Salı, Kasım 09, 2010

analar ve babalar

"el bebek gül bebek seni şımartmışlar
yerlere göklere sığdıramamışlar."

dünden beri canan tan'ın çok satan kitaplarını okuyorum, hatta yutuyorum onları hap gibi de işte bir şikayetim var. baş roldeki kızları aileleri çok pohpohluyor. bakıyorum kız istanbul'da sıradan bir bölüm kazanmış, aile hemen "oo, seninle gurur duyuyoruz, prensesimiz, harikasın" bilmemne. kızın bir şey yaptığı yok yani açıkçası sıradan bir genç hemen "oo, sana çok güveniyoruz yavrumuz" vs. kız eroine başlıyor hemen eve getirmeler, bakmalar, hemen kız ailesinin güvenini tekrar kazanıyor. tamam, benim annem babam da beni her gün dövüyor değil. ama yine de özeniyorum böyle şımartılan tiplere. keşke beni de şımartsalar. hasta olunca bazen o ilgiyi görüyorum.

tolle demiş ki "çok erdiğinizi düşünüyorsanız gidin bir hafta ebebveynlerinizle yaşayın." bence en gerçekçi yaklaşım bu. çünkü ebeveyn dediğin, en iyisi de olsa biraz şeydir... senin açığını yakalamaya çalışır gibi bir his verir sana. isediği bu değildir de ne bileyim. her adımda biraz seni sınar. bir şey demese de eksikleri sen tamamlarsın. kafanın içine yerleşir bir yerden sonra anan baban, gerilirsin.

diyelim bir salaklık yaptın, otobüsü kaçırdın, taksi tuttun, 20 lira bayıldın. içindeki sen seni hemen bağışlar. içindeki sen böyle şeyleri hiç takmaz aslında. içindeki annense hemen söylenir. "sana ne zaman güveneceğiz?" filan der. eve gidince de içindeki annenin cismani haliyle kapıda karşılaşırsın. karşılaştığın kişi annen değildir, onun söylenen anne egosudur. anne egosu yüzeyseldir aslında, gerçek olan onun sana derinden sevgisidir. bunu bilirsin ama yine de sinirlenirsin. gerçek annen, gerçek baban, kendi ana baba egolarına kendilerini niçin bu kadar sık kaptırmaktadırlar? tolle diyor ki "ama diyorsunuz, onların onayı olmadan kendimi mutlu ve rahat hissedemiyorum. yok canım? seni onaylamak zorundalar mı? peki sen neden bu olmadan mutlu olamayasın?" örnek bir evlat olma işi, iskambilden ev kurma işine benzer. en ufak bir sarsıntıyla yıkılır, yeniden yapman gerekir. ama bütün bunlar tırı vırıdır. şikayetleri, sinirleri, onların egolarıdır. gerçek olan onların sana derinden sevgisidir. sen de göstermelik bir "güven ve sorumluluk abidesi" ol bakalım. bunlar pragmatik.

5 yorum:

cledora dedi ki...

aa eroinle dans di mi o kitap ben onu 1283102 kere falan okudum çok güzeel :D

sinirkoyu dedi ki...

evet eroinle dans. ben de en çok onu sevdim okuduklarım arasından elif tüyap'tan almış. sen en çok dünyaların grubu mu sevdin ecelerin mi? ben açıkçası ecelerinkini daha çok sevdim tertemiz çocuklar. dünyalar gibi eroin partisi düzenlemediler.

cledora dedi ki...

ay evet dünyaların kötü kötü arkadaşları var eceler hem daha eğlenceli

tunca zeki dedi ki...

benim minik, şişko ve sevecen ex-bebişim, bu ailenle alakalı bir soprun değil ki, sen çıkıp bir şeyleri öğrenip, onlara karşı çıkıp, kendini ispat edeceksin, örneğin ben tutup çin'de çinlilerin evlerinde kalacağımı söylediğimde maaile ayaklanıp "olmaz, otele yerleşeceksin!" dediydi bildiğimi okudum, sonra da "kafanız hiç çalışmıyor, şimdi 900 avro kârdayız." dedim, diyebildim, çünkü haklıydım, sen de böyle yap, yumurta-kabuk meselesi hep bunlar, bir keresinde de orada hastalandığımı söylediğimde çok kızmışlardı, "size ne be, hastaydım da siz mi baktınız?" demiştim...

sinirkoyu dedi ki...

ya doğru söylüyorsun zekoş. biraz sert olmak lazım dediğin gibi. de işte bana hasta olunca eninde sonunda anam babam bakıyor. çünkü yeteri kadar becerikli değilim kendime bakacak. konfordan vazgeçemeyince normal bir aile de kendiliğinden tutup al sana özgürlük demiyor. işte kendini ispat meselesi. bir gün olacak. ayrıca bana bir daha yumurta deme malolay. medeni exler olabiliriz ama bu kadar eleştiriyi kaldıramıyorum. saygılarımla.