Pazartesi, Şubat 14, 2011

atina- selanik

baya güzel 5 gün geçirdik. selanik'e yataklı vagonlar var, biz sonuncusuna yetişmişiz ama 2 ay sonra yine geliyormuş. daha önce yataklı vagonda seyahat etmiştim, ankara'ya. bu ikinci seyahatim oldu. çok hoştu. ben rahat rahat uyudum. deniz uykusuzluk derdinden muzdarip olduğu için kıskandı.

selanik'e gelince atina'ya bilet aldık. 5 saat de o sürdü. atina'da acropolis'e ve onun müzesine gittik. plaka'ya, benaki müzesine, monastiraki'ye gittik, bir de tepeye çıktık. deniz tepede rüzgar yedi ve bronşit hastalığına yakalandı. neredeyse tüm haritayı yürüdük ve kitapta yazan her yere gittik ve kaç yıllaında yapıldığını kitaptan deniz'e okudum. bunu seyahatlerde bir tür görev olarak görüyorum.

sanırım en güzeli yemeklerdi. yemekler muhteşemdi. insanlar da çok iyiydi. 6 deniz mili meselesini yetkili otoritelerle tartıştık ve konuyu açığa kavuşturduk. ancak kıbrıs meselesini sonra halledeceğiz. nikos ile nazlı'dan bahsedince yumuşuyorlar. şaka yaptım.

ilk gün deniz'le uzo içtik, ikinci gün deniz hasta olduğu için pek geç duramadı. çok çok hastaydı. ben bir yerde oturup bira içtim. sonra yanıma bir kız gelip beni masalarına davet etti. fiorenzia ve george ile tanıştım. çok çok hoş insanlardı. bana içki ısmarladılar. onların fotoğrafını çektim:



pek güzel çıkmadı. çok çok sevdim onları. ikisinin de kökleri izmir'e dayanıyormuş. sarhoşluktan mı bilmiyorum, kanım ısındı ikisine de. ertesi gün davet ettiler bizi. dört arkadaşları ile daha tanıştırdılar. onlar da çok sevecenlerdi. çoğunun soyu sopu türkiye'den göçmüş.

monastiraki'de kebap yedik. yemekler ucuzdu ve baya iyiydi her yerde. monastiraki'nin fotoğrafını çektim. genelde fotoğraf çekemem. ama bu sefer heveslendim. cep telefonum çok dandik, bende de göz yok. aha:



atina'yı üzülerek terk ettik, selanik'e geldik. burada bazı müzeleri ve kiliseleri ziyaret edip sonra da atatürk'ün doğduğu eve gittik. çok güzel ve sade bir evdi. selanik çok güzel bir şehir değil kanımca.



deniz hala çok hastaydı. onu bırakıp dışarı çıktım. bir sandviç ve bir bira yiyip içtim. bu esnada bir matematik öğretmeni ve bir bankacı ile tanıştım. matematik öğretmeni gümülcine'li idi. biraz da türkçesi vardı. beraber raki içip meze yedik. bana para ödetmediler. "raki" dedikleri kesinlikle uzo değil. bizim rakıya benzemiyor. tekila gibi bir şey. çok güzeldi. çingeneler çiçek satıp mastika şarkısını söylediler. yunanlılar dışında en çok çingeneleri, afganları ve zencileri gördüm. bunların durumu kötüydü. matematik öğretmeni bana kırmızı bir gül aldı. mitolojik öyküler anlattı. türk dizilerinden, politikadan, tarihten bahsetti. bankacı ise çok sevimli bir adamdı. reina'ya gitmiş istanbul'da, profiterol yemiş. aman ne sevimli bir adamdı. bana çok şey anlattılar. anladık birbirimizi. çok geç olmadan kalktım ben, facebookta buluşmak sözleriyle. bu ikisinin fotoğrafını çekmeyi unuttum.

selanik'te 1 gece kalıp ertesi gün dödük. ben trende durmadan deniz'in fotoğraflarını çektim. deniz hastalıktan kırılsa da geziyi sevmişti ama artık birlikte olmaya katlanamıyorduk. deniz benim fotoğraf merakımdan bıkmıştı ve bana bir kere bile kafasını kaldırıp poz vermedi:



tamam, hayalimdeki gezi yazısı bu değildi. çok daha fazla düşünce içeren, ayrıntılı ve zeki bir şeydi ama bazen istesem dezeki olamıyorum. bu sabah eve geldim. öööyle bir gün geçti. yarın okul başlıyor. belki artık daha güzel yazılar yazarım. bay!!

Hiç yorum yok: