denklik bürosu. cağalaoğlu anadolu lisesi bahçesinde milli eğitim bakanlığının binası var, d blok. oranın kapısından içeri gir. çift merdivenler yukarı doğru çıkar. ismini yazman lazım. oturur beklersin. bir grup genç var, çoğu moğola, kırgıza benziyor. işte bir rus genç kız. hepsi toplanmışlar. aralarında büyük küpeleri olan bir kız var, o seni heyecanlandırıyopr. tıpkı bir akşam sokağa çıkan latin gençleri gibi. neler uyduruyorum ben? ne yapıyorlar acaba? işleri ne burda? içim kıpır kıpır, bende hiç utanma çekinme yok, aralarına karışmak istiyorum. e uzun zaman olmuş. şimdi şu gençleri görüyorum. özeniyorum. iki genç, ikisi de azeri. konuşuyorlar. benim içimde dalganlanmalar oluyor. aklımda tek bir soru. "neden gelmişler? birbirlerini nerden tanıyorlar? bu kadar moda dışı giyinilir mi?" nereden çıktı bu heyecan anlamıyorum. azeri gençler, bir gün beni bunlar heyecanlandıracak deselerdi inanırdım, farklı yerden geliyorlar çünkü. sıkılgan bir ruhun egzotizm arayışı deyin, deyin de yazımın üzerine limon sıkın. susun. bıktım sizden. yanımda oturan çekik gözlü adama bakıyorum, yüzüne dik dik, utanmadan. konuşma başlatsın, bana şurda olup bitenleri açıklasın. derken bir numaralı kağıtta adılı yazılı olanlar hep birlikte yukarı çıkıyor, ben bekliyorum, adım ikinci kağıtta yazılı çünkü. çekik gözlü adamla başbaşa kaldık. yakışıklı bir çocuk geldi sonra. hiç bildiğim, alıştığım türden bir çocuk değil. "ey, aşk işleri başkanı! ben bu çocukla sevgili olmak istiyorum, bir sevgilim olacaksa eğer. çok değişik bir havası var."
çekik gözlü adam kağıt çıkardı, bankın üstüne koydu. çekinmeden okudum. doğum yeri moğolistan, yüksek lisans, istanbul üniversitesi fen fakültesi. oh be! işte bu. adama sevgiyle bakıyorum şimdi. şu merdivenlerin arasındaki camdan ağaç yaprakları görünüyor parlayarak.
sonra bu histen bahsettiğimde bir arkadaşım dedi ki: "onlar sana değişik geliyor, ama içlerine girdiğinde hepimizin aynı olduğunu göreceksin." öyle ya, belki de dışarıdan beyoğlundaki kapının arkası da başkasına ilginç geliyordur. biz ilk senemizde bir terasa bakar ve oraya özenirdik. daha doğrusu ben özenirdim ve bu özenmeme ara sıra idili de katardım. kimbilir, ordan da buraya bakanlar vardı belki. oraya da gitmedik, neden gitmedik? bir çarkın dişlileri arasında yavaş yavaş öğütülüyorum, günlük sıkıcı hayatıma karışıyorum, karışmak istemiyorum. böyle durumlarda aptal aptal hayaller kurar, kendimi eğlendiririm. genç kız, bileklerini keserek intihar etti, çok gençti, efendim acaba satanist miydi? ulan küçüklüğümden beri aynı şey. şöhret için intihar mı edilir? salak salak salak. bu küçük dar görüşlülük sen moğolistana da gitsen geçmez. geçti. geçmedi mi. belçikada geçtiydi. kısacık kısacık. benkendimi bulmuştum. bunda acıklı olan bir taraf olmadığı için bu acıklı üslubu bırakıyorum.
5 yorum:
ironilerini seviyorum, ve sen bunu gercekten iyi beceriyorsun; bugün bunu düşündüm.
bir solukta yazını okuyuverdim. benimle aynı telden çalan birilerini görmek hoşuma gidiyor.
sen yazar olsana?
ayy ne şekersiniz ya. kabardı koltuklarım tabi :))
Yorum Gönder