Çarşamba, Temmuz 14, 2010
acımak
acımak, içimde yine baş gösteren bir çıban ve varlığıyla bana batı batıveriyor. her şey, her mini mini şey benim için acıma hissini kendine doğru çeken bir nesne, gözlerimi yaşarma tehlikesi ile karşı karşıya bırakan bir tehdit. daha demin arayan yaşlı bey, annem, babam, uzaklara giden kardeşim, artık kaptan çıkma ümidini yitirmiş kaplumbağam, çok parasız bir arkadaşım... hepsi benim ilgime, şefkatime muhtaç, işte bu yüzden en çok kendime acıyorum. oh, ne kadar miskinim, ne kadar lapacı, işte kendime en çok acıdığım nokta budur. en az acıdığım kimseler, acımak duygusundan yoksun kimselerdir, onlar saadeti her tarafından tutmasını ve saadet havlusuna her yerlerinden sürünmesini iyi bilirler. oysa biz acıma duygusuyla haşır neşir olanlar biliriz ki, saadet alışıldık bir şey değil, vurulması gereken bir kuştur ve biz acınası durumda olanlar ve acıyanlar, biz bu kuşu bir türlü vuramayız. oh, ne acıdır, ne acıdır acıyanların ve kendisine acınanların hali!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder