Perşembe, Haziran 22, 2006

- ezgi trak demek biz simdi yurt disinda yasamis olduk ha?
- evet.
- hiç abarttiklari kadar yokmus.
- olsun yine de biz bir sey çaktirmayalim. hep belçika'dan bahsedelim tamam mi?
- olur. waffle demeyelim mesela gauffre diyelim.
- evet. orda kirazli bira vardi diyelim.
- yok yok kirazli bira degil, kriek diyelim de anlamasinlar.
- evet.

Çarşamba, Haziran 21, 2006

sarki yeni


bu da yeni bir sarki burda bahsedilen kirilan bardak ben degilim fakat genç yasta ya da dul yasta dokulup kirilan insanlari dusundum sadece. hayal kirikligina ugramis kisileri yahut kotu yola dusmus kizlari dusundum.







babamdan hep bahsederim ama babalar gununu unuttum iste.

Pazartesi, Haziran 19, 2006

kasetçalar


kasetçalar klip
Vidéo envoyée par ezgisirin
"gunesin esmerlestirdigi yuzunde ezginin kas goz, kahverengi kahkuller karismisti ve bu karisik bas one egilmisti her zamanki gibi sakince ve dalginca yavas yavas yuruyordu. yolar yakici gunes isigiyla parliyordu ve bostu, samanli bir aksamustunde kuru papatyalar sicak yelle birlikte esiyordu. uslu ve agirbasli ezgi yuruyor ve dusunuyordu sakince, uzun suratli kizin kendisine bilge bilge dediklerini, demisti ki, "istersen seninle bir senaryo yazariz uçakta çok dert ediyorsan bunlari, harika bir sene geçirdigine dair hikayeler uydururuz, kim bilecek, sana not mu verecekler? sen hiçbir sey kaybetmedin." ezgi baktigi her seyde "yenilgi"yi goruyor, bunu hissediyor ve bu onu çok rahatsiz ediyor, fakat yenilgiyi neden gordugunu ve neye gore, neden yenilmis oldugunu açiklayamiyordu. ve bu his ona dongulu bir biçimde geri geliyordu kisa periyodlarla. baska birinin basarilarini istiyor ama kiminkileri istedigini bilmiyordu, herkeste onda olmayan çok sey vardi ama kimseyi kendi için begenemiyordu. bu begenmeme hissi her seyi kaplamisti, biliyordu ki baska turlu olsa yine begenmeyecekti. diyordu ki cehenneme gitse yananin kendisi oldugunu unutarak cehennemin acisini unutabilirdi, yasamda neden ayni sey yapilmasindi? "universiteyi kazanacak olan ben degilim" dese, yasamdan hiçbir çikar gutmese, her seyi akisina biraksa ve sevilmeye ugrasmasa, çunku sevilecek olan ben degilim dese, kendini her seyden ayri tutsa da olurdu. ama bu da olmazdi, çikarlari da vardi bu dunyanin ve alinca o çikarlari insan mutlu oluyordu. ve ayrica o normal yoldan yasamayi seçmis bir kisiydi. ergenlik problemleri ne zordu."

hadi isik, yas onyedi

(epsilon gençlik dizisi)

Cuma, Haziran 16, 2006

ayisigi


ayisigi
Vidéo envoyée par ezgisirin
sarkim

Çarşamba, Haziran 14, 2006

yaz geliyor. kipir kipir içim. yakinda sinavlar bitecek. bugun kiyafetler aldim. artik giymediklerimi satacagim. dun kendi fotograflarimi çektim. alttaki en sevdigim oldu. hiç bana benzemiyor.

Salı, Haziran 13, 2006

daha bu buyuk yazarlar dunyasinda kuçuk bir bokum yine de kendimi bir sey saniyor ve fotograflarimi falan bloguma koyuyorum. belki de bu blog olayina hiç girmemeli, olgunlasmayi beklemeli ve kisa, mutevazi gunlukler tutmaliydim kimseye okutmadan. ama hayir. illa gosterilecek. ne yaptin? hiçbir sey. ama bende bir isik var. ne gibi? bilmiyorum. ozel bir insan oldugumu hissediyorum. hmmm. aferin. bunu sirf ben soylemiyorum, annem, babam, ve birkaç arkadasim da soyluyor. çok populerim. evet. aferin. bu sorun sirf benim de degil ha herkeste var bu sorun. blogger tuml genç tayfada. daha yaslilar bir seyler uretmeye çabaliyor en azindan. kendilerini star yapmiyorlar. daha çok "yazdim, bakalim begenecek misiniz" edasindalar. biz "benim hayatim bu, bu da benim, nasilim??" biz bunu yapiyoruz.
o kadar kotu ki, herkes bana çok iyi davraniyor, ne yapacagimi bilmiyorum. doris, sinifimdakiler, hiç aliskin degilim boyle seylere. mesela laura bana bugun uzun uzun gulumsedi, ne diyecegimi bilemedim ve karsilikli gulumsestik. zaten korkak ve ezik denilebilecek kadar kibar oldugum için bana boyle iyi davraninca insanlar kendi kibarlik limitlerimi asamiyorum. bu bir ovunme degildi, evet biraz oyleydi ama gerçek bu. ben de is komiklige vuruyorum, kafami sallayarak bir seyler soyluyorum ve yine kibar kibar guluyorlar. "zaten ingilizcen iyi senin, yaparsin" diyorlar, sonra "doudou nasil geçti?" diyorlar. galiba gidecegim diye uzuluyorlar, açiklamasi bu. yoksa herkes beni azarlardi onceleri. simdi hosgoruyorlar.
dimitri saçlarimi kesti. kuçuk bir françoise sagan oldum artik. alta da bunun fotografini koyacagim. ezgi trak gorsun diye. on gençten dordunun blogu varmis.
yazdigini okumak kustugunu yemek gibi. hatta. yazmanin dis dunyanin alinimi ve sindiriminden sonra geldigini dusunursek . kusmak demeyiz de baska bir sey deriz. siz anladiniz.

yazdigini okumak içinizden zaten çikmis olan seylerin bir daha size donmesidir, ayni sozcuklerle zehirlenmenizdir. yup diye bir ses çikar ve siz onlari yutasiniz ve sonra yeniden yazma baslar, yuttuklarinizin daha da kotusunu çikarirsiniz.

simdi bu yazimi bir kere okuyacagim.

Çarşamba, Haziran 07, 2006

sanirim mosyo fohal beni seviyor. bugun sinav kagitlarini dagitirken gulumsedi, kagidi verdigimde ise "ezgi" dedi, sonra ismimi birkaç kez tekrarladi, sonra dedi ki "nasil, iyi geçti mi?" dedi "eh iste" diyince uzuldu, basarili olmami istiyordu. geçen gun de bana "bira bayraminda seni gorursem sana bir sey ismarlayacagim" demisti. çok iyi bir adam ama benim için çok yasli. bana da zaten hep yaslilar asik olur, hiç soyle elli yasini asmamis biri olmaz. yaslilar kendileriyle konusan, kendilerine iyi davranan bir genç gorunce hemen asik oluyorlar. aslinda tum gençlere sadece genç olduklari için asik olabilirler, ama çogu genç onlari konusmaya layik gormuyor bile, ancak ben boyle kibar davraniyorum iste, sonra da ola ola bana asik oluyorlar. iyi kalpliliginizle ancak yaslilari tavlarsiniz.

Cumartesi, Haziran 03, 2006

dun sinif arkadaslarimizla pub'a gidiyorduk. bir de baktim c arkada kalmis, gizlice bana isaret ediyor, "gelsene" dedi, "hava gunesli, gitmeyelim kapali yere". "uzun zamandir konusamadik" dedi gulumseyerek. yeni erkek arkadasindan bahsettik ve siniftaki insanlarin dedikodusunu yaptik. hava diger gunlere nazaran guzeldi. giderken bana iyi çalismamai tembih etti. ve dedi ki" seninle konustuguma çok memnun oldum."

yeni sarkim

yeni sarkim için tiklayin:
http://www.dailymotion.com/ezgisirin/video/221784
2 yorum:

Perşembe, Haziran 01, 2006

mutluyum! uzun zamandir suren sikayetlerim uydurma degilmis, gerçekten hastaymisim. tembellikten ve sirf uyumak istedigim için uyumuyormusum. sandigim gibi zorluga aliskin olmadigimdan çabuk yorulmuyormusum. biliyordum. "ben boyle degildim" diyordum. okuldayken hiç uyumazdim bile ben.

bugun doktora telefon ettim. kan tahlili sonuçlarim gelmis. her sey normal, yalniz mononukleoz geçirmisim. simdi geçmis, fakat etkileri bazen boyle surebilir iste. mononukleoz uyku hastaligi. ya, iste boyle. simdi bu hastaligi geçirmis ve bununla yasamis ve zorluklara gogus germis bir insan olarak gururla, hastaligima ragmen ders çalismaya gidecegim. etrafima "hastayim ama çabaliyorum" mesaji verecegim. "nasilsin?" sorularina hep, gururla ve metanetle, gulumseyerek: "yorgunum, biliyorsun hastayim, ama yine de iyiyim, geçecek." diye cevap verecegim. ben biliyordum. "yuz kaslari bile bu kadar yorgun olamaz" diyordum. hemen tembel damgasi yedim. (yanlis da degil ya). yarin okulda bu gerçegi herkese duyuracagim. belki bana olan sevgileri artar.

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

bugun c. ile tren bekliyorduk. c bana soyle dedi: "italya'yi dusunuyorum hep. geçirdigimiz guzel gunleri. ikimizin beraber olmasi ne guzeldi." ben de ona dun kapildigim bir hissi anlatacaktim ama tren geldi. "binince anlatirim." dedim. trene binince ise nadege'i gorduk. sevgilisini terk etti diye agliyordu. boylece benim diyecegim sey de arada kaynadi gitti. diyecegim seyi ben bile anlamamistim. c'ye desem de anlamazdi belki. ama o an bana çok anlarmis gibi geldiydi. insan iliskileri ne zor.

ogleden sonrami bruksel'de geçirdim, hava soguk ve yagmurluydu. param yoktu, açtim. elli sentim vardi. gauffre'çunun onunden geçtim. açtim. param gauffre'un ustundeki çikolata sosunu almaya bile yetmezdi. neyse, sonra gardayken cebimde yirmi sent daha buldum. boylece kuçucuk bir biskuvi alabildim.

Pazar, Mayıs 28, 2006

ya ben bu haftasonunu sinavlar için çalismaya ayirmistim yok sinav minav çalismadim biraz oss testi çozdum ilk defa uf puf beh.

Cumartesi, Mayıs 27, 2006

ah! profilimde ay ve gunu yanlis yazdigim için yillardir kova burcundan oldugum yaziyormus. oysa benim burcum yengeç. yazik! tum okuyucularim beni yanlis tanidi. bir de "ben daha onsekizimi doldurmadim ki, neden burda onsekiz yaziyor?" diye kendi kendimi yiyordum. iste, zararin neresinden donersen kardir. bir de salak gibi yengeç burcunu ingilizcede "aquarius" zannediyordum, oysa herkes bilir ki yengeç demek "cancer" demektir. neyse, duzelttim ya, rahatladi içim. yeni profilimi "wiew my profil" tusuna basip gorebilirsiniz. ah ne kadar guzel, ne kadar mutluyum simdi. bir yanlis daha fonetik kaktus sayasinde duzeltildi. yasasin e.s.! bu arada benim uslubum yine bozuldu. gazete kose yazarlari gibi yazmaya basladim, dandik kose yazarlari gibi, hatta daha kotu yazmaya basladim. onemli degil, gerçek insan sarraflari aslinda o kadar ucuz olmadigimi anlayacaklardir. ben gidiyorum sevgili okurlar, kendinize iyi bakin. artik beni daha iyi taniyorsunuz, gun geçtikçe beni daha iyi taniyorsunuz. bunun ne kadar guzel oldugunu belki daha anlamadiniz, yakinda anlayacaksiniz. bir sans tanidim size, beni daha iyi taniyabilme sansi. bu konuda da çok comertim. oyleyse her yazimi somurur gibi okumalisiniz. her ayriniyi çozmeye çalismalisiniz. bu gun sizin bayram gununuz olmali. ezgi'nin analizi sizin en sevdiginiz ders olmali. ders notlarini yazdirip satirlarin altini çizmenin zevki bambaskadir. anlmamiyorum sizi, bu beni tanima isinin ne kadar guzel oldugunu hala anlayamadiginiz için. ya ben bir gun araba altinda kalip olseydim? o zaman bitirilmemis bir is gibi kalirdim iste. "kimbilir o dudaklarin arasinda daha neler sakliydi" diye tepine tepine durursunuz. saka yapiyorum, saka. farkindayim yani bunlar saçmalik. taklit ediyorum sadece baskalarini.

yaz- kis

yalnizlik yazin daha guzel, daha katlanilir olur. bir kere dunya uyanir ve siz istemeseniz ve çabalamasaniz da sizi içine almaya hazirlanir. ikincisi evde geçirilen aksamustleri guzellesir. kisin sikinti ve korkuyla dolu karanlik aksamustleri, yazin yerini gunesli kitap okuma saatlerine birakir. sikintiniz sicakla mayisir ve guzellesir. soyut dusuncelerle daha çok ilgilenir olursunuz. hem sonra, sokaga çikmak isterseniz sokaklar sizi bekler. eger yaz mevsiminde çok ilerlemisseniz istemezsiniz de zaten. fakat ben bir kuzey ulkesinde oldugum için yaz hiçbir zaman çok sicak olmuyor, çok guzel. kediniz de divanin ustunde kivrilmis uyurken siz, salkim saçak çamasir suyuyla lekenmis soluk eflatun bir tisort ve uzun namazlik etekle ve bakimsiz kirli saçlarla etrafta hafif ve zarif bir kelebek gibi dolasirsiniz. etegin altindaki bakimsiz bacaklar çorapsiz çorapsiz ve çiplaktir evinize biri gelirse gulumseyerek: "kusura bakma, giyinmedim bugun" dersiniz. kim gelirse gelsin bu isik saçan bakimsiz guzelliginizi fark eder ve o da gulumseyerek: "yok canim, rahatina bak" der. "rahatina bak", anahtar cumle budur iste. "bugunumu ders çalismaya ayirdim" dersiniz siz de. çingenelerle ilgili bir kitap okuyorum. baslayali az oldu.

oysa kis ne katlanilmazdi. kisi çok zor geçirdim, hani. hava oyle erken karariyorduki aksmalari tiyatro dersine gitmek için o kopruyu geçmek çok zor oluyordu benim için. korkuyordum, hava da soguk oluyordu. en onemlisi ise duygusal bakimdan kendimi çok kopuk, yalniz hissediyordum. aksamlari tiyatro dersinde ise çok yorgun, sikkin oluyordum, hiç uykumu alamiyordum. içimi dokecek birini ariyordum, bu soguk havada insani bag kurabilecegim birini. simdi kimseye gerek kalmadi.

sinifimizda eski okulundan atildigi için aramiza katilmis bir çocuk var. deri ceket falan giyiyor.

Cuma, Mayıs 26, 2006

hep soyle sarkilar soyleyen, yazan bir sevgilim olsun istemisimdir:

"sitting here, wishing on the cement floor, just wishing that i had just something you wore, i'll put it on when i go lonely, will you take of your dress and send it to me?"

"burda oturup çimento zeminde hayal ederken, keske az once giydigin bir giysin olsaydi yanimda diye. yalnizlastigimda giyerdim hiç degilse, elbiseni çikarip bana gondersene.
kafani ve opusunu ozluyorum, ve bir mektubunu, olmedigini belirten. ekmegini ve çorbani ozluyorum. sarabini ve kahvaltini elbisenin ustune dok, sonra çikar elbiseni bana gonder."

bu satirlari yazan birine, isterse dunyanin en ucube insani olsun, hiç tereddutsuz kaçardim. çunku muhtemelen ailem evlenmeme karsi olurdu. geçen gun ruyamda evlendigimi gordum. sisman bir tarihçiyle evlenmisim. kel fakat çok seker bir adamdi, birbirimizi çok seviyorduk.
sen hangi tip gunahkarsin ezgi? bilmiyorum. bir tip gunahkarim iste. tembellik ve korkaklik ve inkar gunahkariyim. cehennemi adil buluyor musun? va te faire foudre, bu tur sorular sorma bana. suçlulugunu bile web sitesinde pazarlayan bir canliya daha rastlanmamistir. ve bir suçlayici ordu gelip yakacak beni.
bazi insanlar için yasama rehberleri hazirlanmali. hangi insanlar için? mutlaka karsilasmissinizdir. sadece kendileriyle ilgileniyorlarmis gibi gorunur, hep yardiminizi isterler. dertleri çoktur. her karsilasmanizda size kendi analizerini yapar ve dertlerini anlatirlar. t.l. anlatiyor:

"arkadasim y.h.'yi çok seviyordum. fakat iliskimiz sanki tek tarafli idi. o anlatiyordu ve ben dinliyordum. sanki beni arkadasi yapmasinin tek nedeni bana dertlerini anlatabilmesi idi. kendimi onemsiz hissediyordum. ayni zamanda pesimi birakmiyordu. karasizdi. onun yasamina yon vermemi istiyordu. ben annelik yapacak degildim o yastaki birine. çok çabuk kestim iliskimizi."

gerçek su ki, bu zavalli y.h. ve digerleri aslinda kendilerine odakli degiller. evet, oyleler ama bunun sebebi gerçekten dertli olmalari. aslinda bu bir tembellikten ileri geliyor. gerçek su ki, allah bizi yaratti ve yasayabilmemiz için bizi dunyaya saldi. bize savas, sikintilar, ekmegini kazanabilme ve dogru kalabilme sorumlulugu verdi. varolma yukunu ustumuze itti. sonuç olarak bazi mukafatlar koydu. bizi, bize sormadan bir yarisa itti.

ve hemen hemen herkes bu yarisa sormadan, etmeden katildi. bazilari ise bunu anlayamadilar. onlar, kosusan karincalar surusu içinde etrafa bakan agustos bocekleri gibiydiler. olan biteni geç anliyorlar ve çevrelerine katilamiyorlardi. kararsizdilar çunku nasil yapilacagini bilmiyorlardi. deger yargilari yok gibiydi, çunku onlar için fark etmiyordu. iyi insanlardi, çunku baskasinin ekmegini zorla almaya gerek duymuyorladi, çunku hirssizdilar ve toktular.

bu genç kizlar ve genç erkekler için rehberler hazirlanmali:

deger yargilari rehberi: içki içelim mi? bekaret ne zaman kaybedilir? gunde kaç kere namaz kilmali? kendini az suçlu hissetme yollari.
insan iliskileri rehberi: kendini ezdirmemek için/ nasil arkadas olunur?/ nasil arkadas kalinir?/ telefonda
gunluk yasam: alisveris, dogruyu yanlistan ayirt etmek için.
ansiklopedi karistirmaya useniyorum. su sorularin cevabini istiyorum. bir bilen varsa bana anlatsin, açiklasin:

1) otto dix homoseksullere karsi miydi? karsiysa neden? aslinda otto dix nasil biriydi, kimdi?

2) louis ferdinand céline gerçekten antisemit miydi? oyleyse neden? acaba massacre bilmemne bilmemne sadece dalga geçmek için yazilmis bi kitap mi? o kitabi bulabilir miyim?

3) kavgam'da ne yaziyor?

4) adam beni kuçumsuyor mu? yoksa beni seviyor mu aslinda? trende ona sordugum soruyu dogru anladi mi? verdigi cevapta ne demek istemisti?

5) cihad taraftarlari hakli olabilir mi?

6) degistirilmemeis incil nasildir?

7) l.f.'nin intiharinin gerçek sebebi ne?

8) galatasaray lisenin masonlarla gerçekten ilgisi var mi?

bunlardan bazilari arastirma ile ogrenilebilir aslinda. tanrim. dunya ne kadar karisik.

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

sevgili A


sevgili A
Vidéo envoyée par ezgisirin
A adam'in kisaltilmisi, su aralar hoslandigim macar bir çocuk.

Salı, Mayıs 23, 2006

rakilar


rakilar
Vidéo envoyée par ezgisirin
bu sarkiyi geçen sene yazmistim, okuldayken. burda pek sarki yazmadim, bir iki fransizca sey yazmaya çalistim, pek olmadi. ara sira sarki yayinlayacagim, belki. blogumu daha renkli kilmak için. bu yaptigim sey (bloga video koymak) bana aslinda urkutucu ve garip geliyor. bunu da paylasmak istedim. fakat internet bir paylasim ortami ise urettigimiz baska seyleri de buraya koyamaz miyiz? (sarki, resim gibi)
dun blogumun 1. yildonumu imis. demek ki bir senedir blog yaziyorum. geçen mayis ayinda yani, 22 mayis bir pazar gunuymus ya, o haftanin persembesi annem babam ben kardesim sile'ye gunluk bir gezintiye gitmistik. yilani da orda gormustuk. o gun babam ile okul sonrasi planlarima dair konusmustuk. simdi ise baska bir seyle ugrasiyorum. belki de aslinda hep ayni seyle ugrasiyorumdur. okulun bilgisayar odasinda zeynep'e yeni blogumu gostermis, nasil olmus diye sormustum. ilk yazdigim yazilari begenmiyor, yuzeysellestigimden yakiniyordum. zeynep'e buna dair yakinmistim. zeynep de "haklisin" demisti. mutlu olunca yazamaz insan diye dusunuyordum. iste, ne kadar garip degil mi, bir insanin hayatinin bir yillik bir bolumu internette bulunabiliyor. bundan once gunlukler vardi. ben erkek arkadas konusunda takintili biriydim. ilk defterim yaprakli bir defterdi, hediyeydi. daha once de defterler yazmistim ama hiçbirini bitirmiyordum. o defteri bitirmistim. çok ilginç bir defterdi. birileri okumadigi için yazik olmus. blog o kadar ilginç degil. çunku baskasinin okuyacagini bilerek yaziyorsun. ikinci defterim ustunde opusen çiftlerin oldugu bir genç kiz hatira defteriydi. uçuncusune geçtigim yil geçen soneydi sanirim. on alti yasina basmistim. guzel, ince bir defterdi. içini mutlu bir yasamin hafif lakirdilari ile doldurmustum. simdiki gibi degil, daha çocuk isi, daha renkli idi. içinde ask yazilari, arkadaslarimi anlatan yazilar vardi. sonra dine dondum, o yaz. kara, kalin bir defter aldim. çaliskan biri olacagima defterin ilk sayfasinda soz vermisim. fakat dindarlik, bende psikolojik bir rahatsizliga donusurdu zamanla. simdiki gibi degil. simdi keske biraz aklima takilsa dini konular. yok. kosullar uzaklastiriyor insani. ben onceleri daha heyecanli, kuskulu biriydim. galiba daha renkli bir yasanti suruyordum. bunu da ben simdi uydurmus olabilirim. neyse, bir sene de geçti iste. daha çok okumak, yazmak, seyahat etmek isterdim. daha guzel fransizca konusabilmek, islerimi aksatmamak isterdim. bu durum degerlendirmesini de yapmali insan. siz de yapin.

not: "aa kutlu olsun caniim, bekliyoruz yazilarinin devamini" gibi yorumlar bekliyorum.

Pazartesi, Mayıs 22, 2006


bu fotograf da bir komik. allahtan fotograftakiler blogumu pek okumuyor, yoksa "kaldir kiz sunu." derlerdi. soldaki adami çok yakisikli buluyorum. elektra.

Cumartesi, Mayıs 20, 2006

dunyanin butun eril varliklarini seviyorum 1

antoine (A degil)

mavi kibar gozlu, zayif ve kirilgan antoine, gerçekten "gentil" bir izlenim veriyordu. ilgili, olçulu, entellektuel yuzu ve sarhos sesi ve yavas konusmasi ile beni bu aksam kendine iki dakikada asik etti. "ah, dedim, sen papazi oynayan çocuksun." "evet" dedi gulerek ve dikkatle bakiyordu. "sana ne diye sesleneyim?" (çevirinin a.k.) antoine ot çekmis gibi duruyor, fakat yavas ve gevis getirir gibi konusuyor ama bunlari yaparken kibar hafif gay iyi aile çocugu okumus tiyatro sanatçiligindan hiçbir sey kaybetmiyordu. antoine'i alip kendime yar etmek o anda tabi buyuk istekti benim için, fakat biliyorum ki ayni istek kimle karsilasirsam karsilasayim beliriveriyor. dunyanin butun eril varliklarini seviyorum, ve kizlari da seviyorum:

elisabeth

kizil saçli seker amerikan kizi, etine dolgun ama asla sisman degil. beyaz tenli ve mutevazi ve çekingen yani çok atilgan degil. ama o gozluklu utangaç gudubet ( çavdar tarlasindaki çocuklardan ozenmenin a.k.) ( hadi bakalim a.k. ne demek?) (ancak 139 anlasin) amerikan ezik kizlarindan degil. çok guzel bir kiz, baktikça insan bakmak istiyor. ve tipik amerikan jestlerine ve çok seker bir aksana sahip. ben de ona ingilizce konustum biraz. gulmekten oldu. (abartma)

Cuma, Mayıs 19, 2006

sevgili A bolum uç

Photobucket - Video and Image Hosting

havalar bir garip. akdenize kaçsak. cherry blossom girl. c o kadar guzel ki, yolda ates istedigi zaman uç bes adam birden çakmagini çikariyor. ben de c'yi seviyorum, guzel oldugu için.

bu sene floransa'da c ile bir kanala bakiyorduk. c sarki soylemeye baslamisti. bir kabare sarkisi imis soyledigi. orta yasli bir adam da yanimiza gelip hayranlikla dinlemisti. sonra fotograflarimizi çekti.

biriyle oturup bir seyler içmeyeli çok oldu. iki kisi olarak oturup karsilikli içmeyi seviyorum.

yukaridaki fotograf ne alaka dediginizi duyar gibiyim. ben o fotograf amasra adini koydum. kuçukken boyle poz verirdim. gerizekali bir gulusle çaliskan çaliskan objektife bakardim. yuzumde salak fakat iyi kalpli bir ifade olurdu.

Salı, Mayıs 16, 2006

http://www.orospu.in/3/orospu-lisesi.html

saf ve temiz blogumun adresi bu sayfada yer aliyor. dediklerine gore sitem bir "bedava orospu lisesi sitesi" imis. (?) aslinda yazdiklarimin içinde "orospu" ve basligin içinde de "lise" geçiyor. vay be.
az zamanim kaldi burda. çocukken cuma gunleri ne guzeldi. istedigim saatte yatabildigim, televizyon zevkli programlarini gonlumce izleyebildigim bir gundu. odev falan yapmak zounda da degildim. simdi ise odev yapmiyorum ama stres altindayim. garip bir stres bu. kosturmadan kosturuyormus gibi hissetmek gibi.

temmuzda resit oluyorum ama ben olsam bana oy verme hakki vermezdim. aslinda ben yine iyiyim de bizim okuldaki tipler kesinlikle oy vermemeli.

Pazar, Mayıs 14, 2006

bakiyorum da yazilarim epey kotulesmis. anneler gununuz kutlu olsun. çok yorgunum.

Çarşamba, Mayıs 10, 2006

uyku dolu bir gun

bugun butun gun uyudum. sabah 6.30da kalktim. otobusume yetistim. sans eseri bos bir yer buldum. hemen uykuya daldim. okula bir durak kala uyandim tesadufen ve otobusten indim. bahçede bir banka oturdum ve tekrar uyumaya basladim. zil çaldi. sinifa girdim, herkese gunaydin dedim, "yine yorgun gorunuyorsun" dediler. "yorgunum" dedim. cografya dersi basladi, basim yukarda uyuklamaya basladim. zil çaldi, ben esniyordum. vucudun uyandigina bir isarettir bu. nitekim ikinci derste pek uykum gelmedi. uçuncu ders sinav olduk ve dorduncu derste yine uyudum.

ogleden sonra siddet karsiti bir gosteriye katildim. yalniz on bes kisi falandik bu yuzden herkes bize bakip bakip dalga geçiyordu. herkes utaniyordu bu gosteriye katilmis oldugu için.

gosteri bitti, yorgunlugum dorugundaydim. ayakkabi tamircisine ugardim, daha tamir etmemis ayakkabilari. onu beklerken yol kenarina oturdum ve biraz uyudum. sonra kitapçiya gittim. ergenlik problemlerinin çozumleri ile ilgili bir kitap bulup biraz onu okudum, sonra ayakkabilari aldim ve otobus duragina gittim. otobus kaçmis. bir sonraki yarim saat sonraydi. onu beklerken duragin yanindaki parka gittim ve biraz daha uyudum. otobusun gelmesine 5 dakika kala tesadufen uyandim ve otobusume rahat rahat bindim. koltuga oturdum ve az onceki uykuma devam ettim. inecegim yere iki durak kala tesadufen uyandim ve eve yurudum sizlana sizlana. bende bir hastalik olmali. hep yorgunum, hiç takatim yok.

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

senaryo

(t.k. bir blog yazaridir)
sevgili blog,
dun ruyamda yazdigim yaziya 75 yorum gelmisti. hepsi de sevgi ve ilgi doluydu, sonra beni hediye odasina goturduler. çok tarz kupeler, kolyeler, guzellesmemi saglayacak takilar almislar bana. sonra fotograf seansi duzenledik. ben yeni selulit kremimi suruyordum ve bacaklarim purussuzlesiyordu birden. herkes karakterimdeki hosluktan bahsediyodu, beni yeni yeni sifatlarla tanimladilar. bana "orijinal" dediler. iste, ben de bir tip olmustum, taklitlerim bile olacakti:

t.k.: bizden biri, melankolik, neseli ve muzur!!!

altta boy boy fotolar. bir tanesinde lolipop yiyorum. bir tanesinde okul etegiyle poz vermisim. 17 yasini hala bitirmedi sayin seyirci! oyleyse, bu gençligin sesi olsun. evet, belçika'da bir turk genç kizi(misal), ulkemizi en guzel sekilde temsil ediyor. enteller de onu seviyor, evet turk entelinin sevdigi bir tip. bio urunler tuketmeyi hayatin anlami olarak tanimliyor o da. evet, populer guzellik anlayisina karsi. ama yuzune bakilmicak bir tip de degil, bunlari çirkin olmayan birinin agzindan duymak isi daha da çekicilestiriyor tabi. hatta, umursamiyor diyelim. dogal. evet dogal, evet bu. gunumuz kadinlari gibi degil. evet, evet eliz murak diye bir arkadasi var. ikisi sistemi yerden yere vuruyor. bakalim ne demis bu t.k.:

"bence istanbul'daki insanlar tam buyuksehir insani olmadiklari için (en azindan buyuk kismi) çok hazir besin tuketmiyor, hem zaten çogu kadin evde. biz daha saglikli besleniyoruz."

blog kurbani t.k. yazilarinda masumiyeti ararmis gibi yapiyor, holden gibi, art naifçiler gibi. din kitaplari demode oldu degil mi t.k.?? hosa git.

Pazar, Mayıs 07, 2006

bugun pazara, ordan da patroya gittim. çok yorgun ve dalgindim, istesem de konsantre olamiyordum ki zaten hiç çaba gostermedim. patrodan sonraki toplantiya "yorgunum" diye katilmadim, eve dondum. dun de c'nin oyununu izlemeye gittim, doris'i de yanima alarak. doris, c'nin çok zayif oldugunu soyledi. onunla çikan kemik torbasiyla çikiyormus gibi olur dedi. ben buna içten içe guldum, kadinlarin avunmasi tabi. bence c çok guzel, ince bir dal gibi etrafta suzuluyor. tanri guzel kizlari etrafta suzulsunler diye yaratmis. kuçuk de bir midesi var, okul gezisinde bir tatli almistik, ben benimkini iki dakikada bitirirken o her gun azar azar yiyerek tatlisini 5 gunde bitirdi. bir de çok yemek yedigini soyluyor. bir gun bir oturusta bir ekmek yemis ama sonrasinda kendini kusturmus. hastalikli bir guzellik demek ki. ben de rejimimi her gun bozmasam iyi olur.

Cumartesi, Mayıs 06, 2006

artik kaybeden edebiyati yapmayacagim. hiç kaybedene benzer bir halim yok. sadece iyi niyetli seker biriyim. kimse bana haksizlik etmiyor.

yasamanin zorluklari

bu sonsuz ofke ne için rahat insanlara duydugunuz? muzede kas goz isareti yaparlar, ofkelenerek delicesine: "çekil, insanlar goremiyor." insanlar goremiyorlarsa kendileri soylesin salak. ayrica goremiyorlarsa arkamdan çekilsinler, kendilerini ona gore ayarlasinlar. yerini degistirmek zorunda olan hep benim. sonra, kendilerini benden sorumlu hissediyorlar. "bebek gibisin, seninle ugrasmak zorundayiz" diyorlar. ugrasmayin o zaman. keske ugrasmasaniz. rahat rahat yasayip giderdik hepimiz. ama hayir, herkes onlar gibi yapmali. kimse benim yaptigim gibi yapamaz. hijyensizlikten, pislikten oluruz o zaman. kurulmus kurallar bozulur. "bu kiz nasil boyle rahat rahat yasayabiliyor, biz kosturup dururken?" GUNLUK YASAMA SEN DE UYUM SAGLAMALISIN, HAYIR, DALGIN OLAMAZSIN, BIZIM CEKTIGIMIZ ACILARIN BIN KATINI SANA DA CEKTIRECEGIZ YOK OYLE. UZUNTULERINI DINLEMEYECEGIZ, BIZIMKILER DAHA SOMUT, BIZIM AILEVI SORUNLARIMIZ BILE VAR, SENIN YOK, SEN HIC PARA SIKINTISI CEKMEDIN, SEN HIC KOSTURMAK, CALISMAK NEDIR BILMEDIN, SEN YAVAS VE DALGINSIN, YOLUMUZU TIKIYORSUN, SANA GUNUNU GOSTERECEGIZ, ILKGENCLIGINDE CEKTIKLERIN YETMEDI, BIR DE BIZ GOSTERECEGIZ, CEKIL ORDAN HANTAL CEKIL SENIN GIBI BIRI VAR BILE OLAMAZ OLMAMALI ABARTIYORSUN KENDINE ACIYORSUN. intolerance parfait. adaya çekilsem daha mutlu olurdum. bok kafalilar. suratiniz dagilsin.

anlatirken bile gozlerim doluyor. insanlarin tabloyu gorememesi dunyanin en onemli seyi mi?? bunun için bu kadar sinirlenmeye gerek var mi? annem beni dogururken bana mi sordu? siz benden daha mi yararlisiniz? 18 yasina kadar okula gitmem zorunlu, kendimi eve mi kapatsaydim? olsem sevinir misiniz? bunlarin içinize dokunmuyor oldugunu bilmem ne isime yariyor ve haksiz oldugumu bilmem de. guzellesmek istemem afrika'daki çocuklarin olumune mi sebep? butun bunlar benim suçum mu, soyleyin. sisman çocuklara duyulan ofke neden? kendileri çok iyiymis gibi baskalarina çatanlari yakmali. adalet size kalmadi efendim. suratinizi yumruklasam zayif kalisima gulersiniz, kendinden emin gulusunuzle, kendini sarlatan etti diye gevrek gevrek gulersiniz. kendine guven denen sey yerin dibine batsin. siddet dersiniz, hiç dusunmeden etmeden. asil siddet sizinki. dominantliginizla, kendinden eminliginizle yeryuzunun pis siçanlarisiniz.

Cuma, Mayıs 05, 2006


Photobucket - Video and Image Hosting



kardesimle �ektigimiz film. burda elif'in oyunculugunu �ok begeniyorum.

meraklilar için sevgili A episode 2

Çarsamba gunu L kentinde duzenlenen eglenceye gidecektim. Sicak bir ogledensonraydi. Saçim basim pis, yapisikti, kiyafetlerim guzel degildi. Trene bindim ve S ile karsilastim. Onun yanina oturdum, bir yandan S’nin hiç de fena olmadigini dusunmeye baslamistim. Fakat yanasmalarima karsilik vermedi. Amsterdam’a gitmis, çok eglenmisler. Burayi sevdigini, partilerden geri kalmadigini anlatiyordu. Ben basimla onayliyordum, sonra P geldi. S ve P, yaptiklari yolculuklara ve gittikleri partilere dair koyu bir sohbete daldilar. P, ayda iki kere yolculuk ediyormus ve 4 gecedir uyuyamamis. Bana gittigim yerleri sordular, soyledim. Begenmediler ve tekrar koyu sohbetlerine daldilar. Sonra R geldi. R iyi, mutevazi bir kizdi. Onunla da L kentine ilk gidisi oldugu için epey dalga geçtiler, ama R’nin kismen ortamci olusu ve kendine guvenli durusu bunu abartmalarini engelledi.
Ben kendimi dissmissed programinda gibi hissetmeye baslamistim çunku S ve P iyice yakinlasmisti, S P’ye « bana salsa ogret » diyordu. Yarinki sinav için aldigim kagitlarimi gorup « burda ders mi çalisiyorsun ? » dediler. Ben ise bazi sinavlara çalismak zorunda oldugumu, çunku burda sinifi geçmem gerektigini, yoksa arkadaslarimla okuyamayacagimi ve 1 sene kaybedecegimi soyledim. Baslariyla onayladilar, yerimde olsalardi onlar da biraz çalisirlardi. Yine de çalismayi sevmedigimi ve aslinda pek çaliskan olmadigimi anlayamdilar, çunku onlara o izlenimi verememistim.
Iki saat sonraydi, ben bir kosede birileri ile konusyordum. Artik kendime guvensizligimden bikmistim ve ne kadar çirkin olursam olayim aldirmiyor ve herkesle konusuyordum. Bana sevgiyle gulumsuyor ve soylediklerimi onayliyorlardi. Bir çocuk elimi tuttu, beni dansa kaldirdi. Iki baska çocukla fondip yarisi yaptik, herkes bana gulumsuyor ve iyi seyler soyluyordu, mutluydum. Tuvalete giderken A’yi gordum. Duvarin dibinde yalnizdi, sigara içiyordu. Birden onu aslinda sevdigimi dusundum. Yanina gittim. Gulumsedi. Iyi kalpli bir gulustu bu. Gulumseyerek konusmaya basladim ama ilgisizdi, havaya bakiyordu. Beni içten içe kuçumsedigini anladim ve merdivene oturdum. Basimi ellerimin arasina aldim.

A’ya karsi buyuk bir askla dolu oldugumu anladim, ama bu ask biraz zorlama idi.

Derken bir çocuk yanima geldi, egildi: „ne yapiyorsun burda?“ dedi sefkatli bir sesle. „onu istiyorum“ dedim. Parmagimla A’yi gosterivermistim. Orkestra durdu. Herkes bana bakiyordu. Utanarak kalktim:

_ sen ve ben ayniyiz A, dedim.

Bunu nerden buldugumu dusunurken aklima “Arizona dream” geldi:
“sen ve ben ayniyiz grace. Once…’a asik oldugumu saniyordum, simdi ise o bir bulut gibi dagiliyor, ve bulutun arkasinda seni goruyorum.”

_nerden çikardin bunu? Dedi A.

cevap veremedim. Oylece bakiyordum. “ben, dedim, sana baktikça, gerçekten, dedim, butun bu insanlar bir bulut gibi dagiliyor ve seni goruyorum.”

O an, hatirlatmalar korosu geldi ve “sen kendini bir sey sanma, bizim gibi degilsin, sut çocugu, kendi dunyasinda, çirkin e.s., çirkin e.s.” sarkisi çalmaya basladi. Ve baska bir hatirlatma korosu daha geldi ve “bu ask degil, sahip olma istegi” adli bestelerini çaldilar. Iki dakika sonar askim geçmisti ve nesem uçup gitmisti. Kendimi komik buluyordum.

Yalniz, bu kotu ani bende hiç kotu tesir yapmadi.

Salı, Mayıs 02, 2006

sevgili A

A'nin sigara içisi ne hos. bu ani izlemek bir zevktir benim için. 18 yasinda çocuk, nasil da buyuk adam gibi tutar ve içine çeker sigarasini. tabi A'nin bir avantaji daha var ki o da guzel, çok guzel ellerininin olusu. uzun piyanist parmaklari ve uzgun, dalgin bir hali var. bir baskasi onun biraktigi gibi biraksaydi disari nefesi, içine çektikten sonra sigarasini, komik olurdu, ama A bu abartili hareketi yillardir yapiyormus, aliskinmis gibi yapiyor. bir yumurta yarisinda sigara bagimlisi A, sigarasini eline aldi ve agzinda kasik, yumurtayi dusurmememeye çalisti zavalli. bunu filme almaliydim, evde sikildikça izlerdim, o denli guzeldi. ben A'yi her gorusumde saklamadigim bir sevince kapilirim. samimiyetimiz buna el vermese de boynuna sarilir, sefkatli ve ilgili bir sesle: "nasilsin A, okul nasil gidiyor?" diye sorarim. A bunlara ilgisiz olsa da sorularima cevap verir. bana A'ya hep iskence ediyorlarmis gibi gelir, oysa A, ortamlarda her zaman benden daha çok kabul gormustur aslinda. A ile olan iliskimizi anlamissinizdir umarim. A'ya asigim diyemem, ama etrafta A'nin olmasi her zaman hosuma gitmistir. fakat kendisini hiç anlayamadim.

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

zalim teenagerlar

Photobucket - Video and Image Hosting

x: sevgili y, ben senden hoslaniyorum, bu durum için ne yapabiliriz?
y: (en cynique ve en zalim bakisiyla) bilmem, ne yapalim? (arada guler dalga geçerek)
x: beni opebilirsin?
y: neden seni opeyim ki simdi? (suratinda hala daha deminki moral bozucu ifade vardir)
x: iyi tamam. ben gidiyoum. (basini one eger, kamburunu çikarir, gider.)

digerleri arkasindan "bu da bi garip" diye guluserek bakarlar.
Photobucket - Video and Image Hosting Photobucket - Video and Image Hosting

Pazar, Nisan 30, 2006

guzel bir pazar gunu: ostende

bu haftasonum guzel ve huzurlu geçti. cuma aksami bira bayramina gittim, cumartesi sabahi patro'ya gittim. cumartesi gununu sinifta kalmamak için kimya çalisarak geçirmem gerekti. fen notlarim kotu. cumartesi gecesi depresyona girdim ve asagidaki yazilari yazdim. bu sabah ise yasitim bir kaç genç kizla ostende'a gittik.

Photobucket - Video and Image Hosting

ayiklanmis karidesler adina! ostende, kuzey denizine kiyisi olan bir fersaye sehridir. burada fersaye kavramini açiklamaliyim:

bir yaz gecesi, bir kaç genç oturmus bir seyler içiyor ve deniz kiyisinda ustlerine esen akdeniz yelinin verdigi mayismislikla gulusup konusuyorlardi. aralarindan adi cansu olani soyle dedi: "bu hale bir ad verelim. "ne haline?" "bu iyi olma haline." ve "ferah"tan turemis "fersaye"yi hallerine uygun buldular. ostende da bir fersaye sehridir.

ben kumsala "ezgi was here" yazarken, françoise sagan'in da dedigi gibi, mutluydum, çunku "pour moi, le bonheur, c'est etre bien" (mutluluk iyi olma halidir benim için) oysa mutsuzken bu mutlu oldugum zamanlari nasil da kuçumserim:

"yanilmis olmaliyim muhakkak, mutlu olabilecek donanimim yok. ne kadar yazik ki bir aldatmacanin içinde yasiyormusum. kendimden nasil memnun olabildim, ki o zamanlar daha da kotuydum, saftirik."oysa mutluluk, sarti, limiti, sebebi olmayan, fiziksel, çok fiziksel bir sey idi.

neyse, ostende yeni binalarla kaplidir. çok guzel bir sehir. eve donmek istemiyordum, mons'ta biraz daha dolasmak istiyordum. evimizde negatif enerji var sanirim. yapmam gereken islerdendir.
bunu opera gibi soylerdim ben kuçukken:
jandarma biz, sosyalistiz, dostuz yalniz biz sana, kurtulusun bizimledir, elini uzatsana. "jandarma filan yalan oldu, eski solcular simdi zengin" diyor herkes yakinarak, belçika'da fakir yok, hizli gazeteci çok poser bir tip, nefret ediyorum. yeah. (agzini burnunu kirmak geliyor içimden e.s.)

sorry ryan, you're dissmissed, mais la vache! j'hallucine. que tu es bien foutu... oh la la, je veux un mec musclé et qui s'en sorte super hyper bien dans le lit.

il a jamais baisé, il a jamais baisé. oh la honte! oh la honte!
hayir, hayir!!

yarinki ya da bir sonraki yazim naif sanat'la ya da françoise sagan'in "bonjour tristesse" kitabiyla ilgili olacak. ya da :

ostende'i anlatabilirim.
kazanova, yahut, ya da maus, ikinci dunya savasi, toplama kamplari ya da kimya, asit ve bazlar uzerine bir yazi. ya da izcilik. ya da bira bayrami tanitimi. ya da baharin gelisi.

size gelince, "geri" tusu orda duruyor, burayi terk etmekte ozgursunuz. ben de gonlumce yazmakta. kendi delirgen imparatorlugumu kurdum bile, bu cumartesi aksaminda, yorgunluk ustumde deli deli duruyor, PORNO SITELERE GIR BEGENMIYORSAN, sana daha ilginç gelir belki. "deli gibiyim bugun" diyordu kina gecesindeki bas ortulu genç kiz, sakin ol hayatim, her sey normal. istedigin zaman sakin davranabilirsin, hiç bir sey dememissin gibi. artik her seyi biliyorlar, yasasin, ne kadar guzel, oh, anlattim, ustumden yuk kalkti. platonik askinizi itiraf edin, içinizde kalmasin. kalmasin. valla. belki o da sizden hoslaniyordur. hiç sanmiyorum ama neyse.

yazmak için mi yasiyorsun, yasamak için mi yasiyorsun? d'abord vivre, après philosophier.

benmerkezcilik ve zararlari

yeni sarkimi dinlemek ister misin?
beni seviyorlar sinifta.
sence ben nasilim?

artik herkesin canina tak etmeye basladi. herkesin. herkes kendisini pek umursamadigimi anladi artik. "dinle beni!" diye bagiriyorlar, "azicik beni de dinle." içimden gelen yararsiz, kuçuk sikintilarin, abartilmis endiselerin sesleri o kadar buyudu ki kimseyi dinleyecek halim yok. dusuncelerim tekduze, engelleyemedigim dusunceler. beni engelleyen ve ilerlememi engelleyen dusunceler. bir baskasi ileyken sikiliyorum, yalnizken daha çok. kitap okurken sikiliyorum, kitabi kapatip dusuncelere daliyorum. dusuncelerimin kaynaklari tukendi artik. bir gunum, nasil geçiyor, yalniz. bu yalnizlik insanlarla iken bir duman gibi beynimi kapliyor, dikkatimi dagitiyor. tek basimayken insan ariyorum, çekilir sey degil.

bu bir dram degil tabi, yani bu yaptigim daha da ben merkezci. bunu abarttim. kimseyi anlatmak içimden gelmiyor. kendimi anlatmak içimden geliyor sadece. yakinda arkadassiz kalacagim.

olanakli, parali, baskalarinin sevgisine ve ilgisine sahip bir genç kizin kendi kapasitesini, parasini, zamanini ve belki de gelecegini, nasil tuketebilecegini izlediniz. bu da size ders olsun, kendine odakli olmak,

1 baskalarini kirar
2 ozelliksiz kalirsin
3 egitimsiz kalirsin
4 yasamdan tad alamazsin
5 gunluk yasamdan kopuk olursun
6 arkadassiz kalirsin
7 tembel ve isteksiz olursun
8 yasamak yuk olur
9 mutsuz olursun, ama sebebini bulamazsin
10 hiçbir partiden haberin olmaz
11 sevgili edinecek olgunlugun yoktur.
12 yabanci bir dilde gramer hatalari yaparsin (dikkat etmedigin için°
13 ders dinleyemezsin
14 ders çalisamazsin
15 mutsuz olursun

durumdan kurtulma yollari : yok. senin alinyazin bu. sen zavalli birisin. lanetli bir insansin. ha yasadin, ha yasamadin. bir laf salatasindan ibaretsin.

Pazartesi, Nisan 24, 2006

dunyada neler oluyor?

je ne sais pas. bazen kendimi izole, kisirdongulu, renksiz ve ruhsuz hissediyorum. ey yerimde olmak isteyen baba, yerimde olmak isterdin de, sen sen olarak kalarak yerimde olsan daha iyi olur, sen ben olarak kalmayacagin için, benimle ayni dertlerden muzdarip olmazsin.

yine abarttim, yine yine. okuyucudan bunlara ne?

Pazar, Nisan 23, 2006

dun gece ezgi trak'lara gittim. okulunu ne kadar sevdiginden bahsetti durdu. bu sabah da host babasiyla louvain la neuve'de biraz dolastik. ona dert yandim. louvain la neuve çok guzelmis.
zavalli babam aradi beni. dedi ki: bosver depresyonu vakit kaybi. demek ki depresyona girecek vakti yok. anlamiyor boyle lukslerden. bir de dedi ki yerimde olmak istermis.

Cuma, Nisan 21, 2006

fotograf dersimiz var bizim. en nefret ettigim ders. filtreyi çikarmayi unutmamissam kagidi ters koyuyorum. onu duz koymussam arkamdan biri sesleniyor: "çekil ezgi". oda kuçucuk, dar ve karanlik. herkes mesgul ve asiri becerikli. herkes makinelerin, masalarin arasindan rahatlikla suzulebilir, bir tek ben sap gibi ve hantal duruyorum. insanlarin yollarini tikiyorum. "netligi kontrol et." diyor ogretmen. hangi netlik anlamiyorum. kendimi aptal gibi hissettiriyor bana ogrenciler ve ogretmenler. bu konuda onlari haksiz çikaramam ki. aptallik dedikleri sey bende var. fakat ben buna aptallik demezdim. "dalginlik" derdim, "sakarlik" derdim, "bilmemek" derdim. bi yandan onlara hak veriyorum, bir yandan fotograf dersi beni beni yoruyor. "kalemini alabilir miyim?" "neden hiçbir seyini getirmiyorsun hiçbir zaman?" artik sormaya çekiniyorum. bunla da ogretmen dalga geçiyor. en son "ne olmak istiyorsun okul bitince?" diye sordu. "daha karar vermedim ama sosyolog olmak istiyorum." dedim. "sen mi?" der gibi suzdu. guldu sonra. bunlardan kurtulmanin en rahat yolu sevimlilik. sevimli davranirsan seni hos gorebiliyorlar.

ben artik yatiyorum çikip yukari çunku basim agrimaya, her tarafim kasinmaya basladi. iki alerji hapi aldim, basim agriyor ve parmak uçlarim uyusuyor. simdi olursem cehenneme giderim bu kadar yakindigim ve elimdekilerin kiymetini bilmedigim için. korkma anne, saka yapiyorum.
mutsuzum, olmek, olmek istiyorum. neden bu kadar sik yaziyorum sandiniz? gerçek dunyada var olmadim, sanal dunyada var olmak istedim. "ben de varim" demek istedim, gerçek bir ezilmis insan yavrusu gibi. subat ayinda, mart ayinda bu kadar sik yaziyor muydum? hayir. o zamanlar altin çagimdaydim ben. hiç bu kadar mutlu, bu kadar rahat ve serbest, bu kadar à l'aise ve bu kadar flortoz olmamistim. fransizca yazmam gerekiyor aslinda.(uyum) blogumu bu kadar çok yazmamam gerekiyor. sizden bana hayir gelmez. vuracagim kendimi yollara. son birkaç gundur, blog yazip duruyorum. mutluyken aklima bile gelmez. niye gelsin? ben koseme çekilip kendime aciyan sarkilar yazacagim. "neden aciyorsun kendine sirin?" hiç bilmiyorum. çevremdekilere bakiyorum, onlarla kendimi kiyaslayip duruyorum.

Perşembe, Nisan 20, 2006

sildim fotografimi. bana narsist teshirci muamelesi yaptiniz. oysa ben kendimi gostermeyi dusunmuyordum bile. niyetim foto blog yapmakti. ama boyle daha iyi, gizemli kalmaliyiz.

okuyucuya kendini tanitmak istemek de blog yazma asamasinda bir tehlike. nihan diyor ki, e.s, okuyucunun var olmasini istemen gayet dogal. sen insansiz olamazsin. ve senden gelen bir seydir bu, reddetmene, bastirmana hiç gerek yok. fakat, ya okuyucu? ona azar azar gostermek en iyisidir. sonra yazilar suna donebilir:

"gobek deligimi çok begeniyorum. harika, kivrimli, t seklinde bir gobek deligim var. simdi asagida fotografini goruyorsunuz."
Image hosting by Photobucket

Çarşamba, Nisan 19, 2006

Image hosting by Photobucket
Image hosting by Photobucket


Image hosting by Photobucket

elif

ah elif


Image hosting by Photobucket

allah'in isine bak

allah çocuklari bu kadar sevimli, bu kadar guzel yapmis ki kimse onlari dovmeye kiyamasin. yine de dovuyorlar allahsizlar.

Salı, Nisan 18, 2006

romantik sali oykusu

çetinin odasi'na girerken sessiz ve dikkatli olmaliydim. pencere açikti, gunessiz bir gunbatimi vardi disarda. gokyuzunun mavisi koyu ve parlakti, içeriye bir isik gibi suzuluyordu. çetin, yastigina kafasini gommustu. saçlari kumral iplik taneleri gibi yastik kilifinin ustune serilmisti. oda, uykusuyla birlikte nefes aliyordu. canliydi oda. karanlik mavilikte beyazligi seçiliyordu. odada ne yapacagimi bilmiyordum. bu oda, gunlerdir hayal ettigimden daha da masalsiydi. yazlarini teyzesinin çiftliginde geçiren aysegul'u dusundum. iste çetin, boyle bir evde yasiyordu. pencereden disariya baktim, uçsuz bucaksiz sari tarlalar, bu karanlik huzura ayak uydurmuslardi. çetin'in uykusunun nasil tum odayi bu sekilde kaplayabildigini dusundum. çetin uyandi yavasça. gulumsedi. disarisi koyu, koyu bir mavi karanlik, gizli bahçe karanligiydi. kolunu yorganin altindan çikardi, hava serindi.

çetin'in yataginin kenarina oturdum. "odan ne kadar guzelmis" dedim. yuzu hiç tanidik degildi, degismisti. çok garip ve o gune ozgu olmustu. kafasini yere egmis, hiçbir sey soylemiyordu. "neden ve nasil odama girdin?" demiyordu. her seyi biliyor gibiydi.

ve derken bas kahramanimizin ruyasiymis bu megersem de uyanmak zorunda kalmis, uyaninca bir sureligine bu ruyanin etkisinden çikamamis, rutine yenilmemek için gun boyu bu ruyayi dusunmus. aslinda oyle degil ama neyse.

Pazartesi, Nisan 17, 2006

aranizda adi çetin olan var mi?

Pazar, Nisan 16, 2006

f.k.: çocukluk ve ilkgençlik yillari.

Image hosting by Photobucket
babam uzerine

babam x. s., çocuklugumdan beri beni haksiz çikarmak için ugrasip durmus. iddiali, fazlaca dramatik onermelerimle dalga geçmis, beni kuçuk duruma dusurmekten adeta zevk almis. en belirgin anim, su an bellegimde canlaniyor:

bundan bir sene kadar onceydi. damla, ezgisu, ben, idil, bizim eve gitmek için babamin siyah cipine binmistik. (bu cip, cip seklinde, siradan bir arabadir). ezgisu, damla ve ben, birlikte tiyatro yapiyorduk. birkaç hafta once okulumuzun sahnesinde oyunumuzu sergilemistik. babam, ezgisu'ya ileride çok iyi bir tiyatrocu olacagini, damla'ninsa çok iyi bir karakter oyuncusu oldugunu (ne demekse) soyledi, sonra bana donup: "seni de okeye dorduncu olarak alirlar artik" dedi. bu gereksiz ezis karsisinda arkadaslarim biyik altindan gulduler. bense hep "benim karakterim boyle kompleksli, bu kadar kendine guvensiz, durusum bu kadar pisiriksa, bu senin suçundur baba!" diyorum, biraz psikoloji bildigimi sandigimdan dolayi, tahmin ederek. o ise "hadi ordan dramatik!" diyor sadece. bu tavri bana nihilistleri ve sinikleri hatirlatiyor. alayciligi hiçbir argumanla çurutulemeyecek kadar guçlu yapiyor kendisini.

babam giyimimi de begenmez. der ki : "kizim, bu senin uniforman mi? dogru duzgun giyinsene. komik duruma dusuyorsun." ben de "bu benim tarzim baba" derim. bu cumle ise, onun saatlerce dalga geçebilcegi bir cumledir. tavirlarda ve sozlerde mukemmeli aramayi babamdan ogrendim. (bu da onun için gulunç bir cumleydi. babamdan ogrendim. bu, bir best- seller kalibi. kullanmamaliyiz.)

oysa ki detaycilik ne kotu. birakin, insanlar istedigi culmeyi kullansin, istegi gibi guzel giyinmeye çalissin. alaycilik ne kotu.

not: bu yazida geçen babam, abarttigim bir babadir, gerçek babami anlatmadim. bizim sinifta sakalarimi gerçek saniyorlar, su aralar herkes boyle.
bir sarkinin ustune yazacagim, alistirma niyetine. rastgele bir sarki seçiyoruz: the cure: just one kiss. basliyoruz.

remember the time that you rained all night
the queen of siam in my arms
(yagmur gibi yagdigin zamani hatirla, siyam kraliçesi kollarimda)

bu dizeler aklima genç bir çocukla 30larinda bir kadinin askini getiriyor. solistin toy sesi bu dusuncemi guçlendirmekte. kadin kocaman, onemli bir kadin. fakat bir o kadar da zavalli ve kirilgan. tersi de olabilir:

remember the time that you rained all night, the king of siam in my arms.

burda kuçuk kizin anaçligi da devreye girebilir. (aman sana bir sey olmasin) ya da toy oglanin aski iyice guçlenip bu dul kadini koruma istegine donusebilir. ask imkansiz olmali.

remember the time when the islands sank, but nobody opened their eyes. (adalarin battigi zamani hatirla, fakat kimse gozlerini açmamisti bile). iki kisinin askini gizlice yasamasini hatirlatiyor bana bu dizeler. adam evli olabilir. ya da dul kadinin çevresi genç çocukla askini ayiplayacaktir. kimse bu iliskiden haberdar degildir. iki kisi, bir odada birbirlerine sarilarak yatarlar, adalar batar, kimsenin haberi olmaz. oglan ya da genç kiz, duygularla ve çocukça bir atilim istegiyle doludur. baslarindan buyuk olan bu aski, sahiplenmek, kabullenmek isterler. kuçuk govdeleri saflikla ve askla yanmaktadir.

"somebody died for this, somebody died, for just one kiss." (biri oldu, biri bir opucuk için oldu.)

sarkilari yorumlamak guzel.

Cuma, Nisan 14, 2006

bir arkadasim bana asagidaki yaziyi gonderdi

o zaman kendime iki sey sordum. loïc olmadan yasayabilir miydium yoksa
buna imkan yok muydu?
eger loïc olmadan yasayabilecegime kanaat etseydim, sanirim tum
problem daha en bastan halledilmis sayilacakti. buna ragmen loïcsiz
yasayabilirim diyemedim. o bilse, bilmese, bun birgun ardenlerden
donen gri bir trende gozlerime uzun uzun baktigi zaman aklindan
gecirmis olsa, cok mantiksiz bulsa yada ciddilesse, kalbini kucuk bir
kutuya kilitleyip anahtari sulari ustume akip kalbimi islatan gole
atsa. ya loïc'in onu ne kadar sevdigimi anlamasini saglamali, ya da susmali,
onu gordugumde kendimi aglamamaya, hicbirzaman yanit veremeyecegim
sorulari unutmaya zorlamali, calan telefonlarin ondan olabilecegini
dusunerek sevinmeyi durdurup beni reddetmekteki cok yerinde
sebeplerini kabu etmeli, eglenmeli, havadar mekanlarda dolasmali,
hicbirseyin hicbir anlam tasimiyor olusundan endise duymamali, hayat
kolaymis gibi davranmali, gercekten kolaymis gibi gulmeli, guldurmeli,
mumkun oldugunca icmeli ve sohbet etmeliydim.
hayatta ondan baska ne gibi guzel seyler olabilecegini dusundum.
agaclar, kuslar, paten kayan kucuk cocuklar ve golde kirilan gun
isigi. nargileyi icime cekmekten nasil zevk alabilirdim yada
sokaklarda dolasmasmanin anlami var miydi? gordugum en guzel
manzaralari hatirlamaya calistim, en cok mutlu hissettigim anlari.
yasamanin artik neye faydasi vardi? nasil surdurulmeye deger
sayilacakti?
bir bitki oldugumu dusundum. atalarimda hep benim gibiydiler. ve
bizler bu bitkiselligi boylece surdurmeye zorunluyduk. hayatta
kalmaya, bunun icin umud etmeye ve savasmaya mecburduk. sonucta olup
biten ayniydi, herkes ayni seyi yapiyordu. birgun bu bitkilerin de
dinazorlar gibi yok olacagini umdum.
onun biraktigi boslugu baska herhangi bir objet, bir insan
dolduramazdi. cigerlerimin arasinda bir delikle yasayacaktim. ictigim
sigaradan bile bu yuzden tat alamayacaktim. her sarki oyledigimde
dinleyenler sesimdeki huzunden aglamak zorunda kalacaklardi.
istemiyordu. gitmisti. ben de elma cekirdeklerini ve kurbaga bacagini
bir torbaya koydum. kurutulmus yapraklari kaldirdim.odunlari tek tek
atesten cektim ve kuleri ay isiginin altinda bir incir agacinin
yapraklarinin golgesi altina gomdum.
son buyumu de boylece yaptim iste. asla asik olmamak icin. hayatin
birdaha hic tadi olmayacagini bilerek.

Pazartesi, Nisan 10, 2006

vucudumu kabullendim artik, kismen. yasli bir adam vucudunu nasil kabullenirse oyle. bir soyunma kabininde yasadim bu acikli duyguyu. mukemmellikten hayli uzak olan bu insan vucudunu horgoruyle ve kabullenmislikle suzdum: genis venus kalçalari, kisa ve siradan bacaklar, net olmayan, oldukça gerçek ve canli bir ten. begenmedim. ben, e.s., ben, bu tek, bu benzersiz kisi, nasil boyle siradan bir vucuda sahipti? hatta yer yer çirkin bile sayilabilirdim. vucudumun bana ait olmasina sasirdim. yuzumun bana ait olmasina sasirmam gibi bazen. yuzum yine bir seyler ele veriyor. gulumsedigimizde yuzumuzun aldigi sekil gibi, sadece yapiya bagli olmayan bir sey. oysa vucut oyle mi? vucut, sadece allah vergisi, oylece duran bir sey. benim vucudum da benim temsilcim degildir. bu kollar, bu bacaklar çirkinse eger, benim suçum degildir. bu yuzden yasli bir adam gibiyim iste. artik vucudumu sadece yurumeye, kosmaya, uyumaya, yemek yemeye yarayan, abartilmamasi gereken bir sistem, bir makine, bir araç olarak goruyorum.

Cuma, Nisan 07, 2006

askindan paramparça bir kalbi tasiyorum
gittigin gunden beri inan yasamiyorum
seni bana sorana haberim yok diyorum
simdi nerde kimlesin bilmek istemiyorum

hakikaten, ask ne guzel bir sey. fakat c. ve t.'yi gordukçe midem bulaniyor, onlar gibi asik olacagima hiç olmayayim daha iyi. 17 yasinda ikisi de, birbirlerine "susu" diye sesleniyorlar. sanki iki yildir evliler. bu ne be? opusmeleri bile mide kaldirici. beni yasamdan ve asktan sogutuyorlar. "antipati"ye verebilecegim en guzel ornek bu çift. oysa ne guzeldir ask.

c. bakimli falan bir kiz. ben guzel bulmuyorum. sevgilisinin ustunde otorite kurmus. sevgilisi de dovulmus kopek bakisli bir çocuk. neden bilmiyorum, tuylerimi diken diken ediyorlar. oysa ki ben durup dururken kimseye gicik olmam. fakat bunlari gore gore delirecegim. yeter ya, boyle çiftler için kanun çikarilsin, asik olamasin bunlar!

abarttim tabi.

Pazar, Nisan 02, 2006

nemo ramjet hepimize saldirdi.

bir onceki yazima baktim. (françoise sagan'a ozenmistim) ne kadar da radiohead alternatif gençligi gibi geldi. hepsi internetten okudugum bir çocuk yuzunden. neymis efendim, istanbul lise gençligi depresyon hirkasi, cep telefonu kaybolmasi yuzunden olenler, bunlardan tiksiniyormus. sistemden nefret edermis gibi yapan gençlere kiçimin kenari diyor. aklima hayalciler yazim geldi. bu yazimi gorse beni de onlardan ilan ederdi. ama ayni zamanda onu takdir de ediyorum. basarili bir genç.

"ben atakan, okulum olan galatasaray lisesinden çiktim, avusturuya lisesinden kiz arkadasim pelin'i aldim, biz radiohead'e bayiliriz, ben de bebek'te oturuyorum" demis.

aptal nemo ramjet, galatasaray'daki tertemiz çocuklardan hangisi bebek'te oturuyor soyler misin? hem sen okulum ve evim olan bu guzel yuvaya nasil boyle saldirabilirsin? allah allah. tanimadan etmeden. hem bizim okul ozel okul da degil. baba parasi dayiyorum ama tabi ki baba parasi yiyecegim bu yasta. allah allah.

bu yazinin bu kadar aptal olmasini nasil engelleyemiyorum?

kasdav'a benim sarkimla katildilar: "kimsenin benle isi olmaz, simdi anladim bunu" simdi bu çocuk orda olsa bunla da dalga geçerdi. oysa bunu ortamci gençlerin arasinda içim ezim ezim ezilirken yazdigimi bilmiyor.
su aralar en buyuk sorunum can sikintisi. bugun birileriyle dandik bir karnavala gittik. canim hep sikildi ve hep baska seyler dusundum. uzaklara baktim. içimde kocaman bir sikinti buyuyor ve buyuyordu. gogsum sikintidan sikisiyordu. yalniz kalmak ve istedigim seyleri ozgurce yapmak istiyordum. bana bakip "ezgi yorulmus bugun" dediler. "sizden sikildim" diyemedim. arabada doris'e "yanlis anlama ama ben insanlardan sikiliyorum" dedim. yanlis anladi ve basini ik yana salladi. arabada fransizcanin ne kadar nuansli bir dil oldugundan bahsedesim geldi. hemen baska konular açti ve konusmaya basladi hiç susmazcasina. o konusurken ben sikiliyordum. kendi siram gelsin istiyordum. can sikintim hiç geçmedi ve hala da canim sikiliyor. en azindan simdi yalniz ve ozgurum ve sikintimi gonlumce yasayabiliyorum.
uh boy you're looking like to like what you see won't you
come over and check up on it,
i'm a let you work up on it
ladies let him check up on it

check on me tonight.

Cumartesi, Nisan 01, 2006

Olay :

Gabby agliyordu. Aslinda çok neseli, konuskan biridir. Simdi agliyordu. Kuçuk bir salon tutmuslardi aksam eglencesi için. Herkes içiyordu. Herkes opusuyordu da. Gabby « ben kendimi iyi hissetmiyorum » diye agliyordu. Nedenini açiklayamiyordu. Celine bikkin bir ifadeyle ona bakiyordu. Gabby, celine’in bu ifadesine aliskti. Celine asiri guzel bir kizdi. Ona biraz asik olmamak mumkun degildi. Celine, ne kadar guzeldi. Ama gabby onu biktirmisti. Kendine guvensizligiyle celine’i yormustu. Ustelik kendine guvensizliginin nedenleri yerli yerindeydi. Aglamkta hakliydi. Celine, ne diyecegini bilememisti zaten. Iyiligi, onu boyle insanlardan kaçamamaya itiyordu. Guzelligi, onu melege donusturmustu. Gabby utanmaliydi.

TOPLUMUMUZUN KATLETTIGI ZAVALLILARIN KADERI

Hayalin iyisi ve kotusu vardir. Iyi seyler duslemek her zaman iyi seyler getirmez. Tembel ve kendine donuk insan, duslediklerini yasadiklarinin yerine koyar. Bu tip kisiler kendi kendilerine acirlar. Kendilerine acimalari gun geçtikçe artar. Zamanla bunu yasam biçimi haline getirir, baska turlusunu yapamaz olurlar. Hayallerini arsivler, zamani ve yeri geldikçe degisik kurgulari çikarir, ayni basit ve onemsiz hayalleri tekrar tekrar kurmakla eglenirler. Bu hayallerin onemsizligine deginmeden edemeyecegim. Oyle ki hayallerin formati « ben suraya gitseydim, orada bilmemkimle karsilassaydim, ona sunu deseydim » gibidir. Oraya asla gitmez, kimseyle de karsilasmazlar. Peki neden boyle olmuslardir ? dogustan gelen bazi ozellikleri ve bu ozellikleri yuzunden çocukluk ve ilk gençlik yillarinda çektikleri yuzunden, diyecegim. Çabuk pes eden bir yapiya sahip olduklari için, kabuklarina çabuk çekilmis, boyle haylci olmuslardir. Istedikleri, tekrar soyluyorum, maddesel seylerdir, yahut dunyevi seylerdir, « begeni » bunlarin ilki. Ona sahip olsalardi, « hayalci » gibi kulaga hos gelen bu unvani asla hak etmeyeceklerdi. Gerçek hayalcilerse bambaskadir.

Hayalcilerin genel kisilik ozelliklerini asagida verdim. Bunlar, onlarda var olan tohumlardir, bu tohumlardan yola çikarak farkli kisilikler olusturmak mumkundur. Hayalciler, tohumlardan yaratilabilecek en kotu bitki olup çikmislardir. Asagidaki ozelliklere sahip her kisi hayalci degildir, hayalci de, asagidaki her ozellige sahip degildir :

1 az atletiklik, fiziksel bir yahut birkaç kusur.
2 çekingenlik
3 pisiriklik
4 dalginlik ve dusunceli ruh hali

1, 2, 3 ve 4. maddedelerdeki ozellikleri çocukluk yillarinda baslarina dert olmus, çocuklugun zalim dunyasinda kendilerini kurtarmayi basaramamislardir. Yasadiklari sarsinti, onlarda kompleksler olusturmustur ve çocukluktan çikarken hayalcide su ozellikleri gorebiliriz :

1 gereksiz asabiyet
2 degisik takintilar
3 sorgucu ruh hali
4 aci ve yardim bekleyen sinir bozucu bir gulumseyis
6 daha iyi bir durumda olmaya dair kurulan hayaller

nazilerin 6 milyon kisinin canina kiymis oldugu, issizlerin, guçsuzlerin, savasa gidenlerin bol oldugu dunyamizda sayilari pek çok olmayan zengin hayalcilerin haklarini savunacak degilim. Diyeceksiniz ki hayalciler, kimsenin canina kiyamazdi. Siz, onlara daha guç vermediniz. Bilemezsiniz. Hayalciler de pek ala, kotu insanlar olablir. (hayir, buna gonlum izin vermiyor)

çektigimiz acilarin bizi daha sevilesi yapmadigi tezine katilarak, yukaridaki paragrafimi yalanliyorum.

Yine de hayatta kalmak için savasmak (ilk çagdan beri), el emegi ve is gucu gerekir. Olan seyleri oldugu gibi gormemek simarikliktir. Ben, bu yuzden arizona dream’deki grace’e ve uçmak isteyen deli kadina « hadi lan ordan, sizi » demistim. Yazimi sosyalist kultur ansiklopedisinden aldigim su paragrafla bitiriyorum :

Beat kusagi : bunlara bitnik degil, bitlinik demek daha yerinde olur. Kapitalist bir para babasinin bile devrime bunlardan daha fazla katkisi vardir. Sag alt kosede : bir grup bitnik genç eglenirken.
hayir, dedim, bak, okuyucu gerçek mi degil mi dusunmeyeceksin. okuyucu senin kafanda hep sanal bir sey olarak kalmali. sanki kimse seni okumuyormus ve sanki herkes seni okuyormus gibi olur, rahat rahat yazarsin. çok kisisel olaylardan bahsetmeyeceksin. hayatin hakkinda yarim yamalak bilgiler vereceksin. kendini nasil dusluyorsan oyle anlatacaksin, boylece ozel hayatina girmemis olurlar. okurun rontgencilik duygusu (varsa) boyle koreltilir. fotograf koymak ister insanin cani, ama kendini tutmasini bileceksin.

Cumartesi, Mart 25, 2006

sevgili okuyucular, canlarim,

ben iyiyim. sizi sormali. hep hayalimdesiniz. biliyorum, ben de ah, ben de sizi dusunuyorum.

Perşembe, Mart 23, 2006

uzun suredir yazamadim. internetim yoktu. yazacagim. her seyi anlatmak istiyorum.

Perşembe, Mart 16, 2006

bana para gerek. ££££$$$$$$

Perşembe, Şubat 16, 2006

yine ayni tip geçen sene nostaljisi

batiyi bilip doguyu seçen insanlar demisler. ne de guzel demisler. simdi gozlerimi kapayip dusunuyorum da aklima binlerce belirsiz sey geliyor okulla ilgili. yatakhanede bir aksamustu "sorma neden"i dusunup agacin gri dallarina bakmistim. sivginlar ayna karsinda susleniyorlardi. grand courun tellerinde parmaklarimi gezindirerek dolastim. uyusturucuyla ilgili saçma sapan bir film seyine gitmistik. o oglen tiyatro yoktu. katolik klisesine kadar yurumustum. tunel'e kadar yurumustum. orada bir sure oturdum. kuliste uyuyakalirdim. saçma sapan giysi avina çikardim. hep bir seylerin ozlemiyle yanar tutusurdum. kuçuk seylerde o seyleri arardim. simdi de. liege di, trenlerdi, hep bunlari ariyorum. chartier de nevizade'ye gitmisti tiyatroculari birakip. burasi halka açik bir blog. yine anlamayacaksiniz ne demek istedigimi. çok onemli degil. sorma neden'i dinleyin. rafet elroman. gri agaç dallarini dusunun. vay vay vay e.s., sen ne hallere dustun, yazik kiz sana.
1 haftaligina bir kreste gonullu çalismam lazim. wendy var, iki yasinda, gabriel'e asik. gabriel gelince kosup ona sariliyor. gabriel ise 1 buçuk yasina ragmen beni buyuk adammisçasina sinirlendiriyor gabriel. çocuklar insanin içinde ne iyilik varsa alip goturur. ciddi soyluyorum. bu hafta basinda çok anaç ve iyi kalpiliydim, gabriel yuzunden kafayi yiyecegim.

Pazartesi, Şubat 13, 2006

geçen hafta farkli iki ask atilimi yaptim. yapamadim diyelim. sonuç mu? ah. basarisizlik. oysa her aksam dismissed izliyorum. ya bu loserlik da moda oldu. kendine guvensizligin kitabini yazayim dedim, dedim ama, sonra aklima geldi de yeni bir ekol olustururum (ekol mu?), yeni bir moda yaratirim, beni tanriçalari benimserler diye, korktum. hem yazmayi dusundugum sey çoktan yazildi. oysa ben 13 yasimdan beridir, hatta 9 yasimdan beridir esasli loserim. hiçkimseden de ozenmedim. oysa sen gel bunu baskasina anlat. ustunde "natural born loser" yazan tisortlu gençlerden biri zannederler beni. oysa benim anlatamadigim, ben bunu sosyeteye tepki olsun falan diye yapmiyorum. ben boyleyim. (boyle de devam et, aferin) sizin yuzunuzden beni de sizin gibi zannediyorlar. oysa benim cidden ve hakikaten kendime guvenim yok. allah allah! loserligin da moda olmadigi eksikti. aptal misiniz nesiniz? kuçumsesenize yarabbim, dogru duzgun, yuzeyseller gibi! daha kotu hissediyorum kendimi siz de benim ozendigime ozendikçe.
ne de bos konustuk.

not: hakikaten kendinize gelin. normal normal yasamak var su dunyada. ben artik buna inaniyorum.

yuzeysel isler gunluk gazetesi

sayfa 3

KALP AGRISINA UGRAMADAN GUNLUK YASAMLA BAS ETME REHBERI_2

INTIHAR KONUSU

bir tesebbuste bulunduysaniz ve olmediyseniz... olmek istemediniz. burasi kesin. yaptiginiz bir dikkat çekme tesebbusuydu. medyatik dil ile bir yardim çigligiydi. sonuçlari ne oldu? buna deginmeyecegim. neden dikkat çekmek istemis olabilirsiniz? hayal bir savunma biçimidir. demek ki bir seyler kotu gidiyordu. dikkate alinmadiginizi dusundunuz. intihar ettiginizde arkanizdan yazilacaklari hayal ettiniz. fakat olumunuzu bu yuzden gerçeklestiremezdiniz. probleminiz intihar etmeyi gerektirecek kadar ciddi degildi. bu sizi daha çok uzuyordu. sik sik kanser olup onun gozleri onunde yitip gittiginizi dusundunuz. sabah kalktiginizda içinize bir kalp sikismasi yerlesirdi. bu sikismanin adina onun adini verdiniz. bu sikisma, durumunuzun gerçekten kotu oldugunu gordugunuzde gelirdi. hiç siirsel degildi sikisma. kendinizi savunmak için intihar hayalleri kurmaniz çok normaldi. peki bunun için mi intihara tesebbus ettiniz? sanmiyorum.

dogrusu bu konuya girecek bilgiye sahip degilim. bransim degil. biz konuyu hayaller çerçevesinde tutalim (zut!)

iyi ve sevilesi olamayinca garipliginiz artti. zira artik iyi ve sevilesi olmak için çabalayamazdiniz. daha garip oldunuz.

çozum için hiçbir sey onermeyecegim. butun bunlari aynen bu sekilde surdurun. yapabileceginiz baska bir sey yok. bir sure sonra kendi kendinize sikilacaksiniz ve bu tur melankoliden vazgeçeceksiniz zaten. bu sure içinde çok kilo almamaya ve telvizyonun karsisinda oturmamaya dikkat edin. partiye gidecekseniz engellemeyin. disari çikin. toplantilara katilin. kisir dongu olmasin. illa çaba harcayin demek istemiyorum ama evde çok durmayin. kuçuk kasabasinda mutlu mutlu isten eve evden ise giden lola'yla kendinizi kiyaslamayin. daha kotu olur, kendinizi ona benzetirsiniz. dusunmemek en iyisidir.

sevgili kalbi kirik, gonlu yarali, boynu bukuk okurlarim, kendinizden utanmayin. kendine guven bir haktir ve bu hak herkese verilmistir. sizden esirgenmez. digerlerinden çok çok geri de olsaniz.

Pazartesi, Şubat 06, 2006

dun ruyamda tiffanie'yi gordum. istanbul'daydik. bir koprunun uzerindeydik. eminonu'ne benziyor olabilir. ama gokyuzu farkli bir safak rengindeydi. mora çaliyordu hatta. hiç bildigim, tanidigim istanbul'a benzemiyordu. yine de guzeldi her sey. tiffanie bana donup ekonomiyle ilgilenen romali bir filozofun adini soruyor. "platon" diyorum. "hayir o yunan" diyor o da. bir turlu filozofun adini bulamiyoruz. sonra birden "sanata gidelim" diyor tiffanie. "hangi sanat?" diyorum. sonra "sen nerden biliyorsun sanati?" diyorum sasarak. biliyorum ki hiçbir sey eskisi gibi degil. ama o kadar guzel ki her sey hiçbir seyin eskisi gibi olmamasi beni sevindiriyor. gokyuzunun rengi çok garip. binalar, deniz, isigin etkisi ile gerçekustu.

uzulerek uyaniyorum. içimde neye oldugunu bilmedigim derin bir ozlem var. canim bir seyler çekiyor. bir yerler. nereler oldugunu bilmedigim bir yerler. anlik heyecanlara kapiliyorum.

Pazar, Şubat 05, 2006

r y
g i i i u
t
...

bunu sakin yorumlamaya kalkismayin. zira ben soyut eserler ureten bir sanatçiyim. açiklamasi ancak bende saklidir. siz anlayamazsiniz. herkes kendine gore de yorumlayamaz. lutfen.

açiklamalarini bir gun yapacagim. daha bulamadim. ama bulmak acayip kolay. ne var ki, uydursam bile anlayamazlar.

çok degerli gorusumu dile getiriyorum: soyut sanata karsi degilim. sanati ciddiye alan bir kisiyimdir. hep çarpik burunlu kadinlar yapacak degiliz. bir bakima kaçinilmazdi soyut sanatin ortaya çikmasi. simdiki akimlari da begeni-yorum. yakinda butun art contemporain muzelerine gi-decegim. oralar ba-ska yerler. insanin ka-fasi karisiyor. beyni allak bullak oluyor. anlamsiz dusuncelere kapiliyor. anlamiyor tabi. ama olsun, ben artik eski tablolardan biktim. çuz;

Pazartesi, Ocak 30, 2006

"flort de bir spordur"
dismissed

çok guzel small talk yapiyorum, artik diyeyim. sessizliklerin doldurulmasi konusunda uzmanlastiniz mi seker? evet, haha o kadar komik bir sey ki bu, gormelisin. hatta yakinda kur yapmaya baslayacagiz. oyle ki, ellerimizde kadehler yerine bira siseleri olacak ve bagira bagira konusacagiz. sonra herkes opussun. lutfen. yalniz bunun için çok istekli gorunmeyin, ne olur ne olmaz, etrafta sarhos olmayanlar olabilir. su ayyas edebiyatini birakin lutfen. demode bunlar. charles bukowski'yi okudum ben, bir kitabini sadece. neyse. ortama uyum saglayamayanlar suçlulukla ve mal a l'aise likle aglasin. bunlar ne gereksiz. ogutlerimi dinleselerdi boyle olmazdi.

"buralarda ozu kaybediyoruz"
sivgin

Çarşamba, Ocak 25, 2006

sevgili istanbul,

istanbul, seni ne çok ihmal etmisim senle iken. sirkeci, laleli, eminonu, gulhane. karakoy'u severdim ya gerçi. donunce hepsini tekrar gorecegim. hiç gormemis gibi seni yeniden kesfedecegim istanbul. neredeyse aglayacaktim, geçen gun senin rehberini gordum de.

ben senin çocugun olayim istanbul. genç kiz, genç kiz derler. genç kiz da kim istanbul? ben yasamayan ezgiyim. yasamadigim zamanlari seninle gidereyim. aç koynunu, ben geleyim istanbul. yalnizligimi kabul et. bir toy oglana ogrettigin gibi yasamayi ogret bana. hiçbir zaman da yasayamayayim istanbul. gecelerini tek basima, gunduzlerini tek basima yasarim. kimse de musallat olamaz bana. nargileydi, rakiydi, hepsini içerim tek basima. sularinda yuzerim.
ah ne kadar uzuluyorum hepiniz için, elimde olsaydi hiçbirinizi reddetmezdim inanin. fakat ne yapabilirim ki? çirkinsiniz, fakirsiniz, zencisiniz, sakatsiniz, korsunuz, arapsiniz, kultursuzsunuz, maleviç kim soyleyin, ben de yeni ogrendim ama siz hiç ogrenmeyeceksiniz. bu yuzden birlikte olmamiz imkansiz. bunu için kendimi kahrediyorum. elimde olsaydi hiçbirinizi reddetmezdim, inanin.

Pazar, Ocak 22, 2006


Image hosting by Photobucket



robertli entel teyzeler yeter artik!! siz amerikan ozentisi ve amerikan karsiti robertli entel sutyensiz teyzeler, size baska bir yazimda deginecegim. kendini tasradan saymayanlara savas açiyorum. ben istanbullu isem istanbuldan ve tasradan bir seyler tasirim. carsambaliyim cunku ve istanbulluyum, anliyor musunuz? ezgi trakla ikimiz bir olup tum entel dantel frenk ve amerikan ozentilerine, "annemgillere gittik" diyenleri hor gorenlere, hepsine savas açacagiz. selim isik ozentisi olan ben diyorum ki (frenk ozentisi olmaktan iyidir, gerçi selim isik beni sevmezdi herhalde, neyse selim isik'i karistirmayalim) fransizca konusuyorlarmis, iyi de bu onlarin dilleri, anlamiyor musunuz? antreyi yemekten once yemeleri de bizim yemekten once corba icmemizle ayni sey. biz antre yapmak zorunda degiliz, onlar yapiyor diye. ve "dayioglu, teyzeoglu" da turkçede kuzenin karsiligidir. artik robertliliginizden kurtulun. (gerçi ben robert'e gittim, çok guzel okul. ama hep dalga geçmistik, cop kutularinin ustunde garbage yaziyor diye.) neyse, konumuz cok daha derin ve ince.

yuzeysel isler gunluk gazetesi

KALP AGRISINA UGRAMADAN GUNLUK YASAMLA BAS ETME YOLLARI_1

Sessizliklerin doldurulmasi

en onemli konulardan biri de sessizliklerin doldurulmasidir. yeni tanistiginiz insanlarla konusurken arada sessizliklerin olmasi oldukça normaldir. yeni tanismis iki insan, konusmalari esnasinda her zaman bulbul gibi sakiyamaz. birbirinize anlatacak seyleriniz bitmis olabilir, yahut anlatilacak seyler anlatana o an için anlamsiz veya gulunç gelebilir, anlatan bu seyleri soylemeye her zaman cesaret edemeyebilir. sebebi ne olursa olsun, her munasebette sessizlikler olur, olacaktir. bu sessizlikleri mumkun oldugunca doldurmaya çalisiniz. bunu için çekingenliginizi yenmeniz gerekecek. soyledikleriniz size luzumsuz gelse de konusmaya çekinmeyiniz, onemli olan sessizligi doldurmaktir. karsinizdaki sahsa sorular yoneltin, isini, medeni halini sorun. bu sorular bittiginde çevreniz hakkinda yorumlar yapin, sormamis olsa bile kendiniz ve genel durumunuz hakkinda bilgiler verin. butun sessizlikleri de siz doldurmak zorunda degilsiniz. birakin karsinizdaki de konussun. ve sessizlikleri tamamen yok etmeye çalismayin. sessizlikler her zaman olacaktir. sizi rahatsiz etmesinler. susun ve etrafiniza bakin. kendinizi sessizliklerden sorumlu hissetmeyin. bu, karsinizdakiyle paylastiginiz bir sorumluluktur.

Istisnai haller

1 karsinizdaki sikilgansa

kendinizi anaç hissetmeyin. sikilganlik, hor gorulesi bir durum degildir. yalniz, sorularinizi artirin. karsinizdakinin çekingenligini kabul edin ve bunu kirmaya çalisin. ilgilenin, yardimci olun fakat bunu koruyucu bir tavirla yapmayin, yoksa kirici olursunuz.

2 karsinizdakinin sizinle konusmaya istegi yoksa

bunun yorgunluk, zamansizlik gibi masum nedenleri oldugu gibi, sikilma, horgoru gibi kirici nedenleri olabilir. ikinci durumda kendinizi kotu hissedeceksiniz. buna gerek yoktur. misal, siz karsinizdakinden cahilseniz karsinizdaki sizi hor gorup sizinle konusmak istemeyebilir. bunu kabul edin ve rahatsizlik duymayin. cahil olmak degersiz olmak demek degildir. kendine guven için onerilen degisik yollar vardir. iyi ozelliklerinizi kendinize saymayin. bu, gençlik dergilerinde çok sik tekrarlanan bir yoldur, ama etkisiz ve yanlis bir yoldur. hiçbir vasfiniz olmadigini dusunun, o zaman ne yapacaktiniz? iste, o zamn da bir seyler olmaniz gerektiginden yola çikarak insan degerinin vasiflarla alaksi olmadigini kabul edin.

simdilik bu kadar. bu tavsiyeler tournai meydaninda basibos gezen f.kaktus tarafindan (gerçek adi bu degil), bir pazar gunu, sizin için dusunuldu. tavsiyeler ne derce etkilidir bilinmez. fakat mantigin urunudur hepsi. siz, istediginz gibi yararlanabilirsiniz. ezgi'ye tesekkur edin ve onu sevmeye bakin. çunku kendisi yorgun ve bitkin bir vaziyette, kuçuk burjuva duyarliliginda olup olmadigiyla mesgul.

Perşembe, Ocak 12, 2006

simdi siz bir kaktus olsaniz, ama oyle içten yarali ve dikenlerini herkese batiran havali ve suskun kaktuslerden olmasaniz, ezik kaktus olsaniz, ve size bu gorev zorla verilse. ya da siz kaktuslere ozendiginiz için kaktus olsaniz. su kulakliklarini kulagina takmis, her seyi yerli yerinde guzel kizin yanina giderdiniz, çekinerek, kusura bakmayin, size dikenimi batirabilir miyim, derdiniz. ben kaktusum de. sonra soyledikleriniz size komik ve çeliskili geldigi için gulumserdiniz, kendi kendinize. kendi kendine gulenleri deli sanma doneminde yasayan kiz gulumsenizi çok çirkin bulurdu. ve allahim çok dertli ve ciddi ve sorunlu olan beni su allahin degersiz ve derinliksiz aptallarindan kurtar bakisi atardi goge. sonra, kizin sovyetler birliginin yikilis tarihi gibi bir çok seyi bilmedigini kesfettiginizde, karsisina geçip ooo aptal olan kimmis bakalim, yuzeysel olan kimmis bakalim, cahil olan, acinasi olan kimmis bakalim, senmissin, senmissin senmissin dansi yapardiniz. kiz bunlarin umrunda olmadigini, cumartesi gecesi dansa gidecegini soylerdi. cumartesi gecesi yalniz kalirdiniz. lenin de yardim edemezdi size.

Pazartesi, Ocak 09, 2006

ne demisim dun, benden bu kadar. ama hayir, dedim ki kendimi tekrarlayacagim. yazmaya devam etmem bos vakitlerimi doldurmama yariyor.

GECEN GUNLERIMIN OZETI
gunler yavasça duzeliyor, uzuyor. bugun denizden kilometrelerce uzaga martilar geldi. geçen gun hayatimda gordugum en yakisikli adam bana goz kirpti. barcelona'dan ayrilirken uzuldum. sivgin'la art contemporain muzesine gittik. sivgin bana miro'yu tanitti. sozcukler aksamlari havada uçustu, iki ozgur ruhun tam bulusmasini yasar gibi olduk. yani, bilmem ki, herhalde oyledir. ben hala ani yasamiyorum. baskalarinin huylari ile ilgilyim hala. samarra nasildi? anne nasildi? emily nasildi? diye soruyorum hep. ayse'ler zengin miydi? peki ayse nasil biri? diye sorup duruyorum ama ayse'yi tanimiyorum. mons'a geldigimde içimde bir sicaklik hissettim. otobus soforuyle bakistik.

FAKAT BIR SORUN VAR
açlik. bulgur pilavini dusluyorum durmadan. koca bir tabak bulgur pilavi. yanina da bir kase suzme yogurt. ikisini karistirip karistirip yemek, kasik kasik yemek. hiç aklimdan çikmiyor bulgur pilavi fantezisi. çatalla çocuklar gibi yogurtlu bulgur pilavina sekil vermek, yavas yavas dilimlere ayirmak, çatalla katmanlar halinde ayirip yemek.

koca bir kulçe halinde sutlu çikolata. altin kulçelerine benziyor. isirmak için agzinizi iyice açmaniz gerek. koca lokmalar alacaksiniz çiklolatadan.

uzum. buzlarin arasina yatmis ve serin. koca taneli, serin ve dinlendirici. bunlar hiç aklimdan çikmiyor.

Cumartesi, Ocak 07, 2006

yazacak hiçbir seyim kalmadi. tamam benden bu kadar. artik kendimi tekrarlayacagim; zaten pek dise dokunur bir sey yazmamisim, biçime kaptirmisim kendimi, surekli fotografimi degistirmisim, bir imaj yaratmaya çalismisim okuyucunun gozunde. bir uslup benimsemisim, yapmacik. farkli yazarlara ve karakterlere ozenmisim. fuat amca da buna guzel der. oysa bir kiz olmak zorunda degilim. kiz yazar olmak zorunda hiç degilim. baska bir sey olmak zorunda da degilim.

simdi farlki sorunlara deginiyorum:
1° club kulturu ve yeni neslin libidosundaki artis, samimiyetsizlik
2° paranin dalginliklar yuzunden çarçur edilmesi
3° genç yasta ask kavramini artik guzel bulmamak
4° genç yasta soylenecek her seyi soylemis oldugunu sanmak (pek fazla okumamak)
5° karamsarlik
6° iç sikintisi
7° hatiralar

ee e.s.? diyorlar ki artik dalginligim çok hantal gorunmuyormus. son soz olarak nasil bitireceksin yazini? çok sey soylemek isterdim. ya e.s., birak bu ayaklari yeter allahim yeter, kimse bikmadiysa aptalliklarindan, çakacak kurnazliga sahip olmadiklarindan. ne diyosun fuat amca hala okuyo musun yazilarimi? okuyodur, okuyodur. ve bloglar ozgur alanlardir, cicim.

Pazar, Ocak 01, 2006

yeni yilin ilk gunude gozumu açtigimda yine seni dusundum. sonra dedim ki kendi kendime, yeni yilda dusunme bari su meseleyi. ama daha sonra fark ettim ki, tum yillar birbirinin benzeri (adres degisikligini saymazsak.) bu dusunce umutsuzlugumu buyuttu, ama yeni yilin tum sorumluluklarindan beni kurtardi.

oysa yeni moda yeni yilda bir seylerin degismesini emreder. ertesi yil yine begenmeyip yine yeni bastan degistirilir her sey. eger degisimler isabetli ve basarili olursa insan yildan yila degisir, basarililasir, zenginlesir, guzellesir, oldugunde tam ve butun bir insan olur.

asi ruhum diyor ki bu sefer alma degisim kararlari.
anne sagol

Perşembe, Aralık 29, 2005

gece

simdi geldi aklima. yatakhane pervazina oturup siir yazmaya çalisirdim. hazirlikta e.t. bana mor ve otesinin kasedini vermisti. gece yatakhanenin tavani o kadar yuksek gorunurdu ki. konusmalar ve yataklar arasi gidip gelmeler bittikten sonra gozlerimi karanlik tavana dikip o kasedi dinlemistim. koca kogusta sessizlik vardi. tek ses olmadan o sarkilar karanlikta çinlardi, her seyi onlarla dolu sanirdim. baska bir yerdeymisim gibi gelirdi. aslinda o baska yer yatakhanenin ta kendisiymis, yatakhanede baska yerler sakliymis ya neyse. "gece" çalarken simdi tekrar o geldi aklima. bu sarki ne zaman çalsa o zamanlar gelir aklima. baska seyler dusundugumu sandigim yerlerde, baska yerde oldugumu dusundugum zamanlarda aslinda tam da o zamanlari ve yerleri, hem de hiç sektirmeden yasamisim. nasil bir mutlulukla gozlerimi kapayip uyumustum, akmis el sabunumun islattigi yastigimin kokusunu duyarak ve yuzumu yikarken islanmis saçlarimin nemliligini hissederek.

not: anne n'olur, n'olur, n'olur.....

Çarşamba, Aralık 28, 2005

bogaziçi

ayir bizi bogaziçi
ayir bizi bogaziçi

gerekli vicdan azabi, uzakliklari kimsenin anlamiyor olmasi. ne kadar duygulu ve titrek ve vicdan azapli ve aglak olusum. her seyi dramatize etmeye ne merakli olusum. içten içe kahrolmayi sevisim.

amanin da aman demeyin. cynique olmayin. buraya gelin de gorun. elemimi anlayin. kuçuk sikintilarimin ne kadar buyudugunu desem gulmeyin.

anne bana ne olur izin ver. ne olur hadi ne olur. lutfen, canim annem. telefon konusmamizi hosgor. hep size sorun çikariyorum. ama doris dedi ki kararli olmaliyimisim :)

Pazar, Aralık 25, 2005

bunalim team

CUMARTESI, 2005

"hep varolmus olan sikintilarimi reddettim. hiç var olmamislar gibi davrandim. hayat benim için hep guzel olmus gibi davrandim. çocukluk ve ilkgençlik sikintilarima ihanet ettim. kuçumsedim onlari. herkese daha ciddi, daha anlamli sikintilar dusmustu. ben kendiminkilerden utandim. degistim diyordum. iste yine çiktilar meydana. hiç gitmemisler. ozumdeymis o sikintilar benim. o sikintilar benmisim. tanri bana onlari layik gormus."

KAYDIRAKCI KADIN
en unutamadagim sey de su animator kadinin kancikligidir. 9 tasindaydim ve etliydim. su parkinin havuzunun kaydiragindan kaymak istiyordum. butun yasitim arkadaslarim, kuçucuk vucutlariyla ozgurce kayabiliyordu. hepsi istisnasiz kaymisti. ben de tepeye çiktim. iste o zaman tanrinin yarattigi bir orospuluk ornegi olan o kadin beni durdurdu, bu çocuklar için dedi. kirarsin der gibi kaydiragi. etli bir vucudun altinda hassas bir kalp yatamaz mi kancik? ben çocuk degil miyim? sinifin en çaliskani degil miyim, hosa gidici bir kavrama gucune sahip degil miyim, benim annem beni sevmiyor mu? got kafali? simdi o kadina rastlasam, hiç gulumsemem, sikistirir doverim.

semiha aydın apaydın

bana ne demisti biliyor musunuz, butun sinifi toplar seni dovdurturum. sonra bana mektup yazdi. beni sevdigini soyledi. hihi dedim ama onu hiç affetmedim.


falan da filan da falan da filan da. içelim dostlarim, hayat guzellesir o zaman..

Çarşamba, Aralık 21, 2005

tatlikusum,

bugun "genç fonetikkaktus'un acilari" ile ilgili elestiriler geldi bana. degerli elestirmenler tarafindan yazilmis, gazete eklerinden parçalar. okuyasin istedim:

Image hosted by Photobucket.com
"eser, yeni seyler soylemekten hayli uzak, uslubu ve içerigiyle bir esinlenmeden ibaret. burada kullanilan usluba deginmeden edemeyecegim. sozde bir genç kizin yasamindan enstanteneler içeren bu kitapta , bir elestirmenden ote, bir okuyucu olarak beni en çok rahatsiz eden sey, bu fazla yapmacikli, fazlasiyla çalinti uslup oldu."

Image hosted by Photobucket.com
"genç ezgi'nin acilari çaginin gerçeklerini yansitmiyor. edebiyatimizda yenilige ihtiyaç duydugumuz su zamanlarda, bugune egilmek, 21. yuzyil insanin sorunlarini açiga vurmak yerine, olaylarin 19. yuzyilda geçtigi izlenimini veriyor yazar okuyucuya. ornegin bas kahraman belçika'da yasadigi ve belçika'da uçyuz kusur bira markasi bulundugu halde, kitapta sadece grisette ve kriek'ten bahsedildigini goruyoruz. belçika'nin goç almaya baslamasiyla ortaya çikan issizlik, irkçilik gibi sorunlardan ise hiç bahsedilmemis. genç ezgi'nin gunleri, abidin dino ve aragon'un bulusup tartistiklari zamanin kafelerinde geçiyor sanki. oysa unutmamaliyiz ki, baudelaire'in soyledikleri, baudelaire'in zamani için oldukça yeniydi."

Image hosted by Photobucket.com
"genç ezgi, sanildigi kadar acikli olmayan, koylu mu, sehirli mi, avrupali mi, asyali mi olduguna karar verememis, kendine odakli, içinde yasadigi toplumun sorunlarina duyarsiz, korkak ve pasif bir karakter. yazar boyle bir karakteri sayfalar boyunca anlatmis, desifre etmis ve en kotusu yuceltmis. vakit oldurmekten hoslanmiyorsaniz yanasmayin derim. ben hiç begenmedim."

iste boyle tatlikusum, çagdisi olmakla suçlarlar bizi. buralara alismaya basladim. bruksel'i sevmeye, namur'e gitmeye basladim. yilbasim yalniz geçmeyecek. bir kiz için dogumgunu hediyesi alacagim. seni seviyorum, sevgili tatlikusum. benim tek dert ortagim sensin, bir de milyonlar. ve tum sevdiklerim. oss de neymis??????

Cumartesi, Aralık 17, 2005

hiç mail gelmedi, harika. gonlumce yazabilirim demek ki. neyse, gunluk tutarken bazen gunlugume sevgili okuyucu diye baslardim daha gençken. soyle devam ederdi bu.

"sevgili okuyucu,
kim oldugunu bilmiyorum ama bu yaziyi okuduguna gore gunlugumu okuyorsun. sana soylebilecegim tek bir sey var, okuma gunlugumu."

tabi bunlar kendini opturmeyen bir genç kizin nazlanmasi gibi, "istemem- isterim, yok hayir istemem, tamam tamam, yan cebime koy" diye devam ederdi.

neyse, son kez soyluyorum, insanlarim, size ihtiyaç duymaktayim. bana mail atin.

bu arada bu demek degil ki burda duygusal yalnizlik çekmekteyim (çekmekteyim! çekmekteyim!) bu uslubu da degistirecegim. ne demek bu çekmekteyim? çekiyorum desene.

Perşembe, Aralık 15, 2005

dedemi arasam ya bi. bayramda arayamadim, unuttum. of, ne çok olmus. degil mi ya? aylar olmus. ne yapalim?

bu yaziyi okuyan istinasiz herkes, bana saglik durumunuzla ilgili mail atin. herkes ama. blogumu gizli gizli okumak yok artik. haberleriniz beni mutlu edecek.

çok optum. bay.

Pazartesi, Aralık 12, 2005

acili kisisel yazilarima son veriyorum demisim. verdigim sozu tutmayacagim. (ratingimi artik pek umursamiyorum) zannediyorum ki degerli her sanat eseri çagimiz sorunlariyla dogrudan ilgilenmek zorunda degil. ya da belki bizimkiler de çagimizin sorunudur. abartiyorsak bu da bir sorundur. sikintimizi gosterir. evet. ne demistim? suna bir bakin mesela:

Image hosted by Photobucket.com

bunu big bang'de melankoli kismina koymuslardi. yani aslinda muzeyi bolumlere ayirmislar, savas, çocukluk, cinsellik gibi. bunu da melankoli odasina koymuslar. muzecilere hayranim, sak, buldum iste! ne? melankoli. oysa boynundan bas yerine çiçek çikan adam ilk bakista melankolik olamaz. ama muzeciler harika, ben bu kadar iyisini yapamazdim. yani gunumuz sanatçilari çok sansli aslinda. bir adam babasinin portesini yapmis. odanin kosesine kilolarca seker yigmis, gelen geçen o sekerlerden yesin diye. ben buna bir anlam veremedim, ama muzeci bunun yamyamliga, vucudun olumden sonra yokolusuna bir referans oldugunu soyledi. muzecilerdir sanatçilari anlayacak olan.

"bir sabah uyandim. boynumdan çiçekler çikmis."

oysa bilmemkimbilmemkimlebilmemnerdebilmemneler yapiyorken, senin çiçeklerinden bize ne? senin çiçeklerinden ancak muzeciler anlar. zaten çok muhim degil senin çiçeklerin. (bu gorusumde samimiyim)

Cuma, Aralık 09, 2005

sivgin ve barcelona

sikintili bir gunun sonucunda kendi kitabimi yazdim:

"GENC EZGI'NIN ACILARI

yazari: fonetik kaktus (gerçek adi bu degil)

basim yili: 2005

yeni sehirler gorme istegiyle yanip tutusur genç ezgi. ama tum aksilikler onu bulur. ellerini froydik bir sekilde hep kazaran kesmektedir. bu sozde tesadufi yaralanmalar onun acili dunyasini ne guzel anlatir bize. genç ezgi gerçekten gençtir. ama gençliginin kiymetini bilmez. bu gunlerin ilerisi için pek onemli olmamasini umar."

bunu devam ettiremeyecegim, çunku simdi oldukça saçma geldi. yeni sehirler gorme istegi demistim, peh! istanbul'u ozluyorum tekrar ve tekrar. eski hayalleri yeniden kuruyorum.

yarindan itibaren acili kisisel yazilarima son verecegim. bunun yerine avrupa'yi tartisacagiz. neseli yazilarla tekrar gorusmek uzere.

Salı, Aralık 06, 2005

havalar iyice yumusadi, sadece yagmur yagiyor artik. bugun buyuk meydana tahta evler kurmuslardi. sen nikola'nin bayrami yahut noel diye.

Perşembe, Aralık 01, 2005

haftalardir hiç geçmeyan uzuntum sonunda vucuduma vurdu: ishal olmusum. dun korkunç kabuslarla dolu bir gece geçirdim. sabah kalktigimda kafami banyo kuvetinin içinde buldum, nasil oldugunu ben de anlamadim. bu haldeyken okula gidemezdim tabi. gunum evde istirahat ederek ve okuyarak geçti. bu govde benim olamazdi artik. "dunyaa, dunyaa, rahat birak beni artik" diye bir sarkinin nakaratini yazdim, her zaman kullandigim akorlarla, çunku daha baskalarini denemek için gucum yoktu. aslinda bu bile beni yordu, diyelim. bugun daha iyiyim. dun hep yogurt ve ekmek yedim, simdi biraz açim. aslinda ben boyle uzuntuden hasta olmayi, yemek yememeyi falan çok fiyakali buluyorum, ama yasarken hiç guzel degil tabi. karin agrisini da sayarsak.

not: doris ishalin uzuntuden degil, mikroptan oldugunu soyledi. bunu ben de biliyorum. yine de husnu talil yaptim.