Perşembe, Şubat 17, 2011

evlilik ve çocuk

evlenmeye hep iyi gözle bakmışımdır, yine de zorlama bir kurum olduğunu düşünüyorum. erkek de kadın da aynı derecede tembel, sorumsuz ve bencildirler. ayrıca erkek kadın ayrımı olmaksızın hiçbir insan özgürlüğünün kısıtlanmasından hoşlanmaz. koca pasif direniş yolunu seçer, yani evde hiçbir iş yapmaz ve arkadaşlarıyla dışarı kaçar. karının yöntemi mecburen dırdırdır. ben de çocukluğumda aynı bunu gördüm. babam ki çok severim, her zaman sanki kendi isteğiyle yuva kurmamış da zorla kurdurmuşlar gibi davranır. hep bir "bitse de gitsek" havası. ilk söylediğim sözcük "hadi" olmuş. ne anne, ne baba. sadece "hadi". "hadi canlanın ve benimle ilgilenin" der gibi. ne zaman bu söylense hayatın zor olduğunu düşünür ve dertlenirim.

bir gün evlenebileceğimi düşününce karışık duygular içine giriyorum. bir yandan "ya ne yapacaktım?" diye düşünüyorum çünkü sanki bekarlığın sonu yok. hayatın bir yerde sonlanması gerek. evet hayatı bir yerde durdurmak gerek. hep bir belirsizlikle ve olmamışlık duygusuyla yaşanmaz. öte yandan içim sıkılıyor.

yalnız çocuklara çok sıkıntı çektiriliyor. anneler çocuklarla yalnız kalınca tüm hınçlarını bunlardan çıkarıyorlar. onu yapma şunu yapma. sen yalancısın, sen aptalsın, yaramazsın. çocuk dediğin doğası gereği 1 yaşında her şeyi ağzına sokar, çekmeceleri açar elini kıstırır. 7 yaşında ödevini yapmak istemez. bu gürültücü yaratık doğası gereği insan yaşamını ipotek altına alır ne yazık ki. ona doğası gereği kızmak adil midir? o öyle yaratılmıştır. ama tabi onun her dediğine "evet" dememelisiniz. örneğin para vermeyin. ev işi yaptırın. benim dediğim başka.

o değil de ben insana susadım. her gün dışarı çıkmak, insanlarla iç içe olmak, içmek, onlara sorular sormak istiyorum. asosyal olmama rağmen sanırım insansız yaşayamıyorum. insanlar demek benim için yaşamın merkezi demek. insanlardan çok hoşlanıyorum. hepsinin, her grubun bir arka planı var. bir de binaları seviyorum, bahçeleri. onların içinde kimlerin yaşadığını hayal ediyorum.

ve kedileri seviyorum. o pembe patileri. o minik burnu.

o değil de artık spor yapacağım. ve bugün annem telefonunu evde unutmuş, sabah onu vermeye gittim. bu arada beni göz doktoruna götürdü. sonuç? 1.25e 2!! gözlük takmam lazımmış! zaten çirkinim, gözlük de hiç yakışmıyor. kalın kaşların altına gözlük hiç gitmiyor ooof of! yüzümde hiç ama hiç kadınsılık kalmıyor. oysa ki ben güzel olmak isterdim. güzel olmamak o kadar üzüyor ki aslında beni. arkadaşlarım dış görünüşümü umursamadığımı sanıyormuş ama ben umursuyorum aslında. güzel kızlara gözümü dikip bakıyorum, gıpta ile. aman tek dert bu olsun.

Hiç yorum yok: