uzun süredir düşündüğüm bazı şeyler var. her şeyi çocukluğumuzda olduğu gibi görsek ne güzel olur diye düşünmüştüm otobüste, arkadaşlarımla buluşmaya giderken. eşyalardan bahsettiğim günkü düşünceme benziyor bu. otobüste insanlar vardı, bir an otobüsün içiyle ilgilenmemeye başladım. dışarıya baktım, kenar mahallelerin apartman-gecekonduları ve kaldırım kenarlarında üstüne güneş vurmuş sarı çiçeklerden oluşan bir yerdi burası. bir an dünyanın en güzel yabancılaşmasını duydum, benim yaşadığım, günlük hayattan(otobüşün içi ve şöför), günlük düşüncelerden(şıvgın'ı aramak, kemal'i görecek olmak, şarkıcı olmak istemem) arınmış bir duyguydu bu. dediğim gibi ''neden böyle yaşamışım yıllar boyu, yoksa gözlerimi mi bağladılar?''
o ana kadar yaşamış olduklarım tatsız, kokusuz, huzur vericilikten uzak geldi. bir şizofren kızın güncesinden biraz bahsedersem, o duygunun nasıl olduğunu anlarsınız. gerçekdışılığı eşyaların metalik bir ışıkla parlamasıyla açıklıyordu kız. tamam, çok alakası yok ama, hissettiğim şey, zaman zaman herkesin hissettiği garip gerçekdışılıktı.
huzur veren şey, belki de çocukluğumu buna benzer yerlerde geçirmiş olmam, zira belli bir yaşa kadar bütün hatıralarım huzur verici, ama sonrası değil. her şeye çocukluğumuzdaki gibi bakmak gerektiğini o zaman anladım işte. gerçekte, bir fotoğrafa bakınca güzel deriz, bir kıza bakarsak güzel deriz, günlük ve alışılmış estetik ölçülerine uyuyorsa. ama bana da şu iğrenç binalar güzel geliyordu işte, hem de bu güzel geliş farklıydı, çok hislerle alakalıydı ve bana kendimi her an bu hissi yitirebilecekmişim gibi hissettiriyordu. bir değneğin üstünde yürüyor gibiydim, içim tanımlayamadığım hislerle doluydu, bu hale ''Barok'' adını verdim, uçucu olduğu için. diğer, normal yaşamın getirdiği normal hislere ise ''Klasik'' dedim, herkes tarafından kabul göreni oydu. (kavramları iyi bilenler, lütfen ne alakası var demesin) ve savım şuydu: çocukluğumu halamın mahmutpaşa ve manavgat'taki evlerinde geçirmiş olan ben, sonra konforlu dairelerde yaşamaya başlamıştım, fakat çocukluğum çok güzel geçtiği için gerçek yerim orası olarak kalmış, ailemle yaşadığım evleri sevememiştim. hayat ise yetişkinler için hayalgücünden yoksun ve yüzeysel olduğu için, eşyalara ve dış dünyaya karşı olan çocuksu duyarlılığımı yitirmek üzereydim. bu yüzden akımımın adına tekrar Barok koydum, çocuk olacaktım ve bu gerçekdışılığı hep yaşayacaktım.
insan Klasik haldeyken Barok hale geçmek istemiyor, tabi tam tersi de söz konusu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder