
sabahtan beri ingilizce olarak kafamın içinde tekrarayıp duruyorum: "i hate! i hate!" neden bunu ingilizce olarak tekrarlıyorum, türkçesi yok mu? "nefret ediyorum." yok, ağzı güzelce doldurmuyor. kimbilir şimdi kaç tane ayakkabıcı, kuyumcu, öğrenci, öğretmen, doktor ve hatta terzi benimle aynı şeyi söylüyor. ingilizce, türkçe veya kendi dillerinde.
ve en kötüsü şikayetlerinizin yerine gitmemesi. haydi bir dilekçe yazalım:
"Sayın yetkili,
Dünyanız 1988 doğumlu 02071988trist numaralı kuluyum. Sevmediğim bölümü okumaktan, ev işi yapmaktan, ana baba kısıtlamalarından bezmiş vaziyetteyim. Bunların son bulması için gereğinin yapılmasını arz ederim.
Saygılarımla,
E.Ş."
sizce böyle bir dilekçeyi kim dikkate alır? kimse! bunun adı fransız idare hukukunda "recours gracieux" oluyor, yani çevirmeye çalışırsak "temenni başvuru". yani bir haktan değil, bir temenniden bahsediyoruz. şimdi yetkilinin boş vakti olmuş ve diyelim cevap vermiş:
"Sayın E.Ş,
İdari hedeflerimiz ve yönetim politikamız öncelikle kadersiz Japonya, Libya, ve dünyamızın kanayan yarası olan Somali halklarının durumunun iyileştirilmesi, AİDS'le mücadele vesair hususlar üzerinde yoğunlaştığından, sizin coğrafyanızda ise can sıkıntınızdan daha majör boyutta ve daha acil nitelikte sorunlar saptanmış olduğundan, sözünü ettiğiniz kronik can sıkıntısı ve küçük sorumluluklardan bezmiş olma halinin bir anomali teşkil etmeyip hayatın olağan akışı içinde toplumun büyük bir kesiminin maruz kaldığı gerçekler olduğu tespit edilmiş bulunduğundan, kaldı ki yaz döneminde bu sıkıntılardan kısmen de olsa muaf tutulduğunuz dosyanızdan açıkça anlaşıldığından, Yargıtay istemizin reddine ve hakkınızdaki kararın onanmasına karar vermiştir.
İmza: YETKİLİ KUTSAL GÜÇ (mühür)"
daha yazardım ama ütü yapıcam.
güle güle sevgili bezginler!!!!
9 yorum:
Sayın EŞ,
Zannettiğinizin aksine, gezegeninizde savaş, deprem, tsunami gibi tarafımızdan belirlenen feleketler dışındaki kederleriniz de dikkatle incelenmektedir. Ne ilginçtir ki insanoğlu, kendisi problem üretme konusunda şaşırtıcı derecede yaratıcı ve inatçıdır. Ancak bu problem üretme sisteminiz, kutsal kaynaktan gelen gerçek felaketler sırasında bloke olmaktadır. Eğer can sıkıntısı, mutsuzluk rapsodisi gibi türlerden kendiniz kurtulamıyorsanız, size bunları özletecek çeşitli paket programlarımız mevcuttur. Başvuru için form veya dilekçeye gerek yoktur. Şükretmeyi unutmanız yeterlidir.
Sevgilerimle
çok kötüsün adsız!!!!:) bu ne biçim kötü bir yorum:) allah sana bu günlerini arattırmasın demişsin. tabi ki arattırmasın. şükretmek gerekli elbette.
fakat bu blogda her daim eften püften şeylerden şikayet etmeye devam edeceğim, bu bir lüks çünkü.
sevgiler.
Sevgili E.Ş
Hiç insanı daraltan bir şey eften püften olur mu? Kimi zaman içinde kendi yarattığın fırtınalar, gerçek fırtınadan daha çok gemiler batırır. Çoğu ademoğlunun gerçek yanılgısı, “bir ömür boyu mutlu olmak” masalına inanmaktır. Çünkü, mutlu hayat yoktur, mutlu anlar vardır.
Başka bir gerçek ise insanın aslında istediği her şeyi elde etmesindeki mucizedir. “İstediğim olmadı” diyen kul, aslında o şeyi gerçekten istememiş, ya da olmasını yeterince beklememiş kişidir. Daha da kötüsü, çoğu fani gerçekte ne istediğini bilmez. İşte tek önemli sır, “ne istiyorum” un cevabıdır.
Bir insanın, bir işi yaparken sıkılması veya zorlanması, o işi sevmediği anlamına gelmez. Her eğitim yorucu ve sıkıcıdır. Her iş ise bir vesiledir yeniden doğmak için. Sen bunları yaparken ne kadar sıkıldığına değil hayatına getirdiklerini ne kadar benimseyebildiğine bak.
Sana bir ipucu EŞ, birçok ana baba veya veli, çocuğu için canını vermeye hazır halde onu büyütürken, bir ŞEYi eksik bırakır. Çocuk ömrü boyunca o ŞEYi arar durur. ŞEY peşinde koşarken, kimisi çukura düşer, kimisi zirveye ulaşır.
Sevgi ve şevkatle
evet, bunların tamamına katılıyorum. çok da güzel ifade edilmiş. genellikle bu tür şikayet yazılarını en sıkıldığım zamanlarda yazıyorum, bu ruh hali kesinlikle geneli kapsamıyor. bu zamanlardan bile, en sonunda şikayetçi olmadığımı söyleyebilirim, dediğiniz gibi "mutlu hayat yoktur, mutlu anlar vardır." bu çok açık. genel olarak aslında mutlu bir insanım zaten. depresyon ilgimi çekiyor sadece, bunun sebeplerini, depresif halleri konuşmak da öyle:) sanırım sizin de öyle, bu yorumlardan onu çıkardım. zaten hayat üzerine düşünen gençlerin çoğu önce mutluluk- mutsuzluk- kendinden- hayatından hoşnutluk- hoşnutsuzluk ile başlıyor. internetteki bloglara baktığımda çoğu bunun üzerine yazıyor. bu yorumlar da çok güzel bu hallere değinmiş. zevkle okudum. iyi pazarlar diyerek son derece klişe bir laflan yorumumu bitireyim:)
Dilekçen ve cevabı çok güzel, bana şu blogu hatırlattı-seversin belki: http://www.optumbay.com/
Sevgiler.
teşekkürler. blog çok komikmiş, çok sevdim.
bu arada idari bir başvuru yapıyorsan yargıtay da işin ne o danıştay olmasın :)))
ahh E.Ş ahh..
biz hukuk alemine ait değiliz :))
sence ben kimim bi düşün, uzaklarda arama,
herkes ders çalışırken ben senin yazdıklarını okuyorum:))
çisem sensin. eminim. ya canım benimki tipik iyuk11 başvurusu yani haklısın. yargıtay'ı iş olsun diye yazdım yani o kadar da mal değiliz ayol!! yuh artık yane.
bu arada ben bugün 20 sf cevdet yavuz okudum yane değerim bilinsin:)))
yok ya boşver anacım. onlar çalşıyor da ne oluyor tam ehliyetsizler sorusunu dahi yapamadı mallar. biz ikimiz çok güzel yaptık. bizde o hukuçu 'tık'ı var ya hukukçu tıkı, o attı yane.
yargıtay danıştay ayrımını bilmeyen avukata nasıl dosya emanet edeceğiz?
Yorum Gönder