Cumartesi, Ekim 07, 2006

bugün edebiyat dersinde akımları işliyorduk ben de bu yazarların hiçbirini okumamış olduğumu fark ettim (galiba hocalar da okumamış çünkü yalapşalap anlatıp geçiyorlar) sonra gittim kendime ekspresyonizm için kafka'nın, estetizm (?) için oscar wilde'in, gerçekçilik için de gogol'un en ince kitaplarını aldım, hani gözümü korkutmasın diye ve tabi bir yerden bu akımların sanatçılarını tanımaya başlamak lazım diye kafama göre aldım işte, sonra babam onları eline aldı inceledi uzun uzun, sevinmişti galiba, bana dedi ki bu kitaplar güzelmiş, önsözleri uzun, ben de okuldaki entel edebiyatçımızdan duyduğum bu bordo siyahlar eski tercümeleri alıp sadeleştiriyorlarmışı dedim, ama babacığımı bu pek ilgilendirmemişti kitapları aldı baktı baktı, yolda hep elinde tuttu, ben neredeyse ağlayacaktım, dedim ki, babacığım istersen sen de oku, neden böyle duygulandım aslı astarı yok tabi, hala ağlayasım geliyor, sonra babam akşam evde bize hamsili pilav yaptı, böylece ona acımam da geçmiş oldu, neden acıdım ki babama anlamıyorum. hem belki o da okumuştur bunları. okumamış olabilir de.

barselona'da şıvgın'la oturmuş karşılıklı ağlaşıyorduk, bu şıvgın, kelebeklerin dili filmini hatırlayıp ağlıyordu, ben de babama ağlıyordum, niçin ağlıyorsam babama artık onu da aylar geçti hala anlayamıyorum.

not. babam bu yazıyı okumaz muhtemelen ama belki bir gün okursa diye söylüyorum, yazan her şeyi ciddiye almasın.

Hiç yorum yok: