gördüğüm 2 rüyadan bahsetmek istiyorum. birincisinde ben ilkokuldaymışım. servise binip eve gitmem gerekiyor, evimiz şimdiki evimiz fakat ben yeşilköy servisine biniyormuşum. çocukken oturduğumuz eve gidecekmişim. havaalanına yakın olan, çok yakınından tren geçen, salonu deli gibi güneş alan, o bakımsız güzel eve... içimden "aslında ta eve kadar gitmeme gerek yok eski evimize de gidebilirim" diye düşünüyormuşum. fıskiyenin oraya geldiğimizde servisi durduruyormuşum ve yürüyormuşum eve kadar. ne kadar tuhaf, ne kadar güzel bir histi. fakat eve yaklaştıkça içimde bir endişe peydah oluyordu. öyle ya, anahtarım yoktu! ve evde eşya da yoktu belki. öyle ya, biz o evden taşınmıştık! kapıyı çalıp bekliyorum, kapıyı eski komşumuz filiz teyze açıyor. "aa, hoşgeldin ezgi'ciğim" diyor ama biraz şaşkın, her halinden benim bir misafir olduğum, sonsuza dek kalamayacağım belli. ben içeri giriyorum ve annemi arıyorum, "annem beni birazdan alacak." diyorum amahayal kırıklığı dizboyu...
buna bağlanan ikinci rüyamda deniz avcı ve ben volga nehri'nde dondurucu soğukta çirkin bir kayığa binmiştik ve habire kürek çekiyorduk. güya oraya tatile gitmişiz... "bu ne biçim tatil deniz avcı?" diyorum. "sözde rusya'dayız ama tek gördüğüm ova, alabildiğine sazlar, üstelik çok soğuk." böyle böyle saatlerce nehirde kürek çekiyoruz. nehir açık yeşil güzel bir nehir, bilgisayar oyunu gibi bir hava esiyor rüyada. sonunda karaya geliyoruz. sakin, küçük bir şehre park ediyoruz kayığımızı. rus tanıdıklarımız varmış. ıssız sokaklarda evlerine doğru yürüyoruz. kapıyı çalıyoruz uzun uzun. aniden 3 rus serserisi çevremizi kuşatıyor. bir tanesi iri yarı, arkama geçip mastürbasyon yapıyor. boşalıp meniyi paltolarımızın üsütüne sürüyor. sesimizi çıkaramayıp bekliyoruz ve içimizden "çattık" diyoruz. derken tanıdıklarımız kapıyı açıyor. serserileri kovmalarını bekliyorız ama hiçbir şey demeden bizi öylece bekletiyorlar en sonunda, biz soğuktan donmak üzereyken ve korkudan tir tir titrerken bizi içeri alıyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder