Pazar, Eylül 04, 2005

"ee, anlat bakalim turkiye nasil?"
evet, sanki temsile gelmisiz buraya. agzimi her açisimda fas'tan yahut italya'dan bahsetmeseler olmaz. karsimda 3 kadin, duraksiyorum: "eee, turkiye'de idam yok, biliyorsunuz."
"ah, ben istanbul'a gitmistim, dedi biri. çok harikaydi, sùltanahmet (boyle diyor), o camiler, gerçekten muhtesem." kimdi o, biri demisti batilinin kafasindaki turkiye'den bahsederken, çok arabik, çok dogulu oldugunu soylemisti, bazilari da "allah allah, biz arap miyiz?" diye kizar, arap olmak ayipmis gibi. neyse, tabi ben istanbul'un ne o, ne de bu oldugunu biliyorum, istanbul çok farkli bir seymis gibi geliyor simdi. gitarda kargo'nun renklerin içinde'yi çalarken farkettim, istanbul çok farkli bir sey dedim. (ne alakaysa)
kemal, eski bir afsli, amerika'dayken en çok martilara simit atmayi ozledigini anlatmisti, oysa boyle bir sahneyi ancak bir ya da iki defa yasamis, belki de sabahleyin martilara hiç simit atmamis kemal abi*. ben de, garip bir hisle hiç gitmedigim yerleri ozlemeye basladim.


*= oyle abi degil, ama kocaman adam, napalim

Hiç yorum yok: