, çünkü cevabını, dürüst olmak gerekirse, hiç düşünmedim, keşke bana bu akşam ne yapmak istediğimi ya da kiminle çıkmak isteyeceğimi sorsaydınız. üstelik bence bu konunun pek de ehemmiyeti yok, insan ne iş yaparsa yapsın yaşamını az çok sürdürebilir. güvender yayınları lise 2 setinden çıkmış matematik kitabının önsözü öyle demiyor ama:
"hayatınızın en önemli dönüm noktalarından biri öss'dir. bu sınavda kazanacığınız bölüm ve o bölüm sonrasında edineceğiniz meslek sizin yaşam biçiminiz olacaktır. elbette böylesine önemli bir sınava en iyi şekilde hazırlanmak gerekir. işte GÜVENDER YAYINLARI'ndan olan elinizdeki kitap sizi sınavlara hazırlayacak en iyi kaynaktır."
ne kadar umutsuzluğa sürükleyici bir yazı. keşke şöyle yazsalardı:
"hayatınızın baharındasınız. hormonlarınız gelişiyor. tabi ki böyle karışık bir dönemde sizden önemli kararlar vermenizi isteyemeyiz. günleriniz test çözerek de geçmesin. ailenizin durumu iyiyse sizi ne de olsa beslerler."
tabi ki ben kendi çıkarlarımı en iyi bir biçimde savunmak zorundayım. tabi bu düşüncelerimi annemle ya da babamla paylaşamam. onlara düşman kesildim. bana çocuklarıymışım gibi davranıyorlar, sinirimi bozuyorlar. babam ise olgunlaşmadığıma dair kanıtlar bulup bunları herkesin arasında söylemeye pek meraklıdır. neyse canım, meseleleri büyütmek yersiz. eninde sonunda bir şey olurum herhalde.
-uluslararası ilişkiler.
yalan. külliyen yalan. uluslararası ilişkiler okumak istemediğimden değil, sadece "ne okumak istiyorsun" sorusunun cevabı bu değil, çünkü bilmiyorum. bu cevap da sadece soran olursa verilmek için üç dakikada hazırlanmış, kişisel özelliklerimle o kadar da çatışmadığı için inandırıcı gelebilecek bir cevap işte. yine söylüyorum, bence uluslararası ilişikiler okunmayacak bir alan değil. hatta bence her alanın kendine özgü güzelliği var, bir kimyacı için kimyadan güzel bilim yoktur, böyle düşünürsek, tıp da, psikoloji de yararlı, zevkli, gerekli bilimlerdir, bir konunun diğer konuya üstünlüğü yoktur herhalde. bense bu sorunun bana şimdi sorulmasına kıl oluyorum, çünkü cevabını, dürüst olmak gerekirse, hiç düşünmedim, keşke bana bu akşam ne yapmak istediğimi ya da kiminle çıkmak isteyeceğimi sorsaydınız. üstelik bence bu konunun pek de ehemmiyeti yok, insan ne iş yaparsa yapsın yaşamını az çok sürdürebilir. güvender yayınları lise 2 setinden çıkmış matematik kitabının önsözü öyle demiyor ama:
"hayatınızın en önemli dönüm noktalarından biri öss'dir. bu sınavda kazanacığınız bölüm ve o bölüm sonrasında edineceğiniz meslek sizin yaşam biçiminiz olacaktır. elbette böylesine önemli bir sınava en iyi şekilde hazırlanmak gerekir. işte GÜVENDER YAYINLARI'ndan olan elinizdeki kitap sizi sınavlara hazırlayacak en iyi kaynaktır."
ne kadar umutsuzluğa sürükleyici bir yazı. keşke şöyle yazsalardı:
"hayatınızın baharındasınız. hormonlarınız gelişiyor. tabi ki böyle karışık bir dönemde sizden önemli kararlar vermenizi isteyemeyiz. günleriniz test çözerek de geçmesin. ailenizin durumu iyiyse sizi ne de olsa beslerler."
tabi ki ben kendi çıkarlarımı en iyi bir biçimde savunmak zorundayım. tabi bu düşüncelerimi annemle ya da babamla paylaşamam. onlara düşman kesildim. bana çocuklarıymışım gibi davranıyorlar, sinirimi bozuyorlar. babam ise olgunlaşmadığıma dair kanıtlar bulup bunları herkesin arasında söylemeye pek meraklıdır. neyse canım, meseleleri büyütmek yersiz. eninde sonunda bir şey olurum herhalde.
Pazartesi, Ağustos 07, 2006
özlediğim şeyler
Cuma, Temmuz 28, 2006
daniel
şimdi size daniel nasıl bir adamdı onu anlatacağım. bir pamukşekeri kadar yumuşak ve tatlı bir adamdı diyebilirim. hatta siz bu yorumdan benim ona hani şu genç kızların kendinden yaşlı adamlara duydukları flört ve kendini beğendirmeyle karışık yakınlığı duyduğumu çıkarabilirsiniz. oysa ki yazdığım daniel, artık malzemem olmuş bir daniel'dir. bu yüzden kendimi gerçek daniel'e karşı suçlu yahut sorumlu hissetmem.
daniel bizim tiyatro dersinde oluşturduğumuz küçük gruba gelmiş küçük bir adamdı. evsiz serserilere benzerliği ile dikkat çekerdi. kilosu herhalde elli falandır, elmacık kemikleri öyle çıkıktı ki hasta sanırdınız. kısa boyluydu, dalgalı saçları ve tek kulağında küpesi vardı. utangaç oğlan çocuklarına benzeyen sevimli bir gülüşü vardı, çok kibar ama çekingen biriydi. yaşı kırktı. fakat hiç göstermezdi, zayıflığı nedeniyle.
daniel'e başta hiç sokulamadık. onun françoise diye bir arkadaşı vardı ki onu da başka bir yazımda anlatırım. soğuk olmamasına karşın, beni beğenmediğini sanırdım. beni çok ciddi buluyormuş gibime gelirdi. bir oğlu da vardı daniel'in, yaşından 4 yaş küçük gösteren, zayıf, utangaç bir çocuk. sonradan öğrendik ki annesi evi terk etmiş, sonra vefat etmiş. kitapları, okumayı seven, duygulu bir çocukmuş. ben ona ablaca bir yakınlık göstermiş ve onu sinirlendirmiştim.
marie france beni artık arabasıyla bırakamaz olunca, bu iş daniel'e kaldı. akşamları onunla dönmeye başladım. bu yolculuklar boyunca ben hep konuşurdum, daniel de dinlerdi. sonra bana anlatmaya başladı. evsizlere ettiği yardımlardan, ruhsal aydınlanmadan, meditasyondan, acıların insanı olgunlaştırdığından bahsederdi. eve bırakırken beni de sevgiyle gülümserdi, artık kalbini kazanmış gibiydim.
size daniel'i neden anlattım, bilmiyorum ama insanları anlatmayı seviyorum. hele böyle her şey olağanüstüymüş ve çok önemliymişçesine anlatmayı.
daniel bizim tiyatro dersinde oluşturduğumuz küçük gruba gelmiş küçük bir adamdı. evsiz serserilere benzerliği ile dikkat çekerdi. kilosu herhalde elli falandır, elmacık kemikleri öyle çıkıktı ki hasta sanırdınız. kısa boyluydu, dalgalı saçları ve tek kulağında küpesi vardı. utangaç oğlan çocuklarına benzeyen sevimli bir gülüşü vardı, çok kibar ama çekingen biriydi. yaşı kırktı. fakat hiç göstermezdi, zayıflığı nedeniyle.
daniel'e başta hiç sokulamadık. onun françoise diye bir arkadaşı vardı ki onu da başka bir yazımda anlatırım. soğuk olmamasına karşın, beni beğenmediğini sanırdım. beni çok ciddi buluyormuş gibime gelirdi. bir oğlu da vardı daniel'in, yaşından 4 yaş küçük gösteren, zayıf, utangaç bir çocuk. sonradan öğrendik ki annesi evi terk etmiş, sonra vefat etmiş. kitapları, okumayı seven, duygulu bir çocukmuş. ben ona ablaca bir yakınlık göstermiş ve onu sinirlendirmiştim.
marie france beni artık arabasıyla bırakamaz olunca, bu iş daniel'e kaldı. akşamları onunla dönmeye başladım. bu yolculuklar boyunca ben hep konuşurdum, daniel de dinlerdi. sonra bana anlatmaya başladı. evsizlere ettiği yardımlardan, ruhsal aydınlanmadan, meditasyondan, acıların insanı olgunlaştırdığından bahsederdi. eve bırakırken beni de sevgiyle gülümserdi, artık kalbini kazanmış gibiydim.
size daniel'i neden anlattım, bilmiyorum ama insanları anlatmayı seviyorum. hele böyle her şey olağanüstüymüş ve çok önemliymişçesine anlatmayı.
Perşembe, Temmuz 27, 2006
babam bugün beni yanına çağırdı. "kızım ne olacak senin bu halin?" dedi. ben de anlamamazlıktan gelerek "hangi halim?" diye sordum. yüzünü acı bir ifade kapladı, bana sevgi ve acımayla karışık baktı. kafasını iki yana salladı "ah kızım, dedi, bize hiç güven veremedin. hep korunmaya muhtaç gibisin. arkadaşlarına, bize, kendini hemencecik teslim ediveriyorsun. hiçbir işini sen kendin yapmıyorsun. etrafına bakmıyorsun. bir gün sana bu halin yüzünden yolda araba çarpacak, öleceksin diye korkar oldum." ben de başımı eğdim. devam etti "çok iyi bir insansın ama bir türlü büyüdüğünü gösteremedin bize be yavrum." dedi. aileleri çocuklarının hayta olamsından çok üzen bir şey varsa bu da çocuklarının pısırık olmasıdır. hele çocuklar erkekse daha büyük bir utançtır bu. fakat bizim evde kız erkek ayrımı yapılmıyor, benden de bir erkek çocuktan beklenen şeyler beklenebiliyordu. bunun başında açıkgöz olmak geliyordu.
oysa olnuyordu. değişmem için epey bir değişmem lazımdı, oysa ki ben halimden memnundum. kendi küçük, bulanık evrenimde yaşamım sürüp gidiyordu. rahatsız edilmek en son isteyeceğim şeydi.
oysa olnuyordu. değişmem için epey bir değişmem lazımdı, oysa ki ben halimden memnundum. kendi küçük, bulanık evrenimde yaşamım sürüp gidiyordu. rahatsız edilmek en son isteyeceğim şeydi.
Çarşamba, Temmuz 26, 2006
sonunda evden çıkmamaya karar verdim çünkü hastayım. bu sefer galiba bedenen değil, ruhen hastayım, bildiğimiz tembellik hastalığına yakalandım, içimden hiçbir iş görmek, yürüme bandında yürümek bile gelmiyor. öyle ki canım kitap okumak istediğinde yeni bir kitaba başlamak için bile çok yorgun olduğumu hissettim, ben de "kürk mantolu madonna" kitabını yıllar sonra tekrar okumaya başladım. onu okurken de uyuyakalmışım. şimdi uyandım ve yazıyorum. benim asosyal olduğum hissine kapılıyorlarmış okurken beni, doğrudur. insanda bir aktif bir de pasif yan varsa ve biri harekete geçtiğinde diğeri alçalıp bitiyorsa bende bu pasif hal üste çıkmaya çok meraklıdır. oysa ki ne kadar gencim, 18 yaşındayım, sağlıklı bir vücudum var, isteseydim eğer daha sağlıklı olur, böyle yağ bağlamazdı. bazen kendi kendimi bir doğal kaynak gibi harcadığımı hissediyorum. fakat tüm bu pasifliğime rağmen hayattan tam olarak kopmadığımı görüyor seviniyorum. sadece etrafıma daha fazla dikkat etmem gerekiyor. ah, şimdi bu dalgınlığın, babaanne geceliğinin ardına saklanmış ezgi'nin seyahat etmekten, müzelere gitmekten ve yeni insanlarla tanışmaktan hoşlandığını söylesem kim inanır? affedin sevgili sürüsüne bereket okurlarım, politikadan bahsetmek yerine size daha çok söz sahibi olduğum konulardan bahsedebiliyorum ancak.
konuşma kurslarına gideceğim çünkü konuşamıyorum. cümlelerimi tamamlayamıyorum, orta yerde cesaretim kırılıyor ve mecburen susuyorum ya da sesimi gittikçe alçaltarak karşımdakinin bozuk cümlelerimi duymamasını sağlıyorum bana diyorlar ki "sen türkçe'yi mi unuttun bakiyim?" aslında unutmadım kelime dağarcığım falan iyi ama konuşma biçimimi bulamıyorum "hangi cümleyi kimin karşısında hangi ses tonuyla söylemek" işte sorun bu. fransızcada yoktu böyle bir şey. aksanlı ama spontane bir konuşma biçimi tutturmuştum, hızlı ve neşeli konuşuyordum, konuşurken mimiklerimi ve bakışlarımı kullanmaktan çekinmiyordum böylece ortaya ferah ve sevimli bir konuşmacı çıkıyordu. üstelik konuşurken böyle şeyleri düşünmezdim bile. ne de olsa değişim öğrencisiyim derdim ve çok rahat olurdu. burda bir şey sorsan diyorlar ki " kendi vatanın, kendi şehrin, nasıl bilmezsin?" bunun sorumluluğu var tabi.
bugün boş boş otururken (evden çıkmam gerek ama çıkmaya üşeniyorum) tembelliğim meyvesini verdi ve ben bir şarkının nakaratını yazdım. şarkım o kadar derin değil ama kız sesine ağırlık veren hüzünlü bir aşk şarkısı:
est ce que je peux rester ici, un soir, ou deux?
une nuit, ou deux?
une moi, ou deux
toi et moi, nous deux, est ce que nous sommes si impossibles?
bugün boş boş otururken (evden çıkmam gerek ama çıkmaya üşeniyorum) tembelliğim meyvesini verdi ve ben bir şarkının nakaratını yazdım. şarkım o kadar derin değil ama kız sesine ağırlık veren hüzünlü bir aşk şarkısı:
est ce que je peux rester ici, un soir, ou deux?
une nuit, ou deux?
une moi, ou deux
toi et moi, nous deux, est ce que nous sommes si impossibles?
Pazar, Temmuz 23, 2006
kendinizi salmayın
bu blogun adını alaycı alaycı "ezgi'nin esrarengiz olaylarla dolu bilmemne günlüğü" koyacagıma keşke daha açık sözlü olup "zavallı ezgi'nin heyecansız arayışlarının günü gününe özeti" falan koysaymışım.
Pazartesi, Temmuz 10, 2006
Pazar, Temmuz 09, 2006
Çarşamba, Temmuz 05, 2006
odami bosalttim dun. yarin gelecekmis gibi biraktim, çunku hiç burayi terk edecekmisim gibi gelmiyor. doris ispanya'ya gitti ve bana madrid'den mesaj atti. dogumgunumde tracy champman'i dinlemeye gittim. bruksel'de abimle kaliyorum ve karisiyla. iki avusturalyali'ya belçika'yi tanittik. ben dun ve bugunu hoslandigim insanlarla geçirdim. A. ve iki kiz arkadasiyla bulustum dun. saçlari uzamisti A'nin, agzi burnu kir içindeydi. kiz arkadaslarindan yahudi olan dil okuyormus, bana ural altay dillerinden bahsetti, benim de dil gruplari hakkinda biraz bilgim oldugunu gorunce beni çok sevdi. durmadan A'nin fotograflarini çekiyor bana "çok yakisikli degil mi?" diyordu, ben de "evet" diyordum. sonra A ile bilardo oynayanlari seyrettik bir kosede, baska oglanlarla tanistik, bize yeni bir içki tanittilar. ben de çekingenligimden kurtulayim diye içiyordum. A'ya kendi adindan esinlenerek yaptigim adem ile havva resmimi hediye ettim. bu resimde ikisi de çiplakti, adem havva'yi omzuna oturtmustu ve yasak elmayi çalmaya ugrasiyorlardi. A "çok guzel" dedi. ben A'nin saçlarini oksadim. sarhos bir edaylane kadar sevimli oldugundan bahseden laflar ediyordum, o da oylesine "sen de, sen de" diyordu. daha ileri gitmedim, çunku bu kadar mutluluk bana 3 gun yeterdi. eve gidince bulusmalarini kafalarinda tekrarlayan genç kizlar olur ya, aynen oyleyim. bugun de c ile bulustum, birbirimize yazacagimiza soz verdik. kendisine ondan bahsettim, dedim ki "sakin ve misafirperver bir gol gibisin." o da bana dedi ki "masum ve safsin, ama aptal degilsin." ve son bir bruksel turu yaptim a pied.
Cumartesi, Temmuz 01, 2006
bir gun bir soz biri tarafindan verilmis ise
doris ile konusiyorduk dun aksam. kendi meme ucuna parmaginin ucu ile sert bir darbe indirdi "ne yani, bundan da mi huylaniyorsun?" iki buklum olmustum: "y yapma huylaniyorum, uff çok fena.." guldu. "ayni sey gobek deligi için de geçerli." "ama acitmiyor ki" "aa igrenç, igrenç, uff, kolonoskopi gibi, jinekolog masasi gibi ayni, iyyyy. huylaniyorum iste. yilan fobime benziyor bu." "sana dokunamayacaklar" dedi gulerek. yilanlardan nefret ederim. hayatimda yilan gormedim. ama çok kuçuklukten beri yilanlar hep kabuslarimin bas oyunculari olmustur. ansiklopedide bile resmini gorsem dayanamam. kuçuklugumde her hafta yilan kabusu gorurdum. hediye paketinden çikan yilanlar, degisik, igrenç, buklum buklum yilanlar. ayaklarim çiplak ise yatagimda yilanlar oldugundan kuskulanirdim. "bunlarin hepsi cinsel fobiler aslinda." dedi doris. "ne? dedim. benim neden cinsel fobim olsun ki çok saçma." "yilan neyin simgesi sence?" dedi doris de. "aaa" simdi guluyorduk ikimiz de.
"din yuzunden olmasin?" evet din yuzunden olabilir. kuçukken dini yayin yapan kanallari çok dinledim. "yalvaracaklar. ama çikamayacaklar. su isteyecekler. su yerine irin verilecek onlara." cennet yolcusu olduguna emin konusucu tarafindan alti yasindaki çocuga yapilan bu urkutucu konusmalar, tesbih sesleri ve ilahiler. ilahiler en neseli yayinlari idi aslinda. "oje surmek gunahtir." "annem de suruyor ama." "sen annen gibi olma, olur mu? soz ver? kapanacaksin. anneni bile yola getireceksin." "el sikismak çok haram. sehvet vucuda bir girdi mi. biz kardes gibiyiz diyorlar, oysa bilmiyorlar. ah, bir bilseler!" "peki tamam kapanacagim ben de. hem kapanip hem okuyacagim." "bu sozu sirf bana degil allaha da verdin." çunku ben de soz verdim. hasta yataginin basinda. ve bu sozu sirf kendim için vermedim. anlayin beni. "allahim sen annemi babami beni koru, az sonra dusuneceklerim için ise beni affet." ah altug'u çok seviyorum ama evli degiliz ki. ve en vurucu kismi: "insallah buyumem ben. buyuyunce gunahlar yazilmaya basliyor." her fanteziden sonra ortaya çikan suçluluk duygusu, yilanlarla birlikte vucuda gunahlarin da girmesi.
"din yuzunden olmasin?" evet din yuzunden olabilir. kuçukken dini yayin yapan kanallari çok dinledim. "yalvaracaklar. ama çikamayacaklar. su isteyecekler. su yerine irin verilecek onlara." cennet yolcusu olduguna emin konusucu tarafindan alti yasindaki çocuga yapilan bu urkutucu konusmalar, tesbih sesleri ve ilahiler. ilahiler en neseli yayinlari idi aslinda. "oje surmek gunahtir." "annem de suruyor ama." "sen annen gibi olma, olur mu? soz ver? kapanacaksin. anneni bile yola getireceksin." "el sikismak çok haram. sehvet vucuda bir girdi mi. biz kardes gibiyiz diyorlar, oysa bilmiyorlar. ah, bir bilseler!" "peki tamam kapanacagim ben de. hem kapanip hem okuyacagim." "bu sozu sirf bana degil allaha da verdin." çunku ben de soz verdim. hasta yataginin basinda. ve bu sozu sirf kendim için vermedim. anlayin beni. "allahim sen annemi babami beni koru, az sonra dusuneceklerim için ise beni affet." ah altug'u çok seviyorum ama evli degiliz ki. ve en vurucu kismi: "insallah buyumem ben. buyuyunce gunahlar yazilmaya basliyor." her fanteziden sonra ortaya çikan suçluluk duygusu, yilanlarla birlikte vucuda gunahlarin da girmesi.
kuçuk ezgi
nolur gitme
Vidéo envoyée par ezgisirin
her seyden sikayet ettim butun bir yil boyunca. bana sorarsaniz yasamim berbatti. herkesin sahip olduklarini kiskandim, ama anlayamadim ki herkes her seye sahip degil. bugun odami toplarken anladim. ne çok kitabim, brosurum, kart postalim, hediyem, haritam, hatiram hatiram varmis. altta gordugunuz yine benim. insanin bir web cami olmayagorsun, ne yapacagini sasiriyor.
Cuma, Haziran 30, 2006
guzel guluslu bakire
bulbul otuslu bakire
çiplak ayakli bakire
baldiri beyaz bakire
elalem yollara tasti
sen kapida durdun diye
arzularim beni asti
buklelerin dokulur, dokulur sonsuza dogru
giriyor sulardan içeri
aç kapini, aç kapini bakire!
anason kokuyorsun, mayismis
mezeli sofralarda
arsiz arsiz gulerken
hazirlaniyorsun sona
ruhen ve bedenen
biliyorum, biliyorum bakire
seni seviyorum, seviyorum bakire.
e.s., 30.06.06
bulbul otuslu bakire
çiplak ayakli bakire
baldiri beyaz bakire
elalem yollara tasti
sen kapida durdun diye
arzularim beni asti
buklelerin dokulur, dokulur sonsuza dogru
giriyor sulardan içeri
aç kapini, aç kapini bakire!
anason kokuyorsun, mayismis
mezeli sofralarda
arsiz arsiz gulerken
hazirlaniyorsun sona
ruhen ve bedenen
biliyorum, biliyorum bakire
seni seviyorum, seviyorum bakire.
e.s., 30.06.06
Cumartesi, Haziran 24, 2006
Antuan, gecenin uzgun sessizliginde
ellerimi kemirmek gibisi yok
çektirmek vicdan azabi dostlara.
ayip oluyor
terk edilmis hor gorulmus lolita
ilgi ister, sevgi ister surekli
beni her gun dovuyorlar bakisi
bunlari vermenizi gerekli
kiliyor.
bardaklari kirarim, sakarliklar yaparim
kimseyi tanimadigim toplantilarda
bir koseden bakarim
aç koynunu antuan geliyorum
basimi kollarinin arasina yasladim
sana ideal kadin olmaya geliyorum
çunku benim ruhumda bir kole yatar
korkaklikla yogurulmus bir kole.
keske bos versem elalemin fikrine.
dedim ya antuan askin kolen yapiyor ruhumu
seni de bagiliyor bu saflik bana, bu heyecan oksuyor gururunu
biliyorum.
yarin uyanalim bulutsuz bir sabaha
beni bu alin yazim çoktan bagladi sana.
ellerimi kemirmek gibisi yok
çektirmek vicdan azabi dostlara.
ayip oluyor
terk edilmis hor gorulmus lolita
ilgi ister, sevgi ister surekli
beni her gun dovuyorlar bakisi
bunlari vermenizi gerekli
kiliyor.
bardaklari kirarim, sakarliklar yaparim
kimseyi tanimadigim toplantilarda
bir koseden bakarim
aç koynunu antuan geliyorum
basimi kollarinin arasina yasladim
sana ideal kadin olmaya geliyorum
çunku benim ruhumda bir kole yatar
korkaklikla yogurulmus bir kole.
keske bos versem elalemin fikrine.
dedim ya antuan askin kolen yapiyor ruhumu
seni de bagiliyor bu saflik bana, bu heyecan oksuyor gururunu
biliyorum.
yarin uyanalim bulutsuz bir sabaha
beni bu alin yazim çoktan bagladi sana.
Cuma, Haziran 23, 2006
my shoes suck
kendimden nefret ediyorum. aldigim ayakkabilara bakin:

"oyleyse neden aldin?" diyeceksiniz. kasiyer kiza ayip olmasin diye. para sikintisi çekiyorum. bu yuzden hep pazar fiyatina ayakkabilar bakiyordum. bir çift ayakkabim var, beyaz. ama onlar ayaklarimi yara yapti. giyemiyorum. bugun de yilsonu balomuz var, bitirme balosu. benim ayakkabim yoktu. bunlari gordum. dedim ki "39u var mi?" kadin bana depoyu filan aradi. getirince ben bunlari giydim, ama sonra baktim ki gerçekten tam suslu kadin ayakkabisi. ama utandigimdan "yok kalsin." diyemedim. bir de ucuzdu, tam bana gore. dedim ki "ben sivri burunlu hiç giymedim." kasiyer kiz da fonlu, guzel mi guzel bir kizdi. bana bakip guldu. "elbiseniz varsa altina guzel olur." dedi. ben de "yok kalsin." diyemedim, aldim iste. gelirken gozum alissin diye yoda çikarip degistirdim ayakkabilarimi. yolda gorsem "bu ne canim?" diye dalga geçecegim ayakkabilar artik benim. benim. benim. nim. nim. im.

"oyleyse neden aldin?" diyeceksiniz. kasiyer kiza ayip olmasin diye. para sikintisi çekiyorum. bu yuzden hep pazar fiyatina ayakkabilar bakiyordum. bir çift ayakkabim var, beyaz. ama onlar ayaklarimi yara yapti. giyemiyorum. bugun de yilsonu balomuz var, bitirme balosu. benim ayakkabim yoktu. bunlari gordum. dedim ki "39u var mi?" kadin bana depoyu filan aradi. getirince ben bunlari giydim, ama sonra baktim ki gerçekten tam suslu kadin ayakkabisi. ama utandigimdan "yok kalsin." diyemedim. bir de ucuzdu, tam bana gore. dedim ki "ben sivri burunlu hiç giymedim." kasiyer kiz da fonlu, guzel mi guzel bir kizdi. bana bakip guldu. "elbiseniz varsa altina guzel olur." dedi. ben de "yok kalsin." diyemedim, aldim iste. gelirken gozum alissin diye yoda çikarip degistirdim ayakkabilarimi. yolda gorsem "bu ne canim?" diye dalga geçecegim ayakkabilar artik benim. benim. benim. nim. nim. im.
Perşembe, Haziran 22, 2006
- ezgi trak demek biz simdi yurt disinda yasamis olduk ha?
- evet.
- hiç abarttiklari kadar yokmus.
- olsun yine de biz bir sey çaktirmayalim. hep belçika'dan bahsedelim tamam mi?
- olur. waffle demeyelim mesela gauffre diyelim.
- evet. orda kirazli bira vardi diyelim.
- yok yok kirazli bira degil, kriek diyelim de anlamasinlar.
- evet.
- evet.
- hiç abarttiklari kadar yokmus.
- olsun yine de biz bir sey çaktirmayalim. hep belçika'dan bahsedelim tamam mi?
- olur. waffle demeyelim mesela gauffre diyelim.
- evet. orda kirazli bira vardi diyelim.
- yok yok kirazli bira degil, kriek diyelim de anlamasinlar.
- evet.
Çarşamba, Haziran 21, 2006
sarki yeni
Pazartesi, Haziran 19, 2006
"gunesin esmerlestirdigi yuzunde ezginin kas goz, kahverengi kahkuller karismisti ve bu karisik bas one egilmisti her zamanki gibi sakince ve dalginca yavas yavas yuruyordu. yolar yakici gunes isigiyla parliyordu ve bostu, samanli bir aksamustunde kuru papatyalar sicak yelle birlikte esiyordu. uslu ve agirbasli ezgi yuruyor ve dusunuyordu sakince, uzun suratli kizin kendisine bilge bilge dediklerini, demisti ki, "istersen seninle bir senaryo yazariz uçakta çok dert ediyorsan bunlari, harika bir sene geçirdigine dair hikayeler uydururuz, kim bilecek, sana not mu verecekler? sen hiçbir sey kaybetmedin." ezgi baktigi her seyde "yenilgi"yi goruyor, bunu hissediyor ve bu onu çok rahatsiz ediyor, fakat yenilgiyi neden gordugunu ve neye gore, neden yenilmis oldugunu açiklayamiyordu. ve bu his ona dongulu bir biçimde geri geliyordu kisa periyodlarla. baska birinin basarilarini istiyor ama kiminkileri istedigini bilmiyordu, herkeste onda olmayan çok sey vardi ama kimseyi kendi için begenemiyordu. bu begenmeme hissi her seyi kaplamisti, biliyordu ki baska turlu olsa yine begenmeyecekti. diyordu ki cehenneme gitse yananin kendisi oldugunu unutarak cehennemin acisini unutabilirdi, yasamda neden ayni sey yapilmasindi? "universiteyi kazanacak olan ben degilim" dese, yasamdan hiçbir çikar gutmese, her seyi akisina biraksa ve sevilmeye ugrasmasa, çunku sevilecek olan ben degilim dese, kendini her seyden ayri tutsa da olurdu. ama bu da olmazdi, çikarlari da vardi bu dunyanin ve alinca o çikarlari insan mutlu oluyordu. ve ayrica o normal yoldan yasamayi seçmis bir kisiydi. ergenlik problemleri ne zordu."
hadi isik, yas onyedi
(epsilon gençlik dizisi)
hadi isik, yas onyedi
(epsilon gençlik dizisi)
Cuma, Haziran 16, 2006
Çarşamba, Haziran 14, 2006
Salı, Haziran 13, 2006
daha bu buyuk yazarlar dunyasinda kuçuk bir bokum yine de kendimi bir sey saniyor ve fotograflarimi falan bloguma koyuyorum. belki de bu blog olayina hiç girmemeli, olgunlasmayi beklemeli ve kisa, mutevazi gunlukler tutmaliydim kimseye okutmadan. ama hayir. illa gosterilecek. ne yaptin? hiçbir sey. ama bende bir isik var. ne gibi? bilmiyorum. ozel bir insan oldugumu hissediyorum. hmmm. aferin. bunu sirf ben soylemiyorum, annem, babam, ve birkaç arkadasim da soyluyor. çok populerim. evet. aferin. bu sorun sirf benim de degil ha herkeste var bu sorun. blogger tuml genç tayfada. daha yaslilar bir seyler uretmeye çabaliyor en azindan. kendilerini star yapmiyorlar. daha çok "yazdim, bakalim begenecek misiniz" edasindalar. biz "benim hayatim bu, bu da benim, nasilim??" biz bunu yapiyoruz.
o kadar kotu ki, herkes bana çok iyi davraniyor, ne yapacagimi bilmiyorum. doris, sinifimdakiler, hiç aliskin degilim boyle seylere. mesela laura bana bugun uzun uzun gulumsedi, ne diyecegimi bilemedim ve karsilikli gulumsestik. zaten korkak ve ezik denilebilecek kadar kibar oldugum için bana boyle iyi davraninca insanlar kendi kibarlik limitlerimi asamiyorum. bu bir ovunme degildi, evet biraz oyleydi ama gerçek bu. ben de is komiklige vuruyorum, kafami sallayarak bir seyler soyluyorum ve yine kibar kibar guluyorlar. "zaten ingilizcen iyi senin, yaparsin" diyorlar, sonra "doudou nasil geçti?" diyorlar. galiba gidecegim diye uzuluyorlar, açiklamasi bu. yoksa herkes beni azarlardi onceleri. simdi hosgoruyorlar.
yazdigini okumak kustugunu yemek gibi. hatta. yazmanin dis dunyanin alinimi ve sindiriminden sonra geldigini dusunursek . kusmak demeyiz de baska bir sey deriz. siz anladiniz.
yazdigini okumak içinizden zaten çikmis olan seylerin bir daha size donmesidir, ayni sozcuklerle zehirlenmenizdir. yup diye bir ses çikar ve siz onlari yutasiniz ve sonra yeniden yazma baslar, yuttuklarinizin daha da kotusunu çikarirsiniz.
simdi bu yazimi bir kere okuyacagim.
yazdigini okumak içinizden zaten çikmis olan seylerin bir daha size donmesidir, ayni sozcuklerle zehirlenmenizdir. yup diye bir ses çikar ve siz onlari yutasiniz ve sonra yeniden yazma baslar, yuttuklarinizin daha da kotusunu çikarirsiniz.
simdi bu yazimi bir kere okuyacagim.
Çarşamba, Haziran 07, 2006
sanirim mosyo fohal beni seviyor. bugun sinav kagitlarini dagitirken gulumsedi, kagidi verdigimde ise "ezgi" dedi, sonra ismimi birkaç kez tekrarladi, sonra dedi ki "nasil, iyi geçti mi?" dedi "eh iste" diyince uzuldu, basarili olmami istiyordu. geçen gun de bana "bira bayraminda seni gorursem sana bir sey ismarlayacagim" demisti. çok iyi bir adam ama benim için çok yasli. bana da zaten hep yaslilar asik olur, hiç soyle elli yasini asmamis biri olmaz. yaslilar kendileriyle konusan, kendilerine iyi davranan bir genç gorunce hemen asik oluyorlar. aslinda tum gençlere sadece genç olduklari için asik olabilirler, ama çogu genç onlari konusmaya layik gormuyor bile, ancak ben boyle kibar davraniyorum iste, sonra da ola ola bana asik oluyorlar. iyi kalpliliginizle ancak yaslilari tavlarsiniz.
Cumartesi, Haziran 03, 2006
dun sinif arkadaslarimizla pub'a gidiyorduk. bir de baktim c arkada kalmis, gizlice bana isaret ediyor, "gelsene" dedi, "hava gunesli, gitmeyelim kapali yere". "uzun zamandir konusamadik" dedi gulumseyerek. yeni erkek arkadasindan bahsettik ve siniftaki insanlarin dedikodusunu yaptik. hava diger gunlere nazaran guzeldi. giderken bana iyi çalismamai tembih etti. ve dedi ki" seninle konustuguma çok memnun oldum."
Perşembe, Haziran 01, 2006
mutluyum! uzun zamandir suren sikayetlerim uydurma degilmis, gerçekten hastaymisim. tembellikten ve sirf uyumak istedigim için uyumuyormusum. sandigim gibi zorluga aliskin olmadigimdan çabuk yorulmuyormusum. biliyordum. "ben boyle degildim" diyordum. okuldayken hiç uyumazdim bile ben.
bugun doktora telefon ettim. kan tahlili sonuçlarim gelmis. her sey normal, yalniz mononukleoz geçirmisim. simdi geçmis, fakat etkileri bazen boyle surebilir iste. mononukleoz uyku hastaligi. ya, iste boyle. simdi bu hastaligi geçirmis ve bununla yasamis ve zorluklara gogus germis bir insan olarak gururla, hastaligima ragmen ders çalismaya gidecegim. etrafima "hastayim ama çabaliyorum" mesaji verecegim. "nasilsin?" sorularina hep, gururla ve metanetle, gulumseyerek: "yorgunum, biliyorsun hastayim, ama yine de iyiyim, geçecek." diye cevap verecegim. ben biliyordum. "yuz kaslari bile bu kadar yorgun olamaz" diyordum. hemen tembel damgasi yedim. (yanlis da degil ya). yarin okulda bu gerçegi herkese duyuracagim. belki bana olan sevgileri artar.
bugun doktora telefon ettim. kan tahlili sonuçlarim gelmis. her sey normal, yalniz mononukleoz geçirmisim. simdi geçmis, fakat etkileri bazen boyle surebilir iste. mononukleoz uyku hastaligi. ya, iste boyle. simdi bu hastaligi geçirmis ve bununla yasamis ve zorluklara gogus germis bir insan olarak gururla, hastaligima ragmen ders çalismaya gidecegim. etrafima "hastayim ama çabaliyorum" mesaji verecegim. "nasilsin?" sorularina hep, gururla ve metanetle, gulumseyerek: "yorgunum, biliyorsun hastayim, ama yine de iyiyim, geçecek." diye cevap verecegim. ben biliyordum. "yuz kaslari bile bu kadar yorgun olamaz" diyordum. hemen tembel damgasi yedim. (yanlis da degil ya). yarin okulda bu gerçegi herkese duyuracagim. belki bana olan sevgileri artar.
Çarşamba, Mayıs 31, 2006
bugun c. ile tren bekliyorduk. c bana soyle dedi: "italya'yi dusunuyorum hep. geçirdigimiz guzel gunleri. ikimizin beraber olmasi ne guzeldi." ben de ona dun kapildigim bir hissi anlatacaktim ama tren geldi. "binince anlatirim." dedim. trene binince ise nadege'i gorduk. sevgilisini terk etti diye agliyordu. boylece benim diyecegim sey de arada kaynadi gitti. diyecegim seyi ben bile anlamamistim. c'ye desem de anlamazdi belki. ama o an bana çok anlarmis gibi geldiydi. insan iliskileri ne zor.
ogleden sonrami bruksel'de geçirdim, hava soguk ve yagmurluydu. param yoktu, açtim. elli sentim vardi. gauffre'çunun onunden geçtim. açtim. param gauffre'un ustundeki çikolata sosunu almaya bile yetmezdi. neyse, sonra gardayken cebimde yirmi sent daha buldum. boylece kuçucuk bir biskuvi alabildim.
ogleden sonrami bruksel'de geçirdim, hava soguk ve yagmurluydu. param yoktu, açtim. elli sentim vardi. gauffre'çunun onunden geçtim. açtim. param gauffre'un ustundeki çikolata sosunu almaya bile yetmezdi. neyse, sonra gardayken cebimde yirmi sent daha buldum. boylece kuçucuk bir biskuvi alabildim.
Pazar, Mayıs 28, 2006
Cumartesi, Mayıs 27, 2006
ah! profilimde ay ve gunu yanlis yazdigim için yillardir kova burcundan oldugum yaziyormus. oysa benim burcum yengeç. yazik! tum okuyucularim beni yanlis tanidi. bir de "ben daha onsekizimi doldurmadim ki, neden burda onsekiz yaziyor?" diye kendi kendimi yiyordum. iste, zararin neresinden donersen kardir. bir de salak gibi yengeç burcunu ingilizcede "aquarius" zannediyordum, oysa herkes bilir ki yengeç demek "cancer" demektir. neyse, duzelttim ya, rahatladi içim. yeni profilimi "wiew my profil" tusuna basip gorebilirsiniz. ah ne kadar guzel, ne kadar mutluyum simdi. bir yanlis daha fonetik kaktus sayasinde duzeltildi. yasasin e.s.! bu arada benim uslubum yine bozuldu. gazete kose yazarlari gibi yazmaya basladim, dandik kose yazarlari gibi, hatta daha kotu yazmaya basladim. onemli degil, gerçek insan sarraflari aslinda o kadar ucuz olmadigimi anlayacaklardir. ben gidiyorum sevgili okurlar, kendinize iyi bakin. artik beni daha iyi taniyorsunuz, gun geçtikçe beni daha iyi taniyorsunuz. bunun ne kadar guzel oldugunu belki daha anlamadiniz, yakinda anlayacaksiniz. bir sans tanidim size, beni daha iyi taniyabilme sansi. bu konuda da çok comertim. oyleyse her yazimi somurur gibi okumalisiniz. her ayriniyi çozmeye çalismalisiniz. bu gun sizin bayram gununuz olmali. ezgi'nin analizi sizin en sevdiginiz ders olmali. ders notlarini yazdirip satirlarin altini çizmenin zevki bambaskadir. anlmamiyorum sizi, bu beni tanima isinin ne kadar guzel oldugunu hala anlayamadiginiz için. ya ben bir gun araba altinda kalip olseydim? o zaman bitirilmemis bir is gibi kalirdim iste. "kimbilir o dudaklarin arasinda daha neler sakliydi" diye tepine tepine durursunuz. saka yapiyorum, saka. farkindayim yani bunlar saçmalik. taklit ediyorum sadece baskalarini.
yaz- kis
yalnizlik yazin daha guzel, daha katlanilir olur. bir kere dunya uyanir ve siz istemeseniz ve çabalamasaniz da sizi içine almaya hazirlanir. ikincisi evde geçirilen aksamustleri guzellesir. kisin sikinti ve korkuyla dolu karanlik aksamustleri, yazin yerini gunesli kitap okuma saatlerine birakir. sikintiniz sicakla mayisir ve guzellesir. soyut dusuncelerle daha çok ilgilenir olursunuz. hem sonra, sokaga çikmak isterseniz sokaklar sizi bekler. eger yaz mevsiminde çok ilerlemisseniz istemezsiniz de zaten. fakat ben bir kuzey ulkesinde oldugum için yaz hiçbir zaman çok sicak olmuyor, çok guzel. kediniz de divanin ustunde kivrilmis uyurken siz, salkim saçak çamasir suyuyla lekenmis soluk eflatun bir tisort ve uzun namazlik etekle ve bakimsiz kirli saçlarla etrafta hafif ve zarif bir kelebek gibi dolasirsiniz. etegin altindaki bakimsiz bacaklar çorapsiz çorapsiz ve çiplaktir evinize biri gelirse gulumseyerek: "kusura bakma, giyinmedim bugun" dersiniz. kim gelirse gelsin bu isik saçan bakimsiz guzelliginizi fark eder ve o da gulumseyerek: "yok canim, rahatina bak" der. "rahatina bak", anahtar cumle budur iste. "bugunumu ders çalismaya ayirdim" dersiniz siz de. çingenelerle ilgili bir kitap okuyorum. baslayali az oldu.
oysa kis ne katlanilmazdi. kisi çok zor geçirdim, hani. hava oyle erken karariyorduki aksmalari tiyatro dersine gitmek için o kopruyu geçmek çok zor oluyordu benim için. korkuyordum, hava da soguk oluyordu. en onemlisi ise duygusal bakimdan kendimi çok kopuk, yalniz hissediyordum. aksamlari tiyatro dersinde ise çok yorgun, sikkin oluyordum, hiç uykumu alamiyordum. içimi dokecek birini ariyordum, bu soguk havada insani bag kurabilecegim birini. simdi kimseye gerek kalmadi.
sinifimizda eski okulundan atildigi için aramiza katilmis bir çocuk var. deri ceket falan giyiyor.
oysa kis ne katlanilmazdi. kisi çok zor geçirdim, hani. hava oyle erken karariyorduki aksmalari tiyatro dersine gitmek için o kopruyu geçmek çok zor oluyordu benim için. korkuyordum, hava da soguk oluyordu. en onemlisi ise duygusal bakimdan kendimi çok kopuk, yalniz hissediyordum. aksamlari tiyatro dersinde ise çok yorgun, sikkin oluyordum, hiç uykumu alamiyordum. içimi dokecek birini ariyordum, bu soguk havada insani bag kurabilecegim birini. simdi kimseye gerek kalmadi.
sinifimizda eski okulundan atildigi için aramiza katilmis bir çocuk var. deri ceket falan giyiyor.
Cuma, Mayıs 26, 2006
hep soyle sarkilar soyleyen, yazan bir sevgilim olsun istemisimdir:
"sitting here, wishing on the cement floor, just wishing that i had just something you wore, i'll put it on when i go lonely, will you take of your dress and send it to me?"
"burda oturup çimento zeminde hayal ederken, keske az once giydigin bir giysin olsaydi yanimda diye. yalnizlastigimda giyerdim hiç degilse, elbiseni çikarip bana gondersene.
kafani ve opusunu ozluyorum, ve bir mektubunu, olmedigini belirten. ekmegini ve çorbani ozluyorum. sarabini ve kahvaltini elbisenin ustune dok, sonra çikar elbiseni bana gonder."
bu satirlari yazan birine, isterse dunyanin en ucube insani olsun, hiç tereddutsuz kaçardim. çunku muhtemelen ailem evlenmeme karsi olurdu. geçen gun ruyamda evlendigimi gordum. sisman bir tarihçiyle evlenmisim. kel fakat çok seker bir adamdi, birbirimizi çok seviyorduk.
"sitting here, wishing on the cement floor, just wishing that i had just something you wore, i'll put it on when i go lonely, will you take of your dress and send it to me?"
"burda oturup çimento zeminde hayal ederken, keske az once giydigin bir giysin olsaydi yanimda diye. yalnizlastigimda giyerdim hiç degilse, elbiseni çikarip bana gondersene.
kafani ve opusunu ozluyorum, ve bir mektubunu, olmedigini belirten. ekmegini ve çorbani ozluyorum. sarabini ve kahvaltini elbisenin ustune dok, sonra çikar elbiseni bana gonder."
bu satirlari yazan birine, isterse dunyanin en ucube insani olsun, hiç tereddutsuz kaçardim. çunku muhtemelen ailem evlenmeme karsi olurdu. geçen gun ruyamda evlendigimi gordum. sisman bir tarihçiyle evlenmisim. kel fakat çok seker bir adamdi, birbirimizi çok seviyorduk.
sen hangi tip gunahkarsin ezgi? bilmiyorum. bir tip gunahkarim iste. tembellik ve korkaklik ve inkar gunahkariyim. cehennemi adil buluyor musun? va te faire foudre, bu tur sorular sorma bana. suçlulugunu bile web sitesinde pazarlayan bir canliya daha rastlanmamistir. ve bir suçlayici ordu gelip yakacak beni.
bazi insanlar için yasama rehberleri hazirlanmali. hangi insanlar için? mutlaka karsilasmissinizdir. sadece kendileriyle ilgileniyorlarmis gibi gorunur, hep yardiminizi isterler. dertleri çoktur. her karsilasmanizda size kendi analizerini yapar ve dertlerini anlatirlar. t.l. anlatiyor:
"arkadasim y.h.'yi çok seviyordum. fakat iliskimiz sanki tek tarafli idi. o anlatiyordu ve ben dinliyordum. sanki beni arkadasi yapmasinin tek nedeni bana dertlerini anlatabilmesi idi. kendimi onemsiz hissediyordum. ayni zamanda pesimi birakmiyordu. karasizdi. onun yasamina yon vermemi istiyordu. ben annelik yapacak degildim o yastaki birine. çok çabuk kestim iliskimizi."
gerçek su ki, bu zavalli y.h. ve digerleri aslinda kendilerine odakli degiller. evet, oyleler ama bunun sebebi gerçekten dertli olmalari. aslinda bu bir tembellikten ileri geliyor. gerçek su ki, allah bizi yaratti ve yasayabilmemiz için bizi dunyaya saldi. bize savas, sikintilar, ekmegini kazanabilme ve dogru kalabilme sorumlulugu verdi. varolma yukunu ustumuze itti. sonuç olarak bazi mukafatlar koydu. bizi, bize sormadan bir yarisa itti.
ve hemen hemen herkes bu yarisa sormadan, etmeden katildi. bazilari ise bunu anlayamadilar. onlar, kosusan karincalar surusu içinde etrafa bakan agustos bocekleri gibiydiler. olan biteni geç anliyorlar ve çevrelerine katilamiyorlardi. kararsizdilar çunku nasil yapilacagini bilmiyorlardi. deger yargilari yok gibiydi, çunku onlar için fark etmiyordu. iyi insanlardi, çunku baskasinin ekmegini zorla almaya gerek duymuyorladi, çunku hirssizdilar ve toktular.
bu genç kizlar ve genç erkekler için rehberler hazirlanmali:
deger yargilari rehberi: içki içelim mi? bekaret ne zaman kaybedilir? gunde kaç kere namaz kilmali? kendini az suçlu hissetme yollari.
insan iliskileri rehberi: kendini ezdirmemek için/ nasil arkadas olunur?/ nasil arkadas kalinir?/ telefonda
gunluk yasam: alisveris, dogruyu yanlistan ayirt etmek için.
"arkadasim y.h.'yi çok seviyordum. fakat iliskimiz sanki tek tarafli idi. o anlatiyordu ve ben dinliyordum. sanki beni arkadasi yapmasinin tek nedeni bana dertlerini anlatabilmesi idi. kendimi onemsiz hissediyordum. ayni zamanda pesimi birakmiyordu. karasizdi. onun yasamina yon vermemi istiyordu. ben annelik yapacak degildim o yastaki birine. çok çabuk kestim iliskimizi."
gerçek su ki, bu zavalli y.h. ve digerleri aslinda kendilerine odakli degiller. evet, oyleler ama bunun sebebi gerçekten dertli olmalari. aslinda bu bir tembellikten ileri geliyor. gerçek su ki, allah bizi yaratti ve yasayabilmemiz için bizi dunyaya saldi. bize savas, sikintilar, ekmegini kazanabilme ve dogru kalabilme sorumlulugu verdi. varolma yukunu ustumuze itti. sonuç olarak bazi mukafatlar koydu. bizi, bize sormadan bir yarisa itti.
ve hemen hemen herkes bu yarisa sormadan, etmeden katildi. bazilari ise bunu anlayamadilar. onlar, kosusan karincalar surusu içinde etrafa bakan agustos bocekleri gibiydiler. olan biteni geç anliyorlar ve çevrelerine katilamiyorlardi. kararsizdilar çunku nasil yapilacagini bilmiyorlardi. deger yargilari yok gibiydi, çunku onlar için fark etmiyordu. iyi insanlardi, çunku baskasinin ekmegini zorla almaya gerek duymuyorladi, çunku hirssizdilar ve toktular.
bu genç kizlar ve genç erkekler için rehberler hazirlanmali:
deger yargilari rehberi: içki içelim mi? bekaret ne zaman kaybedilir? gunde kaç kere namaz kilmali? kendini az suçlu hissetme yollari.
insan iliskileri rehberi: kendini ezdirmemek için/ nasil arkadas olunur?/ nasil arkadas kalinir?/ telefonda
gunluk yasam: alisveris, dogruyu yanlistan ayirt etmek için.
ansiklopedi karistirmaya useniyorum. su sorularin cevabini istiyorum. bir bilen varsa bana anlatsin, açiklasin:
1) otto dix homoseksullere karsi miydi? karsiysa neden? aslinda otto dix nasil biriydi, kimdi?
2) louis ferdinand céline gerçekten antisemit miydi? oyleyse neden? acaba massacre bilmemne bilmemne sadece dalga geçmek için yazilmis bi kitap mi? o kitabi bulabilir miyim?
3) kavgam'da ne yaziyor?
4) adam beni kuçumsuyor mu? yoksa beni seviyor mu aslinda? trende ona sordugum soruyu dogru anladi mi? verdigi cevapta ne demek istemisti?
5) cihad taraftarlari hakli olabilir mi?
6) degistirilmemeis incil nasildir?
7) l.f.'nin intiharinin gerçek sebebi ne?
8) galatasaray lisenin masonlarla gerçekten ilgisi var mi?
bunlardan bazilari arastirma ile ogrenilebilir aslinda. tanrim. dunya ne kadar karisik.
1) otto dix homoseksullere karsi miydi? karsiysa neden? aslinda otto dix nasil biriydi, kimdi?
2) louis ferdinand céline gerçekten antisemit miydi? oyleyse neden? acaba massacre bilmemne bilmemne sadece dalga geçmek için yazilmis bi kitap mi? o kitabi bulabilir miyim?
3) kavgam'da ne yaziyor?
4) adam beni kuçumsuyor mu? yoksa beni seviyor mu aslinda? trende ona sordugum soruyu dogru anladi mi? verdigi cevapta ne demek istemisti?
5) cihad taraftarlari hakli olabilir mi?
6) degistirilmemeis incil nasildir?
7) l.f.'nin intiharinin gerçek sebebi ne?
8) galatasaray lisenin masonlarla gerçekten ilgisi var mi?
bunlardan bazilari arastirma ile ogrenilebilir aslinda. tanrim. dunya ne kadar karisik.
Çarşamba, Mayıs 24, 2006
Salı, Mayıs 23, 2006
rakilar
bu sarkiyi geçen sene yazmistim, okuldayken. burda pek sarki yazmadim, bir iki fransizca sey yazmaya çalistim, pek olmadi. ara sira sarki yayinlayacagim, belki. blogumu daha renkli kilmak için. bu yaptigim sey (bloga video koymak) bana aslinda urkutucu ve garip geliyor. bunu da paylasmak istedim. fakat internet bir paylasim ortami ise urettigimiz baska seyleri de buraya koyamaz miyiz? (sarki, resim gibi)
dun blogumun 1. yildonumu imis. demek ki bir senedir blog yaziyorum. geçen mayis ayinda yani, 22 mayis bir pazar gunuymus ya, o haftanin persembesi annem babam ben kardesim sile'ye gunluk bir gezintiye gitmistik. yilani da orda gormustuk. o gun babam ile okul sonrasi planlarima dair konusmustuk. simdi ise baska bir seyle ugrasiyorum. belki de aslinda hep ayni seyle ugrasiyorumdur. okulun bilgisayar odasinda zeynep'e yeni blogumu gostermis, nasil olmus diye sormustum. ilk yazdigim yazilari begenmiyor, yuzeysellestigimden yakiniyordum. zeynep'e buna dair yakinmistim. zeynep de "haklisin" demisti. mutlu olunca yazamaz insan diye dusunuyordum. iste, ne kadar garip degil mi, bir insanin hayatinin bir yillik bir bolumu internette bulunabiliyor. bundan once gunlukler vardi. ben erkek arkadas konusunda takintili biriydim. ilk defterim yaprakli bir defterdi, hediyeydi. daha once de defterler yazmistim ama hiçbirini bitirmiyordum. o defteri bitirmistim. çok ilginç bir defterdi. birileri okumadigi için yazik olmus. blog o kadar ilginç degil. çunku baskasinin okuyacagini bilerek yaziyorsun. ikinci defterim ustunde opusen çiftlerin oldugu bir genç kiz hatira defteriydi. uçuncusune geçtigim yil geçen soneydi sanirim. on alti yasina basmistim. guzel, ince bir defterdi. içini mutlu bir yasamin hafif lakirdilari ile doldurmustum. simdiki gibi degil, daha çocuk isi, daha renkli idi. içinde ask yazilari, arkadaslarimi anlatan yazilar vardi. sonra dine dondum, o yaz. kara, kalin bir defter aldim. çaliskan biri olacagima defterin ilk sayfasinda soz vermisim. fakat dindarlik, bende psikolojik bir rahatsizliga donusurdu zamanla. simdiki gibi degil. simdi keske biraz aklima takilsa dini konular. yok. kosullar uzaklastiriyor insani. ben onceleri daha heyecanli, kuskulu biriydim. galiba daha renkli bir yasanti suruyordum. bunu da ben simdi uydurmus olabilirim. neyse, bir sene de geçti iste. daha çok okumak, yazmak, seyahat etmek isterdim. daha guzel fransizca konusabilmek, islerimi aksatmamak isterdim. bu durum degerlendirmesini de yapmali insan. siz de yapin.
not: "aa kutlu olsun caniim, bekliyoruz yazilarinin devamini" gibi yorumlar bekliyorum.
not: "aa kutlu olsun caniim, bekliyoruz yazilarinin devamini" gibi yorumlar bekliyorum.
Pazartesi, Mayıs 22, 2006
Cumartesi, Mayıs 20, 2006
dunyanin butun eril varliklarini seviyorum 1
antoine (A degil)
mavi kibar gozlu, zayif ve kirilgan antoine, gerçekten "gentil" bir izlenim veriyordu. ilgili, olçulu, entellektuel yuzu ve sarhos sesi ve yavas konusmasi ile beni bu aksam kendine iki dakikada asik etti. "ah, dedim, sen papazi oynayan çocuksun." "evet" dedi gulerek ve dikkatle bakiyordu. "sana ne diye sesleneyim?" (çevirinin a.k.) antoine ot çekmis gibi duruyor, fakat yavas ve gevis getirir gibi konusuyor ama bunlari yaparken kibar hafif gay iyi aile çocugu okumus tiyatro sanatçiligindan hiçbir sey kaybetmiyordu. antoine'i alip kendime yar etmek o anda tabi buyuk istekti benim için, fakat biliyorum ki ayni istek kimle karsilasirsam karsilasayim beliriveriyor. dunyanin butun eril varliklarini seviyorum, ve kizlari da seviyorum:
elisabeth
kizil saçli seker amerikan kizi, etine dolgun ama asla sisman degil. beyaz tenli ve mutevazi ve çekingen yani çok atilgan degil. ama o gozluklu utangaç gudubet ( çavdar tarlasindaki çocuklardan ozenmenin a.k.) ( hadi bakalim a.k. ne demek?) (ancak 139 anlasin) amerikan ezik kizlarindan degil. çok guzel bir kiz, baktikça insan bakmak istiyor. ve tipik amerikan jestlerine ve çok seker bir aksana sahip. ben de ona ingilizce konustum biraz. gulmekten oldu. (abartma)
antoine (A degil)
mavi kibar gozlu, zayif ve kirilgan antoine, gerçekten "gentil" bir izlenim veriyordu. ilgili, olçulu, entellektuel yuzu ve sarhos sesi ve yavas konusmasi ile beni bu aksam kendine iki dakikada asik etti. "ah, dedim, sen papazi oynayan çocuksun." "evet" dedi gulerek ve dikkatle bakiyordu. "sana ne diye sesleneyim?" (çevirinin a.k.) antoine ot çekmis gibi duruyor, fakat yavas ve gevis getirir gibi konusuyor ama bunlari yaparken kibar hafif gay iyi aile çocugu okumus tiyatro sanatçiligindan hiçbir sey kaybetmiyordu. antoine'i alip kendime yar etmek o anda tabi buyuk istekti benim için, fakat biliyorum ki ayni istek kimle karsilasirsam karsilasayim beliriveriyor. dunyanin butun eril varliklarini seviyorum, ve kizlari da seviyorum:
elisabeth
kizil saçli seker amerikan kizi, etine dolgun ama asla sisman degil. beyaz tenli ve mutevazi ve çekingen yani çok atilgan degil. ama o gozluklu utangaç gudubet ( çavdar tarlasindaki çocuklardan ozenmenin a.k.) ( hadi bakalim a.k. ne demek?) (ancak 139 anlasin) amerikan ezik kizlarindan degil. çok guzel bir kiz, baktikça insan bakmak istiyor. ve tipik amerikan jestlerine ve çok seker bir aksana sahip. ben de ona ingilizce konustum biraz. gulmekten oldu. (abartma)
Cuma, Mayıs 19, 2006
sevgili A bolum uç

havalar bir garip. akdenize kaçsak. cherry blossom girl. c o kadar guzel ki, yolda ates istedigi zaman uç bes adam birden çakmagini çikariyor. ben de c'yi seviyorum, guzel oldugu için.
bu sene floransa'da c ile bir kanala bakiyorduk. c sarki soylemeye baslamisti. bir kabare sarkisi imis soyledigi. orta yasli bir adam da yanimiza gelip hayranlikla dinlemisti. sonra fotograflarimizi çekti.
biriyle oturup bir seyler içmeyeli çok oldu. iki kisi olarak oturup karsilikli içmeyi seviyorum.
yukaridaki fotograf ne alaka dediginizi duyar gibiyim. ben o fotograf amasra adini koydum. kuçukken boyle poz verirdim. gerizekali bir gulusle çaliskan çaliskan objektife bakardim. yuzumde salak fakat iyi kalpli bir ifade olurdu.
Salı, Mayıs 16, 2006
http://www.orospu.in/3/orospu-lisesi.html
saf ve temiz blogumun adresi bu sayfada yer aliyor. dediklerine gore sitem bir "bedava orospu lisesi sitesi" imis. (?) aslinda yazdiklarimin içinde "orospu" ve basligin içinde de "lise" geçiyor. vay be.
saf ve temiz blogumun adresi bu sayfada yer aliyor. dediklerine gore sitem bir "bedava orospu lisesi sitesi" imis. (?) aslinda yazdiklarimin içinde "orospu" ve basligin içinde de "lise" geçiyor. vay be.
az zamanim kaldi burda. çocukken cuma gunleri ne guzeldi. istedigim saatte yatabildigim, televizyon zevkli programlarini gonlumce izleyebildigim bir gundu. odev falan yapmak zounda da degildim. simdi ise odev yapmiyorum ama stres altindayim. garip bir stres bu. kosturmadan kosturuyormus gibi hissetmek gibi.
temmuzda resit oluyorum ama ben olsam bana oy verme hakki vermezdim. aslinda ben yine iyiyim de bizim okuldaki tipler kesinlikle oy vermemeli.
temmuzda resit oluyorum ama ben olsam bana oy verme hakki vermezdim. aslinda ben yine iyiyim de bizim okuldaki tipler kesinlikle oy vermemeli.
Pazar, Mayıs 14, 2006
Çarşamba, Mayıs 10, 2006
uyku dolu bir gun
bugun butun gun uyudum. sabah 6.30da kalktim. otobusume yetistim. sans eseri bos bir yer buldum. hemen uykuya daldim. okula bir durak kala uyandim tesadufen ve otobusten indim. bahçede bir banka oturdum ve tekrar uyumaya basladim. zil çaldi. sinifa girdim, herkese gunaydin dedim, "yine yorgun gorunuyorsun" dediler. "yorgunum" dedim. cografya dersi basladi, basim yukarda uyuklamaya basladim. zil çaldi, ben esniyordum. vucudun uyandigina bir isarettir bu. nitekim ikinci derste pek uykum gelmedi. uçuncu ders sinav olduk ve dorduncu derste yine uyudum.
ogleden sonra siddet karsiti bir gosteriye katildim. yalniz on bes kisi falandik bu yuzden herkes bize bakip bakip dalga geçiyordu. herkes utaniyordu bu gosteriye katilmis oldugu için.
gosteri bitti, yorgunlugum dorugundaydim. ayakkabi tamircisine ugardim, daha tamir etmemis ayakkabilari. onu beklerken yol kenarina oturdum ve biraz uyudum. sonra kitapçiya gittim. ergenlik problemlerinin çozumleri ile ilgili bir kitap bulup biraz onu okudum, sonra ayakkabilari aldim ve otobus duragina gittim. otobus kaçmis. bir sonraki yarim saat sonraydi. onu beklerken duragin yanindaki parka gittim ve biraz daha uyudum. otobusun gelmesine 5 dakika kala tesadufen uyandim ve otobusume rahat rahat bindim. koltuga oturdum ve az onceki uykuma devam ettim. inecegim yere iki durak kala tesadufen uyandim ve eve yurudum sizlana sizlana. bende bir hastalik olmali. hep yorgunum, hiç takatim yok.
ogleden sonra siddet karsiti bir gosteriye katildim. yalniz on bes kisi falandik bu yuzden herkes bize bakip bakip dalga geçiyordu. herkes utaniyordu bu gosteriye katilmis oldugu için.
gosteri bitti, yorgunlugum dorugundaydim. ayakkabi tamircisine ugardim, daha tamir etmemis ayakkabilari. onu beklerken yol kenarina oturdum ve biraz uyudum. sonra kitapçiya gittim. ergenlik problemlerinin çozumleri ile ilgili bir kitap bulup biraz onu okudum, sonra ayakkabilari aldim ve otobus duragina gittim. otobus kaçmis. bir sonraki yarim saat sonraydi. onu beklerken duragin yanindaki parka gittim ve biraz daha uyudum. otobusun gelmesine 5 dakika kala tesadufen uyandim ve otobusume rahat rahat bindim. koltuga oturdum ve az onceki uykuma devam ettim. inecegim yere iki durak kala tesadufen uyandim ve eve yurudum sizlana sizlana. bende bir hastalik olmali. hep yorgunum, hiç takatim yok.
Pazartesi, Mayıs 08, 2006
senaryo
(t.k. bir blog yazaridir)
sevgili blog,
dun ruyamda yazdigim yaziya 75 yorum gelmisti. hepsi de sevgi ve ilgi doluydu, sonra beni hediye odasina goturduler. çok tarz kupeler, kolyeler, guzellesmemi saglayacak takilar almislar bana. sonra fotograf seansi duzenledik. ben yeni selulit kremimi suruyordum ve bacaklarim purussuzlesiyordu birden. herkes karakterimdeki hosluktan bahsediyodu, beni yeni yeni sifatlarla tanimladilar. bana "orijinal" dediler. iste, ben de bir tip olmustum, taklitlerim bile olacakti:
t.k.: bizden biri, melankolik, neseli ve muzur!!!
altta boy boy fotolar. bir tanesinde lolipop yiyorum. bir tanesinde okul etegiyle poz vermisim. 17 yasini hala bitirmedi sayin seyirci! oyleyse, bu gençligin sesi olsun. evet, belçika'da bir turk genç kizi(misal), ulkemizi en guzel sekilde temsil ediyor. enteller de onu seviyor, evet turk entelinin sevdigi bir tip. bio urunler tuketmeyi hayatin anlami olarak tanimliyor o da. evet, populer guzellik anlayisina karsi. ama yuzune bakilmicak bir tip de degil, bunlari çirkin olmayan birinin agzindan duymak isi daha da çekicilestiriyor tabi. hatta, umursamiyor diyelim. dogal. evet dogal, evet bu. gunumuz kadinlari gibi degil. evet, evet eliz murak diye bir arkadasi var. ikisi sistemi yerden yere vuruyor. bakalim ne demis bu t.k.:
"bence istanbul'daki insanlar tam buyuksehir insani olmadiklari için (en azindan buyuk kismi) çok hazir besin tuketmiyor, hem zaten çogu kadin evde. biz daha saglikli besleniyoruz."
blog kurbani t.k. yazilarinda masumiyeti ararmis gibi yapiyor, holden gibi, art naifçiler gibi. din kitaplari demode oldu degil mi t.k.?? hosa git.
sevgili blog,
dun ruyamda yazdigim yaziya 75 yorum gelmisti. hepsi de sevgi ve ilgi doluydu, sonra beni hediye odasina goturduler. çok tarz kupeler, kolyeler, guzellesmemi saglayacak takilar almislar bana. sonra fotograf seansi duzenledik. ben yeni selulit kremimi suruyordum ve bacaklarim purussuzlesiyordu birden. herkes karakterimdeki hosluktan bahsediyodu, beni yeni yeni sifatlarla tanimladilar. bana "orijinal" dediler. iste, ben de bir tip olmustum, taklitlerim bile olacakti:
t.k.: bizden biri, melankolik, neseli ve muzur!!!
altta boy boy fotolar. bir tanesinde lolipop yiyorum. bir tanesinde okul etegiyle poz vermisim. 17 yasini hala bitirmedi sayin seyirci! oyleyse, bu gençligin sesi olsun. evet, belçika'da bir turk genç kizi(misal), ulkemizi en guzel sekilde temsil ediyor. enteller de onu seviyor, evet turk entelinin sevdigi bir tip. bio urunler tuketmeyi hayatin anlami olarak tanimliyor o da. evet, populer guzellik anlayisina karsi. ama yuzune bakilmicak bir tip de degil, bunlari çirkin olmayan birinin agzindan duymak isi daha da çekicilestiriyor tabi. hatta, umursamiyor diyelim. dogal. evet dogal, evet bu. gunumuz kadinlari gibi degil. evet, evet eliz murak diye bir arkadasi var. ikisi sistemi yerden yere vuruyor. bakalim ne demis bu t.k.:
"bence istanbul'daki insanlar tam buyuksehir insani olmadiklari için (en azindan buyuk kismi) çok hazir besin tuketmiyor, hem zaten çogu kadin evde. biz daha saglikli besleniyoruz."
blog kurbani t.k. yazilarinda masumiyeti ararmis gibi yapiyor, holden gibi, art naifçiler gibi. din kitaplari demode oldu degil mi t.k.?? hosa git.
Pazar, Mayıs 07, 2006
bugun pazara, ordan da patroya gittim. çok yorgun ve dalgindim, istesem de konsantre olamiyordum ki zaten hiç çaba gostermedim. patrodan sonraki toplantiya "yorgunum" diye katilmadim, eve dondum. dun de c'nin oyununu izlemeye gittim, doris'i de yanima alarak. doris, c'nin çok zayif oldugunu soyledi. onunla çikan kemik torbasiyla çikiyormus gibi olur dedi. ben buna içten içe guldum, kadinlarin avunmasi tabi. bence c çok guzel, ince bir dal gibi etrafta suzuluyor. tanri guzel kizlari etrafta suzulsunler diye yaratmis. kuçuk de bir midesi var, okul gezisinde bir tatli almistik, ben benimkini iki dakikada bitirirken o her gun azar azar yiyerek tatlisini 5 gunde bitirdi. bir de çok yemek yedigini soyluyor. bir gun bir oturusta bir ekmek yemis ama sonrasinda kendini kusturmus. hastalikli bir guzellik demek ki. ben de rejimimi her gun bozmasam iyi olur.
Cumartesi, Mayıs 06, 2006
yasamanin zorluklari
bu sonsuz ofke ne için rahat insanlara duydugunuz? muzede kas goz isareti yaparlar, ofkelenerek delicesine: "çekil, insanlar goremiyor." insanlar goremiyorlarsa kendileri soylesin salak. ayrica goremiyorlarsa arkamdan çekilsinler, kendilerini ona gore ayarlasinlar. yerini degistirmek zorunda olan hep benim. sonra, kendilerini benden sorumlu hissediyorlar. "bebek gibisin, seninle ugrasmak zorundayiz" diyorlar. ugrasmayin o zaman. keske ugrasmasaniz. rahat rahat yasayip giderdik hepimiz. ama hayir, herkes onlar gibi yapmali. kimse benim yaptigim gibi yapamaz. hijyensizlikten, pislikten oluruz o zaman. kurulmus kurallar bozulur. "bu kiz nasil boyle rahat rahat yasayabiliyor, biz kosturup dururken?" GUNLUK YASAMA SEN DE UYUM SAGLAMALISIN, HAYIR, DALGIN OLAMAZSIN, BIZIM CEKTIGIMIZ ACILARIN BIN KATINI SANA DA CEKTIRECEGIZ YOK OYLE. UZUNTULERINI DINLEMEYECEGIZ, BIZIMKILER DAHA SOMUT, BIZIM AILEVI SORUNLARIMIZ BILE VAR, SENIN YOK, SEN HIC PARA SIKINTISI CEKMEDIN, SEN HIC KOSTURMAK, CALISMAK NEDIR BILMEDIN, SEN YAVAS VE DALGINSIN, YOLUMUZU TIKIYORSUN, SANA GUNUNU GOSTERECEGIZ, ILKGENCLIGINDE CEKTIKLERIN YETMEDI, BIR DE BIZ GOSTERECEGIZ, CEKIL ORDAN HANTAL CEKIL SENIN GIBI BIRI VAR BILE OLAMAZ OLMAMALI ABARTIYORSUN KENDINE ACIYORSUN. intolerance parfait. adaya çekilsem daha mutlu olurdum. bok kafalilar. suratiniz dagilsin.
anlatirken bile gozlerim doluyor. insanlarin tabloyu gorememesi dunyanin en onemli seyi mi?? bunun için bu kadar sinirlenmeye gerek var mi? annem beni dogururken bana mi sordu? siz benden daha mi yararlisiniz? 18 yasina kadar okula gitmem zorunlu, kendimi eve mi kapatsaydim? olsem sevinir misiniz? bunlarin içinize dokunmuyor oldugunu bilmem ne isime yariyor ve haksiz oldugumu bilmem de. guzellesmek istemem afrika'daki çocuklarin olumune mi sebep? butun bunlar benim suçum mu, soyleyin. sisman çocuklara duyulan ofke neden? kendileri çok iyiymis gibi baskalarina çatanlari yakmali. adalet size kalmadi efendim. suratinizi yumruklasam zayif kalisima gulersiniz, kendinden emin gulusunuzle, kendini sarlatan etti diye gevrek gevrek gulersiniz. kendine guven denen sey yerin dibine batsin. siddet dersiniz, hiç dusunmeden etmeden. asil siddet sizinki. dominantliginizla, kendinden eminliginizle yeryuzunun pis siçanlarisiniz.
anlatirken bile gozlerim doluyor. insanlarin tabloyu gorememesi dunyanin en onemli seyi mi?? bunun için bu kadar sinirlenmeye gerek var mi? annem beni dogururken bana mi sordu? siz benden daha mi yararlisiniz? 18 yasina kadar okula gitmem zorunlu, kendimi eve mi kapatsaydim? olsem sevinir misiniz? bunlarin içinize dokunmuyor oldugunu bilmem ne isime yariyor ve haksiz oldugumu bilmem de. guzellesmek istemem afrika'daki çocuklarin olumune mi sebep? butun bunlar benim suçum mu, soyleyin. sisman çocuklara duyulan ofke neden? kendileri çok iyiymis gibi baskalarina çatanlari yakmali. adalet size kalmadi efendim. suratinizi yumruklasam zayif kalisima gulersiniz, kendinden emin gulusunuzle, kendini sarlatan etti diye gevrek gevrek gulersiniz. kendine guven denen sey yerin dibine batsin. siddet dersiniz, hiç dusunmeden etmeden. asil siddet sizinki. dominantliginizla, kendinden eminliginizle yeryuzunun pis siçanlarisiniz.
Cuma, Mayıs 05, 2006
meraklilar için sevgili A episode 2
Çarsamba gunu L kentinde duzenlenen eglenceye gidecektim. Sicak bir ogledensonraydi. Saçim basim pis, yapisikti, kiyafetlerim guzel degildi. Trene bindim ve S ile karsilastim. Onun yanina oturdum, bir yandan S’nin hiç de fena olmadigini dusunmeye baslamistim. Fakat yanasmalarima karsilik vermedi. Amsterdam’a gitmis, çok eglenmisler. Burayi sevdigini, partilerden geri kalmadigini anlatiyordu. Ben basimla onayliyordum, sonra P geldi. S ve P, yaptiklari yolculuklara ve gittikleri partilere dair koyu bir sohbete daldilar. P, ayda iki kere yolculuk ediyormus ve 4 gecedir uyuyamamis. Bana gittigim yerleri sordular, soyledim. Begenmediler ve tekrar koyu sohbetlerine daldilar. Sonra R geldi. R iyi, mutevazi bir kizdi. Onunla da L kentine ilk gidisi oldugu için epey dalga geçtiler, ama R’nin kismen ortamci olusu ve kendine guvenli durusu bunu abartmalarini engelledi.
Ben kendimi dissmissed programinda gibi hissetmeye baslamistim çunku S ve P iyice yakinlasmisti, S P’ye « bana salsa ogret » diyordu. Yarinki sinav için aldigim kagitlarimi gorup « burda ders mi çalisiyorsun ? » dediler. Ben ise bazi sinavlara çalismak zorunda oldugumu, çunku burda sinifi geçmem gerektigini, yoksa arkadaslarimla okuyamayacagimi ve 1 sene kaybedecegimi soyledim. Baslariyla onayladilar, yerimde olsalardi onlar da biraz çalisirlardi. Yine de çalismayi sevmedigimi ve aslinda pek çaliskan olmadigimi anlayamdilar, çunku onlara o izlenimi verememistim.
Ben kendimi dissmissed programinda gibi hissetmeye baslamistim çunku S ve P iyice yakinlasmisti, S P’ye « bana salsa ogret » diyordu. Yarinki sinav için aldigim kagitlarimi gorup « burda ders mi çalisiyorsun ? » dediler. Ben ise bazi sinavlara çalismak zorunda oldugumu, çunku burda sinifi geçmem gerektigini, yoksa arkadaslarimla okuyamayacagimi ve 1 sene kaybedecegimi soyledim. Baslariyla onayladilar, yerimde olsalardi onlar da biraz çalisirlardi. Yine de çalismayi sevmedigimi ve aslinda pek çaliskan olmadigimi anlayamdilar, çunku onlara o izlenimi verememistim.
Iki saat sonraydi, ben bir kosede birileri ile konusyordum. Artik kendime guvensizligimden bikmistim ve ne kadar çirkin olursam olayim aldirmiyor ve herkesle konusuyordum. Bana sevgiyle gulumsuyor ve soylediklerimi onayliyorlardi. Bir çocuk elimi tuttu, beni dansa kaldirdi. Iki baska çocukla fondip yarisi yaptik, herkes bana gulumsuyor ve iyi seyler soyluyordu, mutluydum. Tuvalete giderken A’yi gordum. Duvarin dibinde yalnizdi, sigara içiyordu. Birden onu aslinda sevdigimi dusundum. Yanina gittim. Gulumsedi. Iyi kalpli bir gulustu bu. Gulumseyerek konusmaya basladim ama ilgisizdi, havaya bakiyordu. Beni içten içe kuçumsedigini anladim ve merdivene oturdum. Basimi ellerimin arasina aldim.
A’ya karsi buyuk bir askla dolu oldugumu anladim, ama bu ask biraz zorlama idi.
Derken bir çocuk yanima geldi, egildi: „ne yapiyorsun burda?“ dedi sefkatli bir sesle. „onu istiyorum“ dedim. Parmagimla A’yi gosterivermistim. Orkestra durdu. Herkes bana bakiyordu. Utanarak kalktim:
_ sen ve ben ayniyiz A, dedim.
Bunu nerden buldugumu dusunurken aklima “Arizona dream” geldi:
“sen ve ben ayniyiz grace. Once…’a asik oldugumu saniyordum, simdi ise o bir bulut gibi dagiliyor, ve bulutun arkasinda seni goruyorum.”
_nerden çikardin bunu? Dedi A.
cevap veremedim. Oylece bakiyordum. “ben, dedim, sana baktikça, gerçekten, dedim, butun bu insanlar bir bulut gibi dagiliyor ve seni goruyorum.”
O an, hatirlatmalar korosu geldi ve “sen kendini bir sey sanma, bizim gibi degilsin, sut çocugu, kendi dunyasinda, çirkin e.s., çirkin e.s.” sarkisi çalmaya basladi. Ve baska bir hatirlatma korosu daha geldi ve “bu ask degil, sahip olma istegi” adli bestelerini çaldilar. Iki dakika sonar askim geçmisti ve nesem uçup gitmisti. Kendimi komik buluyordum.
Yalniz, bu kotu ani bende hiç kotu tesir yapmadi.
A’ya karsi buyuk bir askla dolu oldugumu anladim, ama bu ask biraz zorlama idi.
Derken bir çocuk yanima geldi, egildi: „ne yapiyorsun burda?“ dedi sefkatli bir sesle. „onu istiyorum“ dedim. Parmagimla A’yi gosterivermistim. Orkestra durdu. Herkes bana bakiyordu. Utanarak kalktim:
_ sen ve ben ayniyiz A, dedim.
Bunu nerden buldugumu dusunurken aklima “Arizona dream” geldi:
“sen ve ben ayniyiz grace. Once…’a asik oldugumu saniyordum, simdi ise o bir bulut gibi dagiliyor, ve bulutun arkasinda seni goruyorum.”
_nerden çikardin bunu? Dedi A.
cevap veremedim. Oylece bakiyordum. “ben, dedim, sana baktikça, gerçekten, dedim, butun bu insanlar bir bulut gibi dagiliyor ve seni goruyorum.”
O an, hatirlatmalar korosu geldi ve “sen kendini bir sey sanma, bizim gibi degilsin, sut çocugu, kendi dunyasinda, çirkin e.s., çirkin e.s.” sarkisi çalmaya basladi. Ve baska bir hatirlatma korosu daha geldi ve “bu ask degil, sahip olma istegi” adli bestelerini çaldilar. Iki dakika sonar askim geçmisti ve nesem uçup gitmisti. Kendimi komik buluyordum.
Yalniz, bu kotu ani bende hiç kotu tesir yapmadi.
Salı, Mayıs 02, 2006
sevgili A
A'nin sigara içisi ne hos. bu ani izlemek bir zevktir benim için. 18 yasinda çocuk, nasil da buyuk adam gibi tutar ve içine çeker sigarasini. tabi A'nin bir avantaji daha var ki o da guzel, çok guzel ellerininin olusu. uzun piyanist parmaklari ve uzgun, dalgin bir hali var. bir baskasi onun biraktigi gibi biraksaydi disari nefesi, içine çektikten sonra sigarasini, komik olurdu, ama A bu abartili hareketi yillardir yapiyormus, aliskinmis gibi yapiyor. bir yumurta yarisinda sigara bagimlisi A, sigarasini eline aldi ve agzinda kasik, yumurtayi dusurmememeye çalisti zavalli. bunu filme almaliydim, evde sikildikça izlerdim, o denli guzeldi. ben A'yi her gorusumde saklamadigim bir sevince kapilirim. samimiyetimiz buna el vermese de boynuna sarilir, sefkatli ve ilgili bir sesle: "nasilsin A, okul nasil gidiyor?" diye sorarim. A bunlara ilgisiz olsa da sorularima cevap verir. bana A'ya hep iskence ediyorlarmis gibi gelir, oysa A, ortamlarda her zaman benden daha çok kabul gormustur aslinda. A ile olan iliskimizi anlamissinizdir umarim. A'ya asigim diyemem, ama etrafta A'nin olmasi her zaman hosuma gitmistir. fakat kendisini hiç anlayamadim.
Pazartesi, Mayıs 01, 2006
zalim teenagerlar

x: sevgili y, ben senden hoslaniyorum, bu durum için ne yapabiliriz?
y: (en cynique ve en zalim bakisiyla) bilmem, ne yapalim? (arada guler dalga geçerek)
x: beni opebilirsin?
y: neden seni opeyim ki simdi? (suratinda hala daha deminki moral bozucu ifade vardir)
x: iyi tamam. ben gidiyoum. (basini one eger, kamburunu çikarir, gider.)
digerleri arkasindan "bu da bi garip" diye guluserek bakarlar.
Pazar, Nisan 30, 2006
guzel bir pazar gunu: ostende
bu haftasonum guzel ve huzurlu geçti. cuma aksami bira bayramina gittim, cumartesi sabahi patro'ya gittim. cumartesi gununu sinifta kalmamak için kimya çalisarak geçirmem gerekti. fen notlarim kotu. cumartesi gecesi depresyona girdim ve asagidaki yazilari yazdim. bu sabah ise yasitim bir kaç genç kizla ostende'a gittik.

ayiklanmis karidesler adina! ostende, kuzey denizine kiyisi olan bir fersaye sehridir. burada fersaye kavramini açiklamaliyim:
bir yaz gecesi, bir kaç genç oturmus bir seyler içiyor ve deniz kiyisinda ustlerine esen akdeniz yelinin verdigi mayismislikla gulusup konusuyorlardi. aralarindan adi cansu olani soyle dedi: "bu hale bir ad verelim. "ne haline?" "bu iyi olma haline." ve "ferah"tan turemis "fersaye"yi hallerine uygun buldular. ostende da bir fersaye sehridir.
ben kumsala "ezgi was here" yazarken, françoise sagan'in da dedigi gibi, mutluydum, çunku "pour moi, le bonheur, c'est etre bien" (mutluluk iyi olma halidir benim için) oysa mutsuzken bu mutlu oldugum zamanlari nasil da kuçumserim:
"yanilmis olmaliyim muhakkak, mutlu olabilecek donanimim yok. ne kadar yazik ki bir aldatmacanin içinde yasiyormusum. kendimden nasil memnun olabildim, ki o zamanlar daha da kotuydum, saftirik."oysa mutluluk, sarti, limiti, sebebi olmayan, fiziksel, çok fiziksel bir sey idi.
neyse, ostende yeni binalarla kaplidir. çok guzel bir sehir. eve donmek istemiyordum, mons'ta biraz daha dolasmak istiyordum. evimizde negatif enerji var sanirim. yapmam gereken islerdendir.

ayiklanmis karidesler adina! ostende, kuzey denizine kiyisi olan bir fersaye sehridir. burada fersaye kavramini açiklamaliyim:
bir yaz gecesi, bir kaç genç oturmus bir seyler içiyor ve deniz kiyisinda ustlerine esen akdeniz yelinin verdigi mayismislikla gulusup konusuyorlardi. aralarindan adi cansu olani soyle dedi: "bu hale bir ad verelim. "ne haline?" "bu iyi olma haline." ve "ferah"tan turemis "fersaye"yi hallerine uygun buldular. ostende da bir fersaye sehridir.
ben kumsala "ezgi was here" yazarken, françoise sagan'in da dedigi gibi, mutluydum, çunku "pour moi, le bonheur, c'est etre bien" (mutluluk iyi olma halidir benim için) oysa mutsuzken bu mutlu oldugum zamanlari nasil da kuçumserim:
"yanilmis olmaliyim muhakkak, mutlu olabilecek donanimim yok. ne kadar yazik ki bir aldatmacanin içinde yasiyormusum. kendimden nasil memnun olabildim, ki o zamanlar daha da kotuydum, saftirik."oysa mutluluk, sarti, limiti, sebebi olmayan, fiziksel, çok fiziksel bir sey idi.
neyse, ostende yeni binalarla kaplidir. çok guzel bir sehir. eve donmek istemiyordum, mons'ta biraz daha dolasmak istiyordum. evimizde negatif enerji var sanirim. yapmam gereken islerdendir.
bunu opera gibi soylerdim ben kuçukken:
jandarma biz, sosyalistiz, dostuz yalniz biz sana, kurtulusun bizimledir, elini uzatsana. "jandarma filan yalan oldu, eski solcular simdi zengin" diyor herkes yakinarak, belçika'da fakir yok, hizli gazeteci çok poser bir tip, nefret ediyorum. yeah. (agzini burnunu kirmak geliyor içimden e.s.)
sorry ryan, you're dissmissed, mais la vache! j'hallucine. que tu es bien foutu... oh la la, je veux un mec musclé et qui s'en sorte super hyper bien dans le lit.
il a jamais baisé, il a jamais baisé. oh la honte! oh la honte!
jandarma biz, sosyalistiz, dostuz yalniz biz sana, kurtulusun bizimledir, elini uzatsana. "jandarma filan yalan oldu, eski solcular simdi zengin" diyor herkes yakinarak, belçika'da fakir yok, hizli gazeteci çok poser bir tip, nefret ediyorum. yeah. (agzini burnunu kirmak geliyor içimden e.s.)
sorry ryan, you're dissmissed, mais la vache! j'hallucine. que tu es bien foutu... oh la la, je veux un mec musclé et qui s'en sorte super hyper bien dans le lit.
il a jamais baisé, il a jamais baisé. oh la honte! oh la honte!
hayir, hayir!!
yarinki ya da bir sonraki yazim naif sanat'la ya da françoise sagan'in "bonjour tristesse" kitabiyla ilgili olacak. ya da :
ostende'i anlatabilirim.
kazanova, yahut, ya da maus, ikinci dunya savasi, toplama kamplari ya da kimya, asit ve bazlar uzerine bir yazi. ya da izcilik. ya da bira bayrami tanitimi. ya da baharin gelisi.
size gelince, "geri" tusu orda duruyor, burayi terk etmekte ozgursunuz. ben de gonlumce yazmakta. kendi delirgen imparatorlugumu kurdum bile, bu cumartesi aksaminda, yorgunluk ustumde deli deli duruyor, PORNO SITELERE GIR BEGENMIYORSAN, sana daha ilginç gelir belki. "deli gibiyim bugun" diyordu kina gecesindeki bas ortulu genç kiz, sakin ol hayatim, her sey normal. istedigin zaman sakin davranabilirsin, hiç bir sey dememissin gibi. artik her seyi biliyorlar, yasasin, ne kadar guzel, oh, anlattim, ustumden yuk kalkti. platonik askinizi itiraf edin, içinizde kalmasin. kalmasin. valla. belki o da sizden hoslaniyordur. hiç sanmiyorum ama neyse.
yazmak için mi yasiyorsun, yasamak için mi yasiyorsun? d'abord vivre, après philosophier.
yarinki ya da bir sonraki yazim naif sanat'la ya da françoise sagan'in "bonjour tristesse" kitabiyla ilgili olacak. ya da :
ostende'i anlatabilirim.
kazanova, yahut, ya da maus, ikinci dunya savasi, toplama kamplari ya da kimya, asit ve bazlar uzerine bir yazi. ya da izcilik. ya da bira bayrami tanitimi. ya da baharin gelisi.
size gelince, "geri" tusu orda duruyor, burayi terk etmekte ozgursunuz. ben de gonlumce yazmakta. kendi delirgen imparatorlugumu kurdum bile, bu cumartesi aksaminda, yorgunluk ustumde deli deli duruyor, PORNO SITELERE GIR BEGENMIYORSAN, sana daha ilginç gelir belki. "deli gibiyim bugun" diyordu kina gecesindeki bas ortulu genç kiz, sakin ol hayatim, her sey normal. istedigin zaman sakin davranabilirsin, hiç bir sey dememissin gibi. artik her seyi biliyorlar, yasasin, ne kadar guzel, oh, anlattim, ustumden yuk kalkti. platonik askinizi itiraf edin, içinizde kalmasin. kalmasin. valla. belki o da sizden hoslaniyordur. hiç sanmiyorum ama neyse.
yazmak için mi yasiyorsun, yasamak için mi yasiyorsun? d'abord vivre, après philosophier.
benmerkezcilik ve zararlari
yeni sarkimi dinlemek ister misin?
beni seviyorlar sinifta.
sence ben nasilim?
artik herkesin canina tak etmeye basladi. herkesin. herkes kendisini pek umursamadigimi anladi artik. "dinle beni!" diye bagiriyorlar, "azicik beni de dinle." içimden gelen yararsiz, kuçuk sikintilarin, abartilmis endiselerin sesleri o kadar buyudu ki kimseyi dinleyecek halim yok. dusuncelerim tekduze, engelleyemedigim dusunceler. beni engelleyen ve ilerlememi engelleyen dusunceler. bir baskasi ileyken sikiliyorum, yalnizken daha çok. kitap okurken sikiliyorum, kitabi kapatip dusuncelere daliyorum. dusuncelerimin kaynaklari tukendi artik. bir gunum, nasil geçiyor, yalniz. bu yalnizlik insanlarla iken bir duman gibi beynimi kapliyor, dikkatimi dagitiyor. tek basimayken insan ariyorum, çekilir sey degil.
bu bir dram degil tabi, yani bu yaptigim daha da ben merkezci. bunu abarttim. kimseyi anlatmak içimden gelmiyor. kendimi anlatmak içimden geliyor sadece. yakinda arkadassiz kalacagim.
olanakli, parali, baskalarinin sevgisine ve ilgisine sahip bir genç kizin kendi kapasitesini, parasini, zamanini ve belki de gelecegini, nasil tuketebilecegini izlediniz. bu da size ders olsun, kendine odakli olmak,
1 baskalarini kirar
2 ozelliksiz kalirsin
3 egitimsiz kalirsin
4 yasamdan tad alamazsin
5 gunluk yasamdan kopuk olursun
6 arkadassiz kalirsin
7 tembel ve isteksiz olursun
8 yasamak yuk olur
9 mutsuz olursun, ama sebebini bulamazsin
10 hiçbir partiden haberin olmaz
11 sevgili edinecek olgunlugun yoktur.
12 yabanci bir dilde gramer hatalari yaparsin (dikkat etmedigin için°
13 ders dinleyemezsin
14 ders çalisamazsin
15 mutsuz olursun
durumdan kurtulma yollari : yok. senin alinyazin bu. sen zavalli birisin. lanetli bir insansin. ha yasadin, ha yasamadin. bir laf salatasindan ibaretsin.
beni seviyorlar sinifta.
sence ben nasilim?
artik herkesin canina tak etmeye basladi. herkesin. herkes kendisini pek umursamadigimi anladi artik. "dinle beni!" diye bagiriyorlar, "azicik beni de dinle." içimden gelen yararsiz, kuçuk sikintilarin, abartilmis endiselerin sesleri o kadar buyudu ki kimseyi dinleyecek halim yok. dusuncelerim tekduze, engelleyemedigim dusunceler. beni engelleyen ve ilerlememi engelleyen dusunceler. bir baskasi ileyken sikiliyorum, yalnizken daha çok. kitap okurken sikiliyorum, kitabi kapatip dusuncelere daliyorum. dusuncelerimin kaynaklari tukendi artik. bir gunum, nasil geçiyor, yalniz. bu yalnizlik insanlarla iken bir duman gibi beynimi kapliyor, dikkatimi dagitiyor. tek basimayken insan ariyorum, çekilir sey degil.
bu bir dram degil tabi, yani bu yaptigim daha da ben merkezci. bunu abarttim. kimseyi anlatmak içimden gelmiyor. kendimi anlatmak içimden geliyor sadece. yakinda arkadassiz kalacagim.
olanakli, parali, baskalarinin sevgisine ve ilgisine sahip bir genç kizin kendi kapasitesini, parasini, zamanini ve belki de gelecegini, nasil tuketebilecegini izlediniz. bu da size ders olsun, kendine odakli olmak,
1 baskalarini kirar
2 ozelliksiz kalirsin
3 egitimsiz kalirsin
4 yasamdan tad alamazsin
5 gunluk yasamdan kopuk olursun
6 arkadassiz kalirsin
7 tembel ve isteksiz olursun
8 yasamak yuk olur
9 mutsuz olursun, ama sebebini bulamazsin
10 hiçbir partiden haberin olmaz
11 sevgili edinecek olgunlugun yoktur.
12 yabanci bir dilde gramer hatalari yaparsin (dikkat etmedigin için°
13 ders dinleyemezsin
14 ders çalisamazsin
15 mutsuz olursun
durumdan kurtulma yollari : yok. senin alinyazin bu. sen zavalli birisin. lanetli bir insansin. ha yasadin, ha yasamadin. bir laf salatasindan ibaretsin.
Pazartesi, Nisan 24, 2006
dunyada neler oluyor?
je ne sais pas. bazen kendimi izole, kisirdongulu, renksiz ve ruhsuz hissediyorum. ey yerimde olmak isteyen baba, yerimde olmak isterdin de, sen sen olarak kalarak yerimde olsan daha iyi olur, sen ben olarak kalmayacagin için, benimle ayni dertlerden muzdarip olmazsin.
yine abarttim, yine yine. okuyucudan bunlara ne?
yine abarttim, yine yine. okuyucudan bunlara ne?
Pazar, Nisan 23, 2006
dun gece ezgi trak'lara gittim. okulunu ne kadar sevdiginden bahsetti durdu. bu sabah da host babasiyla louvain la neuve'de biraz dolastik. ona dert yandim. louvain la neuve çok guzelmis.
zavalli babam aradi beni. dedi ki: bosver depresyonu vakit kaybi. demek ki depresyona girecek vakti yok. anlamiyor boyle lukslerden. bir de dedi ki yerimde olmak istermis.
zavalli babam aradi beni. dedi ki: bosver depresyonu vakit kaybi. demek ki depresyona girecek vakti yok. anlamiyor boyle lukslerden. bir de dedi ki yerimde olmak istermis.
Cuma, Nisan 21, 2006
fotograf dersimiz var bizim. en nefret ettigim ders. filtreyi çikarmayi unutmamissam kagidi ters koyuyorum. onu duz koymussam arkamdan biri sesleniyor: "çekil ezgi". oda kuçucuk, dar ve karanlik. herkes mesgul ve asiri becerikli. herkes makinelerin, masalarin arasindan rahatlikla suzulebilir, bir tek ben sap gibi ve hantal duruyorum. insanlarin yollarini tikiyorum. "netligi kontrol et." diyor ogretmen. hangi netlik anlamiyorum. kendimi aptal gibi hissettiriyor bana ogrenciler ve ogretmenler. bu konuda onlari haksiz çikaramam ki. aptallik dedikleri sey bende var. fakat ben buna aptallik demezdim. "dalginlik" derdim, "sakarlik" derdim, "bilmemek" derdim. bi yandan onlara hak veriyorum, bir yandan fotograf dersi beni beni yoruyor. "kalemini alabilir miyim?" "neden hiçbir seyini getirmiyorsun hiçbir zaman?" artik sormaya çekiniyorum. bunla da ogretmen dalga geçiyor. en son "ne olmak istiyorsun okul bitince?" diye sordu. "daha karar vermedim ama sosyolog olmak istiyorum." dedim. "sen mi?" der gibi suzdu. guldu sonra. bunlardan kurtulmanin en rahat yolu sevimlilik. sevimli davranirsan seni hos gorebiliyorlar.
ben artik yatiyorum çikip yukari çunku basim agrimaya, her tarafim kasinmaya basladi. iki alerji hapi aldim, basim agriyor ve parmak uçlarim uyusuyor. simdi olursem cehenneme giderim bu kadar yakindigim ve elimdekilerin kiymetini bilmedigim için. korkma anne, saka yapiyorum.
ben artik yatiyorum çikip yukari çunku basim agrimaya, her tarafim kasinmaya basladi. iki alerji hapi aldim, basim agriyor ve parmak uçlarim uyusuyor. simdi olursem cehenneme giderim bu kadar yakindigim ve elimdekilerin kiymetini bilmedigim için. korkma anne, saka yapiyorum.
mutsuzum, olmek, olmek istiyorum. neden bu kadar sik yaziyorum sandiniz? gerçek dunyada var olmadim, sanal dunyada var olmak istedim. "ben de varim" demek istedim, gerçek bir ezilmis insan yavrusu gibi. subat ayinda, mart ayinda bu kadar sik yaziyor muydum? hayir. o zamanlar altin çagimdaydim ben. hiç bu kadar mutlu, bu kadar rahat ve serbest, bu kadar à l'aise ve bu kadar flortoz olmamistim. fransizca yazmam gerekiyor aslinda.(uyum) blogumu bu kadar çok yazmamam gerekiyor. sizden bana hayir gelmez. vuracagim kendimi yollara. son birkaç gundur, blog yazip duruyorum. mutluyken aklima bile gelmez. niye gelsin? ben koseme çekilip kendime aciyan sarkilar yazacagim. "neden aciyorsun kendine sirin?" hiç bilmiyorum. çevremdekilere bakiyorum, onlarla kendimi kiyaslayip duruyorum.
Perşembe, Nisan 20, 2006
sildim fotografimi. bana narsist teshirci muamelesi yaptiniz. oysa ben kendimi gostermeyi dusunmuyordum bile. niyetim foto blog yapmakti. ama boyle daha iyi, gizemli kalmaliyiz.
okuyucuya kendini tanitmak istemek de blog yazma asamasinda bir tehlike. nihan diyor ki, e.s, okuyucunun var olmasini istemen gayet dogal. sen insansiz olamazsin. ve senden gelen bir seydir bu, reddetmene, bastirmana hiç gerek yok. fakat, ya okuyucu? ona azar azar gostermek en iyisidir. sonra yazilar suna donebilir:
"gobek deligimi çok begeniyorum. harika, kivrimli, t seklinde bir gobek deligim var. simdi asagida fotografini goruyorsunuz."
okuyucuya kendini tanitmak istemek de blog yazma asamasinda bir tehlike. nihan diyor ki, e.s, okuyucunun var olmasini istemen gayet dogal. sen insansiz olamazsin. ve senden gelen bir seydir bu, reddetmene, bastirmana hiç gerek yok. fakat, ya okuyucu? ona azar azar gostermek en iyisidir. sonra yazilar suna donebilir:
"gobek deligimi çok begeniyorum. harika, kivrimli, t seklinde bir gobek deligim var. simdi asagida fotografini goruyorsunuz."
Çarşamba, Nisan 19, 2006
allah'in isine bak
allah çocuklari bu kadar sevimli, bu kadar guzel yapmis ki kimse onlari dovmeye kiyamasin. yine de dovuyorlar allahsizlar.
Salı, Nisan 18, 2006
romantik sali oykusu
çetinin odasi'na girerken sessiz ve dikkatli olmaliydim. pencere açikti, gunessiz bir gunbatimi vardi disarda. gokyuzunun mavisi koyu ve parlakti, içeriye bir isik gibi suzuluyordu. çetin, yastigina kafasini gommustu. saçlari kumral iplik taneleri gibi yastik kilifinin ustune serilmisti. oda, uykusuyla birlikte nefes aliyordu. canliydi oda. karanlik mavilikte beyazligi seçiliyordu. odada ne yapacagimi bilmiyordum. bu oda, gunlerdir hayal ettigimden daha da masalsiydi. yazlarini teyzesinin çiftliginde geçiren aysegul'u dusundum. iste çetin, boyle bir evde yasiyordu. pencereden disariya baktim, uçsuz bucaksiz sari tarlalar, bu karanlik huzura ayak uydurmuslardi. çetin'in uykusunun nasil tum odayi bu sekilde kaplayabildigini dusundum. çetin uyandi yavasça. gulumsedi. disarisi koyu, koyu bir mavi karanlik, gizli bahçe karanligiydi. kolunu yorganin altindan çikardi, hava serindi.
çetin'in yataginin kenarina oturdum. "odan ne kadar guzelmis" dedim. yuzu hiç tanidik degildi, degismisti. çok garip ve o gune ozgu olmustu. kafasini yere egmis, hiçbir sey soylemiyordu. "neden ve nasil odama girdin?" demiyordu. her seyi biliyor gibiydi.
ve derken bas kahramanimizin ruyasiymis bu megersem de uyanmak zorunda kalmis, uyaninca bir sureligine bu ruyanin etkisinden çikamamis, rutine yenilmemek için gun boyu bu ruyayi dusunmus. aslinda oyle degil ama neyse.
çetin'in yataginin kenarina oturdum. "odan ne kadar guzelmis" dedim. yuzu hiç tanidik degildi, degismisti. çok garip ve o gune ozgu olmustu. kafasini yere egmis, hiçbir sey soylemiyordu. "neden ve nasil odama girdin?" demiyordu. her seyi biliyor gibiydi.
ve derken bas kahramanimizin ruyasiymis bu megersem de uyanmak zorunda kalmis, uyaninca bir sureligine bu ruyanin etkisinden çikamamis, rutine yenilmemek için gun boyu bu ruyayi dusunmus. aslinda oyle degil ama neyse.
Pazar, Nisan 16, 2006
f.k.: çocukluk ve ilkgençlik yillari.

babam uzerine
babam x. s., çocuklugumdan beri beni haksiz çikarmak için ugrasip durmus. iddiali, fazlaca dramatik onermelerimle dalga geçmis, beni kuçuk duruma dusurmekten adeta zevk almis. en belirgin anim, su an bellegimde canlaniyor:
bundan bir sene kadar onceydi. damla, ezgisu, ben, idil, bizim eve gitmek için babamin siyah cipine binmistik. (bu cip, cip seklinde, siradan bir arabadir). ezgisu, damla ve ben, birlikte tiyatro yapiyorduk. birkaç hafta once okulumuzun sahnesinde oyunumuzu sergilemistik. babam, ezgisu'ya ileride çok iyi bir tiyatrocu olacagini, damla'ninsa çok iyi bir karakter oyuncusu oldugunu (ne demekse) soyledi, sonra bana donup: "seni de okeye dorduncu olarak alirlar artik" dedi. bu gereksiz ezis karsisinda arkadaslarim biyik altindan gulduler. bense hep "benim karakterim boyle kompleksli, bu kadar kendine guvensiz, durusum bu kadar pisiriksa, bu senin suçundur baba!" diyorum, biraz psikoloji bildigimi sandigimdan dolayi, tahmin ederek. o ise "hadi ordan dramatik!" diyor sadece. bu tavri bana nihilistleri ve sinikleri hatirlatiyor. alayciligi hiçbir argumanla çurutulemeyecek kadar guçlu yapiyor kendisini.
babam giyimimi de begenmez. der ki : "kizim, bu senin uniforman mi? dogru duzgun giyinsene. komik duruma dusuyorsun." ben de "bu benim tarzim baba" derim. bu cumle ise, onun saatlerce dalga geçebilcegi bir cumledir. tavirlarda ve sozlerde mukemmeli aramayi babamdan ogrendim. (bu da onun için gulunç bir cumleydi. babamdan ogrendim. bu, bir best- seller kalibi. kullanmamaliyiz.)
oysa ki detaycilik ne kotu. birakin, insanlar istedigi culmeyi kullansin, istegi gibi guzel giyinmeye çalissin. alaycilik ne kotu.
not: bu yazida geçen babam, abarttigim bir babadir, gerçek babami anlatmadim. bizim sinifta sakalarimi gerçek saniyorlar, su aralar herkes boyle.
bir sarkinin ustune yazacagim, alistirma niyetine. rastgele bir sarki seçiyoruz: the cure: just one kiss. basliyoruz.
remember the time that you rained all night
the queen of siam in my arms
(yagmur gibi yagdigin zamani hatirla, siyam kraliçesi kollarimda)
bu dizeler aklima genç bir çocukla 30larinda bir kadinin askini getiriyor. solistin toy sesi bu dusuncemi guçlendirmekte. kadin kocaman, onemli bir kadin. fakat bir o kadar da zavalli ve kirilgan. tersi de olabilir:
remember the time that you rained all night, the king of siam in my arms.
burda kuçuk kizin anaçligi da devreye girebilir. (aman sana bir sey olmasin) ya da toy oglanin aski iyice guçlenip bu dul kadini koruma istegine donusebilir. ask imkansiz olmali.
remember the time when the islands sank, but nobody opened their eyes. (adalarin battigi zamani hatirla, fakat kimse gozlerini açmamisti bile). iki kisinin askini gizlice yasamasini hatirlatiyor bana bu dizeler. adam evli olabilir. ya da dul kadinin çevresi genç çocukla askini ayiplayacaktir. kimse bu iliskiden haberdar degildir. iki kisi, bir odada birbirlerine sarilarak yatarlar, adalar batar, kimsenin haberi olmaz. oglan ya da genç kiz, duygularla ve çocukça bir atilim istegiyle doludur. baslarindan buyuk olan bu aski, sahiplenmek, kabullenmek isterler. kuçuk govdeleri saflikla ve askla yanmaktadir.
"somebody died for this, somebody died, for just one kiss." (biri oldu, biri bir opucuk için oldu.)
sarkilari yorumlamak guzel.
remember the time that you rained all night
the queen of siam in my arms
(yagmur gibi yagdigin zamani hatirla, siyam kraliçesi kollarimda)
bu dizeler aklima genç bir çocukla 30larinda bir kadinin askini getiriyor. solistin toy sesi bu dusuncemi guçlendirmekte. kadin kocaman, onemli bir kadin. fakat bir o kadar da zavalli ve kirilgan. tersi de olabilir:
remember the time that you rained all night, the king of siam in my arms.
burda kuçuk kizin anaçligi da devreye girebilir. (aman sana bir sey olmasin) ya da toy oglanin aski iyice guçlenip bu dul kadini koruma istegine donusebilir. ask imkansiz olmali.
remember the time when the islands sank, but nobody opened their eyes. (adalarin battigi zamani hatirla, fakat kimse gozlerini açmamisti bile). iki kisinin askini gizlice yasamasini hatirlatiyor bana bu dizeler. adam evli olabilir. ya da dul kadinin çevresi genç çocukla askini ayiplayacaktir. kimse bu iliskiden haberdar degildir. iki kisi, bir odada birbirlerine sarilarak yatarlar, adalar batar, kimsenin haberi olmaz. oglan ya da genç kiz, duygularla ve çocukça bir atilim istegiyle doludur. baslarindan buyuk olan bu aski, sahiplenmek, kabullenmek isterler. kuçuk govdeleri saflikla ve askla yanmaktadir.
"somebody died for this, somebody died, for just one kiss." (biri oldu, biri bir opucuk için oldu.)
sarkilari yorumlamak guzel.
Cuma, Nisan 14, 2006
bir arkadasim bana asagidaki yaziyi gonderdi
o zaman kendime iki sey sordum. loïc olmadan yasayabilir miydium yoksa
buna imkan yok muydu?
eger loïc olmadan yasayabilecegime kanaat etseydim, sanirim tum
problem daha en bastan halledilmis sayilacakti. buna ragmen loïcsiz
yasayabilirim diyemedim. o bilse, bilmese, bun birgun ardenlerden
donen gri bir trende gozlerime uzun uzun baktigi zaman aklindan
gecirmis olsa, cok mantiksiz bulsa yada ciddilesse, kalbini kucuk bir
kutuya kilitleyip anahtari sulari ustume akip kalbimi islatan gole
atsa. ya loïc'in onu ne kadar sevdigimi anlamasini saglamali, ya da susmali,
onu gordugumde kendimi aglamamaya, hicbirzaman yanit veremeyecegim
sorulari unutmaya zorlamali, calan telefonlarin ondan olabilecegini
dusunerek sevinmeyi durdurup beni reddetmekteki cok yerinde
sebeplerini kabu etmeli, eglenmeli, havadar mekanlarda dolasmali,
hicbirseyin hicbir anlam tasimiyor olusundan endise duymamali, hayat
kolaymis gibi davranmali, gercekten kolaymis gibi gulmeli, guldurmeli,
mumkun oldugunca icmeli ve sohbet etmeliydim.
hayatta ondan baska ne gibi guzel seyler olabilecegini dusundum.
agaclar, kuslar, paten kayan kucuk cocuklar ve golde kirilan gun
isigi. nargileyi icime cekmekten nasil zevk alabilirdim yada
sokaklarda dolasmasmanin anlami var miydi? gordugum en guzel
manzaralari hatirlamaya calistim, en cok mutlu hissettigim anlari.
yasamanin artik neye faydasi vardi? nasil surdurulmeye deger
sayilacakti?
bir bitki oldugumu dusundum. atalarimda hep benim gibiydiler. ve
bizler bu bitkiselligi boylece surdurmeye zorunluyduk. hayatta
kalmaya, bunun icin umud etmeye ve savasmaya mecburduk. sonucta olup
biten ayniydi, herkes ayni seyi yapiyordu. birgun bu bitkilerin de
dinazorlar gibi yok olacagini umdum.
onun biraktigi boslugu baska herhangi bir objet, bir insan
dolduramazdi. cigerlerimin arasinda bir delikle yasayacaktim. ictigim
sigaradan bile bu yuzden tat alamayacaktim. her sarki oyledigimde
dinleyenler sesimdeki huzunden aglamak zorunda kalacaklardi.
istemiyordu. gitmisti. ben de elma cekirdeklerini ve kurbaga bacagini
bir torbaya koydum. kurutulmus yapraklari kaldirdim.odunlari tek tek
atesten cektim ve kuleri ay isiginin altinda bir incir agacinin
yapraklarinin golgesi altina gomdum.
son buyumu de boylece yaptim iste. asla asik olmamak icin. hayatin
birdaha hic tadi olmayacagini bilerek.
buna imkan yok muydu?
eger loïc olmadan yasayabilecegime kanaat etseydim, sanirim tum
problem daha en bastan halledilmis sayilacakti. buna ragmen loïcsiz
yasayabilirim diyemedim. o bilse, bilmese, bun birgun ardenlerden
donen gri bir trende gozlerime uzun uzun baktigi zaman aklindan
gecirmis olsa, cok mantiksiz bulsa yada ciddilesse, kalbini kucuk bir
kutuya kilitleyip anahtari sulari ustume akip kalbimi islatan gole
atsa. ya loïc'in onu ne kadar sevdigimi anlamasini saglamali, ya da susmali,
onu gordugumde kendimi aglamamaya, hicbirzaman yanit veremeyecegim
sorulari unutmaya zorlamali, calan telefonlarin ondan olabilecegini
dusunerek sevinmeyi durdurup beni reddetmekteki cok yerinde
sebeplerini kabu etmeli, eglenmeli, havadar mekanlarda dolasmali,
hicbirseyin hicbir anlam tasimiyor olusundan endise duymamali, hayat
kolaymis gibi davranmali, gercekten kolaymis gibi gulmeli, guldurmeli,
mumkun oldugunca icmeli ve sohbet etmeliydim.
hayatta ondan baska ne gibi guzel seyler olabilecegini dusundum.
agaclar, kuslar, paten kayan kucuk cocuklar ve golde kirilan gun
isigi. nargileyi icime cekmekten nasil zevk alabilirdim yada
sokaklarda dolasmasmanin anlami var miydi? gordugum en guzel
manzaralari hatirlamaya calistim, en cok mutlu hissettigim anlari.
yasamanin artik neye faydasi vardi? nasil surdurulmeye deger
sayilacakti?
bir bitki oldugumu dusundum. atalarimda hep benim gibiydiler. ve
bizler bu bitkiselligi boylece surdurmeye zorunluyduk. hayatta
kalmaya, bunun icin umud etmeye ve savasmaya mecburduk. sonucta olup
biten ayniydi, herkes ayni seyi yapiyordu. birgun bu bitkilerin de
dinazorlar gibi yok olacagini umdum.
onun biraktigi boslugu baska herhangi bir objet, bir insan
dolduramazdi. cigerlerimin arasinda bir delikle yasayacaktim. ictigim
sigaradan bile bu yuzden tat alamayacaktim. her sarki oyledigimde
dinleyenler sesimdeki huzunden aglamak zorunda kalacaklardi.
istemiyordu. gitmisti. ben de elma cekirdeklerini ve kurbaga bacagini
bir torbaya koydum. kurutulmus yapraklari kaldirdim.odunlari tek tek
atesten cektim ve kuleri ay isiginin altinda bir incir agacinin
yapraklarinin golgesi altina gomdum.
son buyumu de boylece yaptim iste. asla asik olmamak icin. hayatin
birdaha hic tadi olmayacagini bilerek.
Pazartesi, Nisan 10, 2006
vucudumu kabullendim artik, kismen. yasli bir adam vucudunu nasil kabullenirse oyle. bir soyunma kabininde yasadim bu acikli duyguyu. mukemmellikten hayli uzak olan bu insan vucudunu horgoruyle ve kabullenmislikle suzdum: genis venus kalçalari, kisa ve siradan bacaklar, net olmayan, oldukça gerçek ve canli bir ten. begenmedim. ben, e.s., ben, bu tek, bu benzersiz kisi, nasil boyle siradan bir vucuda sahipti? hatta yer yer çirkin bile sayilabilirdim. vucudumun bana ait olmasina sasirdim. yuzumun bana ait olmasina sasirmam gibi bazen. yuzum yine bir seyler ele veriyor. gulumsedigimizde yuzumuzun aldigi sekil gibi, sadece yapiya bagli olmayan bir sey. oysa vucut oyle mi? vucut, sadece allah vergisi, oylece duran bir sey. benim vucudum da benim temsilcim degildir. bu kollar, bu bacaklar çirkinse eger, benim suçum degildir. bu yuzden yasli bir adam gibiyim iste. artik vucudumu sadece yurumeye, kosmaya, uyumaya, yemek yemeye yarayan, abartilmamasi gereken bir sistem, bir makine, bir araç olarak goruyorum.
Cuma, Nisan 07, 2006
askindan paramparça bir kalbi tasiyorum
gittigin gunden beri inan yasamiyorum
seni bana sorana haberim yok diyorum
simdi nerde kimlesin bilmek istemiyorum
hakikaten, ask ne guzel bir sey. fakat c. ve t.'yi gordukçe midem bulaniyor, onlar gibi asik olacagima hiç olmayayim daha iyi. 17 yasinda ikisi de, birbirlerine "susu" diye sesleniyorlar. sanki iki yildir evliler. bu ne be? opusmeleri bile mide kaldirici. beni yasamdan ve asktan sogutuyorlar. "antipati"ye verebilecegim en guzel ornek bu çift. oysa ne guzeldir ask.
c. bakimli falan bir kiz. ben guzel bulmuyorum. sevgilisinin ustunde otorite kurmus. sevgilisi de dovulmus kopek bakisli bir çocuk. neden bilmiyorum, tuylerimi diken diken ediyorlar. oysa ki ben durup dururken kimseye gicik olmam. fakat bunlari gore gore delirecegim. yeter ya, boyle çiftler için kanun çikarilsin, asik olamasin bunlar!
abarttim tabi.
gittigin gunden beri inan yasamiyorum
seni bana sorana haberim yok diyorum
simdi nerde kimlesin bilmek istemiyorum
hakikaten, ask ne guzel bir sey. fakat c. ve t.'yi gordukçe midem bulaniyor, onlar gibi asik olacagima hiç olmayayim daha iyi. 17 yasinda ikisi de, birbirlerine "susu" diye sesleniyorlar. sanki iki yildir evliler. bu ne be? opusmeleri bile mide kaldirici. beni yasamdan ve asktan sogutuyorlar. "antipati"ye verebilecegim en guzel ornek bu çift. oysa ne guzeldir ask.
c. bakimli falan bir kiz. ben guzel bulmuyorum. sevgilisinin ustunde otorite kurmus. sevgilisi de dovulmus kopek bakisli bir çocuk. neden bilmiyorum, tuylerimi diken diken ediyorlar. oysa ki ben durup dururken kimseye gicik olmam. fakat bunlari gore gore delirecegim. yeter ya, boyle çiftler için kanun çikarilsin, asik olamasin bunlar!
abarttim tabi.
Pazar, Nisan 02, 2006
nemo ramjet hepimize saldirdi.
bir onceki yazima baktim. (françoise sagan'a ozenmistim) ne kadar da radiohead alternatif gençligi gibi geldi. hepsi internetten okudugum bir çocuk yuzunden. neymis efendim, istanbul lise gençligi depresyon hirkasi, cep telefonu kaybolmasi yuzunden olenler, bunlardan tiksiniyormus. sistemden nefret edermis gibi yapan gençlere kiçimin kenari diyor. aklima hayalciler yazim geldi. bu yazimi gorse beni de onlardan ilan ederdi. ama ayni zamanda onu takdir de ediyorum. basarili bir genç.
"ben atakan, okulum olan galatasaray lisesinden çiktim, avusturuya lisesinden kiz arkadasim pelin'i aldim, biz radiohead'e bayiliriz, ben de bebek'te oturuyorum" demis.
aptal nemo ramjet, galatasaray'daki tertemiz çocuklardan hangisi bebek'te oturuyor soyler misin? hem sen okulum ve evim olan bu guzel yuvaya nasil boyle saldirabilirsin? allah allah. tanimadan etmeden. hem bizim okul ozel okul da degil. baba parasi dayiyorum ama tabi ki baba parasi yiyecegim bu yasta. allah allah.
bu yazinin bu kadar aptal olmasini nasil engelleyemiyorum?
kasdav'a benim sarkimla katildilar: "kimsenin benle isi olmaz, simdi anladim bunu" simdi bu çocuk orda olsa bunla da dalga geçerdi. oysa bunu ortamci gençlerin arasinda içim ezim ezim ezilirken yazdigimi bilmiyor.
bir onceki yazima baktim. (françoise sagan'a ozenmistim) ne kadar da radiohead alternatif gençligi gibi geldi. hepsi internetten okudugum bir çocuk yuzunden. neymis efendim, istanbul lise gençligi depresyon hirkasi, cep telefonu kaybolmasi yuzunden olenler, bunlardan tiksiniyormus. sistemden nefret edermis gibi yapan gençlere kiçimin kenari diyor. aklima hayalciler yazim geldi. bu yazimi gorse beni de onlardan ilan ederdi. ama ayni zamanda onu takdir de ediyorum. basarili bir genç.
"ben atakan, okulum olan galatasaray lisesinden çiktim, avusturuya lisesinden kiz arkadasim pelin'i aldim, biz radiohead'e bayiliriz, ben de bebek'te oturuyorum" demis.
aptal nemo ramjet, galatasaray'daki tertemiz çocuklardan hangisi bebek'te oturuyor soyler misin? hem sen okulum ve evim olan bu guzel yuvaya nasil boyle saldirabilirsin? allah allah. tanimadan etmeden. hem bizim okul ozel okul da degil. baba parasi dayiyorum ama tabi ki baba parasi yiyecegim bu yasta. allah allah.
bu yazinin bu kadar aptal olmasini nasil engelleyemiyorum?
kasdav'a benim sarkimla katildilar: "kimsenin benle isi olmaz, simdi anladim bunu" simdi bu çocuk orda olsa bunla da dalga geçerdi. oysa bunu ortamci gençlerin arasinda içim ezim ezim ezilirken yazdigimi bilmiyor.
su aralar en buyuk sorunum can sikintisi. bugun birileriyle dandik bir karnavala gittik. canim hep sikildi ve hep baska seyler dusundum. uzaklara baktim. içimde kocaman bir sikinti buyuyor ve buyuyordu. gogsum sikintidan sikisiyordu. yalniz kalmak ve istedigim seyleri ozgurce yapmak istiyordum. bana bakip "ezgi yorulmus bugun" dediler. "sizden sikildim" diyemedim. arabada doris'e "yanlis anlama ama ben insanlardan sikiliyorum" dedim. yanlis anladi ve basini ik yana salladi. arabada fransizcanin ne kadar nuansli bir dil oldugundan bahsedesim geldi. hemen baska konular açti ve konusmaya basladi hiç susmazcasina. o konusurken ben sikiliyordum. kendi siram gelsin istiyordum. can sikintim hiç geçmedi ve hala da canim sikiliyor. en azindan simdi yalniz ve ozgurum ve sikintimi gonlumce yasayabiliyorum.
Cumartesi, Nisan 01, 2006
Olay :
Gabby agliyordu. Aslinda çok neseli, konuskan biridir. Simdi agliyordu. Kuçuk bir salon tutmuslardi aksam eglencesi için. Herkes içiyordu. Herkes opusuyordu da. Gabby « ben kendimi iyi hissetmiyorum » diye agliyordu. Nedenini açiklayamiyordu. Celine bikkin bir ifadeyle ona bakiyordu. Gabby, celine’in bu ifadesine aliskti. Celine asiri guzel bir kizdi. Ona biraz asik olmamak mumkun degildi. Celine, ne kadar guzeldi. Ama gabby onu biktirmisti. Kendine guvensizligiyle celine’i yormustu. Ustelik kendine guvensizliginin nedenleri yerli yerindeydi. Aglamkta hakliydi. Celine, ne diyecegini bilememisti zaten. Iyiligi, onu boyle insanlardan kaçamamaya itiyordu. Guzelligi, onu melege donusturmustu. Gabby utanmaliydi.
TOPLUMUMUZUN KATLETTIGI ZAVALLILARIN KADERI
Hayalin iyisi ve kotusu vardir. Iyi seyler duslemek her zaman iyi seyler getirmez. Tembel ve kendine donuk insan, duslediklerini yasadiklarinin yerine koyar. Bu tip kisiler kendi kendilerine acirlar. Kendilerine acimalari gun geçtikçe artar. Zamanla bunu yasam biçimi haline getirir, baska turlusunu yapamaz olurlar. Hayallerini arsivler, zamani ve yeri geldikçe degisik kurgulari çikarir, ayni basit ve onemsiz hayalleri tekrar tekrar kurmakla eglenirler. Bu hayallerin onemsizligine deginmeden edemeyecegim. Oyle ki hayallerin formati « ben suraya gitseydim, orada bilmemkimle karsilassaydim, ona sunu deseydim » gibidir. Oraya asla gitmez, kimseyle de karsilasmazlar. Peki neden boyle olmuslardir ? dogustan gelen bazi ozellikleri ve bu ozellikleri yuzunden çocukluk ve ilk gençlik yillarinda çektikleri yuzunden, diyecegim. Çabuk pes eden bir yapiya sahip olduklari için, kabuklarina çabuk çekilmis, boyle haylci olmuslardir. Istedikleri, tekrar soyluyorum, maddesel seylerdir, yahut dunyevi seylerdir, « begeni » bunlarin ilki. Ona sahip olsalardi, « hayalci » gibi kulaga hos gelen bu unvani asla hak etmeyeceklerdi. Gerçek hayalcilerse bambaskadir.
Hayalcilerin genel kisilik ozelliklerini asagida verdim. Bunlar, onlarda var olan tohumlardir, bu tohumlardan yola çikarak farkli kisilikler olusturmak mumkundur. Hayalciler, tohumlardan yaratilabilecek en kotu bitki olup çikmislardir. Asagidaki ozelliklere sahip her kisi hayalci degildir, hayalci de, asagidaki her ozellige sahip degildir :
1 az atletiklik, fiziksel bir yahut birkaç kusur.
2 çekingenlik
3 pisiriklik
4 dalginlik ve dusunceli ruh hali
1, 2, 3 ve 4. maddedelerdeki ozellikleri çocukluk yillarinda baslarina dert olmus, çocuklugun zalim dunyasinda kendilerini kurtarmayi basaramamislardir. Yasadiklari sarsinti, onlarda kompleksler olusturmustur ve çocukluktan çikarken hayalcide su ozellikleri gorebiliriz :
1 gereksiz asabiyet
2 degisik takintilar
3 sorgucu ruh hali
4 aci ve yardim bekleyen sinir bozucu bir gulumseyis
6 daha iyi bir durumda olmaya dair kurulan hayaller
nazilerin 6 milyon kisinin canina kiymis oldugu, issizlerin, guçsuzlerin, savasa gidenlerin bol oldugu dunyamizda sayilari pek çok olmayan zengin hayalcilerin haklarini savunacak degilim. Diyeceksiniz ki hayalciler, kimsenin canina kiyamazdi. Siz, onlara daha guç vermediniz. Bilemezsiniz. Hayalciler de pek ala, kotu insanlar olablir. (hayir, buna gonlum izin vermiyor)
çektigimiz acilarin bizi daha sevilesi yapmadigi tezine katilarak, yukaridaki paragrafimi yalanliyorum.
Yine de hayatta kalmak için savasmak (ilk çagdan beri), el emegi ve is gucu gerekir. Olan seyleri oldugu gibi gormemek simarikliktir. Ben, bu yuzden arizona dream’deki grace’e ve uçmak isteyen deli kadina « hadi lan ordan, sizi » demistim. Yazimi sosyalist kultur ansiklopedisinden aldigim su paragrafla bitiriyorum :
Beat kusagi : bunlara bitnik degil, bitlinik demek daha yerinde olur. Kapitalist bir para babasinin bile devrime bunlardan daha fazla katkisi vardir. Sag alt kosede : bir grup bitnik genç eglenirken.
Gabby agliyordu. Aslinda çok neseli, konuskan biridir. Simdi agliyordu. Kuçuk bir salon tutmuslardi aksam eglencesi için. Herkes içiyordu. Herkes opusuyordu da. Gabby « ben kendimi iyi hissetmiyorum » diye agliyordu. Nedenini açiklayamiyordu. Celine bikkin bir ifadeyle ona bakiyordu. Gabby, celine’in bu ifadesine aliskti. Celine asiri guzel bir kizdi. Ona biraz asik olmamak mumkun degildi. Celine, ne kadar guzeldi. Ama gabby onu biktirmisti. Kendine guvensizligiyle celine’i yormustu. Ustelik kendine guvensizliginin nedenleri yerli yerindeydi. Aglamkta hakliydi. Celine, ne diyecegini bilememisti zaten. Iyiligi, onu boyle insanlardan kaçamamaya itiyordu. Guzelligi, onu melege donusturmustu. Gabby utanmaliydi.
TOPLUMUMUZUN KATLETTIGI ZAVALLILARIN KADERI
Hayalin iyisi ve kotusu vardir. Iyi seyler duslemek her zaman iyi seyler getirmez. Tembel ve kendine donuk insan, duslediklerini yasadiklarinin yerine koyar. Bu tip kisiler kendi kendilerine acirlar. Kendilerine acimalari gun geçtikçe artar. Zamanla bunu yasam biçimi haline getirir, baska turlusunu yapamaz olurlar. Hayallerini arsivler, zamani ve yeri geldikçe degisik kurgulari çikarir, ayni basit ve onemsiz hayalleri tekrar tekrar kurmakla eglenirler. Bu hayallerin onemsizligine deginmeden edemeyecegim. Oyle ki hayallerin formati « ben suraya gitseydim, orada bilmemkimle karsilassaydim, ona sunu deseydim » gibidir. Oraya asla gitmez, kimseyle de karsilasmazlar. Peki neden boyle olmuslardir ? dogustan gelen bazi ozellikleri ve bu ozellikleri yuzunden çocukluk ve ilk gençlik yillarinda çektikleri yuzunden, diyecegim. Çabuk pes eden bir yapiya sahip olduklari için, kabuklarina çabuk çekilmis, boyle haylci olmuslardir. Istedikleri, tekrar soyluyorum, maddesel seylerdir, yahut dunyevi seylerdir, « begeni » bunlarin ilki. Ona sahip olsalardi, « hayalci » gibi kulaga hos gelen bu unvani asla hak etmeyeceklerdi. Gerçek hayalcilerse bambaskadir.
Hayalcilerin genel kisilik ozelliklerini asagida verdim. Bunlar, onlarda var olan tohumlardir, bu tohumlardan yola çikarak farkli kisilikler olusturmak mumkundur. Hayalciler, tohumlardan yaratilabilecek en kotu bitki olup çikmislardir. Asagidaki ozelliklere sahip her kisi hayalci degildir, hayalci de, asagidaki her ozellige sahip degildir :
1 az atletiklik, fiziksel bir yahut birkaç kusur.
2 çekingenlik
3 pisiriklik
4 dalginlik ve dusunceli ruh hali
1, 2, 3 ve 4. maddedelerdeki ozellikleri çocukluk yillarinda baslarina dert olmus, çocuklugun zalim dunyasinda kendilerini kurtarmayi basaramamislardir. Yasadiklari sarsinti, onlarda kompleksler olusturmustur ve çocukluktan çikarken hayalcide su ozellikleri gorebiliriz :
1 gereksiz asabiyet
2 degisik takintilar
3 sorgucu ruh hali
4 aci ve yardim bekleyen sinir bozucu bir gulumseyis
6 daha iyi bir durumda olmaya dair kurulan hayaller
nazilerin 6 milyon kisinin canina kiymis oldugu, issizlerin, guçsuzlerin, savasa gidenlerin bol oldugu dunyamizda sayilari pek çok olmayan zengin hayalcilerin haklarini savunacak degilim. Diyeceksiniz ki hayalciler, kimsenin canina kiyamazdi. Siz, onlara daha guç vermediniz. Bilemezsiniz. Hayalciler de pek ala, kotu insanlar olablir. (hayir, buna gonlum izin vermiyor)
çektigimiz acilarin bizi daha sevilesi yapmadigi tezine katilarak, yukaridaki paragrafimi yalanliyorum.
Yine de hayatta kalmak için savasmak (ilk çagdan beri), el emegi ve is gucu gerekir. Olan seyleri oldugu gibi gormemek simarikliktir. Ben, bu yuzden arizona dream’deki grace’e ve uçmak isteyen deli kadina « hadi lan ordan, sizi » demistim. Yazimi sosyalist kultur ansiklopedisinden aldigim su paragrafla bitiriyorum :
Beat kusagi : bunlara bitnik degil, bitlinik demek daha yerinde olur. Kapitalist bir para babasinin bile devrime bunlardan daha fazla katkisi vardir. Sag alt kosede : bir grup bitnik genç eglenirken.
hayir, dedim, bak, okuyucu gerçek mi degil mi dusunmeyeceksin. okuyucu senin kafanda hep sanal bir sey olarak kalmali. sanki kimse seni okumuyormus ve sanki herkes seni okuyormus gibi olur, rahat rahat yazarsin. çok kisisel olaylardan bahsetmeyeceksin. hayatin hakkinda yarim yamalak bilgiler vereceksin. kendini nasil dusluyorsan oyle anlatacaksin, boylece ozel hayatina girmemis olurlar. okurun rontgencilik duygusu (varsa) boyle koreltilir. fotograf koymak ister insanin cani, ama kendini tutmasini bileceksin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









