Cuma, Şubat 25, 2011

duvarların dili

bugün hukuktan 5, tiyatro klübünden de 3 kişi olmak üzere 8 kız ümraniye t tipi cezaevi'nde oynanan "duvarların dili" oyununa gittik. oyunu yazan ve yöneten hakan metin mercan adında bir mahkum, oyuncuların hepsi de mahkumdu, 2 tane profesyonel oyuncu hariç. bunlar aynı zamanda oyunculuk dersleri veriyorlarmış. ama ne yalan söyleyeyim, mahkumlar o kadar iyi oynuyorlardı ki bu iki oyuncu, ki onlar da iyiydi, yanlarında vasat kaldı.

çok içten, çok komik, çok tatlı bir oyunculukları vardı tüm oyuncuların. sizi alıp götürüyordu, içine çekiyordu. hüzünlü konulardan bahsederken bile umutlu ve neşeliydiler. ayrıca aralarında müthiş müzikal yetenekler vardı. tüm salon hayran oldu.

biraz kendi yaşamlarını oynamışlar. ümit hoca şöyle derdi ceza dersinde: "hapishanede 1 gün bile çok uzun ve zordur." bunu oyunda çok iyi anlayabiliyorsunuz, özgürlüğün kıymetini yani. bir de mahkumların içerdeyken haklarını savunmaları, seslerini duyurmaları da zor. dışardan gelen her yeni şey, avukatla her görüşme bir umut ama cılız. şartarın zorluğundan, 8 kişilik koğuşta 20 kişi kalmalarından da bahsettiler. hakikaten allah'ın unuttuğu kullar olmuş gibi bir şeyler.

bir de uzun süreli cezalar konusunda ister istemez kendini mahkum yerine koyuyor insan. sanırım beni en çok etkileyen aile meselesi oldu. 36 yıl. aileni kaybettin, aile yaşamını sonlandırdın, arkadaşlarını bir daha göremeyeceksin demek. ırmak'la ikimiz oyunun arasında volta atılan yere çıkıp baktık. minicik ve etrafı yüksek duvarlarla çevriliydi.

sabıkalılardan hep çekiniriz. oysa bugün oyunda sahnede mahkumları değil, çok yetenekli oyuncuları gördüm. hissettiğim duygu da korku veya acıma değil, hayranlık ve kendini diğerinin yerine koyma idi. gerçekten arabesk olmaktan çok uzak, içten, tatlı bir oyun çıkarmışlar.

Hiç yorum yok: