bugün okulda soraya'yı taşlamak filminin gösterimi vardı. bu film hakkında ne yazacağımı bilmiyorum, zira insanı hissizleştiren bir yanı var. ağla, ağla ve gözpınarları sonunda kuruyor. en kötüsü de şu ibare: "based on a true story" tüm görmezden gelme yollarını tıkayan ifade.
yollu adlı arkadaş blogunda "sikliler" diyordu hep, "dünya bir sikin keyfinin etrafında dönüyor". sanırım ne demek istediğini bu filmi izledikten sonra daha açık, dümdüz, net anladım. öfkenin de faydasız kaldığı bir alan bu. acıma duygusunu hissetmek istemediğiniz bir alan. filmin kanımca en yumuşacık sahnesi süreyya'nın kızlarıyla kırlarda dolaştığı ve onları "azizem" diye sevdiği sahneydi. en öfkelendiğim sahneyse filmin ta en başında, süreyya kocasına "biz neyle yaşayacağız? senin şerefin yok mu?" dediğinde, o küçücük oğlunun kalkıp "sen babamla ne hakla böyle konuşuyorsun?" diyerek diklendiği sahneydi. bir çocuğun beyninin bir "erkek"in beynine nasıl hunharca dönüştürüldüğünü vs. ve iğrençlik, taşlama sahnesi. süreyya'nın "bir insana bunu nasıl yapabilirsiniz?" dediği sahne. kanlar içinde tek gözünü açması, hala yaşıyor olması. o gözle linççi kalabalığa bakması. bizim de onunla beraber hissettiğimiz bir yalnızlık. insanın duygusal, zihinsel kapasitesini zorluyor.
bunun üzerine biraz bakındım ilk ulaştığım(ki kaynak da ekşisözlük) siteler şunlar oldu, bir yazar belirtmiş. daha fazla site görürsem onları da yazarım. bir de eskiden beri olan avaaz.org'u biliyorum:
http://www.stophonourkillings.com/
http://www.stopstonningnow.com/
http://www.stop-stoning.org/
bilmiyorum ki daha ne diyebilirim. gösterimi yapan klüpteki kız "sakine'yi kurtarmaya çalışıyoruz şimdi" dedi. uzun süreden beri bunu duyuyordum. facebook ne kadar etkili bir site bilmiyorum ama sayfası şu:
http://www.facebook.com/savesakineh
çocuklarının hazırladığı şöyle bir çağrı var:
http://stopstonningnow.com/sakine/sakin284.php?nr=50326944&lang=tu
bir an için kendi anneme baktım. benim pamuk tenli, güzel yüzlü, güzel kadın anneme. köylerde "kadın anam" derler ve bu bir iltifattır. onu kaybettiğimi, onu korkunç sahneler içinde gördüğümü bir an için tasavvur ettim.
valla ben bunları dile getirmek konusunda çok beceriksizim. nitekim bu akşam da lüzumsuz yere babama "sen cinsiyetçi ve maço bir herifsin" diye bağırdım. galiba yanlış kişiye bağırdım çünkü sonradan kalbimde pişmanlık ve hüzün hissettim. gidip özür diledim babamdan. o da az sonra kabul etti özürümü, sarıldık.
bu dünyada hayatını penisinin keyfine göre yönlendirmeyen, dünyaya sikinin penceresinden bakmayan, ideolojileri, dini, her şeyi sikine göre biçimlendirmeyen erkekler de var. karşındakinin insan olduğunu unutmayan, saygı denen şeyden haberdar erkekler bunlar. ben hayatımı bunlarla geçireceğim ve diğerlerinin bomboş ve dünyayı bombok bir yer haline sokan özgüvenleriyle savaşacağım. inşallah.
kadın sorunuyla ilgili biri değilim pek, hatta neredeyse hiç, bu konuda hiç okuyup kafa yormam, ama hislerim ve düşüncelerim bunlar. sevgiler.
4 yorum:
bence hukuk okuman bu konuda guç sahibi olmana yardimci olabilir savasmak için. hatta kadin konulari uzerine master vs yapabilirsin, turkiye'nin çok ihtiyaci var, gs hukukçularin boyle seyler yapmasi lazim kendine havuz filan almaktan çok.
bi de bu format biraz yakismamis bence senin blogunun guzel naifligine, içtenligine.
uzunca bir süredir bu filmi izlemek isteyor ve bir türlü izleyemiyordum; özellikle sakine meselesinin basında yer almasından itibaren filmi izlemeyi ertelemeyi özellikle tercih ettim. bu konuda o kadar öfkeliyim ki, izlediğim zaman tüm öfkemi kusan bir yazı yazacağım zaten.
yukarıda yorum yapan arkadaşa da katılıyorum; feminist hukuk kuramlarıyla ilgili okumalar yapabilirsin, bence genel olarak hukuk alanında farklı bir bakış kazandıracaktır.
adsız: evet, ikiniz de çok haklısınız, zaten istesem de havuz almayı beceremem:) ama işte okumak konusunda bu kadar tembel, bu kadar üşengeç olmasaydım daha iyi olurdu. bu konuyla ilgilenmek güzel olur. bu arada tasarımı naif bir hale sokmaya çalıştım:))
white rabbit in the forest: film çok berbat, yani çok gerçekçi ve etkileyici de buldum. insan bir süre kendine gelemiyor. bence de yazınızı yazın, merak ediyorum çünkü bu film hakkında yazılacakları:)
Önceden insanların mezar takıntılarını anlayamazdım. İlla cesedi bulunsun, gömülsün falan isterler ya... Öldükten sonra zaten toprağa karışacak gömülse nolur gömülmese nolur, yerinin de ne önemi var diye düşünürdüm.
Ama filmi izlediğimde beni en çok, halasının Soraya'nın kemiklerini gizlice toplamaya çalıştığı sahne etkilemişti... Ölüsünün dahi gömülmesine izin vermediler, cesedini bile rahat bırakmadılar!
Filmi izlediğim günden beri gömülmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Yorum Gönder