işte bu nedenle kendi egomu sevimli, aç bir köpeğe benzetirim. hepimiz istiyoruz, bazı ihtiyaçlarımız var. hepimizin içinde açgözlü bir köpek var.
her zaman egoyu öldürmekten bahsederler. ama biliniz ki, köpeği aç bırakarak öldüremezsiniz. aç kalan köpek saldırganlaşır, ve tüm hayatınız onun oraya buraya saldırmasını engellemeye çalışmakla geçer. aynı şekilde çok beslediğiniz köpek şişmanlar ve kıçını kaldırmaya üşenir, ve oraya buraya sıçar ve temizlemekle uğraşırsınız.
şimdi hiç inkar etmeyin. hepimizin içinde güçlü, saldırgan, aç, başarıya ve sevgiye susamış bir şey var. kendi adıma rekabete bayılıyorum, ama bayılmıyormuş gibi yapıyorum. tarz meselesi.
zavallı biz, öyleyse nasıl yaşayacağız? o köpeği olması gereken yere nasıl bağlayacağız? kırdığımız kalpleri nasıl onaracağız? sevdiklerimize gereken ilgiyi gösterebilecek miyiz başımızı kendi dertlerimizden kaldırıp? onların sessiz çığlıklarını duyabilecek miyiz? kendi koca odamızdan nasıl kaçacağız?
cevap basit: köpeği besleyin, sonra hayatınıza dönün. onu yürüyüşe çıkarın, ve ona diyin ki "benim yapacak başka işlerim var." başka işler kendileri gelir bazen, ve insan o zaman kendini unutur. yaani. açıkçası ben de çok bilmiyorum.
5 yorum:
Halka sesleniş işe yarıyor.
Mesela bir şey anlatırken tek kişiye anlatıyor gibi anlatma. Sanki kürsüye çıkmışsın da halk, milyonlar seni dinliyor gibi anlat. Ben o şekilde beslediydim egomu.
(böyle de fikir sıçarım)
!!!!! bu benim hep yaptığım şey!!! hatta bazen hızımı alamayıp "sevgili okuyucularım, canlarım" filan diyorum (gerçekte böyle bir kitle yok!!) padişah tebaasına sesleniyor. babacan mı dersin, anaç mı dersin, tatlı sert bir uslup, sanırsın blog yazmıyor da kırk yılda bir röportaj veriyor.
bence blog yazarları olarak böyleyiz, bunu kabullenelim ve bunun için kendimizi suçlamayalım yani allah bizi böyle yaratmış bence.
valla dünya yerinden oynasa sen hep kendine bakıyorsun, kendini seyrediyorsun gibime geliyor. umarım reel hayatta da böyle degilsindir. ne bileyim belli ki iyi bir egitim görmüşsün, zekisin, hukuk okuyorsun, mesela yanıbaşında kuzey afrika ve ortadogu'da yer yerinden oynuyor ve tek kelime yok...varsa ben yoksa ben...severek okudugum günlüğüne bu da bir eleştiri...
evet çok haklı ve yerinde bir eleştiri yapmışsınız. aynı şeyi birkaç gündür, hatta türkiye'de veya uluslarası toplumda ne zaman sarsıcı bir olay olsa ben de düşünüyorum, "neden bunlar hakkında yazmıyorum?" diye çünkü hayatlarımızla çok yakından ilgili şeyler, dediğiniz gibi yanıbaşımızda. yazmak istemediğimden değil, yazamadığımdan. çünkü kişisel olmayan,siyasi vs bir şey yazabilmek için, bir temel şeyiniz olması lazım. olaylara bakış açınız, siyasi görüşünüz. bugün televizyonda erbakan'ın son röportajını verdiler, adam sorulan soruya "şimdi milli görüş hak yoludur, karşıtı siyonizmdir, işin temelini önce açıklayayım" diyerek girdi. işte bende o temel yok. siyasi görüş bakımından çok kararsız ve temelsiz olduğum için siyasi bir şey yazmaya çalışınca o kadar yapmacık ve uyduruk oluyor ki anlatamam. ama bunun adı duyarsız ve apolitik olmak mı bilmiyorum, öyle olmamasını umuyorum. ama dediğim gibi, güzel bir değerlendirme yapabilecek kadar birikimim ve oturmuş bir uslubum yok ne yazık ki.
daha önce blogları kategorize eden bir yazı okumuştum, "nevrotik" blog diye bir tür varmış, sanırım bu blog ona giriyor. yani sürekli kendi duygu iniş çıkışlarından çok önemli şeylermiş gibi bahseden, her ufak duygu, düşünce ve yaşantıyı analiz eden biraz boş, "nevrotik" yazılar yazıyorlarmış. ben de öyle yazdığımın farkındayım biraz. tamamen alışkanlık. ama eleştirinizi dikkate alacağım, "self centered" olmak bir insanın başına gelebilecek en kötü şey. üniversite yıllarında ise insan aktivist olmalı. yazarak olmasa da, bazı kampanyalara vs destek vererek vicdan rahatlattığımı söyleyebilirim.
sorunuza tatmin edici bir cevap veremediğimin farkındayım...
Sevgili e.ş bence herkes de herşey hakkında konuşmalı yada konuşabilmeli diye bir şey yok. Nevrotik yazıların ve sen bir bütünsünüz bunu bozmanın alemi yok..
e.y
Yorum Gönder